16 Eylül 2016 Cuma

Yorum: Brian Michael Bendis & David Finch - The New Avengers: Firar (New Avengers, #1)

Tür: Çizgi Roman
Goodreads Puanı: 4,02 (8.030 oy)
Orijinal Adı: The New Avengers: Breakout
Yayınevi: Gerekli Şeyler
Çeviri: Burç Üner
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 152
AVENGERS DAĞILMIŞTIR,
ZAMAN YENİ AVENGERS ZAMANIDIR.

Takımın en eski üyelerinden birinin saldırısı sonucu dağılan Avengers'ın yokluğunda karanlık planlar yürürlüğe konmuştur. Maksimum güvenlikli hapishane Raft'tan, Electro'nun güvenlik sistemini bozması sonucu yüzlerce süper güçlü suçlu New York'ta terör estirmek için serbest kalmıştır. Bu ortamda bir grup kahraman beklenmedik şekilde şehri kurtarmak için birlikte çalışmak zorunda kalır. Savaşın heyecanı içinde Avengers'ın boşluğunu dolduracak yeni bir takım oluşur: NEW AVENGERS.

Avengers Disassembled adlı macera ile dağılan ve Gizli Savaş ile tekrar bir araya geleceğinin sinyalini veren Avengers, şaşırtıcı karakterlerle yeniden toplanıyor. Wolverine, Captain America, Iron Man, Örümcek Adam, Spider Woman, Luke Cage ve Sentry klasik Avengers'ı 21. yüzyıla taşıyor.
The New Avengers serisi de fuardan aldığım çizgi romanlardandı. Ben aslında İç Savaş'ı okumak istiyordum. Ama çizgi romanı daha iyi anlayabilmek için öncesinde olanları da bilmem gerektiğini düşünmüştüm. O yüzden Gerekli Şeyler'in yayınladığı okuma sırasını inceleyip İç Savaş'a kadar olanları almıştım. TNA'ın ilk 4 çizgi romanı ise İç Savaş'tan önce olanları anlattığı için alınacaklar listemdeydi.

Şuradaki Yürüyen Ölüler yorumumda yaptığım gibi, TNA için de tek sayı görünümlü seri incelemesi yapmayı uygun buldum. Elimde serinin 4 sayısı olduğundan, diğer 3 çizgi romanı da okuduktan sonra Firar'ın yorumunu yazmak istedim. Kolektif'i dün bitirince kolları sıvadım ve inceleme için hazırlıklara başladım ^_^

Klasik uyarımı yapayım :D Yorumda spoiler vermedim fakat paylaştığım fotoğraflarda spoiler olabilir.


Firar, yeniden kurulan Avengers'ın oluşum sürecini işleyen bir çizgi roman. Nitekim serinin devamında, bu yeni üyelerden oluşan Avengers'ın maceraları yazılıp çiziliyor. Firar'ın kurgusunu ise beğendim; Avengers'ın bir araya gelişi, olay örgüsüne ustaca yedirilmişti. Çizgi romanda Gizli Savaş'tan bahsedilerek, olaylar arasında bağlantı kurulduğunu görmek de sevindirdi beni.

TNA'nın diğer sayılarının kurguları da güzeldi; Sentry dışındakilerin olay örgüsünü beğendim. Sentry'nin kurgusunu ise yavan buldum; hatta bu yüzden kitaba tam puan vermedim. Sentry'nin basımına bayılsam da olayların işlenişi basit gelmişti.

Kurgu bakımından favorim ise Kolektif oldu. Bunda, Kolektif'in House of M sonrası olanları anlatmasının payı büyük; zira House of M'deki o cliffhangerdan sonra, Kolektif'in sayfalarını büyük bir merakla çevirmiştim. Serinin sonraki sayılarının da benzer düzeydeki sürükleyicilikle ilerleyeceğini umuyorum.

House of M demişken... Serinin üçüncü sayısı Sırlar & Yalanlar'da bundan bahsedildiğini hatırlıyor gibiyim. Ama Gerekli Şeyler'in sıralamasında kendisi, Sırlar & Yalanlar'dan sonra geliyor. Bu konuda ufak bir kafa karışıklığım var; bilgisi olan, yazının altına yorum yazarak beni aydınlatabilir mi? Çizgi romanı okurken buna çok takılmamıştım ama, şimdi dönüp bakınca okuma sırasında bir hata olabileceğini düşünüyorum.


Serinin çizimlerini ağırlıklı olarak David Finch gerçekleştirmiş; Sentry ve Kolektif'in çizimleri ise ona ait değil. Alıştığımdan mıdır nedir, gözüm hep Finch'in çizimlerini arıyor; kendisinin kalemini daha çok beğeniyorum ben. Ama Kolektif'in çizim ve renklendirmesini de başarılı bulduğumu eklemeliyim.

İlk Firar'da gördüğüm ve TNA'nın sonraki sayılarında da karşılaştığım, çizimle ilgili hoşuma giden bir ayrıntı var... Hız, sarsıntı gibi harekete bağlı bazı değişkenleri sayfada göstermek için çizerler bulanıklaştırma tekniğini uygulamış. Yukarıdaki fotoğrafta bunun bir örneği var. Başta bu durum biraz göz yorsa da insan hemen alışıyor. Çizim ve renklerden daha fazlasını kullanarak böyle bir şey oluşturmak gerçekten de yaratıcı.

İnceleme için TNA'nın İngilizce basımlarına bir göz atmıştım da... Vurguların azlığı dikkatimi çekmişti. Bu yüzden bu sefer, bizdeki vurgu eksikliğine o kadar da takılmıyorum. Cümle biçiminde olan vurguların Gerekli Şeyler tarafından korunduğunu görmek yetti bana.


Fontlar ise ayrı bir konu... TNA'nın sayıları arasındaki konuşma fontlarının farklılığı göze çarpıyor. İlk sayı olan Firar'da kullanılan yazı tipini beğendiğimi söyleyemem; z harfi garip bir biçimde kalın gözüküyor. Aynı şekilde Firar'da, şapkalı a harflerinin de basılmadığını fark ettim. Neyse ki bu font, serinin sonraki sayılarında tercih edilmemişti. Seride hepsi büyük harfli yazı tipinin kullanılmasına ise alıştığımı söyleyebilirim; hatta, bu fontun seriye yakıştığını düşünüyorum :) Aynı şekilde, yer ve zaman belirtmede kullanılan yazı tiplerini de beğendim; tercih edilen fontlar, orijinaline yakın ve göz yormuyor.

Yazıların balon içi yerleştirmeleri de başarılı... Çeviriden dolayı bazı cümleler konuşma balonlarının içine ucu ucuna sığsa da, bunların olması normal. TNA'da ise bazı sayfalarda yazı tipinin küçültülmesiyle, bu sorunun önüne geçilmişti. Üstelik fontlar arası büyüklük farkı, sayfaların içine düşmedikçe öyle çok da belli olmuyor.

