, , , , , , ,

Yorum: Northanger Manastırı - Jane Austen

Tür: Aşk, Klasik, Tarihi Kurgu 
Goodreads Puanı: 3,84 (329.568 oy) 
Orijinal Adı: Northanger Abbey 
Seri:
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 
Çeviri: Hamdi Koç 
Basım Yılı: 2020 (8. baskı) 
Sayfa Sayısı: 252 

Jane Austen (1775-1817): Kırk iki yıllık sade ve gözden uzak yaşantısına karşın yazdıklarıyla İngiliz edebiyat tarihinin bir kült romancısı olmayı başardı. Eserlerinde sıradan insanların gündelik yaşamını derin bir gözlem gücüyle ele aldı. Taşra hayatını, genç kız masumiyetini ve aile değerlerini zarif olduğu kadar ironik üslubuyla işledi. Güçlü kadın karakterlerin başrolü oynadığı romanlarının tümü sinemaya uyarlandı. Northanger Manastırı Jane Austen’ın yayımlanmak üzere tamamladığı ilk romanıdır. Yapısal sağlamlığıyla çağdaş eleştirmenlerin de hayranlığını kazanan eser yazarın ölümünden sonra 1817 yılında yayımlandı.

Hamdi Koç (1963): İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Hokka dergisinin yayın kurulunda bulundu. 1992’de Çocuk Ölümü Şarkıları’ndan başlayarak hemen her yapıtıyla dikkati çeken Hamdi Koç’un o tarihten bu yana altı romanı ve 2010 yılında Rüyalarıma Giren Kadın adıyla denemeleri yayımlandı. Eserlerini çevirdiği yazarlar arasında W. Shakespeare, W. Faulkner, S. Beckett, J. Joyce ve J. Austen yer alıyor.

Northanger Manastırı'na Emma'yı bitirdikten hemen sonra, girdiğim Austen modundan çıkmak istemediğim için başlamıştım. Kitap, beklediğimden oldukça farklı çıksa da keyifle okuduğum kitaplardan biri oldu.

Emma'yı okuduktan sonra Austen'a halen aç olduğumu görmüştüm. Bu yüzden, o zamanlar yaptığım alışverişte bir Austen kitabına da yer vermek istemiştim. Austen'ın hangi kitabını alsam diye uzun uzadıya düşünmüştüm. Konusu itibariyle Northanger Manastırı ilgimi çekince kitabı edinmiştim. Ancak ben, beklediğimden farklı bir kitapla karşılaştım 😑 Yapılan tanıtımlarda Northanger Manastırı'nın bir gotik parodisi olacağı izlenimini edinmiştim. Kitabın komediyle karışık gerilim, heyecan ve korku ögelerini fazlasıyla barındıracağını sanmıştım. Bu havanın kitabın ufak bir kısmında var olması, genelinde bulunmaması beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Kitabın geneline baktığımda Northanger Manastırı'nı yer yer komedi ögeleri içeren, dramatik ve sıradışı bir dönem kitabı olarak görüyorum.

Northanger Manastırı'ndaki karakterlerin, Austen'ın diğer kitaplarındaki karakterlerine kıyasla daha sönük kaldığını düşünüyorum. Diğer kitaplarındaki karakter zenginliğini ve derinliğini ne yazık ki bu kitapta göremedim. Karakter gelişimi açısından ise Northanger Manastırı beni şaşırtmadı. Ana karakter Catherine Morland tıpkı Elizabeth Bennet ve Emma Woodhouse gibi çocuksu tavırlarından çıkıp yaşadıkları ve deneyimledikleriyle olgunlaşıyor, daha oturaklı birine dönüşüyor. Kitabın sonunda Catherine çılgın hayal gücünü dizginlemeyi başaran, hayır demeyi ve dilini tutmayı öğrenen genç bir kadın haline geliyor. Austen'ın, ana karakterlerine bir yıl gibi kısa bir zaman diliminde böylesine köklü değişimler geçirtmesine alışkınım. Catherine'in gelişiminin ise Northanger Manastırı'nda daha çok öne çıkıyor gibi göründüğünü düşünüyorum. Catherine'in değişiminin daha derinden olması ve bu kitaptaki olay örgüsünün Austen'ın diğer kitaplarına nazaran daha basit, düz olması bunun açıklaması olabilir. 

Northanger Manastırı'nın en sevdiğim yanı, Austen'ın ana karakter seçimiydi. Catherine, Elizabeth ve Emma'ya kıyasla daha sıradan bir karakter; Elizabeth gibi çekici ve zeki, Emma gibi güzel ve zengin biri değil. Catherine'in belki de tek takdir gören özelliği kendisine zarar verecek derecede saf ve iyi kalpli oluşu. Buna rağmen Austen'ın okurken sıkmayan, hatta merak uyandıran bir karakter yaratması bence övgüyü hak ediyor. 

Şuradaki Emma incelememde Austen'ın yazı dilinin, kitabındaki ana karakterden beslendiğini ifade etmiştim. Northanger Manastırı'nda da durum aynıydı. Anlatıcı, Catherine gibi dramatik ve cana yakın bir tavra sahip. Bu sayede ilgi çekmeyen, geçiş görevindeki sahnelerin çoğunun en azından sıkıcılıktan kurtarıldığını söyleyebilirim ki bu sahnelerin Northanger Manastırı'nda, özellikle de ilk yarısında, bolca bulunduğunu belirtmeliyim.

