blog tur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog tur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
, , , , , , , , ,

Blog Tur: Kan Şarkısı - Anthony Ryan | Kitap Yorumu + Tanıtım Videosu


Herkese merhaba :) Uzun zamandır ne bir tur yazısı paylaşabiliyorum ne de blogumla ilgilenebiliyorum. Önümüzdeki birkaç hafta da durum böyle olacak, sanırım. Ama 18 bloggerın toplanıp düzenlediği Kan Şarkısı'nın blog turu sadece burayı da değil, bütün blog alemini canlandıracak bence ;)

8 gün sürecek turun ikinci günündeyiz. Sizlerle kitap yorumumu ve kitabın İthaki Yayınları tarafından hazırlanan tanıtım videosunu paylaşacağım. Ayrıca, yazının sonundaki uygulamayla 4 kişiye incelediğimiz kitabı hediye ettiğimiz çekilişe katılmayı unutmayın. Turdaki diğer blogları ziyaret etmek ve tur hakkında bilgi almak için Kan Şarkısı'nın facebook sayfasını buradan takip edebilirsiniz. Keyifli turlar!

Tür: Epik Fantezi, Fantastik, Macera
Goodreads Puanı: 4,57 (13.045 oy)
Orijinal Adı: Blood Song
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Barış Tanyeri
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 664
"Pek çok adı vardı. Daha otuz yaşına gelmemiş olmasına rağmen, tarih ona bol unvan ihsan edilmesini layık görmüştü: Onu bize eziyet etsin diye gönderen deli kralın karşısında Diyar’ın Kılıcı, savaşlar boyunca onu izleyen adamların yanında Genç Atmaca, Cumbraelli düşmanlarına karşı Karanlıkkılıç ve sonradan öğrendiğime göre Büyük Kuzey Ormanı’nda yaşayan esrarengiz kabileler arasında da Beral Shak ur adıyla anılırdı, yani; Kuzgun Gölgesi.
Ama benim insanlarım onu tek bir isimle tanırdı ve onu iskeleye getirdiklerinde aklımda dönüp duran da bu isimdi: Umut Katili. Yakında öleceksin ve ben de bunu göreceğim. Umut Katili."

Vaelin Al Sorna, annesinin ölümünün yarattığı üzüntüyü henüz üzerinden atamamışken, kendisini İtikad’ın koruyucusu Altıncı Nişan’ın kapısında, Kral’ın Savaş Lordu olan babası tarafından terk edilmiş olarak bulur. Nişan’a adım attıktan sonra ise artık hayatı eskisi gibi olmayacaktır. Bu inanç koruyucusu savaş okulunda ölümcül sınavlarla boğuşurken, dövüşmenin yanı sıra kardeşliği, sadakati, karanlığı, ihaneti ve hayatta kalmayı öğrenir. Diyardaki kardeşleri ise onun tek ailesidir. On yaşında o kapıdan adım atan çocuk, genç bir adam olduğunda, Diyar’ının en tanınmış figürlerinden biri haline gelmiştir. Krallarla pazarlık yapar, ordular yönetir ve Diyar’ın kâbuslarından Karanlık’la başa çıkmaya çalışır. Artık sadece Diyar’ının değil, tüm dünyanın kaderi onun ellerindedir. Her şeyden öte, Vaelin’in zorlu hayatında böylesine yükselmesini sağlayan gizli ve karanlık bir gücü vardır: Kan Şarkısı.

"Eğer Rothfuss veya Sanderson tarzı fantastik kurgu seviyorsanız, Kan Şarkısı sizin için biçilmiş kaftan."
-Felicia Day

"Cesur bir kurgu, kadim büyüler, amansız entrikalar ve kanlı bir macera…"
-Publishers Weekly

Vaelin Al Sorna, Savaş Lordu olan babası tarafından Altıncı Nişan'a verilir. Burada bir savaşçı olmak için eğitim görmeye başlar ve birbirinden zorlu sınavları geçer. Büyüdükçe ve öğrendikçe, dövüş konusundaki yeteneğiyle Nişan'daki kardeşlerinin arasında sivrilir. Çok geçmeden adı, bütün diyarda tanınır. Vaelin henüz yirmisine bile gelmeden kumandan olur ve kralın planlarında yer almaya başlar. Krala verdiği söz ile kendi istekleri arasında kalan Vaelin'in, katıldığı her savaşla yeteneği artarken içindeki şarkı da yükselir. Bir yandan şarkısına kulak verirken bir yandan da doğru bildiği gerçekleri sorgulayacak sırlar öğrenir. Bu sayede kendi kaderinin yolunda yürürken tüm diyarların kaderini de şekillendirir.