Çeviriden de kısaca bahsedeyim. Genel olarak, serinin çevirisini beğendiğim. Gerçi, Sentry'de bazı arka plan yazılarının çevrilmemesi gözüme batsa da serinin diğer sayılarında bununla pek karşılaşmadım.


The New Avengers, çizgi romana yeni başlayacaklar için muhteşem bir tercih! Olay örgüsünde kayıp yaşamamak için Avengers Dağıldı ve Gizli Savaş'ın okunması gerekiyor ama tek gereken de bunlar. İsteyen, önceki çizgi romanlara bakabilir fakat Avengers üyeleri değiştiği için klasik Avengers'ı ve eski maceraları illa da bilmek gerekmiyor. Sadece, sayılar arasına giren bazı çizgi romanlara dikkat edilmeli. Bunları yaptıktan sonra, kurgusu sürükleyici ve çizimleri müthiş bu serinin sayfaları arasında kaybolmak o kadar da zor olmayacaktır.




post signature

6 Eylül 2016 Salı

Yorum: Jojo Moyes - Senden Önce Ben (Me Before You, #1)

Tür: Aşk, Çağdaş/Modern, Yetişkin
Goodreads Puanı: 4,29 (540.890 oy)
Orijinal Adı: Me Before You
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Ayşe Görür
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 480
BİRBİRLERİNE AŞKTAN BAŞKA VERECEK HİÇBİR ŞEYLERİ YOKTU...

Yaşamın ince detayları Lou'dan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gidip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu...

Geçirdiği motorsiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu düşünüyor.

Peki, asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lou'nun rengârenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur?

Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün...

"Arkadaşların elden ele dolaştıracağı bir kitap olacak."
-The Independent

"Gözyaşları içinde koca bir kutu şekerleme yediğinizi hayal edin."
-The Oprah Magazine

"Bu hikâyeyi kitap bittikten çok uzun bir süre sonra bile hatırlayacak, her daim yanınızda taşımak isteyeceksiniz."
-Romantic Book Lover
Romantizm ağırlıklı kitaplar okuyan biri değilim, aslında... Okuduğum çoğu aşk konulu kitap ya karakterlerinin davranışlarıyla ya da konusuyla beni sinir etmeyi başarıyor. Senden Önce Ben'de de bu durumu yaşamam, beni şaşırtmamalı... Kitabı severek okudum. Fakat teşekkür yazısını da okuyup kitabı kapattıktan sonra bir kez daha anladım ki, bu tür kitaplar bana göre değil...

Kurgunun çok da özel bir yanı yok; birbirlerinin hayatına anlam katan iki kişi arasındaki bağı işleyen bir olay örgüsü var. Kurgunun sevdiğim özelliği, Lou ve Will ikilisinden ziyade diğer karakterlerin gerçekçiliğiydi; Lou ve Will'in aile üyeleri, iyi-kötü her yönüyle işlenmişti. Özellikle de Lou'nun ailesinin verdiği tepkiler ve düşünme biçimlerini çok gerçekçi buldum. Daha çok, aile üyelerinin ilişki dinamikleri gözüme çarpmıştı; bunları incelemekten keyif aldım.

Anlatım, birden fazla kişinin bakış açısından oluşuyordu; asıl anlatıcı Lou olsa da Will'in annesi, Nathan, Treena gibi yan karakterlerin ağzından anlatılan birkaç bölüm de vardı. Lou'nunki dışındaki anlatımları garip buldum ben, neden bilmiyorum... Diğerleri olaylara daha yalın ve olduğu gibi baktığı için olabilir. Lou'da ise biraz Pollyannacılık var; bu, Lou'nun renkli kişiliğiyle birleşince diğer karakterlerin anlatımlarını daha boş ve eksik bulmam normal sanırım :)


Kitabın yazım hatalarıyla dolu olması canımı çok sıkmıştı. Öyle ki, yazım hataları yüzünden anlatıcının değiştiğini bile fark edemediğim zamanlar oldu. Kitap inanılmaz akıcı olsa da, bu durumun akıcılığı bayağı bir zedelediğini söyleyebilirim.

Kitabı okumadan önce filmini izlemiştim ben ve filme bayılmıştım. Bunda, oyuncularının payı vardı. Kitabını, filmini sevdiğim için okumak istemiştim. Filmle arasında bazı ufak farklılıkların olduğunu görmek sevindirdi beni; böylece, bildiğim bir kurguyu tekrardan okumak zorunda kalmadım. Kitap, filmden çok daha fazlasını içerse de filmi daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.

Gelelim, herkesin bu kadar yaygara kopardığı o sona...Kitabın/filmin sonunu duymayan kalmamıştır diye düşünüyorum, ama ben yine de spoiler vermemeye çalışarak hislerimi, düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım. Baştan söyleyeyim, kitabın sonunu hiç ama hiç beğenmedim ve beğenmeme nedenlerim de bir hayli fazla... Öncelikle, Will'in intiharı düşünmesini ve bu tercihin arkasındaki nedenleri anladığımı belirtmek istiyorum. Onun yerinde olsaydım ben de aynı şeyleri yapar mıydım, bilmiyorum... Fakat şahsen, benim aklıma bu sonu değiştirebilecek birkaç sağlam fikir geliyor.

Yazının devamı spoiler dolu olduğundan, kitabı okumadıysanız son paragrafa atlamanızı tavsiye ederim. Yok, ben merak ederim diyorsanız; buyurun :D


Will'in intihar düşüncesinin ardında birden fazla etmen olduğu için fikrini değiştirmek zor olacaktır, bunu biliyorum. Ama dikkatinizi çekerim, imkansız değil... Will, kaza geçirmeden önce de her istediğini almaya alışmış biriydi. Kazadan sonra değişmeyen tek özelliği de sanırım, bu. Nitekim, kazadan sonra geçirdiği zamanın çoğunda intiharın tek çözüm olduğuna inanarak hareket etmiş ve bunu elde edene kadar da her şeyi denemiş. Lou'nun babası diyor ya, "Böyle adamların fikrini değiştiremezsin," diye... Bu düşünce bir yere kadar doğru olabilir; ama burada birinin hayatından bahsediyoruz ki, Will'in bu kararı verirken zihnen ne derece sağlıklı olduğu da muamma. Hayatını baştan aşağı değiştirecek böyle bir deneyim yaşayan herhangi bir bireyin, yıllar sonra bile olaydan kaynaklanan bazı problemlerle boğuşması normal. Kitap boyunca Will'in sağlıklı bir zihne sahip olduğu gösterilse de, Will'in bu konu üzerine bir profesyonelle konuştuğundan bahsedilmediğini hatırlıyorum. Ayrıca, kendisine "fikrini değiştirmesi için" verilen 6 ay boyunca başka tercihlerin varlığından bahsedilmemesi; Will'in bu düşünceyle bir başına bırakılması da bu sonu kaçınılmaz olarak gösteriyor. Yazar burada, Lou'yu o kişi olarak olay örgüsüne dahil ediyor; Lou'nun hayat enerjisine, renkli kişiliğine rağmen bu sonu Will'in kararlılığı olarak yorumlatıyor. Olması gereken bu olabilir; Will böyle bir karar veremez, demiyorum ben. Will'in kendi hayatını sonlandırma kararını verirken her şeyi enine boyuna düşünmediğine, ihtiyacı olan manevi desteğin kendisine verilmediğine inanıyorum. Bu sonun, umudun yokluğunu pekiştirdiğine de inanıyorum. Bu nedenlerden dolayı, bu sonu beğenmedim; yetmedi bana. Bir de, kitabı bitirdikten sonra serinin devam kitabında Lou'nun neler yaşayacağını öğrenmiştim. Bütün bu olanlardan sonra Lou'ya böyle bir son yazılıyorsa, daha ne diyebilirim ki... Serinin devam kitaplarını da bu yüzden okumayı düşünmüyorum; maddi kaygılardan dolayı yazılmışlar gibi geliyor bana ve bazı şeylerin tadında bırakılması gerektiğini düşünüyorum.