Austen, duygu aktarımını başarıyla gerçekleştiren yazarlardan... Catherine'in içinde bulunduğu durumlardan dolayı duyduğu rahatsızlığı, bıkkınlığı, utancı bir okur olarak ben de fazlasıyla hissettim. Hatta bazı sahnelerde Catherine adına ben çileden çıktım; kendimi Catherine'e öğüt verirken, kendisini içine düştüğü durumlardan çekip çıkarmak isterken buldum. Duygu aktarımını böylesine güçlü bir biçimde gerçekleştirdiği için Austen'ı ayakta alkışlıyorum 👏

Kitabın Türkiye İş Bankası ve Kültür Yayınları basımını okudum. Birebir çeviri yapıldığı için kitabın dili Emma'ya kıyasla daha ağdalı geldi. O nedenle, Northanger Manastırı'nı okumayı haftalara yayma ihtiyacı hissetim ve kitabı bir ayda bitirdim. Aynı şekilde, Emma'yı da bir ayda bitirmiştim. Fakat o zaman, Emma'yı bitirmemek için kitabı uzatmıştım da uzatmıştım. Northanger Manastırı'nı ise özellikle de ilk bölümlerini, okumaktan ara sıra kaçındığım oldu. Gerçi, bunun nedeni çeviriden ziyade olay örgüsüyle ilişkili... Ancak, çevirinin bu durumu kolaylaştırdığı da söylenemez 😬

Northanger Manastırı, sade kurgusu ve silik karakterleriyle umduğumdan farklı bir kitaptı. Neyse ki kitabın alışılmadık ana karakteri ve Austen'ın o canlı, etkileyici üslubu kitabı toparladı. Ben de kitabı keyif alarak okuyabildim 😊



"İnsan ister erkek olsun ister kadın, eğer iyi bir romandan zevk almıyorsa dayanılmaz ölçüde aptaldır."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, ,

Kitap Alışverişi | 25


Yeni bir alışveriş yazısıyla, uzun bir aranın ardından merhaba 🙋 Son aylarda yaşadıklarımız, bende ne heves bıraktı ne de istek... Bir süredir bir şeyler okuyasım, izleyesim, yazasım gelmedi. Elim ne kitaplara gitti ne de bilgisayara... Ama yavaştan toparlıyorum. Yaptığım bu alışverişin de beni motive edeceğine inanıyorum 😇

Yangınlar, seller, artan kadın cinayetleri derken bir kitabın sırf LGBTIQ+ ögeler içerdiği için bazı satış sitelerinde satılmadığını ve bu sitelerden kaldırıldığını öğrendim. Üstüne bir de kitap hakkında soruşturma açıldığını, kitabın çocuklara uygunluğunun "değerlendirildiğini" duydum. Tam daha da saçmalayamazlar diyorum, canım ülkem beni her seferinde şaşırtmayı başarıyor 😒 Şu salak saçma hareketten sonra ben de gittim, daha önce dikkatimi çekmeyen bir seriyi almak için alışveriş yaptım.

Kalp Çarpıntısı'nı birkaç kez sosyal medyada görmüştüm. Ama kitap nedense dikkatimi hiç çekmemişti. Şu sansür olaylarından sonra seriyi biraz araştırdım. Hoşuma da gitti hani 😏 Böyle tatlı mı tatlı, sevimli bir seriyle tanışmamı sağladılar en azından. Eminim ki sadece benim değil, birçok kişinin bu seriyi edinmesine vesile olacaklar. Bunu düşündükçe zevkten dört köşe oluyorum 😄

Kargo ödememek için başka ne alsam diye bakınırken bayağıdır tanışmak istediğim bir yazarın, Lovecraft'ın setine denk geldim. Hazır sonbahar da geliyorken elimin altında bu türden birkaç kitabın bulunmasını istedim. Rüzgarlı gecelerde böyle kitaplar iyi gider 😉

Alışverişimi İlknokta'dan gerçekleştirdim. İki yazarın kitapları da set olarak satıştaydı ve iki set de %50 indirimdeydi. Kalp Çarpıntısı seti, ikinci kitaptan dolayı ön siparişte görünmesine rağmen kitaplar birkaç günde elime geçti. Siparişi perşembe gecesi vermiştim. Kargo ise cumartesi sabahı elimdeydi. En hızlı alışverişlerimden biriydi, diyebilirim. Üstelik kitapların durumu da beklediğimden çok çok iyiydi 😲

İlknokta, kitapların yanında bir de not defteri göndermiş. Fotoğraf çekerken koymayı unuttum ben onu, sonradan aklıma geldi. Tekrar fotoğraf çekmeye üşendiğim için sadece bahsedip geçeceğim. Defterin ön ve arka kapağında birçok yazarın fotoğrafı bulunuyor. Ön kapakta bir de Tolkien alıntısı var 😍 Bunu fark edince ayrı bir keyiflendim 😇

Bayağıdır İlknokta'dan alışveriş yapmıyordum. Şu olay en azından böyle iyi bir şeye neden oldu. Kitapların durumundan temin hızına kadar fazlasıyla memnun kaldığım bir alışveriş gerçekleştirdim. Çok ekstrem bir durum olmadıkça İthaki kitaplarımı buradan temin ediyordum zaten. Bu sisteme aynı şekilde devam edeceğim.

Son Kitapyurdu alışverişlerimden memnun değildim, hele de sonuncusundan... İdefix'ten şimdiye kadar bir kez alışveriş yapmıştım, onda da beni çok uğraştırmışlardı. D&R'ın durumuysa malum... Kalp Çarpıntısı serisini sitelerinden kaldırmaya kadar gitmeleri de bunun tuzu biberi oldu. Bu tarz sitelerden artık alışveriş yapmama kararı aldım. Verdikleri hizmetin gittikçe kötüleşmesinin de şu seriye verdikleri bu tepkiyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu kafa yapısının girdiği her ortamı ne hale getirdiğini görüyoruz. Bu ortam ister ticari olsun ister siyasi... 