Kitabı tek bir kelimeyle özetlemem gerekseydi, "ayrıntılı" derdim, muhtemelen. Karakterlerden, kurguya kadar kitabın tüm ögeleri en ince ayrıntısına kadar planlanmış. Her bir karakterin özellikleri, dış görünüşü veya geçmişi kitapta yer almasa bile bütün karakterlerin bu ayrıntılara sahip olduğunu hissettim. Aynı şekilde kurgu da fazlasıyla detaylıydı. Öyle ki, olay örgüsünü anlamak için çoğu zaman bazı yerleri birkaç kez okumam gerekti. Üşenmesem yanıma bir kağıt-kalem alıp not alacaktım; kimin nerede bulunduğu, hangi eylemi gerçekleştirdiği gibi bilgileri iyice sindirmek gerekiyor. Zira kurgudaki en önemsiz detay bile sayfalar sonra okuyucunun karşısına çıkabiliyor. Yazarın ayrıntıya verdiği önem, kullandığımız ay ve gün adlarını kitap için değiştirmesinden de anlaşılıyor. Başlarda günler ve aylar karışsa da mevsimden ve o günün programında ne olduğundan bu gibi bilgileri çıkarabiliyorsunuz. Fakat yine söylüyorum, kitabı daha iyi anlamak için mutlaka yanınızda bir kağıt-kalem bulunsun.

Yazarın seçtiği anlatım tarzı da, alışkın olduğumuzdan oldukça farklıydı. Yazar, geçmiş ve şimdiki zamanı harmanladığı bir olay örgüsü kullanmış. Ayrıca kitaptaki olaylar, birden fazla kişinin bakış açısıyla yazılmış. Bakış açılarının ayrımını yapmak için bir kişinin düşünceleri italik, diğer kişininki ise normal şekilde yazılmış. Bu ayrım yapılmasaydı olayları rahatlıkla karıştırabilirdim.


Kitabın ilk sayfalarında yer alan haritalar ve sondaki ek kısmındaki notlar, kitabı okumayı kolaylaştırıyor. Yerleri aklımda doğru bir şekilde canlandırmak için sık sık haritaya baksam da, ekler kısmını kitabın yarısına geldiğimde gördüğüm için o kısımdan pek yararlanamadım. 

Kitabın basımı, ortalamanın üzerinde bir puan alıyor benden. İthaki Yayınları, kitap için başka bir kapak tasarlamış. Yurt dışı kapaklarına bakana kadar İthaki'nin kullandığı kapağı pek sevmemiştim. Kapak çok kötü olmadıkça orijinal kapak kullanılması taraftarıyım, fakat diğer ülkelerin kapaklarını görünce bizimkinin de fena olmadığını anladım. Kitabın ön kapağındaki ve sırt kısmındaki yazıların kabartılmasını sevdim. Ayrıca kitap, oldukça kalın ve klasik İthaki'lerden daha uzun. Bu yüzden kitabın fiyatına pek bir şey diyemeyeceğim.

Kurgunun detaylı ve planlı yazıldığını, bu yönünü de oldukça başarılı bulduğumu söylemiştim. Fakat yazarın olay örgüsündeki bazı plot twistleri yazarken basite kaçtığını düşünüyorum. Örneğin, Vaelin'in oldukça basit bir nedenden dolayı krala verdiği söz... İki tarafın kazançlarının eşitsizliğini geçtim, Vaelin'in karşılaştığı bütün uyarı ve uyarı niteliğindeki olayları göz ardı edip böyle bir davranışta bulunması bana çok saçma geldi. Yazarın kurguyu istediği yöne çevirmek amacıyla yazdığı bu gibi olayların biraz zoraki olduğunu düşünüyorum.

