Yabancı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yabancı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
, , , , , ,

Kalp Çarpıntısı ve Muzır Neşriyat Üzerine...


Geçtiğimiz aylarda Kalp Çarpıntısı'nın bazı kitap satış mağazalarında satışının durdurulduğu, internet sitelerinden kaldırıldığı haberini almıştık. Kısa bir zaman sonra da seri, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından muzır neşriyat ilan edilmişti. Yani Kalp Çarpıntısı, 18 yaşından küçüklerin maneviyatına (!) zarar verecek bir eser olarak tanımlandı. 

Bu karar sonrası kitabın satışına kısıtlamalar getirildi. Serinin ciltlerinin satışı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu'na göre 18 yaşından büyüklere, dışı zarf veya poşetle kaplanarak yapılıyor. Bu kaplamanın üzerinde ise sadece kitabın adı ve küçüklere zararlı olduğu uyarısı yer alıyor.

Aynı zamanda, serinin tanıtımını yapmak da suç sayılıyormuş. O nedenle, üzülerek bildiriyorum ki şu anda serinin incelemesini blogda yayımlayamıyorum 😔 O para cezasını karşılayabilecek kadar zengin değilim, arkadaşlar 😐 Ama ben yine de oturdum, serinin ayrıntılı incelemesini yazdım. Yazıyı fotoğraflarla destekledim, zenginleştirdim. Hatta yazının deneme yayınını bile gerçekleştirdim. Yazı şimdilik taslaklarda, yayımlanmayı bekliyor. Yayımlayacağım günün de çok uzak olmadığına inanıyorum 🌈

Aşk aşktır, diyorum ve Yabancı Yayınları'nı cesaretlerinden dolayı tebrik ediyorum ❤️🧡💛💚💙💜

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , ,

Yorum: Shaun David Hutchinson - Andrew Brawley'nin Sıradışı Hikâyesi

Tür: Aşk, Çağdaş/Modern, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 4,03 (1.880 oy)
Orijinal Adı: The Five Stages of Andrew Brawley
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Çeviri: Güneş Becerik Demirel
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 344
Her şeyini kaybetmiş bir çocuğun, umudu hastane koridorlarında kovalamasının yürek burkan ama aynı zamanda umut vadeden sıcacık hikâyesi.

Andrew Brawley, ailesinin geri kalanı gibi o gece ölmüş olmalıydı. Anne ve babası ölmüştü, kız kardeşi de ama kendisi kurtulmuştu.

Şimdi hastanede yaşıyor, kafeteryada çalışıyor, hemşirelerle takılıp kimsenin kullanmadığı malzeme dolaplarında uyuyor. O, neredeyse görünmez, geçmişinden, suçluluk duygusundan ve onu bulmaya çalışanlardan saklanıyor. Bir tek, yarattığı süper kahraman Hasta F'nin dünyasında teselli bulabiliyor.

Sonra bir gün hastaneye vücudunun yarısı, nefret dolu sınıf arkadaşları tarafından yakılmış bir çocuk geliyor. Onun acısı Drew'yu adeta çekiyor, onda umudu, mutluluğu görüyor. Hastanenin ötesinde, acı dolu geçmişlerinden uzak bir geleceği.

Ancak Drew hayatın asla bu kadar kolay olmadığını biliyor, kurtuluş için önce ölümle yüzleşmesi ve yaptıklarının bedelini ödemesi, nasıl biri olduğu gerçeğini açıklayarak geleceğe dair tüm şansını riske atması gerekiyor...
Andrew Brawley'nin Sıradışı Hikâyesi ile Eren'in tavsiyesi üzerine tanışmıştım. Kitabı incelemiştim ve kitap, gerek konusu gerekse çizimleriyle ilgimi çekmeyi başarmıştı. Kitap elime geçer geçmez ise kitaba başlamıştım ve birkaç gün içinde de bitirmiştim ^_^


Kitapta ilgimi en çok çeken unsur Andrew'un psikolojisiydi. Ailesini kaybetmesinin ardından hissettiği suçluluk duygusu, bunu kendine yöneltmesi ve bu duyguyu hafifletmek veya yok saymak için yaptığı girişimler arasındaki bağlantı çok net bir biçimde sunulmuştu. Ayrıca Andrew'un psikolojisine her yönüyle yer verilmesini de sevdim. Sadece suçluluk duygusuna veya bir başka şeye odaklanılmamıştı; geçmiş ve şimdiki olaylar arasında bağlantı kurularak Andrew'un içinde bulunduğu psikolojik durum, tamamıyla ortaya konulmuştu.

Yalnız, Andrew'un bu çöküntü hali bazen inanılmaz ağır geldi bana ve sık sık birkaç saatlik aralar vermek zorunda hissettim kendimi. Özellikle Andrew'un hissetiği o ezici suçluluk duygusunun elle tutulur düzeyde olması yüzünden, tek oturuşta birkaç bölümden fazla okuyamadım. Daha sonra kendimi biraz geriye çekip okuduklarımı hissetmek yerine, olaylara profesyonel bir gözle bakmayı denedim; işe de yaradı ;) Andrew'un bu duyguyla başa çıkmak için kullandığı başa çıkma mekanizmalarını görmeye ve incelemeye çalıştım.