Son olarak, Kalp Çarpıntısı'nın set olarak İlknokta'da hala %50 indirimde olduğunu hatırlatayım. Almak isteyenlere duyurulur 😏

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , ,

Yorum: Emma - Jane Austen

Tür: Aşk, Klasik, Tarihi Kurgu 
Goodreads Puanı: 4,02 (699.711 oy)
Orijinal Adı: Emma
Seri: -
Yayınevi: Can Yayınları
Çeviri: Nihal Yeğinobalı
Basım Yılı: 2020 (5. baskı)
Sayfa Sayısı: 480

Jane Austen 1815'te 39 yaşındayken tamamladığı Emma'nın en sevdiği romanı olduğunu söyler. Aşk ve Gurur ile Mansfield Park gibi romanların yazarının gözbebeğidir bu kitap. Bir taşra kasabasındaki üç genç kızın gerçek aşkı arayışını anlatan roman, bir yandan insan yaradılışının zayıf yönlerini, bir yandan da XIX. yüzyıl İngiliz toplumunun katı ve ikiyüzlü geleneklerini sorgular, inceden inceye alaya alır.

Kendisini bir minyatür sanatçısı olarak gören Austen'ın dehası sağlığında anlaşılamamıştır. Oysa yıllar sonra İngiliz edebiyatının mihenk taşlarından Virginia Woolf, Austen ve romanı Emma için şunları kaleme alacaktır:

"... Bu bitirilmemiş ve aslında önemsiz hikâyede Austen'ın büyüklüğünün bütün unsurları yer alır. Bu hikaye edebiyatın tüm kalıcı niteliğini içerir. Yüzeydeki canlandırmayı, yaşama benzerliği bir yana bırakın, geriye çok daha derin bir haz, insani değerlerin eşsiz bir biçimde öne çıkarılması kalır."

Türkiye'den 20 çağdaş fotoğrafçı Can Klasikleri’nin bu özel dizisi için 20 kitabın kapak fotoğrafını özgün yorumlarıyla hazırladı.

Emma, Jane Austen'ın okuduğum ikinci kitabı. Birkaç yıl önce Gurur ve Önyargı'yı okuyup şurada yorumlamıştım. O okumadan sonra kendisinin diğer kitaplarını da incelemiştim ve Emma dikkatimi çekmişti. Ancak tanıtım yazılarında ana karakterin biraz şımarık ve umursamaz biri gibi tasvir edildiğini görüp kitaptan soğumuştum. Renkli Kitap'tan Güngör'ün tavsiyesiyle kitaba bir şans vermeye karar verdim, iyi ki de vermişim. Zira Emma, Austen'in en sevdiğim kitabı olabilir 😍

Kurgusu itibariyle Emma, Gurur ve Önyargı'ya kıyasla daha hafif. Emma'da hem daha az sayıda olay mevcut hem de bu olaylar Gurur ve Önyargı'daki kadar karmaşık değiller. Hatta iki kitapta da yaşananlar aşağı yukarı birer yıl sürmesine rağmen, sanırım bu nedenle Emma'nın daha kısa bir zaman dilimini işlediğini zannetmiştim ben. Gurur ve Önyargı'da olduğu gibi Emma'da da Austen, dönemin âdâb-ı muaşeret kurallarına yer veriyor. Ancak bu konu da Emma'da, Gurur ve Önyargı'daki kadar yoğun işlenmiyor. Bu kurallar karakterlerin davranışları, hal ve tavırları üzerinden okuyucuya veriliyor; bu kuralların ayrıca üzerinde durulmuyor. 

Kitabın ilk bölümlerinde ana karakterler, olay örgüsüyle bağlantılı olarak hikayeye dahil ediliyor. Her bölümde farklı karakterlerden bahsediliyor; karakterlerin kişilikleri, zevkleri, davranışları, gibi özellikleri okuyucuya sunuluyor. Bir nevi karakter tanıtımı yapılıyor. Emma'nın olay örgüsü fazla dallı budaklı olmasa da hatırı sayılır miktarda ve derinlikte karakteri var. O nedenle, karakterlerin tanıtımının olay örgüsünde bölümlerin aralarına dağıtılmasındansa bu şekilde, en başta yapılması hoşuma gitti. Kafam karışmadan, karakterlerin kim olduğuna bakmak için önceki sayfalara dönmek zorunda kalmadan, keyifle okudum kitabı.

Emma'yı okurken Austen'ın yazı dilinin ana karakterini yansıttığını fark ettim. Gurur ve Önyargı'da anlatıcı Elizabeth Bennet gibiydi; usturuplu, sakin, gözlemi kuvvetli... Emma'da ise anlatıcı Emma Woodhouse gibi doğrudan, kendinden emin ve biraz da mağrur bir profil çiziyor. Şu anda Austen'ın Northanger Manastırı'nı okuyorum ve bu çıkarımımdan daha da eminim. Kitaplar kahraman bakış açısıyla yazılmamış olmasına rağmen anlatıcı, ana karakterlerin özelliklerini taşıyor. Sanırım Austen'ın kitaplarında en çok kendisinin bu değişken üslubunu seviyorum 😊

