Neil Gaiman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neil Gaiman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
, , , , , , , ,

Yorum: Neil Gaiman - Kırılgan Şeyler: Öyküler ve Mucizeler

Tür: Fantastik, Öykü
Goodreads Puanı: 4,02 (45.650 oy)
Orijinal Adı: Fragile Things: Short Fictions and Wonders
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Zeynep Heyzen Ateş
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 440
Yokyer, Amerikan Tanrıları ve Anansi Çocukları gibi romanlara imza atan Neil Gaiman, Kırılgan Şeyler'de bu kez öykü ve şiirleriyle çıkıyor karşımıza. 2007'de Locus ödülünü kazanan bu derlemede, "Zümrüt Dosya", "Kapanış Saati", "Güneş Kuşu" ve "Koltuğa Ekim Oturduğunda" gibi tek başlarına ödüllendirilmiş öykülerle birlikte bir Amerikan Tanrıları öyküsü olan "Vadinin Hükümdarı" da yer alıyor.

A. C. Doyle'dan Lovecraft'a, Ray Bradbury'den C. S. Lewis'e kadar uzanan bir çağrışım zincirinin görüldüğü bu metinlerde Gaiman, edebiyatın büyülü, fantastik ama hassas gerçekliğine yakından bakmaya davet ediyor bizi. Öykülerin, tıpkı hayallerimiz ve kalplerimiz gibi kırılgan şeyler olduklarını hatırlatıyor, özellikle de kâbuslardan ve gölgelerden doğan öykülerin...
Kırılgan Şeyler'i geçen seneki kitap fuarından almıştım. Öykü okumayı pek sevmediğim için, kitabı okumayı sürekli ertelemiştim. İlkbahar başı gibi kitaba başladım. Her hafta birkaç öykü okuyarak, yavaş yavaş kitabı bitiririm diye planlamıştım. Ama bir müddet sonra kendimi durduramadım; öyküleri arka arkaya devirip kitabı bitirdim.

Kitapta giriş ve sonsöz dahil olmak üzere 35 yazı var. 33 yazının çoğu öykü, bir kısmı ise nazım şeklinde yazılan hikaye ve şiirlerden oluşuyor. Ayrıca, her yazının başında Gaiman'ın o yazıyla ilgili birkaç satırlık yazısı da bulunuyor.

Öykülerde her şey çok çabuk olup bittiğinden, anlatılan hikayenin keyfini tam olarak çıkaramadan sayfaları çevirdiğimi hissederim. Son sayfaya geldiğimde, kendimi hep daha fazlasını isterken bulurum. Şiirlerde, çeviriden dolayı aklımda sürekli bir soru işareti olur. Çeviriden kaynaklanan anlam kayıpları, kelimeler arası ahengin yitirilmesi gibi sorunlar şiir okurken aldığım zevki azaltır. Bu nedenlerden dolayı, Kırılgan Şeyler'e başlamakta tereddüt ettim. Yazarı, favori yazarlarımdan Gaiman olunca, kitabı elime almaya daha da çekindim. Fakat ilk hikayeyi bitirdikten sonra bütün korkularımın yersiz olduğunu gördüm. Nitekim, çeviri başarılıydı; anlatılan hikayelerse Gaiman'ın sınırsız hayal gücünden parçalarla doluydu.


Kırılgan Şeyler'i bu kadar çok sevmemin başlıca nedeni, Gaiman'ın hayal gücüne açılan kocaman bir kapı işlevi görmesiydi. Gaiman'ın romanları, kendisinin o muhteşem hayal gücüne ancak pencere aralayan bir düşüncenin uzunca işlenmiş hali. Kırılgan Şeyler ise kendisinin onlarca yaratıcı fikrinin bir arada toplandığı bir eser. Kitaptaki her bir yazı, Gaiman'ın hayal gücünden birer parça... Neler düşündüğünü, nasıl düşündüğünü, neden yazdığını, hayal gücünün ve üslubunun farklı yönlerini Kırılgan Şeyler'deki bu yazılarda ve yazıların mini önsözlerinde daha net gördüm. Bu yüzden, öykü okumayı sevmediğim halde, Kırılgan Şeyler'i severek okudum.

Kitabın sevdiğim bir diğer özelliği de Gaiman'ın üslubunun ve hikayeyi anlatma becerisinin geçirdiği değişimi göstermesiydi. Kitapta, Gaiman'ın ilk hikayeleri de bulunuyor. Olay örgüsündeki klişe olgular, anlatımdaki aşırılıklar, karakterlerin basmakalıp davranışları, tam olmamış dedirten kelime seçimleri gibi bazı özellikler bu hikayelerin Gaiman'ın ilk yazıları olduğunun işaretini veriyor. Fakat bu demek değil ki bunlar, kimsenin okumak istemeyeceği başarısız yazılar... O zaman bile hikayelerinin ardındaki fikirler yaratıcı ve ilgi çekici; anlatımındaki o büyü de orada, okuyucuyu hikayeye çekmeyi başarıyor.

Kitaptaki bütün yazıları beğenerek okusam da bazılarını daha başarılı bulduğum, favorilerim arasına koyduğum oldu. Zümrüt Dosya, Koltuğa Ekim Oturduğunda, Acı Kahve, Hayat Hikayem, Golyat ve Vadinin Hükümdarı kitaptaki en iyi yazılardan birkaçı...


Vadinin Hükümdarı demişken... İthaki Yayınları, bu hikayeyi ayrı olarak basıp mayıs sonu gibi satışa sunmuştu. Basılan kitap, Kırılgan Şeyler'deki hikayeden 20 sayfa daha kalın. İkisi arasında fark olup olmadığını bilmediğimden kitabı almak istedim. Kırılgan Şeyler'i bitirdikten hemen sonra Vadinin Hükümdarı'nı da okudum. Hem Kırılgan Şeyler'in son hikayesi olduğu için hem de hakkında söyleyeceklerim bir paragrafı geçmeyeceği için Vadinin Hükümdarı ile ilgili düşüncelerimi şuraya sıkıştırayım :)

Öncelikle, Kırılgan Şeyler'deki basımı ile yeni çıkan kitap edisyonu arasında bir fark olmadığını söyleyebilirim; metinlerin yazı puntosu ve çevirmeni aynı. Sadece, sayfa sayıları farklılık gösteriyor. Kırılgan Şeyler'deki Vadinin Hükümdarı'nda sonraki bölüm aynı sayfada, yazının bir satır altından devam ediyor. Kitaptaki metnin bölümleri ise sonraki sayfalardan başladığı için sayfa sayısında farklılık var.

Gölge gibi ben de Amerikan Tanrıları'na noktayı koyalı birkaç yıl oldu. Vadinin Hükümdarı'nda, yaşananların iki yıl sonrasında olanların anlatılması bu yüzden hoşuma gitti. Özlediğim kurguya ufak bir pencere açmış; karakterlerin neler yaptığına, hayatlarına nasıl devam ettiğine bakmış oldum. Kısa bir süreliğine de olsa, tanrılar ve büyüyle dolu o eski dünyaya dönmek güzeldi ^_^


Kitabın çevirmeni Zeynep Heyzen Ateş'i, başarılı çevirisinden dolayı tebrik etmeden geçemeyeceğim. Özellikle şiirlerde, anlamı ve ahengi koruyarak yaptığı akıcı çevirileriyle müthiş bir iş çıkarmış.

Kırılgan Şeyler, tam bir Neil Gaiman kitabı; hikayelerinde ve şiirlerinde Gaiman'ın sınırsız hayal gücünü, karanlık üslubunu ve yaratıcı bakış açısını barındıran renkli bir derleme. Gaiman'ın o muhteşem kafasında neler olup bittiğini anlatmaya en çok yaklaşan eser olduğu için, Kırılgan Şeyler'i herkese tavsiye ediyorum :)



Elbette peri masalları bulaşıcıdır. Birini yakalayabilirsiniz veya birine yakalanabilirsiniz. Onlar bizden çok uzun zaman önce bu dünyada yaşamış kişilerle ortak noktamızdır.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , ,

Yorum: Neil Gaiman, Andy Kubert & Richard Isanove - Marvel 1602 (Marvel 1602, #1-8)

Tür: Çizgi Roman, Fantastik
Goodreads Puanı: 3,92 (41.878 oy)
Orijinal Adı: Marvel 1602
Yayınevi: Gerekli Şeyler
Çeviri: Cenk Könül
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 232
SANDMAN'İN YARATICISINDAN DAHA ÖNCE GÖRÜLMEMİŞ BİR MARVEL EVRENİ

1602'de. Dünyaca ünlü yazar Neil Gaiman. Marvel Evreni'nin hiç görülmemiş bir versiyonunu okuyucu ile buluşturuyor. X-Men, Spider-Man, Fantastik Dörtlü ve Daredevil gibi tanınan Marvel karakterleri 17. Yüzyılın ilginç dokusunda yer buluyor. 1602, klasik Marvel aksiyonu ile Kraliçe 1. Elizabeth döneminin arka planını karıştırıp muhteşem bir eser ortaya çıkarıyor.