Kan Şarkısı, detaylı işlenmiş kurgusu ve farklı anlatım tarzıyla benden tam puan aldı. Kurgudaki bazı olaylarda kolaya kaçınıldığını düşünsem de genel olarak baktığımda yazarın ikincil bir dünya yaratma işini başardığını görüyorum. Epik fantezi severlerin, bu kitabı kaçırmaması gerektiğini düşünüyorum :)





a Rafflecopter giveaway

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , , , , ,

Konuşan Kitaplar ile Blog Turları | Derin Sularla Şeytan Arasında - April Genevieve Tucholke | Kitap Yorumu + Söyleşi


Konuşan Kitaplar'ın yeni turundan herkese merhaba :)

Bu turda, Parodi Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan Derin Sularla Şeytan Arasında'yı inceliyoruz. Yorum Cadısı olarak ben, bugün sizlerle önce kitap yorumumu paylaşıyorum. Yorumumdan sonra, yazının devamında kitabın yazarı April Genevieve Tucholke'nin buradaki resmi sitesinden çevirdiğimiz söyleşiyi bulacaksınız. Tur takvimi ve daha fazlası için Konuşan kitaplar facebook sayfasını şuradan ziyaret edebilirsiniz. 2 kişiye incelediğimiz kitabı hediye ettiğimiz çekilişe katılmayı da unutmayın. Keyifli turlar ve bol şans ^_^


Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Gotik, Korku, Paranormal
Goodreads Puanı: 3,64 (3.840 oy)
Orijinal Adı: Between the Devil and the Deep Blue Sea
Yayınevi: Parodi Yayınları
Çeviri: Handan Sağlanmak
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 352
ŞEYTANLA EL ELE YÜRÜRKEN ONDAN KORKAMAZSIN.

Geçmişi sırlarla dolu esrarengiz Freddie...
Ölü Freddie'nin hatıralarına düğümlü Violet White...
Çarpık gülüşlü, mükemmel yalancı River West...

Okyanus kıyısındaki sıradan kasaba Echo’da her şey olağandı. Ta ki bir gün esrarengiz yabancı River West, White ailesinin köhne malikânesi Citizen Kane’in misafir evini kiralayana kadar… Çarpık gülüşlü, zeki ve mükemmel bir yalancı olan River, birkaç gün içinde hem Violet’ın hem de tüm Echo kasabasının hayatını değiştirir.

Doğaüstü yetenekleri olan River, herkes için tehlike saçarken, Violet için hem tekinsiz bir yabancı hem de karşı konulmaz bir varlıktır. Bu gizemli misafirle birlikte White ailesinin sırları da birer birer ortaya çıkmaya başlayınca, Violet kendisini sımsıkı bir düğümün ortasında bulur.


Büyükannesini birkaç yıl önce kaybeden Violet, erkek ikiz kardeşi Luke ile birlikte yamaçtaki köhne malikaneleri Citizen Kane'de yaşıyor. Sanatçı ve özgür ruhlu ebeveynleri, aile mirası olan parayı Avrupa'da harcarken Violet ve Luke, paranın suyunu çekmeye başlamasıyla başlarının çaresine bakmak durumunda kalıyorlar. White'lar kendilerini bir yerde çalışmayacak kadar üstün gördüğü için para kazanmanın başka bir yolunu bulmak zorundalar. Neyse ki Violet'in aklına, Citizen Kane'nin misafir evini kiraya verme fikri geliyor. Kiracıları ise River West adında, esmer ve etkileyici bir genç. Fakat River geldikten sonra, Echo'da garip olaylar vuku buluyor ve bu olaylar fazlasıyla gizem, korku ve ölüm içeriyor. Violet ise bir yandan River'ın gerçekte kim olduğunu çözmeye çalışırken, diğer yandan büyükannesi Freddie hakkında bazı gerçekleri su yüzüne çıkarıyor.

Yazarın, yukarıda bahsettiğim olayları birbirine bağlayışını çok başarılı buldum. Freddie'nin rolünün sadece Violet'in özlemiyle sınırlı kalacağını düşünmüştüm ama yanılmışım. Aynı şekilde, diğer olayların arasındaki ilişkilerin de zekice kurulduğunu düşünüyorum.

Kitabın yaklaşık yarısını okuduktan sonra, geri kalan kısmı tahmin edebileceğimi düşünmüştüm; kitabın böylesine tahmin edilebilir, klasik bir kurgusunun olduğunu düşünerek hayal kırıklığına uğramıştım. Fakat sonra olaylar sürpriz bir şekilde değişmeye başladı ve ben de oldukça şaşırdım. Yine de son bölümlerde aksiyonun biraz düştüğünü düşünüyorum. Kitabın ilk sayfalarındaki o gizem ve heyecanı, son sayfalarda bulamadım.

