8 Aralık 2016 Perşembe

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama
Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.
haydar-colakoglu
YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
haydar-colakoglu-yolo-turkiye
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

4 Aralık 2016 Pazar

Yorum: Mark Millar & Steve McNiven - İç Savaş (Civil War, #1-7)

Tür: Çizgi Roman
Goodreads Puanı: 4,05 (24.700 oy)
Orijinal Adı: Civil War
Yayınevi: Marmara Çizgi
Çeviri: İlke Keskin
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 208
SEN KİMİN TARAFINDASIN?

Marvel evreni değişiyor... Yaşanan bir trajedinin ardından Amerikan Hükümeti, her kostümlü kahramanın maskelerini çıkararak kendilerini devlete tanıtmalarını şart koşan bir 'Süper Kahraman Kayıt Yasası' sunar. Ulusun şampiyonlarının her birinin, hayatlarını sonsuza dek değiştirecek bireysel kararlar almaları gerekmektedir. Bunu yaparken de çevrelerinde güvenebilecekleri hiç kimse bulunmamaktadır...

Kendilerinden başka!
İç Savaş'ı filmi çıkmadan önce okumayı planlamıştım, aslında. Fakat Gerekli Şeyler'in Avengers okuma sırasını gördüm ve o listeyi takip etmek istedim. Bu yüzden, kitap fuarından İç Savaş da dahil olmak üzere listedeki ilk 8 çizgi romanı aldım. Bunları okumak için kendi kendime Avengers Maratonu başlattım ve şimdi, İç Savaş ile maratonu tamamlamış bulunuyorum :)

Yorumda spoiler vermediğimi, ama fotoğraflarda spoiler olabileceğini belirtip yorumuma geçiyorum ^_^


İç Savaş'ın konusunu zaten filmden ve tanıtımlardan aşağı yukarı biliyordum. Gerçi, filmde bazı yerler çıkarılıp yerine alakası bile olmayan ögeler eklenmişti ve sonunda film, çizgi romandan çok farklı noktaları vurgular hale gelmişti. Bu farklılıktan dolayı, filmi izlemeden önce hakkında biraz araştırma yapmıştım. Ama şimdi kurgunun ayrıntılarını öğrenmek, tarafların tam olarak neyi desteklediğini görmek olayları daha net görmemi sağladı. Olayların gidişatı nedeniyle, seçtiğim taraf konusunda tereddüte düşsem de okudukça, hangi tarafı seçmek istediğim kesinleşti. Yazarın seçtiğim tarafı sorgulatması, kurgunun en büyük artılarından biri bence. Bu arada, yukarıdaki fotoğrafta tarafımı ufak bir dokunuşla belli ettim ^_^

Yine de, kurguda bir şeylerin eksik olduğunu hissettiğimi söylemeliyim. İlk sayfalardan beri, çizimlerde elle tutulur düzeyde bir gerilim var. Gerçekleşen her olay, tansiyonu biraz daha arttırıyor; kahramanların hepsi diken üstünde, olayların nereye varacağını merak ediyor. Olay örgüsündeki bu artan heyecan yüzünden olsa gerek, çizgi romanın sonu beni pek tatmin etmedi. O kadar karşıtlıktan, sürekli yükselen aksiyondan sonra böylesine sönük bir son yazılmasını anlayamıyorum. Cap'in o son sayfalardaki düşüncesini desteklesem de Mark Millar, Cap'in bu hareketine alternatif olabilecek daha mantıklı bir eylem yazabilirdi gibi geliyor bana.


İç Savaş'ın çizimlerini çok beğendim. Bunca kahraman ve yere ek olarak, kurguda bolca aksiyon da vardı. Steve McNiven kahramanların ve yerin ayrıntılarını yakalamakla kalmamış, aynı zamanda bunca hareketi ve dövüşü çizimleriyle canlandırmayı başarmış. Olayların atmosferine uygun tonlamalarla, renklendirmeyi de aynı şekilde başarılı buldum.

Marmara Çizgi, konuşma balonlarında orijinal yazı tipini kullanmış. Kutuların üst köşesinde, olayların nerede geçtiğini belirten kelimelerin fontu ise orijinalinden daha ince. Bunun dışında, kullanılan font orijinaliyle aynı gibi görünüyor.


Vurguların çoğunun korunduğunu görmek beni mutlu etti. İç Savaş'ın orijinal dildeki basımına biraz göz attım da, atlanan vurguların düşündüğüm kadar etkisinin olmadığını gördüm. Bir de, bazı vurguların değiştirildiğini fark ettim. Vurguların yerleri ve vurgulanan kelimeler, çeviriye uygun olarak yeniden düzenlenmişti. Vurguya verdikleri bunca önemden dolayı, Marmara Çizgi'nin bu konuda iyi bir iş çıkardığını söyleyebilirim.

İç Savaş'ın çevirisini de başarılı buldum. Her ne kadar çizimdeki, arka planlardaki yazıların bazıları çevrilmeden öylece bırakılsa da; argo kelimelerin, deyişlerin, ifadelerin anlam açısından doğru bir biçimde çevrilmesi bunu telafi etti. Aynı şekilde, yazıların balon içi yerleştirmelerini de beğendim; balonlarda gereksiz boşluklara denk gelmedim. Sadece, birkaç ünlem cümlesinin daha iyi konumlandırılabileceğini düşünüyorum.


Sonu pek olmamış, dedirtmesi dışında İç Savaş'ın kurgusu gayet iyi; farklı düşüncelere sahip iki taraf ile bu tarafların karşıtlığının neden olduğu o yoğun gerilim ve aksiyon hali başarıyla işlenmiş. Çizimler ise içinde bulunulan ana uygun renklendirme ve tonlamalarla İç Savaş'ı incelemesi zevkli bir eser haline getirmiş. Marvel evreniyle ilgiliyseniz İç Savaş'ı mutlaka okumalısınız. Son olarak, filmi aklınızdan tamamen çıkardıktan sonra çizgi romana başlamanızı tavsiye ederim ^_^




post signature

29 Kasım 2016 Salı

Arçelik Geri Dönüşümü Sanat ile Buluşturuyor!


“Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın” vizyonuna sahip Arçelik geri dönüşüm  konusunda farkındalık sağlamak amacıyla geçtiğimiz günlerde çok özel bir sergiyi hayata geçirdi ve geri dönüşümü sanat ile buluşturdu. Bu sergi ile Arçelik’in geri dönüşüm tesislerinden elde edilen malzemeler Türkiye’nin önde gelen sanatçıları ve tasarımcıları tarafından fonksiyonel sanat eserlerine dönüştürüldü.  Arçelik, bu proje ile geri dönüşüm konusunda farkındalık sağlarken, aynı zamanda tasarım konusundaki uzmanlığına da dikkat çekmiş oldu.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

27 Kasım 2016 Pazar

Ne(ler) Yapıyorum | 12


Uzun bir aranın ardından merhaba! Şu sıralar ne blogda ne de blogun Instagram hesabında pek aktif değilim. Nedeni ise paylaşacak bir kitap yorumumun olmayışı... Çünkü kitap okumak yerine birkaç ay önce başladığım Slytherin atkısıyla uğraşıyorum.