"1602 tam bir zafer. Marvel Evreni uzun zamandan beri hiç bu kadar çekici olmamıştı."
-Entertainment Weekly
Marvel 1602, çok merak ettiğim fakat tükendiği için alamadığım eserlerden biriydi. Neyse ki Gerekli Şeyler, çizgi romanı yenilenmiş bir şekilde tekrardan basmıştı ve ben de çok geçmeden almıştım ^_^ Çizgi romanı uzun bir süre kitaplığımda beklettim zira kafamın rahat olduğu tatil günlerinde okumak istiyordum. Nitekim çizgi romana ağustosun başında başlamaya karar verdim ve 2-3 günde de bitirdim :)

Yoruma geçmeden önce, yazıda spoiler olmadığını; fotoğrafların ise spoiler niteliği taşıdığını belirtmeliyim ^_^


Marvel 1602, bildiğimiz Marvel kahramanlarını 17. yüzyıl İngiltere'sinde işliyor. Kahramanların geçmişi, özellikleri, görünüşleri gibi bazı unsurlar da döneme uygun olarak değiştirilmiş. Bu yüzden, çoğu kahramanı ilk görüşte tanıyamadım ben. Kahramanları keşfetmeye çalışmak, bir yandan hikâyeyi takip etmek ve çizimleri incelemekle uğraştığımdan, zor gelse de aynı zamanda eğlenceliydi de... Hatta, birkaçının kim olduğunu şaşkınlık nidalarıyla fark ettim. Kurgudaki bazı şaşırtmacalardan şüphelensem de, kahramanlar ve diğer unsurlar döneme uygun olarak değiştirildiği için bunlardan da pek emin olamadım.

Kurgu mükemmeldi diyemem, ama tatmin ediciydi. Çizgi romanın ortalarına doğru heyecan tavan yapınca, beklentim o kadar çok yükseldi ki son bölümlerde aradığımı pek bulamadım. Bölümlerde, sonraki sayfaya geçmemi sağlayacak kadar gizem havası vardı. Merak unsuru ise olay örgüsünden ziyade, klasik Marvel kahramanlarının 1602 versiyonlarını bulmaya çalışmakta daha baskındı. Zaten, bir yerden sonra bu ikisi aynı anlama geldi; kahramanlar, ufak ipuçlarıyla hangi Marvel kahramanına denk geldiğini göstermeye başladı. İşte, bu ipuçlarını yakalamak için kahramanlar hakkında az da olsa bilgi sahibi olunması gerektiğini düşünüyorum. Şahsen ben, bütün Marvel çizgi romanlarını okumadım; fakat izlediğim filmleriyle ve yaptığım araştırmalarımla kahramanların belirgin özelliklerini, hayatlarının kritik dönemlerini vs. öğrendim. Marvel 1602'de kaçırdığım göndermeler mutlaka vardır; bunu telafi etmek için, Marvel kahramanları hakkında öğrenebildiğim ne varsa öğrenmek, ardından da Marvel 1602'yi tekrar okumak istiyorum. Yapılan göndermeleri anlamak, klasik Marvel kahramanlarını keşfetmek, ama en çok da çizgi romanı keyifle okumak için Marvel dünyasını biraz bilmek gerekiyor.


Basımı, kurgudan daha çok beğendim. Çizimleri başarılı, renklendirmeyi çok canlı buldum. Kapakta ve bölüm geçişlerinde kullanılan farklı çizim tekniğine ise bayıldım; bu özgün teknik, başka bir zamana aitmiş hissini çok güzel veriyor. Çizim iyi güzel de, yazılardaki vurgularının atlanması hoş olmamış. Örneğin, yukarıdaki fotoğrafta Fury'nin konuşması vurgudan arındırılmış bir biçimde görülüyor. Halbuki orijinalinde, balondaki cümlelerin yarısında kalınlaştırılmış vurgulu kelimeler bulunuyor. Sadece bu kısımda da değil, çizgi romanın genelinde vurgu eksikliği var. Bazılarının vurgusu aynı şekilde bırakılsa da benim için bu, yeterli değildi.


Marvel 1602'deki vurgu konusu beni ne kadar rahatsız ediyorsa, çizgi romanın font seçiminden de bir o kadar memnunum :D İngilizcesinde farklı karakterler için farklı fontlar kullanılmış, değişik konuşma balonları tasarlanmıştı. Gerekli Şeyler'in bunları koruduğunu görmek sevindirdi beni. Sanırım sadece Thor'un fontu değiştirilmişti, diğer karakterlere ait fontlar aynıydı. Thor için kullanılan orijinal fontu okuması zor buldum; o yüzden bu yazı tipinin değiştirilmesi yerinde bir karar olmuş. Font konusunda olumsuzluk olarak değerlendireceğim tek şey, Javier'in okul tabelası için Türkçe karakter desteklemeyen font kullanılması...

Konuşmaların balon içi yerleştirmelerini çok başarılı buldum. Yazıların taşma yaptığını veya balon içinde çok küçük kaldığını görmedim. Yazıların font seçimi ve font büyüklüğü de balonlara uygundu. Balonların ve fontların bütün bu özelliklerini göz önüne alarak, yazıların göz yormadığını ve rahatlıkla okunduğunu söyleyebilirim :)


Marvel 1602, ilginç kurgusu ve muhteşem çizimleriyle Marvel dünyasına alternatif bir bakış açısı sunuyor. Marvel kahramanlarının 17. yüzyılda Neil Gaiman'ın yorumuyla nasıl göründüğünü merak ediyorsanız, Marvel 1602'yi okumanızı tavsiye ederim. Öncesinde Marvel evrenine dair bilgi edinmek ve kahramanların hayatlarını öğrenmek ise çizgi romandan alacağınız zevki katlayacaktır :)




post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , ,

Yorum: Neil Gaiman - Yolun Sonundaki Okyanus

Tür: Fantastik, Gerilim, Gizem, Korku, Yetişkin
Goodreads Puanı: 3,98 (272.950 oy)
Orijinal Adı: The Ocean at the End of the Lane
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Zeynep Heyzen Ateş
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 182
Bir kelebeğin kanatları kadar narin ve hüzünlü.
Karanlıktaki bir bıçak kadar tehditkâr ve korku verici.

Neil Gaiman, sarsıcı eseri Yolun Sonundaki Okyanus'ta, insanı insan yapan tüm duyguları ortaya çıkarmakla kalmayıp, okurlarını onları çevreleyen karanlıklardan korunmaları için geçmişin sığınağına davet ediyor.

Hikâye, kahramanımızın çocukluğuna dönmesi ve evinin yanındaki gölün aslında bir okyanus olduğunu iddia eden Lettie Hempstock'a dair anılarının canlanmasıyla başlıyor. Bu andan sonra; küçük bir çocuğun fazlasıyla ürkütücü, garip ve tehlikelerle dolu geçmişine doğru bir kapı açılıyor.
Artık, yolun sonunda neyle karşılaşacağını kahramanımız da bilmiyor...
Yolun Sonundaki Okyanus, fuardan aldığım İthaki'lerden biriydi. Kitap ilk çıktığında, Neil Gaiman'ın uzun bir aradan sonra yazdığı ilk yetişkin kitabı olduğu için dikkatimi hemen çekmişti. Fakat araya başka kitaplar girdiği için kitabı almayı sürekli ertelemiştim. Nitekim, fuar havasından dolayı daha fazla dayanamadım ve Yolun Sonundaki Okyanus'u da almış bulundum. Kitaba finallerden hemen önce başlamıştım ve birkaç içinde de bitirmiştim.

Nedense ben, kitabın polisiye türünde olduğunu sanmıştım, bu türde bir kitabın yetişkin kategorisinde olması da normal diye düşünerek başlamıştım Yolun Sonundaki Okyanus'a. Ayrıca, kitaba başlamadan önce ufacık da olsa endişelerim vardı; kitabın arka kapak yazısında konuya dair çok fazla bilgi verilmemesi, kitabın umduğum kadar iyi olmayabileceğini düşündürtmüştü bana ve Gaiman'ın uzun bir aradan sonra bir yetişkin kitabı yazmasıyla birazcık paslanmış olabileceğinden, dolayısıyla da beklentilerimi karşılamayacak bir kitap olabileceğinden korkmuştum. Ne kadar da yanılmışım... Kitap, tek kelimeyle müthişti!