Yazarın en çok betimlemelerini sevdim sanırım; kullandığı dili, seçtiği sözcükleri ve olaylara bakış açısını betimlemelerine yansıtışının, Derin Sularla Şeytan Arasında'yı türündeki diğer kitaplardan ayıran en önemli özelliklerinden biri olduğunu düşünüyorum.

Kitabın kalitesine de değinmek istiyorum. Yayınevinin orijinal kapak kullanması yetmezmiş gibi bir de kitabın ciltli çıkmasına ve fiyatının uygun olmasına çok sevinmiştim. Kitap elime geçer geçmez, kitabı incelemeye başladım. Kitabın kapağının çıkarılabildiğini bilmiyordum, incelerken fark ettim. Yıpranmasın diye de bu kısmı, kitabı okurken çıkardım ve tonunu anlayamadığım parlak, mavi bir kapakla karşılaştım. Fakat siz, benim gibi yapmayın zira kitabı okurken kapağın mavi tonunu anlamaya çalışmanız dikkatinizi dağıtabilir :D

Derin Sularla Şeytan Arasında, şaşırtıcı bir kurguya ve etkileyici betimlemelere sahip sıradışı bir kitap. Kitabın ilk sayfalarında hissettiğim o heyecanı ve aksiyonu son sayfalarda da bulabilseydim kitap benden tam puan alacaktı. Yine de kitabı, paranormal türü seven herkese tavsiye ediyorum :)




Bize biraz yeni romanın "Derin Sularla Şeytan Arasında" ve kahramanı Violet White'dan bahseder misin?

Hikaye deniz kenarında oldukça eski bir malikanede yaşayan ve kitap okumayı seven bir kız hakkında. Gizemli bir çocuk ortaya çıkıp misafir evini kiralamak istiyor. Esrarengiz olaylar gerçekleşmeye başlıyor. Bir kız eski bir tren geçidinde bayılıyor, çocuklar mezarlıkta Şeytan avlıyor, kızıl saçlı insanlar işkenceye maruz kalıyor, birisi ölüyor...


Kitabı yazarken nelerden ilham aldın? Yazar olmak hep hayalin miydi?

Hep hayalim miydi? Hımm. Pekala, hep bir okur olmak istemiştim. Yazmak... çocukken eğlenceli bir fikre benziyordu. Bu konuda kendimi geliştirdim. Ama ressam da olmak istiyordum. Ve marangoz. Ve bir gün sinema salonum olsun isterim. Bir de zeytin bahçem.


Seni en çok etkileyen yazar ve kitaplardan birkaçını sayar mısın?

Bronte Ailesi. Daphne Du Maurier. Larry McMurtry. Stephen King. Susanna Clarke.


Yeni bir projeyle uğraşmadığın zaman vaktini nelerle geçirirsin?

Ormanda terk edilmiş yürüyüş yollarında köpeklerimi gezdiririm. Yemek yaparım. Resim çizerim. Ve siyah beyaz filmler izlerim.


Nerede yazıyorsun?

Geç saatlerde çalışma odamda ya da yatağımda yazarım. Bazen bohem gibi yazıyorum -dağlar, eski bir mezarlık veya sahipsiz çiftlik evleri gibisinden yerler buluyorum. Farklı mekanların yazdığım sahnedeki etkisini görmek hoşuma gidiyor.


Yazma ayinlerin var mı?

Kahve. Kahve, kahve, kahve.


Kitabın kapağı muhteşem! Kapağın romanın atmosferini ve içeriğini doğru bir şekilde yansıttığını düşünüyor musun?

Evet, Kesinlikle. Kapak bana, gençken âşık olduğum kitapları hatırlatıyor. Gotik Viktorya tarzı dramatik, baskın başlıklar ve kötü adamlarla tanışan, rüzgârda savrulan saçlarıyla kadın kahramanlar…


Şu an ne üzerinde çalışıyorsun?

Devam kitabım "Between the Spark and the Burn" üzerinde düzenlemeler yapıyorum. Ve kıyamet sonrası bir hikaye olan "The Scarecrow" üzerinde çalışıyorum. Korkunç bir dünyadaki korkunç çocuklarla ve on üç yaşındaki MC'yle ilgili. "Yol" ve "Sineklerin Tanrısı"nın karışımına benzetiyorum bunu.