Geçen haftalarda yaptığım D&R alışverişinden şurada bahsetmiştim. Yaşadığım sıkıntılar da kalan kitap okuma hevesimi söndürünce, kendimi atkı projeme verdim. Dikkatimi örgüye vermem gerektiğinden, örerken yapabileceğim aktiviteler sınırlı; kitap okumak veya başka bir DIY projesiyle uğraşmak gibi dikkat ve el kullanımı gerektiren başka bir uğraşla meşgul olamıyorum. Müzik dinlemek ve başka hiçbir şey yapmadan örgü örmek de bir yerden sonra sıkılmamı engelleyemediğinden çareyi, dizi izlemekte buldum. Bu yüzden son birkaç haftadır yarım bıraktığım dizileri izliyordum.

Ne yalan söyleyeyim, kitap okumak yerine dizi izleyip örgü örmek bayağı iyi geldi bana. Dinlendim, kendime geldim. Ama bu hafta, kitap okuma hevesimin döndüğünü hissediyorum.

Atkıyı da yarılayınca böyle bir yazı hazırlamaya karar verdim. Bu arada, atkı için ya blogda ya da blogun Instagram hesabında kısa bir DIY yazısı yazmak istiyorum. Örgü üzerine değil de, daha çok neler yaptığımdan ve püf noktalarından bahsetmek gibi bir düşüncem var. Örgü sürecini Instagram hesabında hikayelerde paylaşıyordum; ama şimdi bunu biraz daha sıklaştırabilirim :)


Avengers Maratonumun son çizgi romanı İç Savaş kalmıştı. bugün ona başladım ^_^ Kitaplığımda okunmayı bekleyen kitaplara bir de geçenlerde yaptığım kitap alışverişi eklenince, artık kitap okumaya dönmem gerektiğini düşündüm. Şu sıkıntılı geçen D&R alışverişinin sinirini üstümden attım sayılır, okuma hevesim de geri döndüğü için artık örgü-dizi ikilisine kitaplar da eşlik edecek :)

Dizi demişken... Blogun sağ üst köşesindeki sosyal medya hesaplarına yeni bir uygulama eklemiştim. Booksenberg'den Yasemin sağ olsun, dizi takibi için TvShow Time uygulamasını kullanıyorum artık. Önceden excel dosyası oluşturup o şekilde bir düzenleme oluşturmayı denemiştim, ama bir yerden sonra diziler karışmıştı. Bu şekilde hem ben izlediğim dizileri bir düzene oturtmuş oluyorum, hem de siz blogun dizi konusunda nerede olduğunu görmüş oluyorsunuz.

Takip etmek isteyenler, hesabıma buradan ulaşabilir. Hangi dizileri ne zaman izlediğim, diziler hakkında yaptığım yorumlar gibi birçok bilgiye bu şekilde daha kolay ulaşabilirsiniz. Çünkü blogda dizilerle ilgili fazla yazı yazmıyorum. TvShow Time ile bu açığımı kapatabileceğimi düşünüyorum. İsterseniz uygulamayı kullanmayarak da beni takip edebilirsiniz. Sağ üst köşeden butona tıklayarak profilime gidebilirsiniz. Profilimi herkese açık olarak ayarladım; en son hangi dizileri izlediğimi, hangi dizileri takip ettiğimi, yaptığım yorumları vs. görebilirsiniz. Fakat uygulamayı kullanmanızı öneririm. Ben böyle, izlediğim dizileri takip etmek için kullanabileceğim bir şey arıyordum; daha önce birkaç siteyi denemiştim fakat yeterli gelmemişlerdi. TvShow Time'dan ise çok memnunum; o yüzden size de tavsiye ederim.

Ne(ler) Yapıyorum yazı dizisinin değişen içeriğinden de kısaca bahsedip yazıyı sonlandıracağım :) Bu yazı dizisi artık kendi çekimim olan fotoğrafları ekleyebileceğim, biraz daha serbest tarzda yazabileceğim, güncelleme niteliğindeki yazılardan oluşacak. Yazıların, blog havasını bu şekilde daha iyi taşıyacağını düşünüyorum ^_^


post signature

6 Kasım 2016 Pazar

Kitap Alışverişi | 10


Birkaç haftalık aranın ardından merhaba :) Yorum Cadısı'nın instagram hesabını takip ediyorsanız, D&R'dan yaptığım kitap alışverişiyle ilgili hikayelerde bir şeyler paylaştığımı görmüşsünüzdür. Alışverişin kalan kısmı sonunda dün elime ulaştı ve ben de hem aldıklarımı paylaşmak hem de yaşadığım bu alışveriş "macerasını" anlatmak için bir yazı hazırlamayı uygun gördüm.

Bu alışveriş aslında Sandman için planlanmıştı. 14 Ekim'de Sandman çıkacaktı; birkaç gün öncesinde de kitap, ön sipariş olarak satış sitelerinde belirmeye başladı.

İthaki kitaplarını, fiyatı daha uygun olduğundan her zaman İlknokta'dan alsam da, Sandman'in D&R'da %35 indirimli olduğunu görünce tercihimi D&R'dan yana kullanayım dedim; demez olaydım...

Ekimin onunda D&R'dan fotoğrafta görülen kitapların siparişini verdim. Sandman, dört gün sonra çıkacağından siparişim beklemeye alındı. Ayın on dördü geçip gitmesine, araya bir hafta daha girmesine rağmen nedense siparişimde hiçbir değişiklik yapılmadı. Kitaplar hala tedarik sürecinde gözüküyordu. D&R'a iki mail atmama rağmen geri dönüş alamadım. Ben de D&R'ı aradım ve bana Sandman'in tedariğinin henüz yapılmadığını, bu sürecin 30 güne kadar uzayabileceğini söylediler. 30 gün! Parçalı sevkiyat yapabileceklerini söyleyince, onay verdim.

24 Ekim'de, sipariş verdikten 2 hafta sonra, elime iki paket ulaştı. Paketin birinden Sandman çıktı, diğerinden ise 2 adet tükenmez kalem. Başta kalemlere bir anlam veremedim, özür niteliğinde yolladıklarını düşündüm. Paketin üstündeki faturaya bakınca siparişimin kalan 4 kitabı yerine 2 kalem yollandığını gördüm. Eh haydi, kitaplar karışır anlarım da elim kadar pakete 4 kitabın sığacağını nasıl düşünmüşler? Hiç mi kontrol edilmiyor bu paketler? Ne biçim bir düzen kurulmuş orada öyle...