Devam etmeden önce sonraki paragrafın Andrew'un psikolojisiyle ilgili çıkarımlarımdan oluştuğunu ve kitabı okumayanlar için spoiler niteliği taşıyan cümleler olabileceğini belirteyim :)


Kazadan sonra çoğu aile üyesinin hala hayatta olduğu yerin hastane olmasından dolayı, hastaneden ayrılmak istemediğini düşündüm ben. Hastaneden ayrılmayarak olanları geride bırakmak istemiyor ama kendisini suçlayarak da olayları tekrar tekrar yaşıyor. Ayrıca hastanede kalıp dışarıdaki dünyaya çıkmaması, kendisinin de oraya götürüldüğünde ailesiyle birlikte bir nevi öldüğünü gösteriyor. Hastanede hayalet gibi gezinmesi, diğer insanları gözlemlemesi ve oradakilerle çok içli dışlı olduğunda kendini hemen geriye çekmesi de bu düşüncemi destekliyor. Bir de soyut bir kavram olan ölümü somutlaştırmıştı, Andrew. Böylece, ölümü kendi düzeyine indirgemiş ve bunlarla başa çıkmayı kolaylaştırmıştı. Andrew'un Azrail ünvanını bir hastane görevlisine atfetmesini başta ürkütücü bulsam da daha sonra bu konu üzerinde düşününce, bunun belki de Andrew'un yaptığı en normal şey olduğunu gördüm. O yaşta bir çocuk, ölümle nasıl başka türlü nasıl başa çıkabilirdi ki?

Gerçi, Andrew'un o kadar süre boyunca hastanede yaşaması ve üstüne bir de orada çalışmasını gerçekçi bulmadığımı belirtmeliyim. Onlarca hastane çalışanına ek olarak günde yüzlerce hasta ve hasta yakınının bulunduğu bir yer, orası... Kaldığı yeri hiç kimsenin bulmaması, mantıksız geldi bana.

Kitapta Andrew'un hikayesine ek olarak, kendisinin yazdığı ve bu şekilde yaşadıklarıyla başa çıkmaya çalıştığı bir çizgi roman da vardı. Bu çizgi roman, kitaba farklılık katmıştı. Ana hikayeden sıkılanlar ve benim gibi okuduklarını kaldıramayacak durumda olanlar için bu bölümlerin, minik molalar yerine geçebilmesini sevdim.


Kitabın sürpriz unsurunu da beğendim. Şaşırtmacalar dozundaydı ve kitabın sonu gibi tek bir bölümde toplanmamışlardı, kurgunun geneline yayılmışlardı. Ama kitabın sonunda şok ediciliği yüksek olaylar da yok değildi, tabii :) Kitabın sonu demişken... Kitabı bitirdikten hemen sonra, o sonu bayağı bir garipsemiştim ben. Her şey çok hızlı gelişmiş ve her şey hemen çözülmüş gibi gelmişti bana. Ama üzerinde düşününce, böyle bir son olmasını gayet normal buldum. Sonuçta asıl iyileşme, dibe vurduktan veya farkındalık oluştuktan sonra başlıyor. Ayrıca kitabın sonunda, sorunların sonsuza kadar sürecekmiş gibi hissettirmesine rağmen aslında bir gün hafifleyeceğini ve biteceğini göstermesini de sevdim. Bu tarz sorunlarla boğuşan gençler için kurgudaki olayların gidişatının ama özellikle de bu sonun, her şeyi çok güzel özetlediğini düşünüyorum.

Son olarak kitabın basımından da kısaca bahsedeyim... Basım tek kelimeyle şahane! Kitabın şömizi, kapağı, iç tasarımları, ayracı, çizgi roman kısımlarının kalitesi, kısacası her şeyi mükemmel!

Andrew Brawley'nin Sıradışı Hikâyesi'ni ben, Andrew'un psikolojik rahatsızlıklarının gelişme ve tedavi edilme süreçlerini içeren bir kitap olarak görüyorum. Andrew'un hissettiği suçluluk ve bunun neden olduğu depresyon ile yaşamama isteğinin patolojik düzeye çıkmasını işleyen; ardından gelen tedavi süreciyle ve uygun bir sonla biten bu kitabı, benim gibi psikolojiyle ilgilenenlere ve bu tarz sorunlarla boğuşanlara tavsiye ediyorum :)



"Eğer herkes risksiz koşulların oluşmasını bekleseydi, kimse âşık olamazdı."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , ,

Yorum: Lynne Matson - Ada (Nil, #1)

Tür: Aşk, Genç-Yetişkin, Gizem
Goodreads Puanı: 3,91 (2.375 oy)
Orijinal Adı: Nil
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Çeviri: Bige Turan Zourbakis
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 440
Gizemli Nil Adası'nda kurallar belliydi. Bir yılınız vardı. Kaçmak ya da hayatta kalmak için tam 365 gün.

On yedi yaşındaki Charley kuralları bilmiyordu. Hatta nerede olduğundan bile haberi yoktu. Hatırladığı son şey sıcak hava ve kendinden geçtiğiydi. Uyandığındaysa kayalık bir arazide çırılçıplaktı.

Kaybolmuş ve yalnız hisseden Charley, adada uzun süre hiçbir insana rastlamamıştı, ta ki gençlerin lideri Thad ile karşılaşana kadar. Artık, adadan kaçmanın ne kadar zor olduğunu öğrenmişti... ve tabii bir de âşık olmanın. Thad'in zamanı doluyordu ve Charley, geleceklerini kurtarabilmek için önce Thad'i kurtarması gerektiğini fark etmişti. Ancak tehlikelerle dolu bu adada en büyük tehdit zamandı!

"Ada'yı bitirdiğimde tırnaklarım yenmiş, sinirlerim gerilmişti ve kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Nefesinizi kesecek kadar heyecan verici."
-Kasie West, Dönüm Noktası romanının yazarı

"Elinizden bırakamayacağınız, sayfaları ardı ardına çevireceğiniz bir hikâye!"
-Mary E. Pearson, Hayata Uyanmak romanının yazarı

"Gerilim dolu, güçlü bir çıkış romanı. Ada'nın sinematografik anlatımı ve tehlikelerle dolu doğası, Lost dizisi hayranlarına yepyeni bir bölüm gibi gelecek."
-Publishers Weekly

"On numara!"
-Voya (Starred Review)
Ada, kapağıyla ilgimi çeken kitaplardandı, konusu hakkında pek bir bilgim olmadan başladım kitaba ve başladıktan bir hafta sonra, geçtiğimiz ay bitirdim.