Senden Önce Ben'in kurgusu gerçekçi, anlatımı akıcı... Kitabı, yazım hatalarına rağmen severek okudum. Filmi izlemeden önce kitabını okusaydım, kitabı daha fazla heyecanla okuyabilirdim sanırım. Fakat ne olursa olsun, nasıl okursam okuyayım o sonu kabul etmiyorum, etmeyeceğim!



"Bu dünyaya bir kere geliyoruz. Onu dolu dolu yaşamak senin görevin."





post signature

1 Eylül 2016 Perşembe

Yorum: James S.A. Corey - Caliban'ın Savaşı (The Expanse, #2)

Tür: Bilim Kurgu, Macera, Uzay Operası
Goodreads Puanı: 4,25 (34.596 oy)
Orijinal Adı: Caliban's War
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 552
YALNIZ DEĞİLİZ...

"Corey sağlam, yüksek tempolu bir hikâye yazıyor.
-Charles Stross

"Eğer müthiş karakterler içeren ve gerçek uzayda geçen bilimkurguları seviyorsanız, buna bayılacaksınız."
-Jo Walton

Dış gezegenlerin tahıl ambarı Ganymede'de bir Mars donanma piyadesi tüm müfrezesinin canavarımsı bir süper asker tarafından katledilmesine tanık olur. Dünya'da yüksek mevkiden bir siyasetçi gezegenlerarası bir savaşın çıkmaması için uğraşmaktadır. Ve uzaylı bir protomolekül Venüs'ü işgal ederek gezegende muazzam ve gizemli değişimlere yol açarken bir yandan da güneş sistemine yayılma tehdidinde bulunmaktadır.

Uzayın uçsuz bucaksız boşluğundaysa James Holden ile Rocinante'nin mürettebatı Dış Gezegenler İttifakı adına huzuru sağlamaktadırlar. Onlar savaşın pençesindeki Ganymede'de kayıp kızını bulması için bir bilim adamına yardım etmeyi kabul ettiklerinde insanlığın geleceği, tek bir geminin çoktan başlamış olabilecek bir uzaylı istilasını engelleyip engelleyemeyeceğine bağlı hâle gelir...
Enginlik Serisi, okuduğum en kaliteli bilim kurguların başında geliyor. Serinin ilk kitabı Leviathan Uyanıyor'u çok sevmiştim; Caliban'ın Savaşı'nı ise, favori karakterimin eksikliğine rağmen, daha çok sevdiğimi itiraf ediyorum. Bu kitapta Dedektif Miller olmadığı için seriye devam etmekten çekinmiştim. Serinin sürükleyiciliğini, yazarların gizemi kullanma becerisini filan hep unutmuşum. Kapağı açıp birkaç bölümü arka arkaya devirince, bu kurguyu gerçekten de özlediğimi fark ettim. Çizgi roman maratonuydu, hasta olmamdı derken kitap elimde biraz sürünse de her bir satırını büyük bir keyifle okudum ve Caliban'ın Savaşı'nı birkaç gün önce bitirdim.

Yorumuma geçmeden önce, yazının devamının serinin ilk kitabı olan Leviathan Uyanıyor ile ilgili spoiler içerdiğini belirtmeliyim. İlk kitabı henüz okumadıysanız sizi, şuradaki spoilersız Leviathan Uyanıyor yorumuma alayım :) Yazıda, Caliban'ın Savaşı'yla ilgili spoiler ise bulunmuyor.

Kitabın kurgusu, Leviathan Uyanıyor'daki gibi derin ve ayrıntılı. Serinin ilk kitabıyla, kurgulanan bu evrene alıştığım için hem kurgunun altyapısının sağlamlığını daha iyi kavradım hem de garip bir biçimde eve dönmüş gibi hissettim. Caliban'ın Savaşı'nda yazarların tekrara düşmemesi, sanırım kurgunun en çok sevdiğim özelliğiydi. Serinin ikinci kitaplarında yazarların genelde, seriye o kitaptan başlamışız gibi, ilk kitapta olanları anlattıkları bazı paragrafları vardır ve bunlar ilk bölümlerde bulunur. Okuduğum çoğu ikinci kitapta bunu yaşadığım için bir yerden sonra, bu durum can sıkıcı olmaya başlamıştı. Enginlik Serisi ise bunun tekrarlanmadığı ender serilerden... Leviathan Uyanıyor'da gezegenler arası farklılaşan yer çekimi kuvvetleri ve bunun insan anatomisi üzerindeki etkileri, dillerin evrimi, insanların gezegen bazlı gruplaşmaları gibi kurguyu besleyen birçok öge vardı ve bunlar ayrıntılı bir biçimde, bilimsel gerçeklerle desteklenerek kurguya yedirilmişti. Yazarların tüm bunlardan Caliban'ın Savaşı'nda tekrardan, uzun uzadıya bahsetmemesi; okurların bu kurguyu benimsediğini göz önüne alarak olaylara kaldıkları yerden devam etmesi ufak ama önemli bir ayrıntı.


Caliban'ın Savaşı'nın karakter açısından daha zengin olduğunu söyleyebilirim. Gerçi, Leviathan Uyanıyor'daki karakterlerin çoğu Caliban'ın Savaşı'nda da bulunuyor. Fakat ek olarak, bazı yeni karakterlerle de tanışıyoruz ki bunlardan üçü, olayları kendi gözünden anlatan bölümlere sahip. İçlerinden en çok Avasarala'yı sevdim ben; renkli bir dil kullanan, zeki ve azimli bir karakter. Kendisi kitaptaki favori karakterim; ayrıca, okuduğum en güçlü kadın karakterlerden de biri. Leviathan Uyanıyor'dan tanıdığımız James Holden'ın da olayları kendi bakış açısından anlattığı bölümleri var. Diğer bakış açısı karakterleri ise Bobbie adında bir Mars askeri ile kızını kaybeden bir botanikçi olan Prax. Leviathan Uyanıyor'da 2 ana bakış açısı karakteri varken, Caliban'ın Savaşı'nda bu sayının artması aslında iyi olmuş; olaylara genel bir çerçeveden bakma imkanı sağlanmış. Olayları birçok kişinin gözünden görmek başta kafa karıştırıcı olsa da, kitabın sonuna doğru hepsinin bir araya gelmesiyle bu olumsuzluk ortadan kalkıyor.