D&R'ı arayıp durumu izah ettim ve bana verilen kodla kalemleri ertesi gün geri yolladım. Ertesi gün yollayabildim çünkü, pazartesi günü kapıma istediğim kargo salı günü gelebildi. Neyse, o paket de gittikten sonra kitaplarımın gelmesi için bekledim. Bütün hafta D&R'dan ses çıkmayınca, ekim ayının son günü yine ben aradım kendilerini. Paketin varıp varmadığını tespit etmek için gönderi numarası almam gerekti, bir de onun için kargoyu aradım. Sonunda paketin oraya 26 Ekim'de, yani paketi verdiğim günden bir gün sonra vardığını öğrendim.

Kitapların orada beklediği bu süre boyunca tabii ki D&R hiçbir girişimde bulunmamıştı. Ben de kitaplar oraya varınca gereğinin yapılacağını düşünecek kadar garip biriyim işte (!) Neyse, ardından bir 10 dakika kadar müşteri hizmetlerinin bağlanmasını bekledim. Bağlanınca durumu açıklayıp kargonun gönderi numarasını verdim. Fakat bu sefer de bana "iyileştirme çalışması" yapıldığını ve gün içinde kendilerini tekrar aramamı söylediler. 2 dakika sonra tekrar aradım ve bu kısacık süre içinde iyileştirme çalışması bitmiş olacaktı ki karışıklığın çözümü için harekete geçebildiler. 15-20 dakika kadar görevlinin, siparişimi tekrar oluşturmasını bekledim. Benden kitapların adı alındı ve bu haftanın sonuna kadar geleceği söylendi.

Sonunda kitaplarım dün, 5 Ekim'de yani siparişi verdikten 26 gün sonra elime ulaştı. Sandman'in 14 Ekim'de çıkacağını göz önünde bulundurursak 22 gün ediyor. 3 hafta boyunca benim zorlamam, benim peşinde koşmamla siparişime ancak kavuşabildim. Bu sürede yaptığım aramalarla hattımdan harcadığım liraları saymıyorum bile... D&R'ın müşteri hizmetlerine bağlanmak için beklediğim süre boyunca kaybettiğim liralarla bir kitap daha alabilirdim.

Siparişimin bana varma süreci böyleydi. Eleştirmem gereken bir de paket içeriği var ki...

Sandman'in paketi kusursuzdu, kitabın etrafı büyük baloncuklu plastikle sarılmıştı ve kitap hiç zarar görmemişti. Ama diğer 4 kitabın olduğu paket o kadar da iyi değildi. Abaddon Geçidi'nin bir köşesi kapağında iz çıkacak kadar kıvrılmıştı. Paket içindeki boş kısma konan, içi hava dolu plastik ise bu sefer o kadar da hava dolu değildi. Kitapların kutu içinde oraya buraya çarpması engellenmiş değildi, yani. Bir de ayraç eksikliği var. İthaki'nin bilimkurgu klasiklerinin kendi ayraçları olduğunu biliyorum, onlar bile yoktu pakette. Ama sanırım bu noktada, doğru kitaplar pakete konduğu için bile kendimi şanslı saymalıyım.

Bir de benim istediğim dışında oluşturulan e-fatura var. Sipariş verirken fatura tercihiyle ilgili bir kısım var. Ben orayı e-fatura istemediğim, paket üstünde gelen kağıt fatura istediğim şekilde ayarlasam dahi bana e-fatura yollandı. Bütün bu yaşadıklarımın üstüne, bu fatura olayına o kadar da şaşırmamam gerekiyor aslında...

Sonuç olarak, hayatımın en kötü kitap alışverişini gerçekleştirmiş oldum. Şu 3 hafta boyunca sinirden ve sıkıntıdan kitap okuyamadım, Sandman'i okuma hevesim de kaçtı. D&R'ın ilgisizlik üzerine kurulu müşteri politikasıyla nasıl bu kadar çok müşterileri olabiliyor, hayret ediyorum. Öyle çok büyük kampanyalar, indirimler olmadıkça D&R'dan alışveriş yapmayı düşünmüyorum. Hatta o zaman bile, D&R'dan alışveriş yapmadan önce site tercihim üzerine düşünmek için kendime zaman tanıyacağım ki, ben düşünürken kampanyanın süresi dolsun ve bu alışverişin benzerini bir daha yaşamayayım. Sitesinden ve mağazasından da, şu olayın sinirini üstümden atana kadar uzak durmayı düşünüyorum.


post signature

19 Ekim 2016 Çarşamba

Yorum: Brian Michael Bendis & Olivier Coipel - House of M (House of M, #1-8)

Tür: Çizgi Roman
Goodreads Puanı: 3,96 (14.490 oy)
Orijinal Adı: House of M
Yayınevi: Marmara Çizgi
Çeviri: İlke Keskin
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 208
Avengers ve X-Men, gerçekliği değiştirebilen mutant güçleri Marvel Evreni'nin dokusunu zedeleyen Scarlet Witch'in kaderinin ne olacağına karar vermek üzere bir araya gelirler. Kahramanlar eski takım arkadaşlarının hayatı üzerine tartışırlarken, bir beyaz ışık dalgası hepsini içine alır. Bir an içinde bütün Marvel Evreni sonsuza dek değişir!

House of M eskisinden çok farklı bir dünyadır. Magneto'nun demir eli ve çocukları Quicksilver ile Scarlet Witch'in yönetimindeki mutantlar artık insanoğluna hükmetmektedirler. Mutant hakimiyetine karşı direnmek amacıyla farklı yerlere dağılmış sadece birkaç kahraman grubu bulunmaktadır. Dünyanın olması gerektiği halini hatırlayan tek kişi Wolverine'dir ve kahramanların House of M'i nasıl alaşağı edecekleri de büyük bir soru işaretidir.

Eisner Ödüllü yazar Brian Michael Bendis (Ultimaqte Spider-Man, New Avengers), çizer Oliver Coipel'le (Avengers) takım oluyor ve 2005 yılının satış rekorları kıran Marvel Comics serisini sunuyor! Astonishing X-Men'in ve Avengers'ın son derece öfkeli kahramanlarını içeren bu toplama, her Marvel hayranının kesinlikle okuması gereken bir hikaye!

"House of M müthiş!"
-Cinescape. com
House of M, Avenger Maratonu kapsamında okuduğum çizgi romanlardan biriydi. Olay sırasına dikkat ederek okuduğumdan, House of M'i okumayı The New Avengers serisinin arasına sıkıştırmıştım. Çünkü çizgi roman, serinin ilk birkaç sayısından sonra olanları anlatıyor. İncelemesini ise elimdeki TNA çizgi romanlarını bitirip yorumladıktan sonra yazmayı daha uygun buldum.