Emma gibi klasikleri okurken çevirisine güvendiğim, belli yayınevlerini tercih ediyorum ben. Emma dışındaki diğer Austen kitaplarımı Türkiye İş Bankası ve Kültür Yayınları'ndan almıştım. Can Yayınları'nın fotoğraflı klasikleri hoşuma gittiği için Emma'yı da buradan almak istemiştim. Can Yayınları'nın çevirisini çok akıcı bulduğumu belirtmeliyim. Bir ara bu akıcılığın kitaptan kaynaklanıyor olabileceğini düşünmüştüm. Sonuçta konusu ve kurgusu itibariyle de Emma, Austen'ın diğer kitaplarına göre okunması daha kolay bir kitap. Ancak İş Bankası'nın çevirisiyle Can Yayınları'nın çevirisini orijinal metne bakarak incelediğimde, çeviri konusunda farklılaştıklarını gördüm. İş Bankası orijinal metinden birebir çeviri yapıyorken, Can'ın çevirisi biraz daha basitleştirilmiş gibiydi. Nihal Yeğinobalı, Austen'ın uzun cümlelerini bölerek kısaltmış ve cümle aralarına bağlaçlar koyarak daha akıcı bir metin elde etmiş. O yüzden İş Bankası'ndan çıkan Austen kitapları Can'a göre daha ağır, ağdalı bir dile sahip gibi görünüyor. Can'dan çıkan Emma ise bu çeviriden dolayı kolay okunan bir kitap haline gelmiş. Ben, birebir çeviri taraftarıyımdır; fakat Emma'nın akıcılığını görünce Can'ın çevirisine dair olumsuz bir şeyler söyleyemiyorum. Sadece, kitapta etiquette kelimesinin "etiket" olarak çevrilmesini garipsedim. Onun dışında bence çeviri gayet başarılı. O nedenle, Can Yayınları'nı da tavsiye edebilirim. Özellikle de Austen okumak isteyen genç okurlara, dili daha sade olduğundan Can Yayınları'na göz atmalarını öneririm.

İtici gibi görünse de kendini sevdiren bir ana karakteri, hafif bir kurgusu ve sade bir dili olan Emma'yı okurken ben çok eğlendim. Jane Austen okumaya başlayacaklar için Emma'nın güzel bir seçim olacağını düşünüyorum.



"İnsanların birbirlerine yaptıkları hemen hemen hiçbir açıklamanın tümüyle doğru olduğu söylenemez. Hiçbirinin en ufacık bir ayrıntısının bile hiç maskelenmediği, azıcık olsun gerçeği saptırmadığı seyrek görülür, hem de çok seyrek."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , ,

Yorum: İşte İnsan - Michael Moorcock

Tür: Felsefe, Tarihi Kurgu 
Goodreads Puanı: 3,77 (6.753 oy) 
Orijinal Adı: Behold the Man 
Seri: - 
Yayınevi: İthaki Yayınları 
Çeviri: Barış Tanyeri 
Basım Yılı: 2020 (4. baskı) 
Sayfa Sayısı: 176 

"Korku olmadan din hayatta kalamaz."

Tolkien sonrası fantastik edebiyatın öncü ve en önemli yazarlarından olan Michael Moorcock yalnızca yarattığı efsanevi karakteri Elric'le değil, Yeni Dalga akımının yükselmesine sebep olan editörlüğüyle de türün kaderini doğrudan etkilemiş ender yazarlardan. Moorcock'ın kendi sınırlarını bile zorlayıp tabuları yerle bir ettiği bilimkurgu kitabı İşte İnsan ise Jungcu psikoloji temel alınarak yazılmış en cüretkâr zaman yolculuğu romanlarından biri.

Kafası sorularla dolu, problemli bir genç olan Karl Glogauer, İsa Peygamber'in son aylarına tanıklık etmek için zaman makinesiyle 1970 yılından M.S. 29 yılına yolculuk eder. Kutsal Topraklar'da Vaftizci Yahya ile karşılaşan Glogauer, bu mucizelerle dolu bölgede Nasıra'ya ulaşmak ve İsa'yı bulmak için yola çıkar.

İsa'yı bulduğunda ise hikâye oldukça çetrefilli bir hal alır zira bu tarihi figür, Nasıra'da bir marangoz dükkanının gölgelerinde saklanan ve değil peygamber olmak, hayatta kalmak için bile başkalarına ihtiyaç duyan bir insandır. Gelecekte vuku bulmuş geçmişinin peşini bırakmayan hayaletleriyle, insanlık tarihinin olması gerektiği gibi yaşanmasını sağlamak için harekete geçen Glogauer, hem yolculuğun sonuna hem de sorularının yanıtlarına adım adım yaklaşır.

Tarih değişmesin diye tarihe müdahale etmenin bedeli nedir? Fikir mi gerçekliğin sebebidir yoksa gerçeklik mi fikrin?

İşte İnsan, yanlış sorulara verilen doğru bir cevap.

"Wells'in hiçbir zaman hayal edemeyeceği Zaman Makinesi'nin ta kendisi."
-Brian Aldiss

İşte İnsan, arkadaşlarla birlikte okuduğumuz bilim kurgulardan biri. Kitabı ocak ayının ortalarında okumuştuk. O sıralarda yüksek lisans projemle uğraştığım için kitap okumaya ayıracak zamanım, enerjim, dikkatim, vs. çok yoktu. Bu yoğunluğun içinde birkaç günlük, boş olduğum bir zamanı bulunca kısa bir kitap okumak istedim. Nitekim kitabı tüm bu koşuşturmacalar başlamadan, üç günde bitirdim. Biraz kendime zaman ayırdıktan sonra da kitap okumaya ve incelemelerine kaldığım yerden, İşte İnsan'ın incelemesiyle devam ediyorum.