Kitabın merak unsuru yüksekti. Leviathan Uyanıyor'daki protomolekül, Caliban'ın Savaşı'nda da tüm gizemlerin merkezinde bulunuyor. Bu madde, sırrını hala korusa da bununla ilgili kabaca tahminlerde bulunabileceğimiz kadarının çözüldüğünü düşünüyorum. Serinin ikinci kitabıyla birlikte, protomolekül hakkında daha çok şey biliyoruz. Ama protomolekülle ilgili gizemlerin matruşkalar gibi olması, bu maddeyi çözmemize hiç de yardımcı olmuyor; sorular cevaplandıkça bir yenisi ortaya çıkıyor ve bu durum çoğu zaman beni deli ediyor.

Şaşırtıcılığın düşmediğini görmek de güzeldi. Özellikle kitabın sonu, şoktan ne yapacağımı bilemez halde bıraktı beni. Aslında, bu tarz bir sonu yazarlardan bekliyordum zira Abraham ve Franck, bunun bir benzerini Leviathan Uyanıyor'da da yapmıştı; kitabı son bir ters köşe ile bitirmişlerdi. Bir de, Caliban'ın Savaşı'nın o şok edici sonunda yer alan o "malum" kişiyi yazarların bir cliffhanger olarak kullanacağını biliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim. Yazarlar o kişiyi daha ne olduğu anlaşılmadan, aniden sahneye çıkardı ve bunu öyle sade bir biçimde yaptılar ki normal olanı bizim tepki vermememizmiş gibiydi. Bundan bir anlam çıkarabildiniz mi, emin değilim; ama kitabı okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır, umarım :D


Caliban'ın Savaşı sürükleyicilik bakımından da başarılıydı. Önceki kitaptan kurgulanan evrene aşinalık da olunca sayfalar arasında kaybolmak daha bir kolaylaştı. Caliban'ın Savaşı'nı üç hafta gibi uzun bir sürede bitirmiştim ama bunun nedeni kitabın akıcı olmaması değildi. Kitabı uzun aralar vererek okumak zorunda kalmıştım fakat, okuduğum zamanlarda kitabı elimden bırakmam çok zor olmuştu.

Kitabın basımına da kısaca değineyim... Neden bilmiyorum ama Caliban'ın Savaşı, ben okuduktan sonra çok yıprandı. Kapağın uçları kıvrıldı ve kapaklar sayfalardan ayrılmaya başladı. Bu problemler, ufak müdahalelerle çözülmeyecek değil. Yine de, kitabın basımı daha iyi olabilirdi. Serinin kitap kapaklarının uyumsuzluğu ise beni gerçekten de rahatsız ediyor. 3. kitabın orijinal kapakla basılması, bu rahatsızlığı daha da arttırıyor. İlk iki kitabın kapak görsellerini estetik açıdan güzel buluyorum; hatta Caliban'ın Savaşı'nın kapağının kurguya ve kitapta işlenen konuya uygun olduğunu bile düşünüyorum ama, kitaplar arası kapak uyumsuzluğu gözüme batıyor. Serinin orijinal kapaklarını beğenmem ise bu duruma hiç de yardımcı olmuyor. 3. kitap orijinal kapakla basıldığına göre, İthaki'nin serinin ilk iki kitabının kapağını değiştirme yoluna gitmesi güzel olmaz mı?

Caliban'ın Savaşı, her yönden Leviathan Uyanıyor'dan daha iyi; olay örgüsü daha şaşırtıcı, anlatımı daha akıcı, karakterleri daha zengin... Henüz bu muhteşem seriyle tanışmadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz, benden söylemesi. Özellikle de bilim kurgu sevenler, en kısa zamanda seriye başlamanızı tavsiye ederim ;)



"...İnsanlar çoğu zaman kendi kıçlarını sağlama alma derdindedir. Yalın gerçekler ancak birileri hata yaparsa ortaya çıkar."





post signature

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Bu ay ne(ler) okudum (Ağustos/2016)


Yazın son gününden merhaba :) Havalar da serinlemeye başladığından, sonbahar hazırlıkları yapmanın tam zamanı! Yumuşacık pijamalarla battaniyelerin altına girip kitap okuma, bu okumalara eşlik eden sıcak içecekleri yudumlama mevsimi geliyor. Bir sürü sıcak içecek tarifi bulup hepsini denemek istiyorum, ama bakalım :) Havalar daha bir katlanılabilir olduğundan birkaç DIY projesine bile başlayabilirim ^_^

Ağustos ayı benim için kitap açısından çok iyi geçti. Kendi kendime başlattığım Avengers Maratonu sayesinde bu ay birçok çizgi roman okudum. Toplamda ise 2 kitap ve 5 çizgi roman olmak üzere 7 kitap okudum.


Yıkıma Giden Adam, favorilerim arasına giren bilim kurgulardan oldu. Konusu, kurgusu, karakterleri, kısacası her şeyiyle beni etkiledi. Bilim kurgu sevenler, bu kitaba mutlaka göz atmalı ;)

1602, okuduğum en ilginç çizgi romanlardandı. Çizimleri ilgi çekici, konusu sürükleyiciydi. Yazarlığını Neil Gaiman'ın yapmış olması ise çizgi romanı daha çok sevmemi sağladı. Alternatif tarih ile Marvel'ı ortak bir paydada buluşturan 1602'yi herkese tavsiye ediyorum :)

1602'den sonra Avengers okuma sırama devam etmeye karar vermiştim ve kendi kendime Avengers Maratonumu başlatmıştım ^_^ Bu maraton sayesinde, 1602 de dahil olmak üzere, 5 çizgi roman okudum. Gizli Savaş, kurgusu ve çizimlerine bayıldığım bir çizgi romandı. Ardından The New Avengers serisine başlayarak okuma sırasına devam etmiştim. The New Avengers'ın sırasıyla Firar, Sentry ve Sırlar & Yalanlar'ını; yani serinin ilk 3 çizgi romanını okudum. Çizgi romanları genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim.