Yoruma geçmeden önce, yazıda çizgi romanla ilgili spoiler bulunmadığını fakat fotoğrafların spoiler niteliği taşıdığını belirtmek istiyorum :)


House of M'in kurgusunu, listedeki diğer çizgi romanlara kıyasla daha çok beğendim. Okuduğum diğer Avengers çizgi romanlarında olayların akıcılığı okumamı kolaylaştırsa da, House of M'in kurgusu bundan çok daha fazlası...

Bir kere, House of M'in açılışı kurgu bakımından daha çarpıcı; süper kahramanlar, gerçeklikle bağını koparma noktasına gelen Scarlet Witch'in geleceğine karar vermek zorunda. Kahramanların Wanda'nın hayatı üzerine konuşup bir karara varmaya çalışmaları, okuru da bu etik tartışmanın içine çekiyor. Okur doğru kararın ne olduğunu düşünürken bir başka vurucu olay gelişiyor. Kısacası, kurgunun aksiyonu bol ve şaşırtıcılığı yüksek; özellikle de son sayfaları... O son bölüm sizi şoka sokarken, devamını da bir an önce istemenize neden oluyor.


David Finch'in çizimleri favorim olsa da Olivier Coipel'inkileri de sevdim. Kendisi, detayları yakalayıp çizimlerine aktarmayı başarıyor. Renklendirme de hoşuma gitti. Temaya uygun tonlamalarla, olaylar arası ufak farklılıklar sağlanmıştı. Ayrıca House of M'de de, TNA'da gördüğümüz, bulanıklaştırma tekniği vardı. Fakat sadece hızı değil, görüş bulanıklığı gibi başka unsurları aktarmak için de bu teknik kullanılmıştı.


İki sayfayı da kaplayan çizimlerin bazılarında, sayfa aralarında çizim kaybı olmadığını fark ettim. Şöyle ki, sayfalar ciltlendiğinde iki sayfalık çizimlerin ortalarındaki birkaç milimlik kısımlar çoğu zaman sayfa arasında kalıyor ve görünmüyor. İşte, House of M'deki bazı iki sayfalık çizimlerde bunun olmadığı dikkatimi çekti. Çizimler, iki sayfanın birleştiği yerde tekrar edilmiş. Çizgi roman düzleştirilip dikiş arasına bakıldığında, iki tarafta da yan sayfanın çiziminin bir kısmının olduğu görülüyor. Çizgi roman okurken en büyük sıkıntımdan biri de, bu sayfa dikişlerinde kaybolan kısımları görememekti. Araya sıkışmış çizimleri görebilmek için genelde, çizgi romanı bükebildiğim kadar büküyorum. Ama bu durumda da dikişler zarar görüyor, sayfalar sırttan ayrılacakmış gibi duruyor. O yüzden, Marmara Çizgi'nin uyguladığı bu yöntemi takdir ediyorum. Gerçi bu sefer de, buna alışkın olmadığımdan sayfa aralarını açıp ne kadarlık kısmın yan sayfada olduğuna bakıyorum; kendini tekrar eden kısımları görünceye kadar sayfayı büküp bunların oluşturduğu genel çizimi inceliyorum. Üst üste gelmeyi kaçırmış, çakışamamış bu iki sayfalık çizimlerin ortaya çıkardığı görüntü beni eğlendiriyor filan :D Çizgi roman basan tüm yayınevleri bu taktiği kullanırsa, biz de buna alışmış oluruz ve benim yaptığım gibi, taktiğin amacına uygun olmayan hareketler sergileyerek çizgi romanımızı mahvetmeyiz ^_^


House of M'i favorilerim arasına sokan özelliği ise vurgularının unutulmamasıydı. Şu ana kadar okuduğum her çizgi romanda, nedense vurgular ya tamamen atlanmıştı ya da sadece cümle şeklinde olanlar korunmuştu. Ama House of M'de neredeyse her vurgunun korunduğunu gördüm. Evet, üşenmedim ve hepsini tek tek inceledim. İncelerken de inanılmaz keyif aldım çünkü atlanmadığını gördüğüm her vurgu, resmen beni kendimden geçirdi :) Hatta bazı vurguların çeviriye uygun olarak düzenlendiğini bile gördüm ki bu benim için, elimde dondurmayla tek boynuzlu ata binerek gökkuşağının üstünden kaymakla eşdeğer imkânsızlıkta ve güzellikte bir şey :D

Yazı tipi seçimini başarılı buldum. Marmara Çizgi, orijinaline çok yakın bir font kullanmıştı çizgi romanda; hatta aynı olduklarını bile düşünüyorum. Yazı tipini en ince ayrıntısına kadar incelemedim, fakat bazı ayırt edici özelliklerinin birbirine uyduğunu söyleyebilirim. Aynı yazı tipi olmasa bile orijinaline bu kadar benzeyenini bulup kullanmaları, baskıya gösterilen özeni kanıtlar nitelikte. Üstelik bu, çizgi romandaki bütün fontlar için geçerli.


Aynı şekilde, yazıların balon içi yerleştirmeleri de başarılıydı. Taşma veya balonlarda fazla boşluklara denk gelmedim. Bu konu, yazı tipi ve boyutuyla olduğu kadar çeviriyle de alakalı bir durum, aslında. O yüzden, çeviriyi de beğendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Ama çevirinin ayrıntısına inmek gerekirse... Bazı ünlemlerin aynı bırakıldığını, bazılarının ise dilimizdeki karşılıklarıyla değiştirildiğini fark ettim ki benim beklediğim de buydu. Konuşmalar gibi çizgi romanda bulunan diğer ögelerin, örneğin yukarıdaki fotoğrafta görülen gazetenin, çevirisi de başarılıydı.