Kitaba başlamadan önce kitap hakkında çok fazla bir bilgim yoktu. Olayı kabaca, arka kapaktan okuduğum kadarıyla biliyordum. Aynı şekilde, Hristiyanlık hakkında da derinlemesine bilgi sahibi değilim. Kitapta olaylar her ne kadar ayrıntılı bir biçimde işlenmese de yapılan göndermeleri, bahsedilen olayları anlamak için biraz araştırma yapılması gerektiğini düşünüyorum. İncil'den alınan olaylar ve bunların kurguya dönüştürülüşü basit olsa da bu kitap, konuyu bilmeden okunduğu takdirde birçok noktanın kaçırılacağı ve sonunda okurun kitaptan sıkılabileceği kanaatindeyim.

Kitap bilim kurgu olarak kategorize edildiği halde, geçmişe dönmek için kullanılan zaman makinesinin ayrıntısına bile inilmemesi beni çok rahatsız etti. Makinenin dış görünüşü kısaca betimlenmiş, bir ya da iki ana parçasının işlevinden bahsedilip olaylara geçilmiş. Bilim kurguyu bilim kurgu yapan, kitabın dayandığı gerçek ya da kurgusal olan bilim değil midir? Bilim, bu kitabın neresinde? Bir karakter zamanda yolculuk yaptı diye o kitap bilim kurgu olmuyor, olmamalı... Ayrıca zamanda yolculuk, karakterin sadece amacına ulaşmasını sağlama yöntemi olarak kullanılmış. Devamında yapılan bütün tartışmalar, okuru düşünmeye sevk eden konular bu zaman yolculuğu sayesinde gerçekleşmiş. Ancak kitabın odağında, zaman yolculuğu sonrasında gerçekleşen olaylar ve bu olayların sorgulamaları yer alıyor. Yani zamanda yolculuk veya zamanda yolculuğu mümkün kılan teknoloji, bu kitabın odağında değil. Zamanda yolculuğun neden olabileceği paradokslar da ayrıntılı olarak ele alınmamış. Bu paradokslar ana karakteri birkaç satırlık düşünmeye sevk etmiş sadece. Ardından zaman yolculuğunun neden olabileceği senaryolardan biri, bunun nedeni veya ispatı sunulmadan işlenmiş. Kurguya ve olay örgüsüne bakıldığında, işlenen ve tartışılan konular incelendiğinde de bu kitabın bir bilim kurgudan çok felsefe, hatta din felsefesi ve psikoloji türlerine daha yakın olduğu görülürken ben, İşte İnsan'ı bir bilim kurgu kitabı olarak etiketlemeyi doğru bulmuyorum. Bu konuda hayal kırıklığına uğradığımı da belirtmek istiyorum. Ben, bir bilim kurgu okuyacağımı düşünürken bilim kurguya teğet geçen böyle bir kitapla karşılaştım. İşte İnsan'ı okuyacaklara, bunu göz önüne alarak kitaba başlamalarını öneririm.

Kitabın kurgusu, Jungcu psikolojiden fazlasıyla besleniyor. Kolektif bilinçdışı, persona, arketipler gibi Jung'un birçok kavramı kurguya nefis bir şekilde yedirilmiş. Ana karakter Jungcu olduğundan, Jung'un görüşlerine de kurguda yer verilmiş. Eğitimim boyunca bakış açısını anlamakta en çok zorlandığım kişilerin başında Jung geliyor. Kendisinin alana yaptığı katkıların önemi inkar edilemez. Ancak Jungcu yaklaşım, ilgi duyduğum ve benimsediğim yaklaşımlardan biri değil. O nedenle, kitabı büyük bir şevkle okuduğumu söyleyemem. Kurgudaki Jungcu noktaları yakalamak keyifli olsa da kitabı söylenerek ve yer yer sıkılarak okudum.

Benzer şekilde, kitabın karmaşık olay örgüsü de kitabı okurken sıkılmama neden oldu. Özellikle ilk kısım bölük pörçüktü. Olaylar belirli bir zaman çizelgesinde verilmediğinden, olay örgüsünün takibini yapmak da zordu. Bu durumun ana karakterle bağlantılı olduğunu düşünüyorum ben. Ana karakter Karl Glogauer'in doğup büyüdüğü zamana ait hissetmemesi, zihninin sürekli geçmiş ve gelecekle meşgul olması olay örgüsüne böyle yansıtılmış. Karakterin anlam arayışının bu şekilde işlenmesini zekice bulsam da bu, olay örgüsünün okunmasının yorucu olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

İşte İnsan, karakter açısından zengin bir kitap değil. Kitabın kilit rollere sahip, az sayıda karakteri var ve bu karakterler, ana karakter için belirli bir role hizmet ediyor. Her biri, ana karakterin hayatında belli bir işleve sahip. Karakterler olay örgüsünde olması gereken yerde bulunarak, duyulması gereken fikirleri dile getirerek ana karakteri yürümesi gereken yolda tutuyor. 

Kurgunun deterministik yönünü gözler önüne seren bir diğer unsur, ana karakter ile İsa peygamber'in hayatları arasındaki paralellikler... Ana karakterin yaşadıkları, kurduğu ilişkiler, yaptığı seçimler, vs. İsa peygamberin yaşamıyla çok benziyor. Tüm bunların, ana karakteri üstlenmesi gereken role hazırladığı gibi bir algı da oluşturuluyor sanki. Ancak bu algı o kadar belirgin ki kitabın şaşırtıcılığını düşürüyor; şok etkisi yaratması planlanan o olay, daha ilk sayfalarda tahmin edilebiliyor.