Öncelikle, kitabın masalsı kurgusuna bayıldığımı söylemek istiyorum. Her şeyin başka bir dünyadanmış gibi göründüğü o çocukluk dönemine, yeteri kadar büyülü değilmiş gibi, masalsı ögeler eklemek ve sihri gerçek kılmak sanırım sadece Neil Gaiman'ın başarıyla altından kalkabileceği bir şey... Masalsı bir atmosferi, bir yetişkin kitabında oluşturmak da ona özgü becerilerden biri galiba... Bir başka becerisi ise okuduğum bütün kitaplarında, beni bir şekilde hem hikâyenin içine çekmesi hem de çocukluğumla aramdaki bağı kurması. Nasıl yapıyor bilmiyorum, ama her seferinde beni çocukluğuma ve o dönemin gerçeküstülüğüne götürebiliyor. Gaiman'ın kitaplarında işlediği sihirden çok daha fazlasına, kendi sihrine sahip olduğunu düşünüyorum.

Olaylar her ne kadar bir yetişkinin çocukluk anılarından oluşsa ve bir çocuğun bakış açısından anlatılsa da Yolun Sonundaki Okyanus'u bir yetişkin kitabı olarak kategorilendirmek bence de doğru olacaktır. Zira kitapta, bir çocuğu korkutabilecek olaylar ve fantastik ögeler bulunuyor. Yetişkinler için ise bu kitap tam da uyku kaçıracak ama bütün gece uyanık tutmayacak dozda gerilime sahip.

Kitabın sürükleyiciliği de oldukça yüksekti. Final öncesi çalışma haftasında başladığım kitabı bir türlü elimden bırakamamıştım; bitirdiğimde ise teşekkür yazısına nasıl geldiğimi anlamamıştım bile. Hatta çocukluk anılarının anlatıldığı karakterin bir adının olmadığını da kitabı GR'de puanlamak için girdiğimde, karakter isimlerinde The Nameless Boy'u görünce fark etmiştim. Kitap, o kadar sürükleyiciydi yani :D Ek olarak, anlatıcının yani anılarını anlatan karakterin ve ailesinin isimlerinin olmaması kitaba ayrı bir hava da katıyor. Bütün bu esrarengiz olaylar ve unutmalar/hafıza değişimleriyle birlikte ele alındığında bazı kişilerin isminin olması ve bazılarının olmaması bir açıdan da mantıklı geliyor.


Yolun Sonundaki Okyanus'un akıcılığına da değineyim. Kitabı, finallere çalıştığım haftada başlamış; derslerle, finallerle ve mezuniyet telaşıyla dolu 3 günde bitirmiştim. Bunda Gaiman'ın üslubu kadar çevirinin de payı var; bu yüzden Zeynep Heyzen Ateş'i de tebrik etmek istiyorum, böylesine başarılı bir çeviri gerçekleştirdiği için...

Kitabın kapağı orijinal olmasa da, kapakta kullanılan görsel hem kitaba uygun hem de orijinal kapağa yakın olduğu için İthaki'nin kapağını sevdim ben. Kapaktaki su birikintisinin göl izlenimi vermesine rağmen, dikkatle bakıldığında birkaç balığın da bu birikintide bulunmasıyla aslında bir okyanus olabileceği fikri ise kitaptaki göl/okyanus tartışmasını çok iyi temsil ediyor. Kısacası, bu kapağı da orijinali kadar beğendim.

Yolun Sonundaki Okyanus masalsı kurgusuyla, sürükleyici olay örgüsüyle, akıcı çevirisiyle; kısacası her şeyiyle dört dörtlük bir kitaptı. Gaiman'ın sihrine tanık olmak, aynı zamanda da kendi çocukluğunuzla bağlantı kurmak istiyorsanız elinize bir an önce bir Gaiman kitabı -tercihen Yolun Sonundaki Okyanus'u- almanızı şiddetle tavsiye ederim ^_^



"Hiçbir şey aynı kalmaz," dedi. "İster bir saniye sonra olsun, ister yüz yıl. Her şey devinir, dönüşür, değişir. İnsanlar da okyanuslar kadar değişkendir."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Neil Gaiman - Mezarlık Kitabı

Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Gizem, Paranormal
Goodreads Puanı: 4,10 (278.780 oy)
Orijinal Adı: The Graveyard Book
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Evrim Öncül
Basım Yılı: 2009
Sayfa Sayısı: 289
Arkadaşlarının Bod diye hitap ettiği Nobody Owens normal bir çocuktur.

Eğer bir mezarlıkta yaşamasaydı, hayaletler tarafından büyütülüp yetiştirilmeseydi ve yanında ne canlıların ne de ölülerin dünyasına ait olan sadık bir koruyucusu olmasaydı, Bod tamamıyla normal olurdu.

Bir çocuk için mezarlıkta tehlikeler ve maceralar vardır -tepenin altındaki çok yaşlı Çivit Renkli Adam, gulyabanilerin terk edilmiş şehrinin bulunduğu çöle açılan bir geçit, korkunç bir tehdit saçan tuhaf Bekçi...

Ama Bod mezarlıktan ayrılırsa, ailesini de öldürmüş olan Jack denen adamın saldırısına uğrayacaktır...

"Sınırlar her zaman vardır –mezarlık ile onun ötesindeki dünya arasında, hayat ile ölüm arasında ve onların kesiştiği yerde."
-Neil Gaiman

"Bir çocuğu büyütmek için koca bir mezarlık gerekir. Bu kitapta en keyif aldığım şey, Bod’un kendi güzel ve harap mezarlığında ölü ve canlı arkadaşlarıyla büyümesini görmekti. Mezarlık Kitabı Neil Gaiman’ın bir başka şaşırtıcı ve harika eseri..."
-Audrey Niffenegger, Zaman Yolcusunun Karısı’nın yazarı.

"Açıkçası, Mezarlık Kitabı Neil Gaiman’ın şimdiye kadar yazdığı en iyi kitap. Kendisinin, büyüleyiciliği, cana yakınlığı, korkutuculuğu ve dehşeti tek bir fantezide toplamayı nasıl başardığını asla öğrenemeyeceğim, ama ihtişam dolu bir iş çıkardığı kesin..."
-Diana Wynne Jones, Howl’s Moving Castle’ın yazarı
Mezarlık Kitabı, fuardan aldığım İthaki'lerden biriydi. Hem eksik Gaiman'ları toplamak için hem de içeriğini merak ettiğimden, alınacaklar listeme Mezarlık Kitabı'nı da eklemiştim. Finallerin başlamasına birkaç hafta kala da fuardan aldığım kitaplara başlama kararı almıştım ve bu süre zarfında okuduğum kitaplardan biri de Mezarlık Kitabı'ydı. Kitabı beğeniyle okudum ve birkaç gün içinde bitirdim ^_^

Mezarlık Kitabı'nın kurgusu Gaiman'ın çoğu kitabındaki gibi, Gaiman'ın hayal gücüyle günümüz dünyasının ortada buluştuğu bir kurguydu. Kurgunun bel kemiği, yine yaratıcı ve orijinal bir bir fikirdi; mezarlık yaşana bir çocuğun kendini ve dünyayı anlaması, keşfetmesi üzerineydi. Gaiman'ın bu uçuk ve tuhaf fikirlerini alıp hayal gücüyle harmanladıktan sonra, müthiş bir kurguya dönüştürmesine bayılıyorum! Bir de yazdıklarını gerçeklikten soyutlamaması; içinde bulunduğumuz dünyayla az ama güçlü bağlarla birbirine tutturması, yazdıklarının dünyanın herhangi bir yerinde gerçekten de yaşandığı veya yaşanıyor olduğu hissini veriyor ve ben bu hissi başka kitaplarda bulamıyorum.

Gaiman'ın yaratıcı kurgusu kadar karanlık ve mizahi üslubunu da seviyorum. Yaşamımızdaki minik ayrıntıları daha önce görmediğimiz bir şekilde bize sunuyor ve bunu yaparken kendi farklı bakış açısından bir şeyler katmasıyla ortaya, nefes kesici güzellikte ayrı bir dünya çıkartıyor. Yerinde ve yeterli kelime seçimleriyle aktarmak istediği duygu ve düşünceleri eksiksiz bir biçimde aktarması, üslubunun sadece bir yönü. Kendisinin betimlenemeyecek güzellikte, eşsiz bir üslubu var. Bunun nasıl bir şey olduğunu görüp hissetmek için Gaiman'ın en azından bir kitabını okumak gerek diye düşünüyorum.