Öncelikle, kitabın kurgusunu pek sağlam bulmadığımı söylemeliyim. Her tür kitapta ama özellikle de gizem ve fantazyanın ağırlıkta olduğu kitaplarda kurgu, benim için önceliklidir. Kurgunun inşasının kitabın -özellikle de bu iki türe ait kitapların- kalitesini belirlediğini düşünüyorum. Ada ise, gizemin ön planda olduğu bir kitap. Kurgunun, bu gizemi bir ölçüde aydınlatması gerektiğini beklerdim. Adanın nasıl oluştuğu/oluşturulduğu, insanların oraya nasıl ve neden geldiği/getirildiği gibi birçok soru işareti, aklımdan hala silinmedi; cevaplanmayı bekliyor. Gerçi, kitabın sonlarına doğru bunlara bir açıklama gelir gibi oldu ama o da bir tahminden fazlası değildi. Cevapların mantık çerçevesinde, sağlam bir temele oturtulmuş olarak verilmesini beklemiştim ama bu konuda umduğumu bulamadım. Ada bir seriye ait olduğundan, umarım bu cevapları devam kitabında bulabiliriz.


Konu olarak kitabı çeşitli serilere benzetenler olmuştu, aslında ben de bu gruptanım :D Kitabı karakterler ve kurdukları düzen bakımından Labirent serisine, adanın sahip olduğu gizem itibariyle de Lost'a benzetiyorum ben. Ada'nın, bu iki seri gibi gizem ve merak unsurları oldukça yüksek. Ayrıca, kitap inanılmaz akıcı. Bu akıcılığın nedeni olarak, merak etmekten kaynaklanan bir okuma isteği olduğunu düşünsem de; aynı zamanda yazarın üslubundan kaynaklanan diyalog ve monologların fazla olmasının da akıcılığı bayağı etkilediğini düşünüyorum. Ama bu, akla betimlemelerin yetersiz olduğunu getirmesin. Şahsen ben, betimlemeleri yeterli düzeyde ve yoğunlukta buldum.

Kitabın basımı ise bir harika ^_^ Zaten son birkaç kitapta dikkat ediyorum da Yabancı Yayınları, basım kalitesini tavana çıkarmış durumda. Her kitaba özel iç tasarımlar yapmalar, kitabı ciltli çıkarmalar, deri cildin üzerine ayrıntılar eklemeler... Kitabın kapağı da orijinal olunca Ada, basım kalitesi konusunda benden tam puan aldı.

Ada'yı severek okudum; akıcılığı yüksek, betimlemeleri yerindeydi. Kitabın sadece kurgu yönünden zayıf olduğunu düşünüyorum zira var olan gizemin çözülüşü, bu gizemin ardında yatan nedenler beni tatmin etmedi. Kurgunun bir kitabın bel kemiği olduğunu düşündüğüm için, kurgusu sağlam olmayan kitaplara genelde ortalama bir puan veriyorum ki Ada'da olan da bu... Umarım serinin ikinci kitabında bu gizemlere ışık tutulur. Son olarak, Ada'yı genç-yetişkin türü sevenlere tavsiye ediyorum :)



Söz vermek hiçbir anlam ifade etmez, diye düşündüm. Şimdiki ana dair bir istektir, geleceğin gerçeği değildir.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , ,

Yorum: Gilly Macmillan - Dokuz Gün

Tür: Gerilim, Gizem, Polisiye
Goodreads Puanı: 4,13 (570 oy)
Orijinal Adı: Burnt Paper Sky
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Çeviri: Murat Karlıdağ
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 496
Gözünü ondan bir an bile ayırma!

Rachel Jenner bir an için arkasına dönmüştü. Şimdi sekiz yaşındaki oğlu Ben kayıp. Peki ama o talihsiz öğleden sonra gerçekten ne olmuştu?

Kişisel sorunları ve kendisine sırtını dönen insanlar arasında kalan Rachel bir hata yapmıştı ve artık güvenebileceği kimse kalmamıştı. Ya insanlar Rachel'ın anlattıklarına güvenebilir miydi?

Saat ilerliyor, Ben'in şansı azalıyordu.

Peki, siz kimin tarafındasınız?

"Güçlü, sürükleyici ve herkesin fikrini dile getirebildiği bir forumun bulunduğu bu internet çağında neler yaşayabileceğimizi son derece etkileyici bir biçimde anlatan bir roman."
-Woman's Weekly
Dokuz Gün, tamamen sürpriz bir kitaptı benim için. Ne konusu hakkında bir bilgim vardı ne de kitabın yazarını daha önce duymuştum. Bu bilinmezliği devam ettirme kararı alıp konusunu üstünkörü okuyarak başlamıştım kitaba. Eksikliklerinin olduğunu düşünsem de kitabı genel olarak değerlendirdiğimde, başarılı bulduğumu söyleyebilirim.

Kitap, kayıp çocuğun annesi ile davanın başındaki polis memurunun gözünden anlatılıyor. Annenin bakış açısıyla içeride neler olup bittiğine tanık oluyoruz; polis memurunun anlatımıyla ise bu aileye dışarıdan bir yabancının gözüyle bakabiliyoruz. Polis memurunun bölümleri, dava sonrası katıldığı terapi seanslarının dökümü ile dava sırasında yaşadıklarından oluşuyor. Şöyle bir bakıldığında olay örgüsü biraz karmaşık gelebilir ama olayın içine bir kez girdiniz mi kişileri, hissettiklerini ve yaşadıklarını birbirine bağlamak o kadar da zor olmuyor.