House of M, mükemmelliği yeniden tanımlayacak nitelikte bir çizgi roman; kurgusu sürükleyici, çizimi başarılı ve basımı muhteşem! Vurgulara verilen önemden dolayı House of M'i ayrı bir yere koysam da bu çizgi romana tam puan vermemin asıl nedeni, hakkında söyleyecek olumsuz hiçbir düşüncemin olmaması. House of M, her açıdan beklentimin çok üstünde bir eser. Bu çizgi romanı, Marvel evreniyle ilgilenen herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum :)




post signature

30 Eylül 2016 Cuma

Bu ay ne(ler) okudum (Eylül/2016)


Bu sene okul hazırlığı yapmamak, tatilin daha uzun olması gerektiğiyle ilgili bir şeyler söylememek garip geliyor. Yıllardır eylül demek okul demekti, benim için. Şimdi ise, tüm bu koşuşturmacaların içine girmediğim ilk sonbaharımı yaşayacağım. Yine de, yapmam gereken başka şeyler olduğundan bu eylülün nasıl geçtiğini anladığımı pek söyleyemem :D

Okuma performansımın gittikçe düştüğünü görmek beni üzüyor. Eylülde, geçen aya kıyasla bayağı az kitap okudum. Diziler yeni sezonlarına başlayacağı için, önümüzdeki haftalarda performansımın daha da düşeceğini düşünüyorum. Ama GR hedefime ulaşmak için artık kendimi toparlamam lazım; haftada en az 3-4 kitap okumak istiyorum. Yarından itibaren eyleme geçiyorum, haydi bakalım ^_^


Gelelim bu ay okuduklarıma... İkisi çizgi roman olmak üzere toplam 3 kitap okumuşum.

Senden Önce Ben'in filmini izleyip çok sevmiştim. Bir arkadaşımın hediye etmesiyle kitap elime geçmiş oldu. Kitabı severek okusam da sonu, beni çileden çıkardı. Basım hataları ve kurgudan kaynaklı bazı ufak pürüzler olsa da kitabı, bu türü sevenlere tavsiye edebilirim.

The New Avengers: Kolektif ve House of M, kendi kendime başlattığım Avengers Maratonu kapsamında okuduğum çizgi romanlardı. Serideki her çizgi romanın ayrı ayrı yorumunu yapmak yerine, TNA'nın seri olarak incelemesini yazdım. House of M ise şimdiye kadar okuduğum en iyi çizgi romandı; hem içeriğine bayıldım hem de basımını çok beğendim. Favorilerimden biri oldu, kesinlikle!

Eylül ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

16 Eylül 2016 Cuma

Yorum: Brian Michael Bendis & David Finch - The New Avengers: Firar (New Avengers, #1)

Tür: Çizgi Roman
Goodreads Puanı: 4,02 (8.030 oy)
Orijinal Adı: The New Avengers: Breakout
Yayınevi: Gerekli Şeyler
Çeviri: Burç Üner
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 152
AVENGERS DAĞILMIŞTIR,
ZAMAN YENİ AVENGERS ZAMANIDIR.

Takımın en eski üyelerinden birinin saldırısı sonucu dağılan Avengers'ın yokluğunda karanlık planlar yürürlüğe konmuştur. Maksimum güvenlikli hapishane Raft'tan, Electro'nun güvenlik sistemini bozması sonucu yüzlerce süper güçlü suçlu New York'ta terör estirmek için serbest kalmıştır. Bu ortamda bir grup kahraman beklenmedik şekilde şehri kurtarmak için birlikte çalışmak zorunda kalır. Savaşın heyecanı içinde Avengers'ın boşluğunu dolduracak yeni bir takım oluşur: NEW AVENGERS.

Avengers Disassembled adlı macera ile dağılan ve Gizli Savaş ile tekrar bir araya geleceğinin sinyalini veren Avengers, şaşırtıcı karakterlerle yeniden toplanıyor. Wolverine, Captain America, Iron Man, Örümcek Adam, Spider Woman, Luke Cage ve Sentry klasik Avengers'ı 21. yüzyıla taşıyor.
The New Avengers serisi de fuardan aldığım çizgi romanlardandı. Ben aslında İç Savaş'ı okumak istiyordum. Ama çizgi romanı daha iyi anlayabilmek için öncesinde olanları da bilmem gerektiğini düşünmüştüm. O yüzden Gerekli Şeyler'in yayınladığı okuma sırasını inceleyip İç Savaş'a kadar olanları almıştım. TNA'ın ilk 4 çizgi romanı ise İç Savaş'tan önce olanları anlattığı için alınacaklar listemdeydi.

Şuradaki Yürüyen Ölüler yorumumda yaptığım gibi, TNA için de tek sayı görünümlü seri incelemesi yapmayı uygun buldum. Elimde serinin 4 sayısı olduğundan, diğer 3 çizgi romanı da okuduktan sonra Firar'ın yorumunu yazmak istedim. Kolektif'i dün bitirince kolları sıvadım ve inceleme için hazırlıklara başladım ^_^

Klasik uyarımı yapayım :D Yorumda spoiler vermedim fakat paylaştığım fotoğraflarda spoiler olabilir.


Firar, yeniden kurulan Avengers'ın oluşum sürecini işleyen bir çizgi roman. Nitekim serinin devamında, bu yeni üyelerden oluşan Avengers'ın maceraları yazılıp çiziliyor. Firar'ın kurgusunu ise beğendim; Avengers'ın bir araya gelişi, olay örgüsüne ustaca yedirilmişti. Çizgi romanda Gizli Savaş'tan bahsedilerek, olaylar arasında bağlantı kurulduğunu görmek de sevindirdi beni.

TNA'nın diğer sayılarının kurguları da güzeldi; Sentry dışındakilerin olay örgüsünü beğendim. Sentry'nin kurgusunu ise yavan buldum; hatta bu yüzden kitaba tam puan vermedim. Sentry'nin basımına bayılsam da olayların işlenişi basit gelmişti.

Kurgu bakımından favorim ise Kolektif oldu. Bunda, Kolektif'in House of M sonrası olanları anlatmasının payı büyük; zira House of M'deki o cliffhangerdan sonra, Kolektif'in sayfalarını büyük bir merakla çevirmiştim. Serinin sonraki sayılarının da benzer düzeydeki sürükleyicilikle ilerleyeceğini umuyorum.

House of M demişken... Serinin üçüncü sayısı Sırlar & Yalanlar'da bundan bahsedildiğini hatırlıyor gibiyim. Ama Gerekli Şeyler'in sıralamasında kendisi, Sırlar & Yalanlar'dan sonra geliyor. Bu konuda ufak bir kafa karışıklığım var; bilgisi olan, yazının altına yorum yazarak beni aydınlatabilir mi? Çizgi romanı okurken buna çok takılmamıştım ama, şimdi dönüp bakınca okuma sırasında bir hata olabileceğini düşünüyorum.


Serinin çizimlerini ağırlıklı olarak David Finch gerçekleştirmiş; Sentry ve Kolektif'in çizimleri ise ona ait değil. Alıştığımdan mıdır nedir, gözüm hep Finch'in çizimlerini arıyor; kendisinin kalemini daha çok beğeniyorum ben. Ama Kolektif'in çizim ve renklendirmesini de başarılı bulduğumu eklemeliyim.