Ağustos'un son kitabı ise Caliban'ın Savaşı'ydı. Kitapta favori karakterim olan Dedektif Miller bulunmadığından, kitaba başlamaktan çekinmiştim. Fakat kitabı, Leviathan Uyanıyor'dan bile daha çok sevdiğimi itiraf ediyorum :D Özellikle de o sonu, beni şaşkınlıktan ve sevinçten ne yapacağımı bilemez bir halde bırakan o sonu yok mu... Üçüncü kitap elimde olmadığı için, neler olacağıyla ilgili teoriler üretmekten başka bir şey gelmiyor elimden :/

Ağustos ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

30 Ağustos 2016 Salı

Ne(ler) Yapıyorum | 11


Herkese merhaba :) Öncelikle herkesin Zafer Bayramı'nı kutluyorum, umarım daha güzel günler bizi bekliyordur ^_^ Bir süredir blogla ilgilenemiyordum; çünkü bazı sorunlarla boğuşuyordum. Halbuki, ağustos ayı ne de güzel başlamıştı benim için... Kitap okuyor, yorum yazıyor, dizi izliyor, arka arkaya Dizi Notları yazıları yazıyordum; hatta, kendi kendime çizgi roman maratonu bile başlatmıştım. Ardından, her mevsim yakalandığım grip/nezle türevlerinden bir hastalık geldi ve bütün düzenimi altüst etti. Nefes almak dışında hiçbir şey yapmak istemediğim birkaç gün geçirdim ve tam kendimi iyi hissettiğim o gün, iyileşmemin belirtilerini gördüğüm günde bilgisayarım bozuldu. Hastalığın son günlerini bilgisayarsız geçirmek zorunda kaldım :/ Çektiğim fotoğrafları bilgisayardan düzenlediğim için blogun Instagram hesabından da paylaşım yapamadım.

Neyse ki dün, bilgisayar sorunu halloldu ve ben de bugün itibariyle sahalara geri dönmüş bulunuyorum ^_^


Avengers maratonuna kaldığım yerden devam edeceğim ki zaten, elimde okunacak çok çizgi roman da kalmadı... Ama önce, geçenlerde başladığım Senden Önce Ben'i bitirmek istiyorum. Bir de dün bitirdiğim Caliban'ın Savaşı'nın yorumu gelecek. Daha sonra maratona kaldığım yerden, House of M ile devam edeceğim :)


Yeni bir Dizi Notları'nın hazırlığını yapıyorum. Instagram hikayelerde paylaştığım Batman: The Animated Series de bu yazıda olacak. Yazıdaki bir diğer dizi ise Yasemin(booksenberg)'in tavsiyesiyle başladığım ve kısa sürede bitirdiğim Brooklyn 99. Bunlar dışında yazıda bahsedeceğim 2 dizi daha var. Hepsi de bayılarak izlediğim yapımlardan ^_^


Film konusunda dizilerdeki kadar aktif değildim. Bu ay izlediğim filmlerden aklıma bir tek Suicide Squad geliyor ki onun hakkında söylemek istediğim çok şey var. Filmin kaliteli versiyonu nete düştüğünde, filmi bir daha izledikten sonra yorumunu yazmayı planlıyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki fragman filmi hiç, hem de hiç yansıtmıyor...

post signature

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Yorum: Brian Michael Bendis & Gabriele Dell'Otto - Gizli Savaş (Secret War, #1-5)

Tür: Çizgi Roman
Goodreads Puanı: 3,72 (2.468 oy)
Orijinal Adı: Secret War
Yayınevi: Gerekli Şeyler
Çeviri: Burç Üner
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 136
Örümcek Adam, Wolverine, Captain America, Daredevil, Luke Cage ve Black Widow Marvel Evreni'nin en karanlık döneminde bir araya geliyor!
En ölümcül canilerin birbiriyle bağlantıları olduğunu anlayan Nick Fury, hayatının en büyük kumarını oynayıp A.B.D. hükümetinden gizli, kahramanlardan ve mutantlardan oluşan bir ekip topluyor. Ya her şeyi kaybedecek ya da her şeyi kazanacak.
New Avengers (Yeni İntikamcılar) ilk defa bu macerada gayriresmi olsa da bir araya geliyorlar. Marvel Evreni'nde yeni bir dönem şimdi başlıyor.
Gerekli Şeyler'in yayınladığı Avengers okuma sırasına göz atıp ilk 8 çizgi romanı fuardan almıştım; Gizli Savaş da aldıklarımdan biriydi. Listenin ilk çizgi romanı Avengers Dağıldı'yı geçenlerde yorumlamıştım, incelemeye buradan ulaşabilirsiniz. Yorumu yazmak için çizgi romana şöyle bir göz gezdirmiştim; iyi de yapmışım zira çoğu şeyi unuttuğumu görmüştüm. Yorumun hemen ardından Gizli Savaş'a başladım ve çizgi romanı bir günde bitirdim.

Yazının devamında çizgi romandan fotoğraflar bulunuyor. Yorumumda spoiler yok fakat fotoğraflarda spoiler olabileceğini belirtip yorumuma geçiyorum ^_^


Kurguya bayıldım desem, abartmış sayılmam... Gizli Savaş, karakteri bol bir çizgi roman. Fakat benim hoşuma giden unsur, karakterlerin hikayeyi doldurmak için kullanılmamış olmasıydı. Neredeyse hepsi, kurguya ağırlığını koymayı başarıyor ve hikayede gerçekten de aktif rollerde bulunuyorlar. Bunun yanında, karakter gelişimleri ve her birinin kişiliği de çok iyi yansıtılmıştı. Özellikle Fury'nin kişiliğinin eksiksiz bir biçimde anlatıldığını düşünüyorum.

Kurgunun zaman çizelgesi ise biraz karışık; geçmiş ve şimdiki zamanın iç içe olduğu bir anlatım tercih edilmiş. Bu yüzden başlarda, hangi olaylar geçmişe ait ve hangileri şimdi yaşanıyor ayırt edemedim. Hatta bir noktaya kadar, geçmişte yaşanan olayların aslında gelecekte yaşanacağını bile düşündüm. Gizli Savaş bu açıdan kafa karıştırıcı olsa da, böyle yaparak sürpriz unsurunu yükseltmiş oldu. Olayların ait olduğu zaman dilimleri ortaya çıktıkça şaşırdım ben de. Buna ek olarak, çizgi romanın geneline yayılmış bir gizem vardı. Taşların yerine oturmasıyla, zamansal karışıklıklar gibi bu gizem de çözüldü ve asıl şoku ondan sonra yaşadım :D Kısacası, Gizli Savaş beni sürekli şaşırtan ve sayfaları büyük bir merakla çevirmemi sağlayan bir çizgi romandı.

Gizli Savaş'ın çizim tekniğini ve renklendirmesini çok farklı buldum. Her bir sayfa, adeta yağlı boya tablosunu andırıyordu benim için. Çizimlere genel olarak baktığımda gördüğüm bir diğer şey de hissettirilen o karanlık atmosferdi. Çizim tekniği ile kullanılan ağır renkler, kıyamet sonrasının kasvetli havasını hissettirdi bana. Fakat bütün bunlar beni boğmadı; süper kahramanların sahip olduğu güçlerle gelen sorumlulukları ve yaşananların ciddiyetini kavramamı sağladı.


Gizli Savaş'ın basımını kurgusu ve çizimleri kadar beğenmedim. Özellikle yazıların balon için konumları daha iyi olabilirdi. Cümlelerin bazıları balona ucu ucuna sığmıştı, bazılarında ise balon içinde biraz fazla boşluk bırakılmıştı; tam oturmuş diyebileceğim çok az yazı-balon ikilisi vardı. Yukarıdaki resimde ne demek istediğim daha iyi anlaşılıyordur... Çeviri nedeniyle yazılar, balon içine çok iyi yerleştirilemeyebilir. Ama yine Gerekli Şeyler'den çıkan ve tüm yazıları balon içine başarıyla konumlandırılan çizgi romanlar da okudum. Daha kaliteli bir iş çıkaracaklarını bildiğimden, bu konuyu yabana atamıyorum.