Kurgunun içinde psikoloji ve psikolojiyle ilgili olgular, terimler, vs. olunca kitaba ama özellikle de terapinin olduğu bölümlere olan ilgimin arttığını söylesem, yalan söylemiş sayılmam :D Bu kısımların gerçekliğini ve doğruluğunu da bilgimin yettiği kadarıyla inceledim ve bayağı etkilendiğimi söylemeliyim. Bilhassa, polis memurunun değerlendirilme raporunda yer alan terapistin olaya bakış açısı ile duygu ve düşünceleri, terapistin bulunduğu durumu çok iyi yansıtıyordu. Aynı şekilde terapi seansları, terapistin bu seanslardaki davranışı, gözlem ve çıkarım becerisi gibi unsurlar da doğru ve uygun bir şekilde kurguya yedirilmişti. Kitabın değerlendirdiğim bu kısmı biraz ayrıntı olarak görülebilir; fakat eğitim gördüğüm alan bu olunca, kitaplarda karşılaştığım böyle yerleri incelemeden duramıyorum :) Ayrıca, kitapta doğruluğunun tartışmaya açık olduğu bir diğer konu olan çocuk kaçırma ve bu durumda yapılması gerekenler hakkında neredeyse hiçbir bilgim yok. Bu yüzden bu kısmın ne derece doğru bir şekilde işlendiğini değerlendiremiyorum; ben de terapi seanslarını ve karakterlerin psikolojik değerlendirmelerini uygunluk açısından değerlendirerek bu açığı bir nebze olsa kapatabileceğimi düşündüm ;) Kurgunun büyük bir çoğunluğunun gerçeğe dayandırıldığı bu tür kitaplarda gerçeğe uygunluk, anahtar unsur olmalı diye düşünüyorum. Bu yüzden de kitabın bir bölümünün gerçekle uygunluğunu değerlendirdiğimi ve bu kısmın benden tam puan alarak geçtiğini söyleyebilirim ^_^


Seanslar dışında, karakterlerin psikolojisinin de son derece gerçekçi bir şekilde yansıtıldığını söylemeden geçemeyeceğim. Toplumun anneyi suçlaması ve akabinde Rachel'ın hissettiği öfke ve çaresizlik; davadan sorumlu polis memuru olan Jim'in kendini ispat etme isteği ile çocukluğunda yaşadıkları ve bunların şimdiki hayatını nasıl etkilediği; insanların internetin sağladığı perdenin arkasına saklanarak dilediğini söylemesi ve bunun sonuçları; toplumun günah keçisi üretme psikolojisi gibi unsurlar geçekçi bir biçimde işlenmişti.

Kitabın gerçeğe uygunluğunu başarılı bulsam da kurguyla tam olarak birleştirilemediğini düşünüyorum. Kurgu, kayıp çocuğun bulunma anına kadar geçen zamanda olanları işliyordu ve bunlar, çeşitli alanlardaki bilgilerle güçlü bir şekilde destekleniyordu. Ama bu bilgiler sadece yer aldığı bölümlere güzelce yedirilmişti; genel olarak baktığımda bu kısımların kurguyla tam olarak bütünleştirilmediğini görüyorum. Polis memurunun terapi seansları ve günleri ifade eden bölümlerin başında verilen kayıp çocuklarla ilgili bilgiler saf gerçekçilik içerirken; çocuğu kaybolduktan sonra annenin yaşadıkları ve polisin araştırmaları ise kurgulanmış gibiydi. Bunların harmanlanıp bir bütün olarak sunulmadığını düşünüyorum, şahsen. Bir bölümde kendimi kayıp çocuklarla ilgili bir el kitabını veya bir danışanın vaka örneğini incelerken; bir bölümde ise kurgusal bir polisiye romanı okurken hissediyordum. Kitap, konusu bakımında yarı gerçeklik yarı kurguyu içeriyor fakat bunun dengelenmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Bu yüzden, kitabı okurken çoğu zaman gerçekçiliğinin fazla olduğunu ve kurgunun zayıf kaldığını düşündüm.

Kitabın akıcılığı ve merak unsuru bayağı yüksekti. Öyle ki, bu meraka daha fazla dayanamayıp kitabın yaklaşık dörtte üçünü bitirdiğim sıralarda çocuğu kimin kaçırdığına baktım :D Bundan sonrası benim için biraz sıkıcı geçse de, çocuğun kaçırılma nedeni ve olayların nasıl bağlanacağını merak ettiğimden kitabı bitirmeyi başardım. Bir de, kitabın sonu tam olarak bağlanamamış gibi geldi bana. Her şey çözülse, sırlar açığa çıksa da bazı karakterlerin hayatının bundan sonra nasıl olacağı işlenmemişti. Dokuz Gün, bir seri kitabı olmadığı için en azından devamında neler olabileceğine dair sinyaller verilseydi, daha iyi olabilirdi.


Kitabın basım kalitesinden de söz edeyim. Dokuz Gün'de, Trendeki Kız'da olduğu gibi asıl kapağı çevreleyen kağıt bir kap kullanılmıştı ve bu kabın bir kısmı kesilip şeffaf bir materyalle kapatılmıştı. Buna ek olarak, kitabın asıl kapağının dokusunu çok sevdiğimi söyleyebilirim. Ayrıca, gerek kapaklarda gerekse çevirilerde orijinallikten yana olsam da bu sefer hem kapağın hem de adın kitaba uyacak şekilde değiştirilmesini uygun buldum.