İlk Firar'da gördüğüm ve TNA'nın sonraki sayılarında da karşılaştığım, çizimle ilgili hoşuma giden bir ayrıntı var... Hız, sarsıntı gibi harekete bağlı bazı değişkenleri sayfada göstermek için çizerler bulanıklaştırma tekniğini uygulamış. Yukarıdaki fotoğrafta bunun bir örneği var. Başta bu durum biraz göz yorsa da insan hemen alışıyor. Çizim ve renklerden daha fazlasını kullanarak böyle bir şey oluşturmak gerçekten de yaratıcı.

İnceleme için TNA'nın İngilizce basımlarına bir göz atmıştım da... Vurguların azlığı dikkatimi çekmişti. Bu yüzden bu sefer, bizdeki vurgu eksikliğine o kadar da takılmıyorum. Cümle biçiminde olan vurguların Gerekli Şeyler tarafından korunduğunu görmek yetti bana.


Fontlar ise ayrı bir konu... TNA'nın sayıları arasındaki konuşma fontlarının farklılığı göze çarpıyor. İlk sayı olan Firar'da kullanılan yazı tipini beğendiğimi söyleyemem; z harfi garip bir biçimde kalın gözüküyor. Aynı şekilde Firar'da, şapkalı a harflerinin de basılmadığını fark ettim. Neyse ki bu font, serinin sonraki sayılarında tercih edilmemişti. Seride hepsi büyük harfli yazı tipinin kullanılmasına ise alıştığımı söyleyebilirim; hatta, bu fontun seriye yakıştığını düşünüyorum :) Aynı şekilde, yer ve zaman belirtmede kullanılan yazı tiplerini de beğendim; tercih edilen fontlar, orijinaline yakın ve göz yormuyor.

Yazıların balon içi yerleştirmeleri de başarılı... Çeviriden dolayı bazı cümleler konuşma balonlarının içine ucu ucuna sığsa da, bunların olması normal. TNA'da ise bazı sayfalarda yazı tipinin küçültülmesiyle, bu sorunun önüne geçilmişti. Üstelik fontlar arası büyüklük farkı, sayfaların içine düşmedikçe öyle çok da belli olmuyor.

Çeviriden de kısaca bahsedeyim. Genel olarak, serinin çevirisini beğendiğim. Gerçi, Sentry'de bazı arka plan yazılarının çevrilmemesi gözüme batsa da serinin diğer sayılarında bununla pek karşılaşmadım.


The New Avengers, çizgi romana yeni başlayacaklar için muhteşem bir tercih! Olay örgüsünde kayıp yaşamamak için Avengers Dağıldı ve Gizli Savaş'ın okunması gerekiyor ama tek gereken de bunlar. İsteyen, önceki çizgi romanlara bakabilir fakat Avengers üyeleri değiştiği için klasik Avengers'ı ve eski maceraları illa da bilmek gerekmiyor. Sadece, sayılar arasına giren bazı çizgi romanlara dikkat edilmeli. Bunları yaptıktan sonra, kurgusu sürükleyici ve çizimleri müthiş bu serinin sayfaları arasında kaybolmak o kadar da zor olmayacaktır.




post signature

6 Eylül 2016 Salı

Yorum: Jojo Moyes - Senden Önce Ben (Me Before You, #1)

Tür: Aşk, Çağdaş/Modern, Yetişkin
Goodreads Puanı: 4,29 (540.890 oy)
Orijinal Adı: Me Before You
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Ayşe Görür
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 480
BİRBİRLERİNE AŞKTAN BAŞKA VERECEK HİÇBİR ŞEYLERİ YOKTU...

Yaşamın ince detayları Lou'dan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gidip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu...

Geçirdiği motorsiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu düşünüyor.

Peki, asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lou'nun rengârenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur?

Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün...

"Arkadaşların elden ele dolaştıracağı bir kitap olacak."
-The Independent

"Gözyaşları içinde koca bir kutu şekerleme yediğinizi hayal edin."
-The Oprah Magazine

"Bu hikâyeyi kitap bittikten çok uzun bir süre sonra bile hatırlayacak, her daim yanınızda taşımak isteyeceksiniz."
-Romantic Book Lover
Romantizm ağırlıklı kitaplar okuyan biri değilim, aslında... Okuduğum çoğu aşk konulu kitap ya karakterlerinin davranışlarıyla ya da konusuyla beni sinir etmeyi başarıyor. Senden Önce Ben'de de bu durumu yaşamam, beni şaşırtmamalı... Kitabı severek okudum. Fakat teşekkür yazısını da okuyup kitabı kapattıktan sonra bir kez daha anladım ki, bu tür kitaplar bana göre değil...

Kurgunun çok da özel bir yanı yok; birbirlerinin hayatına anlam katan iki kişi arasındaki bağı işleyen bir olay örgüsü var. Kurgunun sevdiğim özelliği, Lou ve Will ikilisinden ziyade diğer karakterlerin gerçekçiliğiydi; Lou ve Will'in aile üyeleri, iyi-kötü her yönüyle işlenmişti. Özellikle de Lou'nun ailesinin verdiği tepkiler ve düşünme biçimlerini çok gerçekçi buldum. Daha çok, aile üyelerinin ilişki dinamikleri gözüme çarpmıştı; bunları incelemekten keyif aldım.

Anlatım, birden fazla kişinin bakış açısından oluşuyordu; asıl anlatıcı Lou olsa da Will'in annesi, Nathan, Treena gibi yan karakterlerin ağzından anlatılan birkaç bölüm de vardı. Lou'nunki dışındaki anlatımları garip buldum ben, neden bilmiyorum... Diğerleri olaylara daha yalın ve olduğu gibi baktığı için olabilir. Lou'da ise biraz Pollyannacılık var; bu, Lou'nun renkli kişiliğiyle birleşince diğer karakterlerin anlatımlarını daha boş ve eksik bulmam normal sanırım :)


Kitabın yazım hatalarıyla dolu olması canımı çok sıkmıştı. Öyle ki, yazım hataları yüzünden anlatıcının değiştiğini bile fark edemediğim zamanlar oldu. Kitap inanılmaz akıcı olsa da, bu durumun akıcılığı bayağı bir zedelediğini söyleyebilirim.

Kitabı okumadan önce filmini izlemiştim ben ve filme bayılmıştım. Bunda, oyuncularının payı vardı. Kitabını, filmini sevdiğim için okumak istemiştim. Filmle arasında bazı ufak farklılıkların olduğunu görmek sevindirdi beni; böylece, bildiğim bir kurguyu tekrardan okumak zorunda kalmadım. Kitap, filmden çok daha fazlasını içerse de filmi daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.