Not: Söyleşinin çevirisi Sihirbazın Güncesi'ne ve Yorum Cadısı'na aittir. İzin almadan paylaşılamaz.


post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , , ,

Konuşan Kitaplar ile Blog Turları | Labirent: Ölümcül Kaçış - James Dashner | Kitap Yorumu


Labirent: Ölümcül Kaçış'ı incelediğimiz turun 4. gününden merhaba :) Daha önce, kitabın ön okumasını paylaşmıştım; göz atmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Bu sefer ise kitap yorumumu paylaşıyorum. Tur kapsamındaki diğer etkinlikler için Konuşan Kitaplar'ın facebook adresini (şuradan) ziyaret edebilirsiniz. Çekilişe katılmayı unutmayın ;)

Tür: Bilim Kurgu, Distopya, Genç-Yetişkin, Macera
Goodreads Puanı: 3,99 (144.585 oy)
Orijinal Adı: The Maze Runner
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Gizem Yeşildal
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 408
Hatırla.
Hayatta kal.
Koş.

Thomas bir asansörde uyandığında hatırlayabildiği tek şey ismidir. Ailesi, evi veya oraya nasıl geldiği hakkında hiçbir fikri yoktur. Asansörün kapıları açıldığındaysa kendini Kayran isimli, devasa taş duvarlarla çevrili geniş bir alanda ve burada yaşayan çocukların arasında bulur. Tıpkı Thomas gibi Kayranlılar da oraya neden ve nasıl geldiklerini bilmemektedir. Tek bildikleri çevrelerini saran labirente çıkan taş kapıların her sabah açılıp her akşam kapandığı ve her otuz günde bir aralarına yeni bir çocuk katıldığıdır. Kimse Kayran'da kalmak istemese de kurtulmak imkânsız görünmektedir. Yine de Thomas'ın içinde bir his, çıkış yolu bulabileceğini söylemektedir. Ama bunun için zihninin derinlerinde yatan sırları açığa çıkararak labirentin gizemini çözmesi gerekecektir...

"Açlık Oyunları gibi distopik hikâyeleri sevenler Thomas'la birlikte Kayran'da maceraya sürüklenecekler."
-School Library Journal

"Dashner gizemli, kışkırtıcı, yaratıcı ve sürükleyici bir romanla karşımızda."
-Barnes&Noble

Kayran'a hoş geldiniz!


Tabii siz okuyucuların Kayran'a gelmesi tamamen sizin seçiminiz. Fakat kendisini Kayran'da bulan çocuklar, neden burada bulunduklarını bilmiyorlar. Alanın ortasındaki Kutu'da gözlerini açıyorlar ve adları dışında hiçbir şey hatırlamıyorlar. Kayran, etrafı muazzam büyüklükteki duvarlardan oluşan bir labirentin ortasındaki açıklık alana verilen isim. Buraya ilk gelenler Kutu'dan aldıkları malzemelerle çeşitli bina ve yapılar inşa etmişler. Burada kendilerini güvende hissettikleri tek yer Kayran ve Kayran'ı ellerinden geldiğince yaşanabilir bir hâle getirmişler. Ama Kayran'da yaşamak, daha doğrusu hayatta kalmak kolay değil. Her Kayranlının bir görevi var. Kimisi tarlada çalışıyor, kimisi yemek yapıyor, kimisi hayvanlardan sorumlu, kimsi ölenleri defnediyor, kimisi ise buradan bir çıkış yolu bulma ümidiyle gündüzleri labirentte koşuyor. Neyse ki güneş batınca labirentin kapılarının kapanıyor da geceleri labirentte kol gezen Izdırap Verenler, Kayran'a giremiyor.

Kayran'daki düzen aslında oldukça basit. Kendi kuralları ve sistemi olan Kayranlılar, hayatta kalmak için üstlerine düşen görevi yerine getiriyorlar. Kutu sayesinde her ay bir çocuk, Kayran'a geliyor. Thomas ise Kayran'a gelen son çocuklardan biri. Diğerleri gibi Thomas da neden burada bulunduğunu, ailesini veya evini hatırlamıyor; hatırladığı tek şey ismi. Thomas'ın Kayran'a gelişi, normal gibi görünse de aslında Thomas'ın gelişiyle, Kayran'daki her şey değişmeye başlıyor ve Kayranlılar zorlu bir seçimle karşı karşıya geliyor.