Dokuz Gün'ü eksikliklerine rağmen severek okudum. Gerçekçi kurgusu, psikolojiyi doğru kullanması ve yüksek merak unsuru, kitabın sevdiğim özelliklerindendi. Konu ilginizi çekiyorsa ve polisiye seviyorsanız, Dokuz Gün'e bir göz atmanızı tavsiye ederim :)



Güven böyle bir şeydir. Onu bir kere kaybederseniz insanlara karşı tavırlarınızı ayarlamaya başlar, araya siperler kazar, bilgilere süzgeçler koyar, sadece bilmelerini istediğiniz kadarını iletirsiniz.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , ,

Yorum: Jamie McGuire - Kızıl Tepe (Red Hill, #1)

Tür: Kıyamet Sonrası, Korku, Yeni Yetişkin
Goodreads Puanı: 3,92 (9.170 oy)
Orijinal Adı: Red Hill
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Çeviri: Boran Evren
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 376
Âşık Olduğunuz Kişiyi Hayatta Kalmak İçin Öldürmek Zorunda Olduğunuzu Bilseniz Ne Yapardınız?

İki kızını yalnız başına yetiştirmek için çabalayan Scarlet; evli olsa da âşık olmanın ne demek olduğunu unutmuş, tek yaşama nedeni küçük kızı olan Nathan ve tek derdi kız kardeşi ve erkek arkadaşlarıyla yapacakları hafta sonu kaçamağı olan üniversiteli bir genç kız olan Miranda...

Dünyayı etkisi altına alan bir salgın patlak verdiğinde bu üç kişinin hayatı beklemedikleri şekilde kesişir ve artık tek amaçları vardır: Bu yeni ve acımasız dünyada hayatta kalabilmek.

"Sürükleyici bir kıyamet sonrası hikayesi... McGuire etkileyici detaylar ve güçlü karakterlerle başarısını bu türde de kanıtlıyor."
-Booklist

"Ürkütücü, sürükleyici ve acımasızca gerilimli."
-Closer Magazine
Kızıl Tepe de fuardan aldığım kitaplardan biriydi. Aslında kitabı uzun zamandır almak istiyordum ama fırsatım olmamıştı. Sonunda fuarda alabildim ve kitaba zombilere sardığım zamanlarda, geçtiğimiz ay başlayıp bir haftada bitirdim.

Gerek dizi gerek kitap olsun, zombi salgınının nasıl başladığını anlatan çok az eser var. Bunların çoğunun kurgusu genel olarak, insanların zombileri avlayarak hayatta kaldığı ve odağın bir süre sonra insanlara yöneldiği bir çizgi izliyor. Salgının nasıl başladığına çok az değiniliyor veya hiç değinilmiyor. Kızıl Tepe, bu salgının başlangıç safhasını çok güzel betimleyen bir eser. Salgının nedenini bilimsel olarak, doğrudan açıklamasa da nereden kaynaklandığını gösteriyor. Ayrıca insanın içine korku salan o bilinmezlik duygusunun ve akabinde getirdiği ilk panik dalgasının çok iyi işlendiğini düşünüyorum.

Kitap birçok karakterin bakış açısından anlatılıyor ve bir süre sonra bu karakterler bir şekilde bir araya geliyorlar. Bu birleşme bana biraz saçma gelmişti. Koskoca şehirde, o karakterler birbiriyle bağlantılı çıkıyor ve bir araya geldikten sonra nasıl da birbirlerinin yanında geçtiklerini, aynı mekanda bulunmayı kıl payı kaçırdıklarını vs. keşfediyorlar. Bütün bu bağlantıların biraz da kadere atfediliyor gibi olduğunu hissedince, bu durumun biraz abartıldığını düşünmüştüm. McGuire'ın karakterlerin bu karşılaşmasını elinden geldiğince gerçekçi bir şekilde kurgulamaya çalıştığını hissetmiştim ve bir yerde başarılıydı da. Ama bunu genel olarak değerlendirdiğimde bütün o ufak ayrıntıların, ana karakterlerin belli bir zaman diliminde ve aynı yerde buluşmasına neden olacak derecede ayarlanmasını zoraki bulmuştum. Fakat daha sonra bu düşüncem, McGuire'ın karakterleri acımasızca öldürmesiyle değişti. Yazarın bu gerçekçi bakış açısını fazlasıyla takdir ettiğimi ve belirli yere ulaşınca güvende olunacağına dair inancın silinip atılmasından memnun olduğumu söylemeliyim.

Yazarın daha önce başka bir seriye ait olan iki kitabını okumuştum ve itiraf etmeliyim ki Kızıl Tepe'de bayağı şaşırdım. Kitabın türünden dolayı olsa gerek, McGuire'ın eski üslubunu bu kitapta bulamadım; fakat bu üslubu da diğer kitaplarındaki kadar sevdiğimi söyleyebilirim. Ayrıca yazarın bu kitabında, diğerlerinin aksine betimlemeler vardı Yazarın kendisini geliştirdiğini görmek güzel :)

Aksiyon ve heyecan son bölümlere kadar yüksekti. Fakat kitabın son bölümlerinde bu aksiyon bayağı bir düştü. Birkaç küçük unsurla, merak duygusu yeniden uyandırılmaya çalışılsa da bu eylemin pek başarılı olmadığını düşünüyorum zira kitabın sonu oldu bittiye getirilmiş gibiydi. Kitap için seri deniyor. Fakat ikinci kitap hakkında neredeyse hiçbir bilgiye rastlamadığımdan, Kızıl Tepe'yi tek bir kitap olarak düşünmüştüm ve o mantıkla okumuştum. Eğer kitabın devamı olmazsa son kısım fazlasıyla havada kalacak, devamı olursa da her şeyin böyle oldu bittiye getirilmesinden sonra kurguyu toparlamak zor olacaktır diye düşünüyorum. Yani, kitabın sonu beni tatmin etmedi, hem de hiç...

Kızıl Tepe, salgından sonraki o ilk panik dalgasını başarıyla işleyen bir kitap. Aksiyonu yüksek ve betimlemeleri yeterli düzeyde. Kitabın bir tek sonunu beğenmedim, o da oldu bittiye getirildiği için. Umarım Kızıl Tepe'ye bir devam kitabı gelir zira, son kısım fazla havada kaldı.