Gelelim, herkesin bu kadar yaygara kopardığı o sona...Kitabın/filmin sonunu duymayan kalmamıştır diye düşünüyorum, ama ben yine de spoiler vermemeye çalışarak hislerimi, düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım. Baştan söyleyeyim, kitabın sonunu hiç ama hiç beğenmedim ve beğenmeme nedenlerim de bir hayli fazla... Öncelikle, Will'in intiharı düşünmesini ve bu tercihin arkasındaki nedenleri anladığımı belirtmek istiyorum. Onun yerinde olsaydım ben de aynı şeyleri yapar mıydım, bilmiyorum... Fakat şahsen, benim aklıma bu sonu değiştirebilecek birkaç sağlam fikir geliyor.

Yazının devamı spoiler dolu olduğundan, kitabı okumadıysanız son paragrafa atlamanızı tavsiye ederim. Yok, ben merak ederim diyorsanız; buyurun :D


Will'in intihar düşüncesinin ardında birden fazla etmen olduğu için fikrini değiştirmek zor olacaktır, bunu biliyorum. Ama dikkatinizi çekerim, imkansız değil... Will, kaza geçirmeden önce de her istediğini almaya alışmış biriydi. Kazadan sonra değişmeyen tek özelliği de sanırım, bu. Nitekim, kazadan sonra geçirdiği zamanın çoğunda intiharın tek çözüm olduğuna inanarak hareket etmiş ve bunu elde edene kadar da her şeyi denemiş. Lou'nun babası diyor ya, "Böyle adamların fikrini değiştiremezsin," diye... Bu düşünce bir yere kadar doğru olabilir; ama burada birinin hayatından bahsediyoruz ki, Will'in bu kararı verirken zihnen ne derece sağlıklı olduğu da muamma. Hayatını baştan aşağı değiştirecek böyle bir deneyim yaşayan herhangi bir bireyin, yıllar sonra bile olaydan kaynaklanan bazı problemlerle boğuşması normal. Kitap boyunca Will'in sağlıklı bir zihne sahip olduğu gösterilse de, Will'in bu konu üzerine bir profesyonelle konuştuğundan bahsedilmediğini hatırlıyorum. Ayrıca, kendisine "fikrini değiştirmesi için" verilen 6 ay boyunca başka tercihlerin varlığından bahsedilmemesi; Will'in bu düşünceyle bir başına bırakılması da bu sonu kaçınılmaz olarak gösteriyor. Yazar burada, Lou'yu o kişi olarak olay örgüsüne dahil ediyor; Lou'nun hayat enerjisine, renkli kişiliğine rağmen bu sonu Will'in kararlılığı olarak yorumlatıyor. Olması gereken bu olabilir; Will böyle bir karar veremez, demiyorum ben. Will'in kendi hayatını sonlandırma kararını verirken her şeyi enine boyuna düşünmediğine, ihtiyacı olan manevi desteğin kendisine verilmediğine inanıyorum. Bu sonun, umudun yokluğunu pekiştirdiğine de inanıyorum. Bu nedenlerden dolayı, bu sonu beğenmedim; yetmedi bana. Bir de, kitabı bitirdikten sonra serinin devam kitabında Lou'nun neler yaşayacağını öğrenmiştim. Bütün bu olanlardan sonra Lou'ya böyle bir son yazılıyorsa, daha ne diyebilirim ki... Serinin devam kitaplarını da bu yüzden okumayı düşünmüyorum; maddi kaygılardan dolayı yazılmışlar gibi geliyor bana ve bazı şeylerin tadında bırakılması gerektiğini düşünüyorum.

Senden Önce Ben'in kurgusu gerçekçi, anlatımı akıcı... Kitabı, yazım hatalarına rağmen severek okudum. Filmi izlemeden önce kitabını okusaydım, kitabı daha fazla heyecanla okuyabilirdim sanırım. Fakat ne olursa olsun, nasıl okursam okuyayım o sonu kabul etmiyorum, etmeyeceğim!



"Bu dünyaya bir kere geliyoruz. Onu dolu dolu yaşamak senin görevin."





post signature

1 Eylül 2016 Perşembe

Yorum: James S.A. Corey - Caliban'ın Savaşı (The Expanse, #2)

Tür: Bilim Kurgu, Macera, Uzay Operası
Goodreads Puanı: 4,25 (34.596 oy)
Orijinal Adı: Caliban's War
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 552
YALNIZ DEĞİLİZ...

"Corey sağlam, yüksek tempolu bir hikâye yazıyor.
-Charles Stross

"Eğer müthiş karakterler içeren ve gerçek uzayda geçen bilimkurguları seviyorsanız, buna bayılacaksınız."
-Jo Walton

Dış gezegenlerin tahıl ambarı Ganymede'de bir Mars donanma piyadesi tüm müfrezesinin canavarımsı bir süper asker tarafından katledilmesine tanık olur. Dünya'da yüksek mevkiden bir siyasetçi gezegenlerarası bir savaşın çıkmaması için uğraşmaktadır. Ve uzaylı bir protomolekül Venüs'ü işgal ederek gezegende muazzam ve gizemli değişimlere yol açarken bir yandan da güneş sistemine yayılma tehdidinde bulunmaktadır.

Uzayın uçsuz bucaksız boşluğundaysa James Holden ile Rocinante'nin mürettebatı Dış Gezegenler İttifakı adına huzuru sağlamaktadırlar. Onlar savaşın pençesindeki Ganymede'de kayıp kızını bulması için bir bilim adamına yardım etmeyi kabul ettiklerinde insanlığın geleceği, tek bir geminin çoktan başlamış olabilecek bir uzaylı istilasını engelleyip engelleyemeyeceğine bağlı hâle gelir...
Enginlik Serisi, okuduğum en kaliteli bilim kurguların başında geliyor. Serinin ilk kitabı Leviathan Uyanıyor'u çok sevmiştim; Caliban'ın Savaşı'nı ise, favori karakterimin eksikliğine rağmen, daha çok sevdiğimi itiraf ediyorum. Bu kitapta Dedektif Miller olmadığı için seriye devam etmekten çekinmiştim. Serinin sürükleyiciliğini, yazarların gizemi kullanma becerisini filan hep unutmuşum. Kapağı açıp birkaç bölümü arka arkaya devirince, bu kurguyu gerçekten de özlediğimi fark ettim. Çizgi roman maratonuydu, hasta olmamdı derken kitap elimde biraz sürünse de her bir satırını büyük bir keyifle okudum ve Caliban'ın Savaşı'nı birkaç gün önce bitirdim.

Yorumuma geçmeden önce, yazının devamının serinin ilk kitabı olan Leviathan Uyanıyor ile ilgili spoiler içerdiğini belirtmeliyim. İlk kitabı henüz okumadıysanız sizi, şuradaki spoilersız Leviathan Uyanıyor yorumuma alayım :) Yazıda, Caliban'ın Savaşı'yla ilgili spoiler ise bulunmuyor.