Gaiman'ın diğer kitaplarını okurken fark etmediğim bir şey fark ettim, Mearlık Kitabı'nda... Bod'un mezarlıkta yetişmesi ve zamanla oradan ayrılıp normal dünyaya dönmesi, hepimizin geçirdiği dönemlerden birini -büyüyüp yetişkinlerin dünyasına adım attığımız o dönemi- anımsattı bana. Gittiğim her yeni yerle farklı dünyalara girdiğimi düşündüğüm, okuduğum her kitapla büyülendiğim, oyunlarla ve oyuncaklarla kendi mini dünyamı kurduğum o zamanlar Bod'un mezarlıkta yetişmesi kadar ilginç ve gerçek üstüydü benim için. Ardından gelen sosyal değerler ve toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde şekillenen yapabilirsinli ve yapamazsınlı kurallar, ezbere dayalı eğitim ve öğretim sistemi, dershaneler ve sınavlar... Tüm bu karmaşa, büyümeye denk geliyor ve bunlar, çocukken kurduğumuz kendi dünyamızı yavaşça silikleştirip görünmez hale getiriyor; tıpkı Bod'un büyüyüp mezarlıktakileri görememesi ve o dünyadan kopup mezarlığın dışındaki dünyaya açılması gibi... Mezarlık Kitabı'ndaki bu metaforumsu olguyu fark etmek, Gaiman'ın diğer kitaplarında da bunun gibi ama gözden kaçırdığım bazı göndermelerin olup olmadığını düşündürttü bana. Belki de ben, Bod'un hikayesini bu şekilde görüyorumdur veya Gaiman, Mezarlık Kitabı'nı bu amaçla -yetişkinlerin de kendi çocukluklarından bir şeyler görmesi ve hissetmesi için yazmıştır; bilemiyorum... Bod'un maceralarını bu şekilde görmek, kitabı daha çok sevmemi sağladı. Gaiman'ın her kitabının bende yeri ayrı olsa da, Mezarlık Kitabı'nın yeri apayrı :)


Mezarlık Kitabı'nı sevmek için bir başka neden ise kitapta, Bod ve mezarlıkla alakalı kaliteli çizimlerin bulunması. Gaiman'ın o eşsiz üslubuyla zihnimizin ve hayal gücümüzün büyülenmesi yetmiyormuş gibi bir de, kara kalem çizimlerle bize görsel şölen yaşatıyorlar. Çizimlerin kara kalem olması, Gaiman'ın üslubundaki o karanlık havaya çok iyi uyuyor ve kitaba farklılık katıyor.

Kitabın akıcı ve beklediğimden çok daha sürükleyici olduğunu da eklemeden geçemeyeceğim. Kitabı 4 günde bitirmiştim ve bu süre zarfında elimden bir türlü bırakamadım. Ayrıca, kitapta beni sıkan tek bir bölüm bile yoktu. Bunun en büyük nedeni Gaiman'ın hikaye anlatma yeteneği olsa da, çizimlerin de dağılan dikkati tekrar kitaba çekmeye katkısı olduğunu düşünüyorum.

Ana karakterinin çocuk olmasından dolayı, Mezarlık Kitabı için çocuk kitabı denilse de ben buna katılmıyorum; Mezarlık Kitabı'nın yetişkinlere de hitap ettiğini düşünüyorum. Çocuklar Bod'un maceralarından keyif alırken, yetişkinler kendi çocukluk dönemlerinin bir benzerini Bod'un büyüyüp dış dünyaya açılma serüveninde görebilir. Çizgi romanı da çıkmışken, Mezarlık Kitabı'na bir şans vermenizi öneririm :)



"İnsanlar imkânsız olanı unutmak isterler. Bu, onların dünyasını daha güvenli kılar."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Neil Gaiman - Amerikan Tanrıları

Tür: Fantastik, Macera, Mitoloji, Yetişkin
Goodreads Puanı: 4,10 (380.825 oy)
Orijinal Adı: American Gods
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Niran Elçi
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 712
AMERİKAN TANRILARI GERİ DÖNDÜ!

Yayımlandığı anda çoksatan listelerine giren, Hugo, Nebula, Locus, Bram Stoker ve SFX gibi ödülleri kazanarak zoru başaran Amerikan Tanrıları, bu kez yazarın tercih ettiği metinle karşınızda.

Kitabın onuncu yılı için hazırlanan bu özel çalışma, sadece yeni önsöz ve sonsözlerle değil, metne yapılan eklemelerle de genişletildi ve Neil Gaiman’ın hayal gücünü gözler önüne seren bu başyapıtın benzersiz bir edisyonu ortaya çıktı.

Gölge son üç yılını hapishanede geçirmiştir ve tahliyesine iki gün kala karısının ölüm haberini alır. Cenazeye katılmak için uçağa biner. Yanına en masum tanımla “esrarengiz” denilebilecek Bay Çarşamba oturur. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Benim için 2015'in son kitabı, basımıyla olduğu kadar içeriğiyle de beni benden alan Amerikan Tanrıları oldu. Kitabı almayı hep ertelemiş, ardından tükenmesi nedeniyle bir türlü edinememiştim. İthaki Yayınları geçtiğimiz ay, kitabı onuncu yılına yakışır bir edisyonla yeniden bastı ve ben de çok beklemeden kitabı aldım :)

Neil Gaiman bu sefer okuması zor bir kurgu çıkarmış ortaya. Hem karakterlerin bol olması hem de olay örgüsünün karmaşık olması nedeniyle, olayları takip ederken çok zorlandım. O anki tüm dikkatimi kitaba vermem gerekti. Ayrıca, kitapta geçen tanrıların isimleri olay örgüsü içinde doğrudan verilmemişti. Bazı özelliklerinden ve tasvirlerinden kim olduklarını çıkarmak biz okuyuculara düşüyordu. Kurgu daha basit olsaydı, böyle bir eylemi eğlenerek yerine getirebilirdim. Fakat ayrıntılı ve karışık bir kurguya karakterlerin belirsizliği ve çokluğu da eklenince, kitabı okumak benim için bayağı zor oldu.

Kurgu karışık olduğu için, kitabı bitirdikten sonra üzerinde düşünülmesi taraftarıyım. Şahsen ben, kitabın üzerinde düşündükten sonra birçok şeyi kavrayabildim. Kendimi kurgudaki olaylara kaptırmışken Gaiman'ın arka planda neleri planladığını görmek zordu. Ama kitap bittikten sonra üzerinde düşününce ve çeşitli mitolojiler üzerinde minik bir araştırma yapınca birçok olayı anladığımı düşünüyorum :) Kitabın arkasında bulunan tanrı listesinin de faydası olduğunu eklemeden geçemeyeceğim ;) Ben bu listeyi ancak kitabı bitirdikten sonra fark edebildim; listedeki çoğu bilgiye hakim olsam da bazı mitolojik karakterleri daha önce hiç duymamıştım. Bu liste, böyle karakterleri anlamam ve kurgudaki yerlerine koyabilmem için anahtar ögelerdendi. Bu yüzden tavsiyem, kitabı okurken takıldığınız yerlerde bu kısma bakmanız. Çeşitli halkların mitolojileri hakkında derin bilgileriniz yoksa bu kısım, işinize çok yarayacaktır. Listenin biraz spoiler içerdiğini düşünüyorum; çünkü kurgu, mitolojiyle paralellik gösteriyor. Fakat kurguyu etkin bir şekilde takip etmek için bu fedakarlığı yapmak gerekiyor, bence :)


Kitapta çok fazla karakter olsa da her birinin kendilerine özgü özelliklerinin, birer kişiliklerinin olduğu görülüyor. Bunlar, tekrara düşülmeden başarıyla yazıya dökülmüş. Gaiman, kurgunun arka planının sağlam olduğunu hissettirse de karakterlerin geçmişlerine biraz daha yer verseydi, bence daha iyi olabilirdi. Bazı bölüm aralarında birkaç tanrının geçmişte neler yaptığı, nelere neden olduğu bahsedilse de bunlar bana yeterli gelmedi açıkçası. Kurguda önemli yerleri olan tanrıların geçmişlerine biraz daha fazla yer verilseydi, tanrıları anlatılanlardan tahmin etmek çok daha kolaylaşacaktı. Bu da, kitabı zorlanmadan okumayı sağlayacaktı diye düşünüyorum.

Mitolojik tanrıları ve aramızda yürüme fikrini içeren birçok kitapla karşılaşmıştım. Ama kitabın on küsur yıl önce yazıldığını göz önüne alırsak, o dönemlerde bu fikri işleyen bir kitap gördüğümü hatırlamıyorum. Bu yüzden, kitabın konusunu orijinal bulduğumu söyleyebilirim. Bu orijinal kurguya ek olarak, Gaiman'ın çeşitli olguları kendine has mizahı ile irdeleyişi de kitabın sevdiğim özelliklerinin başında geliyor.