Her özelliği ona bir şekilde uyuyor ve daha da çekici yapıyordu; küçük kusurların bir eve kişilik katması gibi.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , ,

Konuşan Kitaplar #20 Blog Tur | Araf - Jamie McGuire | Konuşan Kitaplar Ekibi Jared İle Karşılaşırsa


Turumuzun 3. gününden herkese merhaba! Konuşan Kitaplar ekibi olarak bu turda Tatlı Bela serisi ile büyük beğeni toplayan yazar Jamie McGuire'ın, Providence serisinin ilk kitabı Araf'ı inceliyoruz. Tur kitabımız daha doğrusu kitabın ana karakterlerinden duygusal ama bir o kadar da korumacı biricik meleğimiz Jared tur ekibimiz tarafından çok beğenildi :D Yorum Cadısı olarak ben ise bu turda Konuşan Kitaplar ekibinin Jared hakkındaki düşüncelerini kısaca paylaşacağım :) Tur programımızı yazının devamında bulabilirsiniz. Ayrıca çekilişle 3 kişiye Araf'ı hediye ediyoruz, katılmayı unutmayın ;)


Küçük Kızın Büyük Kütüphanesi:
Onun hakkında ne denebilir ki (: Jamie McGuire, bizi Travis Maddox ile sert ve sinirli bir adama aşık etmişti, şimdi Providence serisi ile duygusal, anlayışlı ve aşırı korumacı biricik Jared'a hasta bırakıyor. Okuduğum çoğu erkek karakterden farklı olarak, aşırı duyarlı ve duygusal bir yapıya sahip olan Jared, aynı zamanda Rambo imajını da nasıl koruyor hayretler içerisindeyim. Elinde silahlar ile Nina'yı korumak için lokantadan çıkan Jared ile dizlerinin üzerine çökmüş, Nina'ya lütfen beni seç, seni seviyorum diyen Jared aynı! (: Düşünsenize! Bad Boys hastası Küçük Kız'a böyle sorulmaz ki yavrum (: Jared bitanedir <3 Napıyoruz okuyoruz, okutuyoruz... Sevgilerle, Küçük Kız.

Sihirbazın Güncesi:
Jared'ı tanımıyorum ama belli ki adam herkesin başını döndürmüş. İmza, erkek blogger :D

Kitap Aşığı:
Jared gibi aşırı anlayışlı karakterleri hiçbir zaman sevemedim. Ben her daim kötü adam diyenlerdenim. Ama kitabı okurken insan böyle sevgili için neler vermez demeden edemedim. Yani aşırı anlayışlı ama bir o kadar da sahiplenici bir karakter. Bu tür adamların sadece kitaplarda olması çok acı :/

Kitaplarım ve Ben:
İçten içe kötü adamları seksi bulsam da, yok Jared bambaşka ya. Hem duygusal, hem kibar, ilgili, anlayışlı... ve kaslı, daha ne olsun? Böyle bir erkek melek bize düşmez zaten :)

Kördüğüm Hayaller:
Gerçekten Jared söz konuysuysa ne desem az :) Eğer onunla karşılaşsaydım dilim tutulur konuşamazdım, karşısında erir ölürdüm. Karşılıksızsa kesin sapık gibi gittiği her yerde takip ederdim mesela! *.* Gerçekten de Jared bad boy özellikleri taşıyor ama onu tanıdıkça, sevdikçe insan o yanını unutuyor. Öyle aşık -teee beşikten beri- öyle seviyor ve öyle mücadele ediyor, gerektiğinde vazgeçiyor ki... İnsan onun hakkında konuşamıyor, o an lal oluyor. Valla ne desem az, Jared söz konusuysa hiçbir kelime ona yetmiyor. Düşmüş melek de ne, o benim kalbimde tam bir melek <3

Tuğçe'nin Kitaplığı:
Tüm bu macera, tehlike, melekler, yarı melekler, şeytan, cennet ve cehennem arasında emin olabileceğiniz tek şey, siz de Jared'a kapılacaksınız; belki ilk görüşte değil, ama en kötü ikinci görüşte ;)

Anime ve Kitap Sever:
Kitap Twilight çakması gibi ama Jared eşsizdi ya :D


post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , ,

Yorum: Jamie McGuire - Ayaklı Bela (Beautiful, #2)


Tür: Aşk, Çağdaş/Modern, Yeni Yetişkin
Goodreads Puanı: 4,27 (55.088 oy)
Orijinal Adı: Walking Disaster
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Çeviri: Boran Evren
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 472
Aşıksan başın belada!

Abby Abernathy; geçmişini unutmak için kalkıp uzak bir şehre okumaya gelen, temkinli, kendi hâlinde bir kız. Travis Maddox; hayatını dövüşerek kazanan ve aşka inanmadığı için tek gecelik ilişkilerle avunan bir erkek. Aşk ve bela birbirine hiç bu kadar yakışmadı...

Travis annesinden hayatla ilgili iki şey öğrendi: Aşkı bul. Ve onun için ölümüne mücadele et.

Bu hikâyeyi biliyorum demeden önce bir kez daha düşünün. Her aşk hikâyesinde iki taraf vardır: Esas oğlan ve esas kız. Tatlı Bela'da esas kızı dinledik; peki ya, esas oğlan?

Bir erkeğin aşkı için verdiği mücadeleyi kendi ağzından tüm içtenliğiyle dinlemeye hazır olun...
Serinin ilk kitabı Tatlı Bela'yı geçen ay okumuş ve çok sevmiştim. Kitabı bitirir bitirmez Ayaklı Bela'yı okumak için sabırsızlanmıştım. Yayıneviyle iletişime geçip incelemem için Ayaklı Bela'yı istemiştim, beni kırmayıp kitabı yolladıkları için Yabancı Yayınları'na tekrar teşekkür ediyorum :) Kitap, aşağı yuları beklediğim gibiydi: hüzün dolu fakat eğlenceli.