Çizgi romanın yazı tipi genel olarak değiştirilmişti. Konuşma balonlarında kullanılan yazı tipi orijinaline yakın olsa da, sadece büyük harfin olduğu bir font kullanıldığından bu benzerlik hemen fark edilmiyor. Böyle bir yazı tipinin tercih edilmesiyle vurgu konusunda bazı sorunlar da ortaya çıkıyor. Sayfanın köşesinde yeri ve zamanı belirten kelimelerin yazı tipleri arasındaki farklılık ise göze çarpan cinsten... Orijinalinde tekno tarzda bir yazı tipi kullanılırken bizde çok daha basit bir font tercih edilmiş. Aradaki farkı görmek isteyenler, ilk bölümde yer alan "S.H.I.E.L.D. Helicarrier" yazısına ve devamına bakabilir; bir tek bu iki kelime aynı bırakılmıştı, yer ve zaman açıklayan diğer kelimeler çevrildiğinden bunlar için başka bir font kullanılmıştı. Kurgu çok akıcı olduğundan bu ayrıntıları okurken fark etmedim ben; bu tür ayrıntılara çizgi romanların yorumları için hazırlık yaparken dikkat ediyorum genelde. Bu yüzden, tercih edilen yazı tiplerinin dikkat dağıtmadığını ve okuması zor olmadığını söyleyebilirim.


Gizli Savaş'ın çevirisi fena değildi; argo kelimeleri ve bazı küfürleri sansürsüz bir şekilde çevirmeleri hoşuma gitmedi desem, yalan olur :D Fakat, orijinalinde sansürlenmiş bazı kelimeleri sansürsüz olarak çevirmeleri hakkında neler hissedeceğimi bilmiyorum... Çeviri konusunda benim canımı sıkan önemli hususlardan biri, fotoğrafta da görüldüğü gibi, çizimlerde yer alan arka plan yazılarının olduğu gibi bırakılmasıydı. Bunlar da çevrilseydi, harika olurdu. Gizli Savaş'ı olağanüstü yapacak şey ise, orijinalinde bulunan birkaç sayfalık S.H.I.E.L.D. dosyasına ve bazı konuşmalara bizde de yer verilmesi... 5. bölümün başında, Fury ve Daisy ile ilgili dosyalar bulunuyor ki bunlar muhtemelen kurguya ait bilgiler. Aynı bölümün sonunda ise yine S.H.I.E.L.D. ile ilgili ve yine kurguya ait bazı konuşma dökümleri var. Çizgi romanın sonuna iki kahraman çizimi koymak yerine bunlar de pekala konabilirdi diye düşünüyorum. Ama bir yandan, bunların çizgi romandan çıkarılmasının bir nedeni olabilir mi diye de düşünmeden edemiyorum...

Çizgi romanların çevirisinde, vurguya diğer ögelerde olduğu kadar dikkat edilmemesine artık alışmıştım. Gizli Savaş'ın orijinalinde ise düşündüğüm kadar çok vurgunun olmaması beni şaşırttı. Ama var olan az sayıdaki vurgular da -birkaç kelimelik cümleler dışında- pek korunmamıştı. Yazının öncesinde bahsettiğim vurgu sorunu ise şu: Büyük harfleri içeren bir font kullanılmasından dolayı, orijinalinde büyük harfler kullanılarak verilen vurgu bizde kalınlaştırarak verilmeye çalışılmıştı.


Gizli Savaş, kurgusuna ve çizimlerine bayıldığım bir çizgi romandı. Çeviri konusunda birkaç pürüz vardı; çizgi romanın basımı da favorilerimdendi, diyemem. Fakat kurgu o kadar sürükleyici, çizimler o kadar muhteşem ki başka hiçbir şeyin önemi kalmıyor; en azından benim için kalmadı :) Gizli Savaş, The New Avengers öncesi olanlara ışık tuttuğu için Gerekli Şeyler'in okuma sırasını takip edenlerin bu çizgi romanı atlamaması gerektiğini düşünüyorum. Gizli Savaş, listeye uymayanlar için de bulunmaz nimet zira farklı çizim tekniği ve derin kurgusuyla herkesin beğeniyle okuyabileceği bir eser ^_^




post signature

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Yorum: Brian Michael Bendis & David Finch - Avengers Dağıldı (Avengers Vol. III)

Tür: Çizgi Roman
Goodreads Puanı: 3,83 (3.980 oy)
Orijinal Adı: Avengers Disassembled
Yayınevi: Gerekli Şeyler
Çeviri: İlke Keskin
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 164
Her şey öldü sanılan takım üyesinin ölümden dönmesi ile başladı. Ve bittiğinde Avengers hakkında bildiklerinizin hepsi değişecek.

Dünyanın en güçlü kahramanları, etraflarındaki şok edici trajedi ile mücadele ederken, takım tarihinin en kötü gününü yaşıyorlar. Bunun arkasında kim ve neden var? Takımı parçalayabilecek mi? Kimler Avengers'in en büyük düşmanının elinde hayatını kaybedecek?

Gelmiş geçmiş bütün Avengers tehlikede... hem de tamamı!
Avengers Dağıldı, kitap fuarından aldığım çizgi romanlardandı. Gerekli Şeyler'in yayınladığı Avengers okuma sırasını göz önüne alarak, listedeki ilk 8 çizgi romanı birden almıştım. Listenin ilk çizgi romanı Avengers Dağıldı'ya nisan sonu gibi başlamış, bir hafta içinde bitirmiştim. Yorumunu ise yazmayı unuttuğumu dün, listedeki ikinci çizgi romanı, Gizli Savaş'ı okumaya başlayınca fark ettim :D Muhtemelen ben bunun yorumunu, Gizli Savaş'ı ve hatta sonraki birkaç çizgi romanı okuduktan sonra yazmayı planlamış olmalıyım; unuttuğuma ihtimal vermek istemiyorum ^_^ Her neyse, işte bu yüzden Avengers Dağıldı'nın incelemesi gecikti.