İşte İnsan, mistisizm ve determinizmle çerçevelenen bir kitap ve bence, bir bilim kurgu kesinlikle değil. Din felsefesiyle ilgilenenlere İşte İnsan'ı tavsiye ederim. Beklentinizi yüksek tutmazsanız da kitaptan daha çok keyif alacağınızı düşünüyorum.



"...Din korkunun yaratımıydı. Bilgi korkuyu yok eder. Korku olmadan din hayatta kalamaz."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, ,

Kitap Alışverişi | 24


Gecikmiş bir alışveriş yazısıyla merhaba 🙋 Bayağıdır şöyle, yüklü bir kitap alışverişi yapmamıştım. Kitaplığımda okunacak bir ton kitap olsa da hiçbiri şimdilik ilgimi çekmiyordu. Ben de okumalara yeni yeni döndüğümden şu heyecanım geçmeden okuyabileceğim, kısa kitaplar edinmek istedim. Mayısın son günlerinde, bir süredir almak istediğim bazı kitapları da sepete atıp alışverişimi gerçekleştirdim.

Alışverişin ayrıntılarına geçmeden önce neyi, neden aldığımdan bahsedeyim kısaca. Aklımdayken Sonsuz Geceler'i ve Yıldız Tozu'nu almak istedim. Bunları sonraya bırakınca ya almayı unutuyorum ya da bir bakıyorum kitaplar tükenmiş, yeni basımı da bir ömür sonraya çıkacak oluyor. Şu sıralar bilim kurgu okuyasım olmasa da İşte Tanrılar'ın konusu ilgimi çok çekti. Yazarının Asimov olduğunu görünce kitabı çekinmeden sepete attım. Emma'yı bitirdikten sonra başka bir Austen kitabını okumayı çok istiyordum. Northanger Manastırı'nı edindim hemen. Euripides'in ve Sophokles'in kitaplarını da kısa okumalar yapmak için aldım. Yaratma Cesareti, taa lisanstan beri alınacaklar listemdeydi. Aklıma gelince onu da almak istedim. Pál Sokağı Çocukları'nı küçükken okumuştum ve kitaptan çok etkilenmiştim. Tam metinli halini almayı istiyordum hep. Sitede karşıma çıkınca onu da sepete ekledim 😇

İthaki indirimini görünce, alışverişi Kitapyurdu'ndan yapmaya karar verdim. Mayıs ayına özel İthaki'de %45 indirim vardı, yanlış hatırlamıyorsam... Siparişi geçen cumartesi günü verdim ve o gün içinde kitapların hepsi temin edildi. Ancak kargoda, anlayamadığım bir gecikme yaşandı. Kargo, bulunduğum şehre pazartesi erkenden ulaşmasına rağmen kargonun elime geçmesi ertesi günü buldu. Kargonun takibini yaptığımda ise pazartesi günü beni evde bulamadıkları için teslim edilemediği gibi bir not düşüldüğünü gördüm. Bu notun kargo dilindeki karşılığının, kargoyu o gün yetiştiremedikleri olduğunun farkındayım. Çünkü kaçtır bu notu görüyorum ve kaçtır ertesi günü kargo elime ulaşıyor.

Bir de şöyle bir durum söz konusu: Bu kitapların benim elime bir gün içinde geçmesi gerekiyordu. Çünkü Kitapyurdu'nun bir günlük kargo seçeneğini tercih etmiştim. Bu bir günlük gecikmeyi o kadar da kafama takmıyorum. Ancak bu kargo seçeneğinin herkese sunulmamasını garip buluyorum. Şöyle ki, aynı kitaplardan oluşan sepeti sipariş vermek istediğimizde, bana ve kardeşime farklı kargo firmaları sunuluyor. Mesela, bu bir günlük ve ücretsiz olan kargo seçeneği bende bulunmuyor. Aksine, ne kadar yüklü bir alışveriş yapmış olsam da kargo ücretini ödememin gerekeceği çeşitli kargo firmaları sunuluyor. Kitapyurdu'nun üyeye özgü ek indirimler verdiğini biliyordum. Ancak bunun, kargo firmalarını da kapsadığından haberim yoktu. 

Paketin durumundan da hiç hoşnut değilim. Kitaplar kartona sarmalanmış, bantlanmış ve yollanmış resmen. Bu eylemin sonucu da fotoğrafta görülüyor. Kitapların kenarları, uçları, sırtı ezilmiş ve yırtılmış. Kitaplar ikinci el sanki... Çizgi romanlar altta olduğu için, bu muameleden en çok onlar etkileniyor. Bir de daha büyük oldukları için bükülmemeleri, zarar görmemeleri çok küçük bir ihtimal... Bunu önlemek için yapabilecekleri o kadar çok şey var ki... Kitapyurdu da her seferinde alınabilecek bütün önlemleri yok sayarak yolluyor kitapları. Sonuç olarak; iade etmekle uğraşmaya değmeyecek ancak insanın gözüne batacak derecede, ufak ufak bir çok hasarı olan kitaplar okurların eline geçiyor. Şu minik hasarlar o kadar çok sinirimi bozuyor ki, anlatamam 😒

Kısacası, ben bu alışverişimden hiç memnun kalmadım. Kitapyurdu'ndan da bir daha zor alışveriş yaparım. Çünkü bu bir değil, iki değil... Kendileri en azından paketleme işini düzeltene kadar başka sitelere yöneleceğim. Sizin memnun kaldığınız, tavsiye edebileceğiniz siteler var mı?