Kitap genel olarak merak unsuru üzerine kuruluydu; daha ilk sayfalarda kitaptaki gizem hissediliyor, insan ister istemez neler olacağını merak etmeye başlıyor. Olaylar geliştikçe, kitaptaki o gizemli hava daha da baskın hale geliyor. Hatta öyle bir an geldi ki, meraktan kitabı okuyamadım; kitabın geri kalan sayfalarının bir anda zihnime dolmasını diledim.

Fakat kitabın sonu beni hayal kırıklığına uğrattı. Ama bu hayal kırıklığını, kitaptaki heyecandan dolayı, kitabı bitirdikten birkaç gün sonra fark ettim. Kitabın sonunda, bir şeylerin eksik olduğu ya da yetersiz geldiği hissini hâlâ üzerimden atamadım. Labirentin kurulma nedeni oldukça yaratıcı, bunun hakkını veriyorum. Ama beklediğim neden bu değildi, kitabı okurken labirentin kurulma nedeninin daha farklı bir şey olacağı izlenimine kapılmıştım sanırım. Belki de serinin ikinci kitabı, hissettiğim bu hayal kırıklığını, hayran kalmak gibi, bambaşka bir duyguya dönüştürür.

Kitabın sürükleyiciliğine de değinmek istiyorum. Kitabın sonunun beni tatmin etmediğini söylemiştim, fakat o kısımlarda bile inanılmaz bir sürükleyicilik hakimdi. Kitabın ne kadar sürükleyici olduğunu anlatmak için, kitabı bir gün içinde bitirdiğimi söylemem yeterli olur sanırım :)

Labirent: Ölümcül Kaçış, aksiyonu yüksek bir kitap. Her sayfada ayrı bir olay, ayrı bir heyecan vardı. Romantizm yönü ise bulunduğu türdeki kitaplara kıyasla fazlasıyla düşüktü, hatta yok denecek kadar azdı. Bu durum benim için büyük bir artıydı zira türü ne olursa olsun içinde aşk olan kitapları pek tercih etmiyorum. Ama serinin devam kitaplarında romantizmin de aksiyon gibi artacağını düşünüyorum.

Kapağın, kitabı çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Ayrıca kitabın orijinal kapağına bayıldığım için ülkemizde de bu kapakla çıkması beni memnun etti. Bir de ciltli çıksaydı tam olurdu da, neyse... :D

Labirent: Ölümcül Kaçış, hem aksiyon yönünden zengin hem de sürükleyici bir kitap. Kitaptaki romantizm seviyesinin düşük olması ve kurgu ile karakterlerin başarıyla işlenmesi, kitabı severek okumamı sağladı. Kitabın son sayfalarında hissettiğim hayal kırıklığı olmasaydı, kitap benden tam puan alacaktı.


post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , ,

Konuşan Kitaplar ile Blog Turları | Labirent: Ölümcül Kaçış - James Dashner | Tanıtım Videosu + Ön Okuma


Konuşan Kitaplar'ın yeni turundan herkese merhaba :)

Bu turda merakla beklenen bir serinin ilk kitabını, Labirent: Ölümcül Kaçış'ı inceliyoruz. Turdaki görevim, kitabın tanıtım videosunu ve Konuşan Kitaplar tarafından hazırlanan ön okumasını paylaşmak. Kitap yorumumu da ilerleyen zamanlarda tur kapsamında paylaşacağım. Turun takvimi ve daha fazlası için Konuşan Kitaplar'ın facebook adresini (şuradan) ziyaret edebilirsiniz. 2 kişiye Labirent: Ölümcül Kaçış'ı hediye ettiğimiz çekilişe katılmayı da unutmayın ;)

Keyifli okumalar ve bol şans ^_^







post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , ,

Konuşan Kitaplar ile Blog Turları | İlk Defa - Cora Carmack | Garrick Taylor ile Söyleşi


Konuşan Kitaplar'ın 23. blog turunun 5. gününden herkese merhaba :)

Bu turda Pena Yayınları etiketiyle çıkan Cora Carmack'ın İlk Defa adlı kitabını inceliyoruz. Yorum Cadısı olarak ben, kitabın ana karakterlerinden Garrick Taylor ile yapılan bir söyleşiyi -azıcık keserek- paylaşıyorum. Söyleşinin aslına bakmak isteyenler burayı ziyaret edebilirler.

Turun bugünkü takvimini yazının devamında bulabilirsiniz. Çekilişe katılmayı unutmayın, herkese bol şans ve keyifli okumalar ^_^

Bonus Bölüm - Anime ve Kitap Sever
Kitap Yorumu - Saklama Kabı
Kitap Yorumu - Kitaplarım ve Ben



Öncelikle, seninle tanıştığıma sevindim. Kendinden biraz bahseder misin, Garrick.