Ayaklı Bela'nın ilk sayfalarında Travis'in annesinin ölümünün anlatıldığı prolog bölümü var. Bu bölüm, Travis'in Abby ile karşılaşana kadar neden tek gecelik ilişkiler yaşadığını ve Abby'ye neden böylesine saplantı derecesinde tutulduğunu açıklıyor.Kitapta bu kısmın bulunmasına sevindim, en sevdiğim bölümlerden biriydi.

Tatlı Bela'da Travis'in ortada görünmediği zamanlarda ne yaptığını merak etmiştim. Ayaklı Bela'da bu kısımlar da mevcut. Ayrıca, Tatlı Bela'da detaylıca anlatılan olaylardan bazıları Ayaklı Bela'da üstünde fazla durulmadan, birkaç cümleyle açıklanmış. Diğer karakterlerin bakış açısından yazılsa dahi ortaya farklı şeylerin çıkmayacağı, yoruma pek açık olmayan bu olayların Ayaklı Bela'da da yer almaması iyi olmuş. Yer alsaydı, muhtemelen bol bol sıkılacaktım.

Tatlı Bela ve Ayaklı Bela'nın ortak noktası, Abby'nin sinir bozucu davranışları. Tatlı Bela'da Abby'ye, yaşadıklarını düşündükten sonra, biraz hak vermiştim. Fakat Ayaklı Bela'yı okuyup kızın tavır ve davranışlarını bir başka karakterin gözünden gördüğüm zaman Abby'nin fazlasıyla dengesiz hareket ettiğini anlamış oldum. Kız, sürekli bir önceki davranışının tersinde hareket ediyor. Benim gözümde Abby, sevilmeyen karakter kategorisinde Parker ile yarışacak düzeyde. O derece sevmiyorum ben bu kızı.

Travis'i ise, Abby'nin aksine, Ayaklı Bela sayesinde daha bir sevdim. Annesini kaybettikten sonra kalbini, zarar görmemesi için tek gecelik ilişkilerin ve serseri tavırların arkasına saklaması... Bir de Travis'in herkes için basit gibi görünen ama onun için anlamı büyük olan bazı davranışları var ki... Mesela, Abby'nin geçmesi için kapıyı açık tutması veya Abby'nin oturma odasındaki koltukta değil de yatağında yatmasını istemesi. Bunlar Abby için fark edilmeyecek kadar önemsiz olabilir fakat Travis için durum farklı. Tatlı Bela'da Travis'in bu davranışları -Abby fark etmediği ya da görmezden geldiği için- üzerinde durulmamıştı. Ama Ayaklı Bela'da Travis'in bu küçük jestlerinden ve Abby'nin bunları fark etmesini istediğinden bahsediliyor.

Kitabın çevirisinde gözüme çarpan bir hata vardı. İlk sayfalarda Tatlı Bela'da da yer alan, Travis'in Sosyalleşiyorum! Sadece sosyalleşiyorum! cümlesi Ayaklı Bela'da Bağlantı kuruyorum! Sadece bağlantı kuruyorum!'a dönüşmüş. Biliyorum, minik bir hata fakat iki kitabın da çevirmeni aynı olunca belirtmeden edemedim. Fakat -yazarın kullandığı dil mi yoksa çevirmenin seçtiği kelimeler mi bilemiyorum- Travis çok iyi yansıtılmıştı.

Ayaklı Bela'da yazar, Travis-Abby ikilisinin geleceğine dair de bir bölüm ayırmıştı. Maddox çiftinin bu tarz bir geleceğe sahip olamayacağını düşündüğümden olsa gerek, kitabın sonunda yer alan bu bölümü biraz garipsedim ben.

Ayaklı Bela, Travis'in geçmişi, düşünceleri ve hissettikleri üzerine yazılmış bir kitap olsa da Tatlı Bela'da anlaşılmayan birçok olaya ışık tutuyor. Travis'i sevenler, bu kitabı kaçırmamalı ;)



O anda bir şey fark ettim: o güzelliğin ve sahte masumiyetin ardında başka bir şey vardı, mesafeli, ölçen biçen, kurnaz bir şey. Gülümsediğinde bile günahkârlığın hiçbir hırka tarafından kapatılamayacak kadar içine işlemiş olduğunu görebiliyordum. O gözler minicik burnunun ve yumuşak hatlarının üstünde âdeta havada asılı gibi duruyor ve başka herkes onun saf ve masum olduğunu düşünüyordu. Ama bu kız bir şeyler gizliyordu. Benim fark etmemi sağlayan tek şey, kendimi bildim bileli bende de aynı gühahkârlığın olmasıydı. Tek fark onun bunu içinde, derinlerde tutuyor olması ve benim kendi günahkârlığımı düzenli aralıklarla kafesinden çıkarmamdı.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , ,

Yorum: Jamie McGuire - Tatlı Bela (Beautiful, #1)


Tür: Aşk, Çağdaş/Modern, Yeni Yetişkin
Goodreads Puanı: 4.24 (149,192 oy)
Orijinal Adı: Beautiful Disaster
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Çeviri: Bora Evren
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 430
Aşıksan başın belada!

Abby Abernathy karanlık geçmişiyle arasına mesafe koymuş olan, alkol kullanmayan, küfür bile etmeyen kendi halinde bir kız, fakat yaşamını dövüşerek kazanan ve vücudu dövmelerle kaplı yakışıklı Travis Maddox onun hayatını değiştireceğe benziyor.

İyi kız ve kötü çocuk...
Bu birliktelik bir aşkın mı habercisi yoksa bir felaketin mi?