Neil Gaiman'ın üslubuna bayıldığım, herkesçe bilinen bir gerçek. Gaiman'ın gerçek ve kurguyu bir araya getirişi, masalsı anlatımına eşlik eden o karanlık hava, sınırsız hayal gücü... Daha birçok özelliğiyle üslubuna hayran kalmamak elde değil! Amerikan Tanrıları, Gaiman'ın üslubunun tüm bu özelliklerini taşımasına ek olarak yazarın diğer kitaplarına kıyasla daha çok yetişkinlere hitap ediyor. Fakat bu, Gaiman'ın sihrini kaybettiği anlamına gelmesin; üslubu ve hayal gücü zirveye hiç olmadığı kadar yaklaşmış durumda. Sanırım bu yüzden Amerikan Tanrıları, yazarın en iyi eseri olarak görülüyor.


Kitabın basımı, en az içeriği kadar muhteşem ^_^ Her seferinde İthaki Yayınları kendini aşmış diyorum, ama bu seferki gerçekten de bir dünya harikası... Amerikan Tanrıları sert kapaklı ve şömizli. Kitabın şömizi mat fakat hafif bir parlaklık da içeriyor. Şömizdeki kapak resimleri etkileyici; ayrıca Gaiman ve kitap için de belirli bir anlamı olan resimler, bunlar. Kitabın kapağında ise ayrıntılı, siyah beyaz bir çizim yer alıyor. İç basım da dışı gibi kaliteli... Metne, Neil Gaiman tarafından yazılan önsöz ve sonsöz eşlik ediyor. Ayrıca kitapta önceki basımlarda çıkartılan bir bölüm, Gaiman'la Amerikan Tanrıları üzerine yapılan bir söyleşi ve tanrıların olduğu bir listeyi içeren ek de bulunuyor. Herhangi bir basım ve çeviri hatasına denk gelmediğim için çeviri ve basımı da başarılı buldum. Kısacası bu edisyon, özellikle Neil Gaiman fanıysanız kitaplığınızda mutlaka bulunmalı!

Amerikan Tanrıları, Neil Gaiman'ın okuduğum en iyi kitaplarından biriydi. Kitabın kurgusu karmaşık olabilir fakat ustaca kurgulandığını itiraf etmeliyim. Ayrıca konusunu orijinal, karakterlerini de sağlam buldum. Tüm bunlar Gaiman'ın o destansı ve biraz da karanlık anlatımıyla buluşunca, kitabın neden Gaiman'ın başyapıtı olarak kabul edildiği anlaşılıyor. Gerek basımıyla gerekse içeriğiyle göz dolduran bu eseri herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum :)



İnsanlar inanır, diye düşündü Gölge. İnsanların yaptığı budur. İnanırlar. Sonra da inançlarının sorumluluğunu almazlar; bir şeyler yaratırlar ve yarattıklarına güvenmezler. İnsanlar karanlığı doldurur; hayaletlerle, tanrılarla, elektronlarla, hikayelerle. İnsanlar hayal eder ve insanlar inanır, kibir şeyleri olduran da o inançtır, kaya kadar sağlam o inanç.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , ,

Haber: Amerikan Tanrıları yeniden basıldı!


Mutluluktan aklınızı kaybetmeye hazır mısınız? Amerikan Tanrıları 10. yıl edisyonu ile raflardaki yerini yeniden alıyor!

Ülkemizde Neil Gaiman'ın ünlü kitabı Amerikan Tanrıları'nın yaklaşık 5 yıldır basımı yapılmıyordu. İthaki ise kitabın farklı bir kapakla yeniden basılacağını duyurmuştu. Ben de kitabı edinemeyen çoğu Gaiman fanı gibi İthaki'nin bu duyurusunu eyleme geçirmesini bekliyordum. Sonunda kitabı İlknokta'da ön siparişte olarak görmeyi başardım, başardık.

Kitap, önceki basımıyla birçok yönden farklılaşıyor. Çeşitli eklemelerle genişletilen Amerikan Tanrıları, Neil Gaiman'ın tercih ettiği metinle bizlere sunuluyor.

Kitabın 39 liralık etiket fiyatıyla 13 Kasım'da satışa çıkacağı bilgisi mevcut, şu anda. Kitabı İlknokta'dan %35 indirimli olarak alabilirsiniz; siteye gitmek için şuraya tıklamanız yeterli. Kitap, D&R ve İdefix gibi diğer satış sitelerinde şu anda ön siparişte olarak gözükmüyor ama birkaç güne oralara da eklenir diye düşünüyorum ^_^

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Eoin Colfer, ... & Neil Gaiman - Doctor Who: 11 Doktor 11 Öykü (Doctor Who 50th Anniversary E-Shorts, #1-11)

Tür: Bilim Kurgu, Macera, Öykü
Goodreads Puanı: 4,07 (915 oy)
Orijinal Adı: Doctor Who: 11 Doctors, 11 Stories
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Emirhan Burak Aydın
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 504
Tüm evrende nam salmış biri olmasının yanı sıra, yaşayan her bir canlının eşsiz olduğunu bilen Doktor, Gallifrey'de yaşayan ya da yaşamış Zaman Lordlarının belki de en farklısı.

Ödünç aldığını iddia ettiği zaman makinesi TARDIS'i, yüzlerce yıllık hayatı boyunca yanından eksik olmayan yol arkadaşları ve nereye giderse gitsin, en az yol arkadaşları kadar ona bağlı olup peşini bırakmayan düşmanlarıyla bir kahramandan daha fazlası.

Televizyon tarihinin en uzun soluklu dizisi Doctor Who'nun ellinci yılına özel, o güne kadar hayat bulmuş on bir Doktor için yazılan on bir öykü; Doktor'un kahramanlık, zekâ ve mizah dolu yepyeni maceralarını bir araya getiriyor.

11 Doktor 11 Öykü için kalemlerini eline alan on bir yazar bu kitapla birlikte Doctor Who efsanesini, olabilecek en kusursuz biçimde yaşatmayı sürdürüyor.
Doctor Who, izlediğim en iyi bilim kurgu dizilerinin başında geliyor. Diziyle lise yıllarımın başlarında tanışmıştım ve diziyi o zamandan beri de düzenli olarak izlemeye çalışıyorum. DW'nun benim için ne kadar özel olduğunu uzun uzun anlatmayacağım; blogu veya blogun sosyal medya hesaplarını takip ettiyseniz tahmin edebiliyorsunuzdur zaten :D İthaki'nin bu öykü setini çıkaracağını duyunca bir an sevinçten ne yapacağımı bilememiştim. Kitabım basımı kitap fuarına yetişmişti ve ben de kitabı fuardan almıştım ^_^ Fakat kitabı alır almaz okumadım. Yaz tatilinde, kafam rahatken okumak istedim ki Doktor'u ve maceralarını doya doya hayal edebileyim :) Nitekim kitabı tatilin son haftalarında okuyup bitirdim.

11 Doktor 11 Öykü, 11 farklı yazarın 11 farklı Doktor'u ve maceralarını anlattığı 11 hikayeden oluşan bir antoloji. Aslında başlangıçta bu hikayeler e-book olarak yazılmıştı, ama daha sonra tek bir kitapta toplandı. Hikayelerin her birinde farklı bir Doktor işlenmiş ve tabii bu hikayeler 52 yıllık koca bir maceradan referanslar kullanılarak oluşturulmuş. Yazarların içinde Philip Reeve, Richelle Mead ve Neil Gaiman gibi kitaplarını severek okuduğum yazarların da bulunması, kitabı daha çok sevmemi sağlıyor :)


Kitaptaki 11 öykünün her birini ayrıntılı olarak incelemeyeceğim. Ben bunlar hakkında konuşmak isterim de siz buna dayanabilir misiniz, bilemem :D Bu yüzden, kitabı genel olarak değerlendirip bazı hikayelerin dikkat çeken yönlerine değinmeyi düşünüyorum.