Merhaba, ben de seninle tanıştığıma sevindim. Şey, ben bir aktörüm… ve İngilizim. Bliss her zaman bununla, İngiliz olmamla, başlamam gerektiğini söyler ama bence aksan bunu oldukça gereksizleştiriyor. Küçüklüğümden beri, meydan okumayı her zaman sevmişimdir. Tiyatronun güzel olan yanı da bu… ofisteki her gün, yeni roller, yeni izleyiciler veya yeni engeller sayesinde farklı. Bu, hayatımı ilgi çekici kılıyor ki sanırım en çok isteyeceğim şey de bu.


Meydan okumayı seven adamlara karşı çok büyük saygı duymuşumdur. Yeri gelmişken, Bliss hakkında bazı ilginç şeyler duymuştum. Bana onun hakkında neler söyleyebilirsin?

Ah, Bliss. Meydan okumayı sevdiğimden bahsetmiştim, değil mi? Bliss de kesinlikle bir meydan okuma. Onu tamamen çözmüş gibi davranmayacağım. O, karmaşık biri ve ben bunu seviyorum. Eğlenceli biri, fakat hayatı çok ciddiye alıyor. Hırslı, fakat kararsız. Çok zeki, fakat şey… zamanında bazı ilginç tercihler yaptığını biliyorum. Seksi biri (her ne kadar bunu söylediğimde her zaman bu komik suratı yapsa da). Tanıştığımız andan itibaren, eğer hayatımı ilginç kılan bir şey olsaydı bunun Bliss olacağını biliyordum.


Yeni işinde Bliss’in rolünü öğrendiğinde aklından neler geçti?

Tanrım, kötü bir gündü, değil mi? İşin garibi, gerçekten ne olduğunu anlamam biraz zaman aldı. Bliss’in neden burada bulunduğuyla ilgili çılgın fikirler aklıma gelirken ona bakarak, orada öylece durdum. Öğrenci olduğunu fark ettiğimde son derece hayal kırıklığına uğradım. Demek istediğim, önceki gece kötü bir şekilde sona ermişti, fakat işten sonra onun yerinin etrafında dolaşmayı planlamıştım, aramızdaki pürüzleri giderebilecek miyim, ona bakacaktım. Bunun olmadığını söylememe gerek yok, herhalde.


Bana Bliss’i anlattın, şimdi biraz da senden bahsedelim. Tiyatroda bir kariyer sahibi olmanın nedeni neydi? Biri kararını mı etkiledi yoksa bu sadece senin kararın mıydı? Tanrı bilir, bu zorlu bir yol.

Şimdi, zorluklar, meydan okumalar hakkında neler hissettiğimi unuttun mu? Tiyatroya ilgi duymam aslında komik bir hikâye. Gençken, rugby oynamak istemiştim. Annem biraz aşırı korumacıydı, bu yüzden dehşete düştü. Birkaç yaralanmadan sonra, kendisi beni daha kültürlü yetiştirmesi gerektiğini kafasına koydu. Sanatın beni tam bir beyefendiye dönüştüreceği umuduyla beni oyunlara götürmeye başladı. Onun yerine, bir aktöre dönüştüm.


İnan bana, unutmadım. İzleyicilerime bazı belirli konular hakkında görüşeceğimize dair söz verdim... Yemek yapar mısın?

Yapmam, iyi yapmam en azından. Çok fazla hayal kırıklığına uğramayın, hanımlar. Mutfaktaki eksiğimi, diğer odalarda telafi ediyorum.


Oh, Tanrım. Demek istediğim… şey… Görsellik için teşekkürler. Ve kimin umurunda, değil mi? Eve teslim gibi bir seçenek var, her zaman. Bu arada, Bliss’in kariyerinin çok iyi gittiğini duydum. Peki senin uzun vadeli planların neler?

Kariyerim için mi Bliss için mi? İkisi için de büyük planlarım olduğunu söylemek isterim.


Bunu duyduğuma sevindim. Her şey yaptığın şeye karşı duyduğun tutku ile alakalı, yanılıyor muyum? İkiniz hakkında daha fazla şey duymak için sabırsızlanıyorum. Röportaj için çok teşekkürler.