Tatlı Bela sadece bir "bestseller" değil, uluslararası bir fenomen. Yayımlandığı günden beri tüm dünyada büyük yankı uyandıran bu kitabı okumayan kalmayacak.
Tatlı Bela, ilk çıktığı zamanlarda ilgimi çekmişti. Fakat ben, aşk dolu kitapları okumayı pek tercih etmediğimden kitabı yakın zamanda okumak gibi bir düşüncem yoktu. Kitabın D&R'da 9.90 tl gibi uygun bir fiyatla satıldığını duyunca bari kitabı alayım da elimin altında bulunsun diye düşünmüştüm. Daha sonra, KitapAyracı'nın davetiyle Tatlı Bela Okuma Günü'ne katılmayı planladım. Gruptaki kitap çılgınlarına yetişebilmek için kitabı en kısa zamanda edindim ve ertesi günü okumaya başladım. Fakat kitabın akıcılığına rağmen yine de hızlarına yetişemedim :D

Kitap, beklediğimden biraz farklı çıktı. Birçok yorumda, kitap için erotik türünde denmişti. Fakat kitabın, erotikten ziyade romantik olduğunu kitabı okuyunca anladım. Hem de öyle bayıcı bir aşk hikayesi de yok kitapta. Kitabın bazı yerlerinde sıkıldığım oldu, bazı karakterleri saç baş yolasım geldi ama genel olarak bakıldığında, okuyucuyu bunaltmayan bir aşk hikayesi hakim.

Kitapta tekrar tekrar okumaktan sıkılmayacağım birçok kısım var: Abby ve America arasındaki dostluk, America-Shepley ikilisinin davranışları, Travis'in ailesi ve Travis... Travis'in kitabın kötü çocuğu, Abby'nin de bu kötü çocuğa tutulan naif kız olacağını sanmıştım fakat ikilinin rolleri sıklıkla değişiyor ve Travis'i aşkından dolayı delilik sınırına yaklaşırken, Abby'yi ise Travis'i peşinden koşturturken görüyoruz.

Parker dışında bütün karakterleri sevdim ben. Abby'nin tavırlarını sinir bozucu bulsam da geçmişini öğrendikten sonra kıza birazcık hak verdim. Fakat Abby'nin kitabın sonlarına doğru Travis'ten uzak durma çabalarının gereksiz olduğunu düşünüyorum.

Kitabın karakter betimlemeleri yok denecek kadar az. Birçok karakterin dış görünüşlerinden bahsedilmediği için karakterleri aklımda canlandırmakta zorlandım. Başlarda, bazı karakterlerin cinsiyetlerini bile anlayamamıştım. Finch'in cinsiyeti ise benim için hâlâ gizemini koruyor.

Kitabın iç ve dış tasarımından da birazcık bahsedeyim; ön ve arka kapakları ve bu kapakların iç kısımlarının tasarımını çok sevdim. Kitabın içeriğinde ise bazı yazım hataları mevcuttu fakat çok dikkatli okumadığınız sürece bu hatalar gözünüze çarpmıyor.

Abby'nin beni çileden çıkaran davranışları olmasaydı kitaba aşık olabilirdim. Yine de, Tatlı Bela akıcı dili ve duygu dolu kurgusuyla severek okuduğum kitaplar arasındaki yerini aldı. Kitabın karakter betimlemeleri güçlendirilirse ortaya tadından yenmeyecek bir kitap çıkabilir.



"Berbat bir halde olduğumuzu biliyorum tamam mı? Ben dürtüsel davranıyorum ve çok fevriyim ve senin için daha önce kimse için hissetmediğim şeyleri hissediyorum. Sen bir an benden nefret ediyormuş gibi davranıyorsun, bir sonraki an beni istiyorsun. Ben hiçbir şeyi doğru yapamıyorum ve seni hak etmiyorum... ama seni köpek gibi seviyorum Abby. Seni daha önce kimseyi ya da hiçbir şeyi sevmediğim gibi seviyorum. Sen yanımdayken içki ya da para ya da dövüş ya da tek gecelik ilişkilerin bir değeri kalmıyor... tek ihtiyacım olan sensin. Tek düşündüğüm sensin. Tek hayal ettiğim sensin. Tek istediğim sensin."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , ,

Tanıtım: Maria Semple - Neredesin Bernadette


   Sokak Kedisi Bob ile başarılı bir çıkış yapan Yabancı Yayınları, Neredesin Bernadette? ile yayın hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Adult Fiction/Yetişkin Kurgusu türündeki kitap, birçok sitede ön siparişte gözüküyor. 
   Kitabın arka kapak yazısı şu şekilde;
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , ,

Tanıtım: Jamie McGuire - Tatlı Bela (Beautiful, #1)


   Sokak Kedisi Bob ile kitaplığımda yer edinen Yabancı Yayınları bizleri, merakla beklenen bir seriyle tanıştırıyor: Tatlı Bela. Kitabın dağıtımı yapıldı ve kitap, raflardaki yerini aldı.  Hem kapağını hem de konusunu sevdim ben ^_^ Fuardan alınacaklar listeme bir kitap daha ekliyorum ;)
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , , , , ,

Yorum: James Bowen - Sokak Kedisi Bob | Book Friends, Kitap Tur #3



Kitabın Adı: Sokak Kedisi Bob
Yazarı: James Bowen
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Orijinal Adı: Street Cat Bob
Çeviri: Işıl Karahanoğlu Zaimoğlu
Basım Yılı: Şubat 2013, 1. Baskı
Sayfa Sayısı: 230

III. Kitap Turumuzda, yayın hayatına yeni başlamış olan bir yayınevinin kitabını Sokak Kedisi Bob'u inceliyoruz. Yabancı Yayınları'na desteği için çok teşekkür ediyorum :)
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , ,

Tanıtım: James Bowen - Sokak Kedisi Bob


Konusu kedi olan her şey ilgimi çeker, bunlardan biri de Yabancı Yayınları'ndan çıkan Sokak Kedisi Bob kitabı. Konusuna bakacak olursak;
Paylaş:
Devamını Oku