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , ,

Aylık Rapor | Mayıs 2021


Mayısın son gününden herkese merhaba 🙋 Günlerimi bilgisayar oyunlarıyla, müzik dinleyerek, yemek yaparak geçiriyorum; mayısı da bu şekilde geçirdim. Ne zamandır kitap okuyamıyordum, okuyasım gelmiyordu. Ama o isteksizliği bu ay kırdım ✊ Biri çizgi roman olmak üzere iki kitap bitirdim 😊

Hemen bitmesin diye ara vere vere okuduğum Sandman serisinin yedinci cildini okudum bu ay. Kısa Hayatlar'ın başlangıcını sağlam bulsam da ortalara doğru kafam karıştı. Önceki ciltlerle bağlantı kurmakta da zorlanınca Sandman'e şimdilik ara vermek istedim. Aslında seriyi bitirdikten sonra, bir de seri hakkında bilgi sahibi olmuş biri olarak Sandman'i baştan sona okumak niyetindeydim. Kaçırdığım noktaları yakalarım, aynı zamanda hikaye yerine Gaiman'ın yazarlığına odaklanıp dilini incelerim diye düşünüyordum. Ancak önceki ciltlerden bayağı koptuğumu fark ettim. Seriye en baştan, tekrardan başlamayı planlıyorum. Böylece bazı şeyler benim için daha da netleşecek ve serinin incelemesini yazarken de fazla zorlanmayacağımı umuyorum 😇

Emma'yı, Gurur ve Önyargı'yı okuduktan sonra biraz araştırmıştım. Ancak konusuna bakınca, kitabın ana karakterinden hoşlanmayacağımı düşünmüştüm. Emma'nın tavırlarına sinir olurum diye kitabın üstünü çizmiştim. Renkli Kitap'tan sevgili Güngör'ün tavsiyesiyle Emma'ya bir şans vermeye karar verdim, iyi ki de vermişim! Kitabı büyük bir keyifle okudum, okurken de çok eğlendim. Öyle ki Emma, Austen'ın en sevdiğim kitabı olabilir 💗 Kitabı o kadar çok sevdim ki, bitmemesi için son sayfaları okumayı erteleyip durdum 😁

Bu ayı da dizisiz ve filmsiz geçirdim. Eskiden takip ettiğim bazı dizilerin yeni sezonları çıkmış. Onlara bakmayı planlıyordum. İzlemek istediğim birkaç film de var aklımda. Ama içimden bir şeyler izlemek gelmedi bu ay. Ben de mayısı bolca oyun oynayarak, biraz da kitap okuyarak geçirmek istedim 😊

Siz mayıs ayını nasıl geçirdiniz, neler yaptınız?

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , ,

Ne(ler) Yapıyorum | 14


Upuzun bir aradan sonra herkese merhaba 🙋 Arada sırada bloga göz atmaya çalışsam da bayağıdır buralarda değildim. Bir süre yüksek lisansla meşguldüm; dersler, sunumlar derken bloga ayıracak zaman bulamadım. Ardından proje telaşı da başlayınca blogla olan bağım iyice zayıfladı. Bir yandan makalelerimi okur, projemi yazarım diğer yandan da çizgi roman okuyarak en azından kitaplardan kopmam diye düşünüyordum. Ama hiç de öyle olmadı. Projeden başımı kaldıramadım bile...

Savunmamı yapıp mezun olduktan sonra da bir türlü toparlanamadım. Bir süre düz yazı göresim ve okuyasım gelmedi açıkçası. Ara ara Sandman'e kaldığım yerden devam ettim. Yavaş yavaş, bolca ara vererek ciltleri arka arkaya devirdim. Şu seri sayesinde yıllık okuma hedefimde geri kalmadım en azından. Zaten okuma hedeflerimde beni hep çizgi romanlar kurtarıyor, bu senenin kurtarıcısı da Sandman oldu 😬

Kış sonundan beri kitap okumakta ciddi ciddi zorlandığımı fark ettim. Önceden de zorlanırdım, ama bu zorlanmanın diğerlerinden çok daha farklı olduğunu hissediyorum. Bu yüzden kapanmayı biraz da fırsata çevirmek istedim. Kitaplarımı, defterlerimi alıp balkona attım kendimi. Çiçeklerin, böceklerin, güneş ışığının eşliğinde Sandman okudum 🥰

Gerçi, Sandman'i okudum diyorum ama nasıl okudum bir de bana sorun... Başlangıcı gayet sağlamdı. Kimin kim olduğunu, ne yaptığını, nelerin döndüğünü kafamda iyice oturtmuştum. Ortalara doğru seriye bir şeyler oldu. Seri hemen bitmesin diye ciltleri birkaç gün arayla okuyorum. Olayları sindirip bir zaman çizelgesine koymak için de ciltler arası ara vermem gerekiyor. Ancak bu aralar bana hiç iyi gelmedi. Ciltler arası bağlantıları kurmakta zorlandım. Ben mi bir şeyleri kaçırdım, anlayamadım ama aralarda kopukluklar yaşadım. Kafamda soru işaretleriyle serinin 7. cildini bitirdim en son. Bu ciltle, az da olsa önceki ciltleri daha iyi anladığımı düşünüyorum. Fakat aklımda oturmayan yerler var hala. Spoiler yerim, diye seriyi araştıramıyorum da... O nedenle Sandman'i bir süreliğine rafa kaldırdım. Önceki ciltlere tekrardan göz atıp kaçırmış olabileceğim noktalara bakacağım.