Rica ederim. Seninle tanıştığıma sevindim.


Not: Çeviri şahsıma aittir. Link belirterek alıntı yapın, lütfen.

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , ,

Konuşan Kitaplar #22 Blog Tur | Aşka İkinci Şans - Jennifer Probst | Yazar Tanıtımı + Yazarın Diğer Kitapları


Konuşan Kitapların 22. turunun ilk gününden herkese merhaba! Bu turumuzda Jennifer Probst'un Marriage to a Billionaire serisinin 2. kitabı Aşka İkinci Şans'ı inceliyoruz. Yorum Cadısı olarak ben ise yazarımızı tanıtıp diğer kitaplarını paylaşacağım. Yazar tanıtımı Tuğçe'nin Kitaplığı'ndan alıntı olup yazının aslına şuradan ulaşabilirsiniz. Turun bugünkü takvimini yazının devamında bulabilirsiniz. Ayrıca çekilişle 1 kişiye Aşka İkinci Şans'ı hediye ediyoruz, katılmayı unutmayın. Keyifli turlar! ^_^

Kitap ve Serinin Tanıtımı - Kitap Sayfaları
Çekiliş - Asabi Bakire

Her zaman bir yazar olmak istemiştim. On iki yaşımda, elime bir kalem aldım ve ilk aşk hikayemi yazdım, o zamandan beri de durmadım. O kadın kahramanlar bana, benim işime yarayan değerli dersler öğrettiler. Korktuğum zaman, başımı dik tutmayı ve ileri atılmayı; bir ilişkide saygı görmeyi beklemeyi; bağımsızlığı, hayallari ve fedakarlığı öğrettiler. Bunlar yazmak istediğim hikayeler ve sadece yıllardır hissettiğim keyfi, biraz olsun geri verebilmiş olmayı umarım.

NewYork eyaletinde, güzel Hudson Valley’de yaşıyorum. Bir çok yere gittim, ama sanırım dağlar beni hep geri çağırdı. İşletme diploması aldım ve Mercy Üniversitesi’nde çalıştım ve şimdi, çoğu günümü aileme ve karakterlerime adayarak geçiriyorum. Birçok kariyeri denedim; seyahat acentası, yoga öğretmeni ve sigorta satıcısı. Bir pilot, bir dansçı, bir arkeolog ve bir şarap bağı sahibi olmayı istedim. Ve tüm bunları, aşk romanlarım sayesinde oldum, daha birçoğunu da keşfetmeye niyetliyim.

Kariyerimdeki dönüm noktalarından birisi, Amerika Romans Yazarlarına katılmam olmuştu ve benim bölgemdeki birimde (Hudson Valley RWA) harika insanlarla tanıştım. Yapıcı eleştiriler sayesinde, ham becerilerimin nasıl yayımlanabilir bir romana dönüşeceğini öğrendim. Tüm yeni yazarların üzerinde çalışması gerektiği, uzun önsözlerimin ve pasif anlatımlarımın farkına vardım ve şimdi diğerlerinin yolculuğunda, onlara yardımcı olmaya çalışıyorum.

Boş vakitlerim, yazmakla, okumakla ve hareketli iki erkek çocuğunu yetiştirmekle geçiyor. Hayvanların da bir çeşit çocuk olduğuna inanıyorum ve zamanımı yerel hayvan barınağında geçirmekten keyif alıyorum, ilk bebeğim Bella’yı da buradan edindim; oğlum kadar başını belaya sokan bir tazı ve çoban köpeği kırması. Evimizdeki barış elçisi olan beagle ırkı, ikinci köpeğimi, suistimal edildiği evden kurtardım.

Hayatımın aşkını tam kendi romantik yolculuğumda pes ettiğim sırada tanıdım. İlk kez birlikte çıkmamızı teklif ettiğinde, eğer bana yemek ısmarlamasına izin verirsem, kitabımı alacağına söz verdi. Birlikte yemek yedik ve sushi ile birbirimize aşık olduk, o zamandan beri de hiç ayrılmadık. Evlendik ve mutlu evlilik hayatına yelken açtık. O zaman anladım ki; mutlu sonlar değil, mutlu başlangıçlar önemli olan.

Marriage to a Billionaire Serisi

   


The Searching For Serisi

 


Steele Brothers Üçlemesi

  


Herhangi Bir Seriye Dahil Olmayan Diğer Kitapları

  

  

post signature
Paylaş:
Devamını Oku