İnceleme için kitabı tekrar okumadığımı, şöyle bir göz attığımı da belirtmek istiyorum. Ayrıca, yazının devamında spoiler sayılabilecek fotoğraflar bulunuyor; yazıda ise spoiler bulunmuyor ^_^


Avengers Dağıldı'da vurucu bir giriş yapılıyor. Şöyle ki, daha ilk sayfada heyecan dolu bir olayla başlıyor kitap ve bu, buz dağının görünen yüzü... Devamında felaketler dizisi, yıkıcılığını arttırarak olay örgüsünde kendine yer buluyor. Bu açıdan bakıldığında, Avengers Dağıldı'nın aksiyonu çok yüksek. Kahramanlar sürekli bir olayla uğraşıyor ve çoğu zaman biri bitmeden bir diğer olayla başa çıkmaları gerekiyor. Avengers Dağıldı'nın Avengers çizgi romanlarına başlamak için iyi bir tercih olduğunu söylediklerinde, girişin daha yumuşak olacağını varsaymıştım ben. Bu yüzden, böyle bir tempoyu beklemiyordum. Yine de, okudukça alıştım ve kendimi kurguda kaybetmem çok uzun sürmedi :)

Kurgunun gözü pekliği çok hoşuma gitti; yazarın, kahramanları öldürmekten çekinmemesini sevdim. Her süper kahramanın günü kurtardığı ve sonunda en az hasarla evlerine dağıldığı olay örgülerini yapay buluyorum. Avengers Dağıldı'nın kurgusunu gerçekçi buldum ve bu bakımdan beğendim. Fakat bu demek değil ki kahramanların ölümlerini, başlarından geçen felaketleri okurken üzülmedim... Çizgi romanın özellikle sonu çok dokunaklıydı, ama bir yandan da olması gereken buydu diye düşünüyorum.

Bu dünyada geçen bir başka Marvel çizgi romanı okumadığım halde, Avengers Dağıldı'nın neden iyi bir başlangıç sayıldığını anlıyorum. Önceki olayların hikâyeye başarıyla yedirildiği görülüyor; bu sayede, önceki çizgi romanları okumayanlar olaylara çok yabancı kalmıyor. Yine de ben, bir şeyler kaçırdığım hissini üzerimden atamadım. Gerçi, bunun bana özgü olması muhtemel... Zira ben başladım mı, tam başlamak istemiştim; bulabildiğim en eski Marvel çizgi romanıyla bu evrene giriş yapmak, o zamanlar yerinde bir karar gibi gözükmüştü gözüme :D Olaylara ortadan daldığım düşüncesinden kurtulmam için biraz daha okuma yapmam ve listedeki diğer çizgi romanlarla haşır neşir olmam gerekiyor, sanırım :)


Çizgi romanın basımını da kurgusu kadar, belki de daha fazla beğendim. Özellikle çizimlere bayıldım! Çizimler o kadar ayrıntılı ki, incelemeden duramadım. Aynı şekilde tonlamayı da başarılı buldum; tüm o felaketlerden doğan karanlık havayı hissettirebiliyor. Sonlara doğru eski sayılardan çizimlere yer verilmesi de çok hoştu :) Serinin eski okurları bu sayfalarda nostaljik hissetmiş olabilir; benim gibi yeni başlayanlar için ise bu sayfalar, eski takıma veda niteliğindeydi.

Avengers Dağıldı'nın font, vurgu ve çevirisini incelemek için İngilizcesine de baktım. Normal konuşma balonlarındaki fontların aynı olduğunu söyleyemeyeceğim. Fakat Gerekli Şeyler'in kullandığı yazı tipi, orijinalinden çok da farklı değildi. İkisini yan yana tutmak gerekiyor, fontlar arasındaki farkı görebilmek için. Balon dışındaki yazıların fontları için de aynısı geçerli... Seçilen yazı tipleri okuması kolay ve orijinaline yakın tasarımlara sahip olduğundan, font seçimlerini yerinde buldum. Ayrıca, yazıların balon içinde iyi konumlandırıldığını; balon dışına çıkmadığını da fark ettim. Hatta birkaç yerde, taşma olmaması için balonlar genişletilmişti bile...


Vurgu konusunda Avengers Dağıldı, o kadar da başarılı değil... Örnek vermek gerekirse, yukarıdaki fotoğrafta Ant-Man'in konuşma balonları var. Orijinalinde Ant-Man'in cümleleri kalın olarak yazılmış; bizde ise bunun gibi bazı vurgulu kelimeler göz ardı edilmiş. Vurguların da en az çizimler kadar önemli olduğunu düşünüyorum... Çizimler nasıl karakterlerin fiziksel özelliklerini, o anki duygu durumlarının dışa vuruşunu yansıtıyorsa; vurgular da neyi, ne şekilde söylediklerini ifade ediyor. Orijinalinden okurken ben, Ant-Man'in iliklerine kadar öfkeli olduğunu hissetmiştim; bizdekini okurken ise Ant-Man'in öfkesini doğru bir şekilde tahmin etmeyi geçtim kendisinin şaşkın, hatta heyecanlı olabileceğini düşünmüştüm. Tabii bu, Avengers Dağıldı'da vurgu için verebileceğin en uç örneklerden biri... Diğer sayfalarda vurgular genelde birkaç kelimede bulunduğundan, bunları görmezden gelmek daha kolay oldu. She-Hulk'un öfkeden kudurduğu ve sonuna doğru patladığı bir konuşma balonunda olduğu gibi tek kelimeden oluşan, vurgulu bazı cümlelerde ise vurguların korunduğunu gördüm.

Avengers Dağıldı'nın çevirisi fena değildi; özellikle, duygu belirten ünlemlerde ve bazı cümlelerde ben olsam farklı çevirirdim dediğim oldu... Konuşma balonları dışındaki, çizimin bir parçası olan yazıların çevrilmesi ise çok iyi olmuş; böyle ayrıntılara dikkat etmeleri güzel ^_^ Hatalarını kolluyormuşum gibi olacak ama; dikkatimi çekti ve ben de belirtmeden geçmek istemiyorum... Son sayfadaki çizimde, sağ üstte çevrilmemiş bir pankart var. Çevrilmediğini düşünüyorum, çünkü yazı tipinden rengine kadar her şeyi aynı... Pankarttan pek bir şey de anlamadım, açıkçası; belki Gerekli Şeyler ekibi de bir anlam veremediğinden o pankartı aynı bırakmak istemiş olabilir... Yine de, hata ise düzeltilmesi için belirtmem gerektiğini düşündüm :)


Avengers Dağıldı ile Marvel evrenine sert ama etkili bir giriş yaptım. Ayrıntılı çizimleri ve yüksek aksiyonu ile Avengers Dağıldı, bana biraz fazla gelse de önceki olayları toparlaması açısından iyi bir başlangıç kitabı. Bütün bunlardan sonra kahramanları ve dünyayı nelerin beklediğini çok merak ediyorum. Avengers dünyasına giriş yapmak isteyenlere, Avengers Dağıldı'yla birlikte okuma sırasındaki ikinci çizgi roman olan Gizli Savaş'ı da almalarını tavsiye ediyorum. Zira böyle bir sonun ardından, sıradaki çizgi roman için deli olacaksınız :D




post signature

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Yorum: Neil Gaiman, Andy Kubert & Richard Isanove - Marvel 1602 (Marvel 1602, #1-8)

Tür: Çizgi Roman, Fantastik
Goodreads Puanı: 3,92 (41.878 oy)
Orijinal Adı: Marvel 1602
Yayınevi: Gerekli Şeyler
Çeviri: Cenk Könül
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 232
SANDMAN'İN YARATICISINDAN DAHA ÖNCE GÖRÜLMEMİŞ BİR MARVEL EVRENİ

1602'de. Dünyaca ünlü yazar Neil Gaiman. Marvel Evreni'nin hiç görülmemiş bir versiyonunu okuyucu ile buluşturuyor. X-Men, Spider-Man, Fantastik Dörtlü ve Daredevil gibi tanınan Marvel karakterleri 17. Yüzyılın ilginç dokusunda yer buluyor. 1602, klasik Marvel aksiyonu ile Kraliçe 1. Elizabeth döneminin arka planını karıştırıp muhteşem bir eser ortaya çıkarıyor.