Kitaba genel olarak baktığımda, hikayelerin her birinin Doctor Who ile gayet iyi bir şekilde bağlantı kurduğunu söyleyebilirim. Hepsi de kendi Doktor'u ve bulunduğu sezonlarla uyumlu ögeler ve karakterler içeriyor ki bu tür kitaplarda benim için öncelikli olan mesele de buydu. Hikayeler Doktor'un zaman çizgisine dikkat edilerek, büyük bir özenle yazılmıştı. Hikayeler hakkındaki tek şikayetim ise çok çabuk bitmesiydi. Neyse ki, kitapta doya doya okuyacağım daha çok hikaye vardı :D

Bazı hikayeleri, diğerlerinden daha çok sevdiğimi inkar etmeyeceğim :D Bunun en büyük nedeni ise, yazarların bazılarının büyük birer hayranı olmam. 4. Doktor'da Philip Reeve'in veya 11. Doktor'da Neil Gaiman'ın üslubunun tadını neredeyse alabiliyordum ki bu, tarif etmesi zor bir his. Hikayelerde sevdiğim yazarlardan parçalar görmek ve onları fark edip anlamak inanılmaz keyifliydi :)

Önceden izlediğim, bildiğim Doktor'ların hikayelerini daha iyi anladığımı; yapılan göndermeleri daha iyi yakaladığımı düşünüyorum. Örneğin 6. Doktor'un hikayesinde klasik seriye bolca referans verilmişti. Benim de bunları anlamam için dizinin wiki sayfasını birazcık karıştırmam gerekti. Ama 9. Doktor'un hikayesindeki modern seriye yapılan göndermeleri yakalamakla kalmadım, dizinin senaryosuyla uyumunu da kavradım ^_^


Kitapta okumak için sabırsızlandığım bir öykü vardı: 10. Doktor'un hikayesi olan Hayaletli Kulübenin Gizemi. Gönül isterdi ki, 10. Doktor'a Rose'un eşlik ettiği bir bölüm olsun; o bölümü kah yüzümde şapşal bir gülümsemeyle, kah tutamadığım gözyaşlarımla okuyayım... Ama olmadı :( Hikayede Rose'un R'sini bulamamayı geçtim; 10. Doktor'a bilin bakalım hangi companion eşlik ediyordu, ısınamadığım tek companion olan Martha. Martha'nın sadece Doktor'u ve onun sunduğu muazzam şeyleri reddetme gücünü, her şeyi kendi isteğiyle bırakmasını sevmiştim. Onun dışında bu kızda sevdiğim hiçbir şey yok; nitekim hikayede de kendisini pek sevimsiz buldum. Derek Landy'nin modern serideki Martha'nın ruh halini, duygu ve düşüncelerini çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Rose'un gölgesinde kalmış ve bunun hakkında yapabileceği çok bir şey olmayan, Doktor'la ilişkisinden daha fazla şeyler bekleyen bir karakterdi, Martha. Kitapta da bu Martha'yı okudum. Severek okumadım ama yazar, diziye sadık bir karakter yazmıştı. Hem bu hem de 10. Doktor'un varlığı, Martha'ya katlanmamı kolaylaştırdı.

Kitabı okurken bana Doctor Who'nun soundtrack albümlerinden seçtiğim 22 şarkılık bir çalma listesi eşlik etmişti. Kitap okurken müzik dinleyebilen gruptansanız size de aynısını yapmanızı, 11 Doktor 11 Öykü'yü okurken Doctor Who'nun şarkılarından dinlemenizi tavsiye ederim. Özellikle de 9. Doktor'un hikayesinin son bölümünü okurken Rose's Theme'i dinleyin; şarkının nasıl da umut dolu başlayıp sona yaklaştıkça hüzünleştiğini... Bu hikayenin son bölümünü okurken ben de başlarda Doktor'un Rose ile atılacağı maceraları, yaşayacağı deneyimleri düşünüp mutlu oldum; Rose'un Doktor'u nasıl da daha iyi birine dönüştüreceğini, ona sevgiyi tattıracağını ve savaş sonrası hissettiği yalnızlığı her iki kalbinden de atacağını hatırladım. Sonra birbirlerini nasıl kaybedecekleri geldi aklıma, gözlerim doldu... Ay, ben çok özledim bu ikisini!

Kitabın basımından da kısaca bahsedeyim. İthaki, ciltli ve ciltsiz olmak üzere kitabın 2 farklı basımını yaptı. Bende ciltli basımı var ve size şu kadarını söyleyebilirim ki kitap, İthaki'nin 1000. basımına yakışır kalitede. Ayrıca kapaktaki ve cildindeki ayrıntılar da ciltli almanız için ayrı birer neden ;)

11 Doktor 11 Öykü, belki de en başarılı Doctor Who kitaplarından biri. 11 farklı yazarın yazdığı DW hikayelerinin tek bir yerde toplandığı bu kitap, biz whovianlar için eşi benzeri bulunmaz bir nimet. Dizisinin yerini tutmaz ama, kitabı da Doctor Who kadar seveceğinizi düşünüyorum.



"İşte bu yüzden bir yol arkadaşına ihtiyacım var," dedi. "Aklımın bir karış havada olmasını, ayaklarımın yerden fazla kalkmasını engellemek için. Beni kendimden korumak için. Devam etmemi Rose gibi insanlar ve senin gibi kabuklu canlılar sağlıyor Ali. Bana her şeyin sona ermediğini, her şeyin benimle ilgili olmadığını hatırlatıyorsunuz. Halkım tamamen gitmiş olabilir ama senin halkın var ve Hammurabi'nin halkı vardı; herkesin kendi halkı var. Ve hepsi de çok değerli."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , ,

Yorum: Michael Reaves & Neil Gaiman - Ara Dünya (InterWorld, #1)

Tür: Bilim Kurgu, Fantastik, Genç-Yetişkin, Macera
Goodreads Puanı: 3,49 (10.720 oy)
Orijinal Adı: InterWorld
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Emine Ayhan
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 214
Hugo ve Nebula ödüllü yazar Neil Gaiman ve Emmy ödüllü yazar Michael Reaves'ten sadece gençlere değil tüm okurlara hitap eden, bilimkurguyla fantezinin iç içe geçtiği bir macera.

Joey Harker bir kahraman değil. O aslında kendi evinde kaybolan sıradan biri. Bir gün kaybolduğunda kendi dünyasını geride bırakıp bambaşka bir boyuta adım atıyor. Şimdi bir savaş vermek zorunda. Hem de sadece bu dünyayı değil, olası bütün dünyaları kurtarmak için verilen bir savaş...
Ara Dünya uzun zamandır kitaplığımda okunmayı bekliyordu. Kitabı sanırım D&R'ın 5 lira kampanyasından almıştım, tam olarak hatırlamıyorum. Sonunda kış sonu gibi kitaba başlamaya karar verdim ve birkaç gün önce de bitirdim.

Öncelikle yazarların günümüz evrenini baz alarak apayrı bir dünya ve evren kurguladıklarını ve bunu takdir ettiğimi belirtmeliyim. Yaratılan bu kocaman evrende bilmediğimiz ve alışkın olduğumuzdan farklı fizik kuralları, anatomiler, vs. her konuda çeşitlilik mevcut. Yarattıkları bu kurgu, hayal gücünün ve yaratıcılığın herhangi bir sınırı olmayacağını gösteriyor, bence :) Kurgu başarılı da keşke kurgulanan bu evrenler, ayrıntılı bir şekilde açıklansaydı. Belirli kurallar ve sınırlar açıklanmıştı ama bunlar sadece kurguyu şekillendirmeye yarıyordu, kurguyu anlamak için yeterli değildi. Çoğu zaman ben de ana karakter gibi hissettim; kurguda ne yaptığımı bilmeden, tahmin yürüterek ilerledim. Bu durumun, merak unsuruna katkıda bulunacağı amaçlanmış sanırım ama ben kurgulanan dünyayı zihnimde canlandıracak yeterlilikte malzemeye sahip değilsem, maalesef merakım yüksek olmuyor.

Kurguyu oldukça yaratıcı bulduğumu belirttim ama kurgu bana ne yazık ki o kadar da orijinal bir fikirmiş gibi gelmedi. Kitap, kurgu açısından bana okuduğum diğer kitapları çağrıştırdı. Bunun yanında, kitabın başında olaylara aniden girildiğini düşünüyorum. Birkaç sayfalık bir tanıtımdan sonra olay örgüsü, heyecansız ama merak dolu bir şekilde başladı. Sonraki bölümlerde heyecan artsa da sürekli bir oyalanmışlık hissi vardı, sanki. Bütün olanlar ana karakter için de böyle birden geliştiğinden bu şekilde olması normal; ama bu anilik beni biraz çarptı ve kitabın ikinci yarısına kadar kitabı coşkuyla okuyamadım.