Kitabın kurgusu, Leviathan Uyanıyor'daki gibi derin ve ayrıntılı. Serinin ilk kitabıyla, kurgulanan bu evrene alıştığım için hem kurgunun altyapısının sağlamlığını daha iyi kavradım hem de garip bir biçimde eve dönmüş gibi hissettim. Caliban'ın Savaşı'nda yazarların tekrara düşmemesi, sanırım kurgunun en çok sevdiğim özelliğiydi. Serinin ikinci kitaplarında yazarların genelde, seriye o kitaptan başlamışız gibi, ilk kitapta olanları anlattıkları bazı paragrafları vardır ve bunlar ilk bölümlerde bulunur. Okuduğum çoğu ikinci kitapta bunu yaşadığım için bir yerden sonra, bu durum can sıkıcı olmaya başlamıştı. Enginlik Serisi ise bunun tekrarlanmadığı ender serilerden... Leviathan Uyanıyor'da gezegenler arası farklılaşan yer çekimi kuvvetleri ve bunun insan anatomisi üzerindeki etkileri, dillerin evrimi, insanların gezegen bazlı gruplaşmaları gibi kurguyu besleyen birçok öge vardı ve bunlar ayrıntılı bir biçimde, bilimsel gerçeklerle desteklenerek kurguya yedirilmişti. Yazarların tüm bunlardan Caliban'ın Savaşı'nda tekrardan, uzun uzadıya bahsetmemesi; okurların bu kurguyu benimsediğini göz önüne alarak olaylara kaldıkları yerden devam etmesi ufak ama önemli bir ayrıntı.


Caliban'ın Savaşı'nın karakter açısından daha zengin olduğunu söyleyebilirim. Gerçi, Leviathan Uyanıyor'daki karakterlerin çoğu Caliban'ın Savaşı'nda da bulunuyor. Fakat ek olarak, bazı yeni karakterlerle de tanışıyoruz ki bunlardan üçü, olayları kendi gözünden anlatan bölümlere sahip. İçlerinden en çok Avasarala'yı sevdim ben; renkli bir dil kullanan, zeki ve azimli bir karakter. Kendisi kitaptaki favori karakterim; ayrıca, okuduğum en güçlü kadın karakterlerden de biri. Leviathan Uyanıyor'dan tanıdığımız James Holden'ın da olayları kendi bakış açısından anlattığı bölümleri var. Diğer bakış açısı karakterleri ise Bobbie adında bir Mars askeri ile kızını kaybeden bir botanikçi olan Prax. Leviathan Uyanıyor'da 2 ana bakış açısı karakteri varken, Caliban'ın Savaşı'nda bu sayının artması aslında iyi olmuş; olaylara genel bir çerçeveden bakma imkanı sağlanmış. Olayları birçok kişinin gözünden görmek başta kafa karıştırıcı olsa da, kitabın sonuna doğru hepsinin bir araya gelmesiyle bu olumsuzluk ortadan kalkıyor.

Kitabın merak unsuru yüksekti. Leviathan Uyanıyor'daki protomolekül, Caliban'ın Savaşı'nda da tüm gizemlerin merkezinde bulunuyor. Bu madde, sırrını hala korusa da bununla ilgili kabaca tahminlerde bulunabileceğimiz kadarının çözüldüğünü düşünüyorum. Serinin ikinci kitabıyla birlikte, protomolekül hakkında daha çok şey biliyoruz. Ama protomolekülle ilgili gizemlerin matruşkalar gibi olması, bu maddeyi çözmemize hiç de yardımcı olmuyor; sorular cevaplandıkça bir yenisi ortaya çıkıyor ve bu durum çoğu zaman beni deli ediyor.

Şaşırtıcılığın düşmediğini görmek de güzeldi. Özellikle kitabın sonu, şoktan ne yapacağımı bilemez halde bıraktı beni. Aslında, bu tarz bir sonu yazarlardan bekliyordum zira Abraham ve Franck, bunun bir benzerini Leviathan Uyanıyor'da da yapmıştı; kitabı son bir ters köşe ile bitirmişlerdi. Bir de, Caliban'ın Savaşı'nın o şok edici sonunda yer alan o "malum" kişiyi yazarların bir cliffhanger olarak kullanacağını biliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim. Yazarlar o kişiyi daha ne olduğu anlaşılmadan, aniden sahneye çıkardı ve bunu öyle sade bir biçimde yaptılar ki normal olanı bizim tepki vermememizmiş gibiydi. Bundan bir anlam çıkarabildiniz mi, emin değilim; ama kitabı okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır, umarım :D


Caliban'ın Savaşı sürükleyicilik bakımından da başarılıydı. Önceki kitaptan kurgulanan evrene aşinalık da olunca sayfalar arasında kaybolmak daha bir kolaylaştı. Caliban'ın Savaşı'nı üç hafta gibi uzun bir sürede bitirmiştim ama bunun nedeni kitabın akıcı olmaması değildi. Kitabı uzun aralar vererek okumak zorunda kalmıştım fakat, okuduğum zamanlarda kitabı elimden bırakmam çok zor olmuştu.

Kitabın basımına da kısaca değineyim... Neden bilmiyorum ama Caliban'ın Savaşı, ben okuduktan sonra çok yıprandı. Kapağın uçları kıvrıldı ve kapaklar sayfalardan ayrılmaya başladı. Bu problemler, ufak müdahalelerle çözülmeyecek değil. Yine de, kitabın basımı daha iyi olabilirdi. Serinin kitap kapaklarının uyumsuzluğu ise beni gerçekten de rahatsız ediyor. 3. kitabın orijinal kapakla basılması, bu rahatsızlığı daha da arttırıyor. İlk iki kitabın kapak görsellerini estetik açıdan güzel buluyorum; hatta Caliban'ın Savaşı'nın kapağının kurguya ve kitapta işlenen konuya uygun olduğunu bile düşünüyorum ama, kitaplar arası kapak uyumsuzluğu gözüme batıyor. Serinin orijinal kapaklarını beğenmem ise bu duruma hiç de yardımcı olmuyor. 3. kitap orijinal kapakla basıldığına göre, İthaki'nin serinin ilk iki kitabının kapağını değiştirme yoluna gitmesi güzel olmaz mı?

Caliban'ın Savaşı, her yönden Leviathan Uyanıyor'dan daha iyi; olay örgüsü daha şaşırtıcı, anlatımı daha akıcı, karakterleri daha zengin... Henüz bu muhteşem seriyle tanışmadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz, benden söylemesi. Özellikle de bilim kurgu sevenler, en kısa zamanda seriye başlamanızı tavsiye ederim ;)



"...İnsanlar çoğu zaman kendi kıçlarını sağlama alma derdindedir. Yalın gerçekler ancak birileri hata yaparsa ortaya çıkar."





post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...