Aynı şekilde, dizi ve film dünyasından da kopmuştum. En son ne zaman bir şeyler izlediğimi hatırlamıyorum bile... Önümüzdeki günlerde eskiden takip ettiğim dizilerin yeni sezonlarına bakmayı planlıyorum. Bir de birkaç yeni yapımı gözüme kestirdim. Onlara da bakıp kısa bir Dizi Notları hazırlamayı düşünüyorum 😉

Geçenlerde, kapanmaya birkaç gün kala D&R'dan ufak bir alışveriş gerçekleştirdim. A101lerde Nescafe'nin 11 liralık D&R hediye çeki kampanyası varmış, ondan faydalandım. Projeyle ilgilenmekten filtre kahve yapacak vakit bulamıyordum. Kahve ihtiyacımı karşılamak için de mecbur çözünebilir kahveye dönüş yapmıştım. O zamandan beri çözünebilir kahve içip duruyorum, kolayıma geliyor valla... Bu kampanya da işime geldi doğrusu, birkaç paket alıp kodlarını kullanarak D&R'ın şubesinden alışverişimi gerçekleştirdim. 

Kampanyadan faydalanmak isteyenlere, kampanyanın ayrıntılarını incelemelerini tavsiye ederim. Mesela kurallardan biri, her alışverişte sadece bir kodun kullanılabileceğiyle ilgiliydi. O nedenle, alışverişi online olarak gerçekleştiremedim. Alışverişi online yapmadığım için de aldıklarıma ayrı bir yazı hazırlamayı gereksiz buldum. Alışverişin ayrıntılarını bu yazıya sıkıştırayım, dedim 😉

Şu maddeden dolayı, bir kitap = bir alışveriş mantığıyla hareket ettim ve 11 liralık kitaplar almaya çalıştım. Almak istediğim kitapların bir kısmını bulamayınca yedek alınacaklara yöneldim. 11 liralık kitap avına çıktım resmen. Ancak gereksiz aksiyonlara girmişim ben. Kasada kitap-kod-kitap-kod-kitap-kod şeklinde ilerleyeceğini düşündüğüm alışverişim, kitaplar ve kodlar şeklinde gerçekleşti. İşlemin bu şekilde olacağını bilseydim o ince kitaplardan birini sepetten çıkarıp Emma'yı da bedavaya getirebilirdim ama uğraşamadım artık...

Şu alışverişte değinmek istediğim iki nokta var. İlki, aldığım kitapların hiç birinin içinde kendi ayracı yoktu ki bu konu, kitap alışverişlerinde hassas noktam benim. Eğer ikinci el satın alınmıyorsa, kitabın ayracının eksik olmasını kabullenemiyorum. İnternet alışverişlerinde bile bu ayraçlar eksik edilmiyorken şubelerde durumun böyle olması üzücü... İkincisi, şubelerdeki kitap yokluğu... Şubeden alışveriş yapmanın bir diğer artısı, onca basımlar arasından istediğin kitabı inceleyip alabiliyor olmak. Kitabın herhangi bir yerinde herhangi bir hasarın olup olmadığına bakıp kendi seçtiğim kitabı almayı çok özlemiştim. Fakat bu deneyimi yaşayamadım, çünkü aldıklarımdan şubede birer tane kalmıştı. Salgından dolayı, internet üzerinden gerçekleştirilen alışverişlerin artmasıyla birlikte bu tarz durumları daha sık yaşayacağız gibime geliyor. Şubedeki müşteri yokluğunu da düşünürsek pek yakında kitapları depodan çıkarmak gereksiz gelebilir ve şubelerde kitaplar sadece göstermelik olarak rafa konulabilir. Şubelerden kitap almanın tek artısı, kitabı inceleyip almaktı benim için. Onu da yapamıyorsam ve internetten aldığım kitaplar elden aldıklarıma kıyasla daha hasarsız geliyorsa, elden alışveriş devrini kapatabilirim 🤷

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , ,

2020 Yılının En İyileri!


2020'nin son gününden herkese merhaba 🙋 Yeni yılınızı şimdiden kutluyorum! Mutluluk dolu, sağlıkla geçireceğimiz, güzel bir 2021 bizleri bekliyordur umarım ✨

Her ne kadar son zamanlarda başımı kaşıyacak vakit bulamasam da artık gelenek haline gelmiş bir en iyiler yazısı için buraya geldim 😊 2020 yılı tüm düzenimi darmaduman eden, beni sudan çıkmış balığa döndüren bir yıldı. Sürekli bir şeylere yetişme, bir şeyleri yetiştirme telaşındaydım. Yeni şartlara uyum sağlamaya çalışmak, benim bütün enerjimi tüketti. Fakat bu senenin bana kattığı şeyler de olmadı değil... Kendimi daha iyi tanıdığımı ve farkındalığımın arttığını düşünüyorum. İstediğim kadar kitap okuyamasam, dizi-film izleyemesem de 2020'yi iyi-kötü bir şekilde arkamda bıraktığım için mutluyum 😇 

Okuduklarımın ve izlediklerimin az olması nedeniyle, geçen sene yaptığım gibi, bu sene de en iyiler listemi kategori başına 3 eserle sınırlandırdım. Bu sene okuduğum en iyi 3 kitabı, izlediğim en iyi 3 dizi ve filmi listeledim. Ancak bu sefer bilgilendirici açıklamalar yazmadım. Sadece en iyiler listemi buraya bırakıp kaçıyorum, yüksek lisans projemin başına dönmem gerekiyor çünkü 😔


Okuduğum En İyi 3 Kitap

1. The Song of Achilles - Madeline Miller


2. Sandman - Neil Gaiman


3. Saga, Cilt 6 - Brian K. Vaughan & Fiona Staples



İzlediğim En İyi 3 Dizi

1. Fleabag


2. Dark


3. Bodyguard



İzlediğim En İyi 3 Film

1. Shaun of the Dead


2. John Wick 3


3. Enola Holmes



post signature
Paylaş:
Devamını Oku