Kitabın çok yoğun olduğum bir ders dönemime denk geldiği için okunmasının bu kadar uzun sürmesinin yanında bir de, kitabın ilk yarısı o kadar da akıcı değildi. İlk sayfalarda merak unsuru başarıyla kullanılıyor, fakat kurgulanan dünyayı kavrayamadığım için ben o merakı hissedemedim. Kitap, ilk bölümlerinde beni kendine çekemedi, maalesef. Bu kısımları okurken, çoğu zaman birkaç sayfa okuyup kenara koydum kitabı. Ama yarısından sonra kitap, su gibi aktı. Öyle ki, ikinci yarısındaki sürükleyiciliği olmasaydı, kitabı daha sonra okumak üzere yarım bırakabilirdim. Bu sürükleyiciliğe ek olarak, ikinci yarıda kurgu açısından her şey daha netti. Yazarların kurguladığı evrenin kuralları ve sınırları gibi bilgilere sahip olduğum için, son yarıyı daha iyi anladığımı ve bu yüzden daha çok keyif alarak okuduğumu düşünüyorum.

Bu kadar çok olumsuz yorumda bulunsam da genel olarak kitabı sevdim. Eksiklik olarak gördüğüm çoğu unsurun kitabın ilk yarısına ait olduğunu göz önüne alacak olursak, sadece ilk yarı beklentilerimi karşılayamadı. Onun dışında, ikinci yarı tam da Neil Gaiman'dan beklediğim gibiydi; yaratıcı bir kurgusu olan, sürükleyiciliği ve heyecanı bol bir kitaptı. Ayrıca Ara Dünya serinin ilk kitabı olduğundan kurgulanan evrenler ve daha fazlası, serinin devamında açıklanacaktır diye umuyorum.

Neil Gaiman'ın adını gördüğünüz için yükselen beklentinizi orta düzeyde tutmayı başarırsanız, Ara Dünya'yı severek okuyacağınızı düşünüyorum. Yoksa benim gibi, birazcık hayal kırıklığına uğramanız muhtemel.



"Sihir, evrenle onun duymazdan gelemeyeceği sözlerle konuşmanın bir yoludur sadece..."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , , , , ,

Tanıtım: Eoin Colfer, ... & Neil Gaiman - Doctor Who: 11 Doktor 11 Öykü (Doctor Who 50th Anniversary E-Shorts, #1-11)

Goodreads Puanı: 4,02 (730 oy)
Orijinal Adı: Doctor Who: 11 Doctors, 11 Stories
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Emirhan Burak Aydın
Liste Fiyatı: t 27,00 | t 35,00
Sayfa Sayısı: 504
Tüm evrende nam salmış biri olmasının yanı sıra, yaşayan her bir canlının eşsiz olduğunu bilen Doktor, Gallifrey'de yaşayan ya da yaşamış Zaman Lordlarının belki de en farklısı.

Ödünç aldığını iddia ettiği zaman makinesi TARDIS'i, yüzlerce yıllık hayatı boyunca yanından eksik olmayan yol arkadaşları ve nereye giderse gitsin, en az yol arkadaşları kadar ona bağlı olup peşini bırakmayan düşmanlarıyla bir kahramandan daha fazlası.

Televizyon tarihinin en uzun soluklu dizisi Doctor Who'nun ellinci yılı adına, o güne kadar hayat bulmuş on bir Doktor için yazılan on bir öykü; Doktor'un kahramanlık, zekâ ve mizah dolu yepyeni maceralarını bir araya getiriyor.

11 Doktor 11 Öykü için kalemlerini eline alan on bir yazar bu kitapla birlikte Doctor Who efsanesini, olabilecek en kusursuz biçimde yaşatmayı sürdürüyor.

İthaki Yayınları'nın 1000. kitabı olan 11 Doktor 11 Öykü için, bugün galaksimizde yaşayan en ilginç yazarlar, her bir Doktor için yeni bir macera yarattılar!
Uzun zamandır İthaki'nin Doctor Who kitaplarını çıkarması için gün sayıyordum. Sonunda İthaki Yayınları, 1000. kitabı olarak 11 Doktor 11 Öykü'yü seçti ve kitap yarın raflardaki yerini alacak ^_^

Kitapta Eoin Colfer, Michael Scott, Marcus Sedgwick, Philip Reeve, Patrick Ness, Richelle Mead, Malorie Blackman, Alex Scarrow, Charlie Higson, Derek Landy ve Neil Gaiman gibi çeşitli yazarların Doctor Who'nun 50. yılı için özel olarak yazdığı e-bookların toplamı yer alıyor.

Aslında bu kitabın bir de 12. Doktor'lu versiyonu mevcut. Bu bahsettiğim versiyon benim daha çok hoşuma gitmişti; kitapların basım tarzı çok ilginç ve hepsi de muhteşem görünüyorlar *_* Bu kitapla 12. Doktor'lu olan set aynı öyküleri içeriyor; sette 12. Doktor'un yer aldığı fazladan bir öykü bulunuyor. Bahsettiğim seti buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz. Gönül isterdi ki İthaki bu seti çıkarsın... Gerçi, Doctor Who ile alakalı olduktan sonra bir hikâye eksikmiş, ne fark eder :D

11 Doktor 11 Öykü'nün ciltli ve ciltsiz olmak üzere iki basımı olduğunu da belirtmeliyim. Kitapların fiyatları birazcık fazla gibi gelmişti. Ama yayınevinin bastığı 1000. kitap ve Doctor Who'ya yaraşır bir kalitede olduğu göz önüne alınırsa, fiyat o kadar da çok göze batmıyor :)

11 Doktor 11 Öykü, İzmir Kitap Fuarı'na gelir mi, bilmiyorum. Ama gelirse kitabı oradan almayı düşünüyorum. Shada'nın yanına 11 Doktor 11 Öykü'yü eklemek için sabırsızlanıyorum ;)

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Neil Gaiman - Yokyer | Yazar Ayları


Tür: Bilim Kurgu, Fantastik, Macera
Goodreads Puanı: 4,15 (137.976 oy)
Orijinal Adı: Neverwhere
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Evrim Öncül
Basım Yılı: 2010
Sayfa Sayısı: 372
Genç ve iyi kalpli Richard Mayhew'un sıradan hayatı, bir kaldırımda karşısına çıkan yaralı genç kızın hayatını kurtarmasıyla sonsuza dek değişir. Bu iyilik Richard'ı var olduğunu hayal bile etmediği bir dünyayla -şehrin altındaki terk edilmiş Metro istasyonları ve kanalizasyonlarda gelişmiş karanlık bir yaşamla- tanıştırır. O, yarıklardan düşen insanların yaşadığı Aşağıtaraf'ın bir parçasıdır artık... ve eğer bildiği dünyaya dönmek istiyorsa, gölgelerin ve karanlığın, canavarların ve azizlerin, katillerin ve meleklerin şehrinde yaşamayı öğrenmek zorundadır...

Gaiman, basitçe söylemek gerekirse, hikâyelerin hazine evi gibi ve biz de ona sahip olduğumuz için şanslıyız...
Stephen King

Bu kitabın bitmesini hiç istemedim... Avcı, Islington, Door... bu karakterler artık hayatımın bir parçası... Yokyer beni çok mutlu etti.
Tori Amos

Gaiman bir usta... Alanındaki hiç kimse bundan daha iyi olamaz...
Peter Straub
Pinuccia'nın düzenlediği Yazar Ayları etkinliğinde ağustos ayı yazarı Neil Gaiman seçilmişti. Ben de elimde Yokyer varken kitabı bu etkinlik kapsamında okumak istedim. Etkinliğe katılan bloglara ve incelemelerine göz atmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Yokyer, Neil Gaiman'ın okuduğum üçüncü kitabıydı. Yazarın kitaplarını okudukça, dünyasını keşfettikçe diğer kitaplarına olan merakım ve beklentilerim katlanarak artıyor. Yokyer'e başladığımda da beklentilerim yüksekti ve ilk sayfalarda kitabın beklentilerimi karşılayamayacağından korkmuştum. Fakat kitaba alıştıktan sonra, Neil Gaiman'ın hayal gücünde kaybolmamak elde değil!

Başlarda kitaba ısınamadığımı itiraf etmeliyim. Hatta karakterleri birbirine karıştırdığım, olayları anlamadığım zamanlar oldu. Fakat daha sonra anladım ki Yokyer, sürükleyici fakat bir oturuşta okunması gereken kitaplardan değil; kitabı yavaş yavaş, her bir kelimeyi sindirerek, o kurgunun arkasındaki hayal gücünü hissederek okumak gerekiyor. Bu şekilde okunduğu zaman kurgunun sürprizlerle dolu, büyüleyici ve sıradışı olduğu anlaşılıyor.

Kitabın karakterleri de kurgusu kadar etkileyici. Ana veya yan, bütün karakterler kusurları, hataları ve yetenekleriyle kitaba ayrı bir tat katıyor. Okurken her biri o kadar canlı geliyor ki bir an durup gerçekten var olup olmadıklarını düşünmeye başlayabilirsiniz. Aslında onları böylesine canlı tutan şey Neil Gaiman'ın yeteneğinden başka bir şey değil.

Neil Gaiman'ın karanlık ve eğlenceli üslubu, daha önce okuduğum hiçbir yazarınkine benzemiyor. Günlük hayatta farkına bile varmadığımız şeyleri kendi farklı bakış açısıyla yakalıyor ve bunları kitaplarına yerleştiriyor. Hayal gücünün ise sınırı yok... Ve Yokyer, tüm bunları barındıran bir Neil Gaiman kitabı.

Kitap her şeyiyle o kadar mükemmel ki! Henüz Neil Gaiman'ın üslubuyla tanışmadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz demektir, en kısa zamanda yazarın o uçsuz bucaksız hayal dünyasına dalın derim.



Kız odanın karşısındaki küçük ateşlere baktı. Sonra bakışlarını Richard'a çevirdi. Tekrar gülümsedi ve, "Kedi sever misin?" dedi. "Evet," dedi Richard. "Kedileri çok severim." Anaesthesia rahatlamış göründü. "But mu?" diye sordu. "Yoksa göğüs mü?"





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , ,

Kitap Dostları, Kitap Tur #6 | Anansi Çocukları - Neil Gaiman | Alıntılar + Çekiliş


VI. turumuzun ikinci gününden herkese merhaba!
Anansi Çocukları'nı incelediğimiz turumuz hız kesmeden devam ediyor. Turun ilk gününü kaçıranlar için tur takvimini aşağıda paylaşıyorum. Yazının devamında Anansi Çocukları'ndan alıntıları ve tur kapsamında düzenlediğimiz çekilişi bulacaksınız. 
Keyifli okumalar, çekiliş için de herkese bol şans! ^_^


Tur Takvimi

22 Temmuz Pazartesi

SaklamaKabı: Kitap Yorumu
Yorum Cadısı: Kitap Yorumu
Mai Kalem: Ön Okuma
Yorum Durağım: Neil Gaiman Kitapları

23 Temmuz Salı

Yorum Durağım: Kitap Yorumu
Sihirbazın Güncesi: Karakterlerle Söyleşi
Tuğçe'nin Kitaplığı: Yazar Tanıtımı
Yorum Cadısı: Alıntılar

24 Temmuz Çarşamba

Mai Kalem: Kitap Yorumu
Sihirbazın Güncesi: Kitap Yorumu
Tuğçe'nin Kitaplığı: Kitap Yorumu
SaklamaKabı: Yurt Dışı Kapakları



Alintilar

Şarkılar kalıcıdır. Şarkılar süreklidir. Bir şarkı doğru söylendiğinde, imparatorları maskara eder, hanedanları devirir. Şarkıların anlattıkları olaylar ve insanlar, toprağa, düşe ve yokluğa karıştıktan çok sonra bile yaşamaya devam ederler. Şarkıların gücü budur.


Şişko Charlie çocukken Bayan Dunwiddy'yi ekvator Afrika'sında, iki ayağı üzerine daha yeni doğrulmuş insansı yaratıklara, kalın camlı gözlüklerinin üzerinden ayıplayarak bakarken tahayyül ederdi. Evrim sürecini henüz tamamlamış, tedirgin bir Homo habilis'e "Ön bahçemden uzak dur, yoksa kulağına kemeri yersin," derdi kadın.


Şişko Charlie birkaç tanrı adı hatırlamaya çalıştı. "Zeus?" diye sordu. Bayan Higgler, çaydanlığın suyun kaynamasını zapt etmeye çalışması gibi bir ses çıkardı. Şişko Charlie, Zeus'un yanlış cevap olduğuna kanaat getirdi. "Eros?" Kadın, patlama gibi başlayıp kıkırdamayla biten bir ses daha çıkardı. "Babanın, tüylü bir alt bezi dışında çırılçıplak, elinde kocaman bir yay ve ok tutan halini gözümün önüne getirdim de..." Biraz daha kıkırdadı. Sonra biraz kahve içti. "Tanrıyken," dedi, "o zamanlar ona Anansi derlerdi."


Öyküler örümcekler gibidir, uzun bacakları vardır ve öyküler aynı zamanda örümcek ağı gibidir; insan onlara yakalanır ama sabah çiğinde bir yaprağın altında, zarifçe birbirlerine nasıl bağlandıklarını görmek de çok güzeldir.


"Ben dünyanın gelmiş geçmiş en güçlü, en kuvvetli, en muhteşem adamıyım," demiş Anansi zift adama. "Aslan'dan daha yırtıcı, Çita'dan daha hızlı, Fil'den daha güçlü, Kaplan'dan daha korkuncum."


Örümcek, şimdiye kadar, tanrıların farklı olduğuna inanmıştı hep: Tanrıların vicdanları olmazdı, vicdana ihtiyaçları da yoktu. Bir tanrının üzerinde yaşadığı dünyayla ilişkisi, oynadığı bilgisayar oyununun tüm yapısını ve oyunu kandırabilecek tüm hileleri bilen bir oyuncunun, o oyunla kurduğu bağ kadar duygusal olabilirdi en fazla.


"Hayatın anlamı, avının ağzında bıraktığı tat, dişlerinin arasında öğüttüğün et, düşmanının kalanını da leş yiyiciler bitirsin diye güneş altında bıraktığın cesedidir. Hayat budur. Ben Kaplan'ım ve Anansi'den çok daha güçlü, çok daha büyük, çok daha tehlikeli, kuvvetli, acımasız ve bilgiliyim..."


Eski öykülerde, Anansi de, tıpkı sizin benim gibi kendi evinde yaşar. Tabii açgözlüdür, şehvet düşkünüdür, hilecidir ve yalan söyler. Ama iyi kalplidir, şanslıdır ve hatta bazen, dürüsttür de. Bazen iyidir, bazen de kötü. Ama hiçbir zaman şeytansı bir kötücüllüğü yoktur.


Çoğu zaman Anansi'den yana olursunuz, çünkü  bütün öyküler Anansi'ye aittir. Öyküleri ona Mawu vermiştir. Çok eskilerde, dünyanın şafak vaktinde, Mawu, öyküleri Kaplan'dan alıp Anansi'ye vermiştir ve o gün bugündür öyküleri ince ince Anansi örer.


Var olan ve var olacak her kişinin bir şarkısı vardır. Birinin yazdığı bir şarkı değildir bu. Kendine ait bir melodisi vardır. Çok az insan kendi şarkısını söyler. Birçoğumuz, seslerimizin şarkımızın hakkını veremeyeceğini, ya da şarkımızın sözlerinin çok aptalca, ya da çok dürüst, ya da çok garip olduğunu düşünürüz. Dolayısıyla insanlar şarkılarını söylemek yerine, onu yaşarlar.


"Kuşlar," dedi Örümcek, "son dinozorlardır. Onlar kanatlı kan emicilerdir. Savunmasız sürüngenleri ve kabuklu yemişleri ve balıkları ve diğer kuşları yerler. Yavru solucanları götürürler. Masum gibi görünürler, ama kuşlar son derece habis yaratıklardır."


Madenin içinin bu kadar sessiz olması hayret verici, diye düşündü Şişko Charlie. Bulundukları yerin kendine has bir sessizliği vardı sanki. Farklı sessizlik biçimleri olup olmadığını merak etti. Mesela mezar sessizliği, uzayın sessizliğinden daha mı farklıydı acaba?


Şişko Charlie babasının mezarına baktı. "Orada mısın?" dedi yüksek sesle. "Eğer oradaysan, dışarı çık. Seninle konuşmam lazım." Çiçekli mezar taşına yaklaştı ve başını öne eğerek baktı. Tam olarak ne olmasını beklediğini o da bilmiyordu -topraktan bir elin çıkıp bacağını kavramasını filan, belki de- ama bir o kadar emindi ki bir şey olacağından."


"...Bazı insanlar, ilk aletin bir silah olduğunu düşünür, ama tam tersine, insanlar önce aletleri düşündüler. Kol değneği hep sopadan önce geldi. Çünkü artık insanlar Anansi öyküleri anlatıyorlar ve kendilerini nasıl öptürebileceklerini, daha akıllı ve daha komik olarak bir şeyi nasıl elde edebileceklerini düşünmek zorundalar. İşte insanların kendi dünyalarını yaratmaya başlaması da böyle oldu."


Öyküler de ağlar gibidir, her bir iplik diğerine bağlanır ve siz öyküleri takip ede ede merkeze ulaşırsınız. Çünkü merkez sondur.



ÇEKILIS


post signature
Paylaş:
Devamını Oku