"1602 tam bir zafer. Marvel Evreni uzun zamandan beri hiç bu kadar çekici olmamıştı."
-Entertainment Weekly
Marvel 1602, çok merak ettiğim fakat tükendiği için alamadığım eserlerden biriydi. Neyse ki Gerekli Şeyler, çizgi romanı yenilenmiş bir şekilde tekrardan basmıştı ve ben de çok geçmeden almıştım ^_^ Çizgi romanı uzun bir süre kitaplığımda beklettim zira kafamın rahat olduğu tatil günlerinde okumak istiyordum. Nitekim çizgi romana ağustosun başında başlamaya karar verdim ve 2-3 günde de bitirdim :)

Yoruma geçmeden önce, yazıda spoiler olmadığını; fotoğrafların ise spoiler niteliği taşıdığını belirtmeliyim ^_^


Marvel 1602, bildiğimiz Marvel kahramanlarını 17. yüzyıl İngiltere'sinde işliyor. Kahramanların geçmişi, özellikleri, görünüşleri gibi bazı unsurlar da döneme uygun olarak değiştirilmiş. Bu yüzden, çoğu kahramanı ilk görüşte tanıyamadım ben. Kahramanları keşfetmeye çalışmak, bir yandan hikâyeyi takip etmek ve çizimleri incelemekle uğraştığımdan, zor gelse de aynı zamanda eğlenceliydi de... Hatta, birkaçının kim olduğunu şaşkınlık nidalarıyla fark ettim. Kurgudaki bazı şaşırtmacalardan şüphelensem de, kahramanlar ve diğer unsurlar döneme uygun olarak değiştirildiği için bunlardan da pek emin olamadım.

Kurgu mükemmeldi diyemem, ama tatmin ediciydi. Çizgi romanın ortalarına doğru heyecan tavan yapınca, beklentim o kadar çok yükseldi ki son bölümlerde aradığımı pek bulamadım. Bölümlerde, sonraki sayfaya geçmemi sağlayacak kadar gizem havası vardı. Merak unsuru ise olay örgüsünden ziyade, klasik Marvel kahramanlarının 1602 versiyonlarını bulmaya çalışmakta daha baskındı. Zaten, bir yerden sonra bu ikisi aynı anlama geldi; kahramanlar, ufak ipuçlarıyla hangi Marvel kahramanına denk geldiğini göstermeye başladı. İşte, bu ipuçlarını yakalamak için kahramanlar hakkında az da olsa bilgi sahibi olunması gerektiğini düşünüyorum. Şahsen ben, bütün Marvel çizgi romanlarını okumadım; fakat izlediğim filmleriyle ve yaptığım araştırmalarımla kahramanların belirgin özelliklerini, hayatlarının kritik dönemlerini vs. öğrendim. Marvel 1602'de kaçırdığım göndermeler mutlaka vardır; bunu telafi etmek için, Marvel kahramanları hakkında öğrenebildiğim ne varsa öğrenmek, ardından da Marvel 1602'yi tekrar okumak istiyorum. Yapılan göndermeleri anlamak, klasik Marvel kahramanlarını keşfetmek, ama en çok da çizgi romanı keyifle okumak için Marvel dünyasını biraz bilmek gerekiyor.


Basımı, kurgudan daha çok beğendim. Çizimleri başarılı, renklendirmeyi çok canlı buldum. Kapakta ve bölüm geçişlerinde kullanılan farklı çizim tekniğine ise bayıldım; bu özgün teknik, başka bir zamana aitmiş hissini çok güzel veriyor. Çizim iyi güzel de, yazılardaki vurgularının atlanması hoş olmamış. Örneğin, yukarıdaki fotoğrafta Fury'nin konuşması vurgudan arındırılmış bir biçimde görülüyor. Halbuki orijinalinde, balondaki cümlelerin yarısında kalınlaştırılmış vurgulu kelimeler bulunuyor. Sadece bu kısımda da değil, çizgi romanın genelinde vurgu eksikliği var. Bazılarının vurgusu aynı şekilde bırakılsa da benim için bu, yeterli değildi.


Marvel 1602'deki vurgu konusu beni ne kadar rahatsız ediyorsa, çizgi romanın font seçiminden de bir o kadar memnunum :D İngilizcesinde farklı karakterler için farklı fontlar kullanılmış, değişik konuşma balonları tasarlanmıştı. Gerekli Şeyler'in bunları koruduğunu görmek sevindirdi beni. Sanırım sadece Thor'un fontu değiştirilmişti, diğer karakterlere ait fontlar aynıydı. Thor için kullanılan orijinal fontu okuması zor buldum; o yüzden bu yazı tipinin değiştirilmesi yerinde bir karar olmuş. Font konusunda olumsuzluk olarak değerlendireceğim tek şey, Javier'in okul tabelası için Türkçe karakter desteklemeyen font kullanılması...

Konuşmaların balon içi yerleştirmelerini çok başarılı buldum. Yazıların taşma yaptığını veya balon içinde çok küçük kaldığını görmedim. Yazıların font seçimi ve font büyüklüğü de balonlara uygundu. Balonların ve fontların bütün bu özelliklerini göz önüne alarak, yazıların göz yormadığını ve rahatlıkla okunduğunu söyleyebilirim :)


Marvel 1602, ilginç kurgusu ve muhteşem çizimleriyle Marvel dünyasına alternatif bir bakış açısı sunuyor. Marvel kahramanlarının 17. yüzyılda Neil Gaiman'ın yorumuyla nasıl göründüğünü merak ediyorsanız, Marvel 1602'yi okumanızı tavsiye ederim. Öncesinde Marvel evrenine dair bilgi edinmek ve kahramanların hayatlarını öğrenmek ise çizgi romandan alacağınız zevki katlayacaktır :)




post signature

9 Ağustos 2016 Salı

Yorum: Alfred Bester - Yıkıma Giden Adam

Tür: Bilim Kurgu, Gizem, Klasik, Polisiye
Goodreads Puanı: 3,99 (20.217 oy)
Orijinal Adı: The Demolished Man
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Barış Tanyeri
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 262
"Tek bir cinayetle yetineceğim için dünya ne kadar da şanslı!"

Alfred Bester, asıl uğraşı senaryo ve gazetecilik olsa da bilimkurguya ve çizgi romana emek vermeye başladıktan sonra gerçek kimliğini bulan yazarlardan. Yazarın ilk romanı ve tarihin ilk Hugo Ödülü kazananı Yıkıma Giden Adam da zamanının ötesine geçmeyi başarmış, yazılmış en iyi bilimkurgu romanlarından. Bununla da kalmayıp yeni dalga bilimkurgu akımına ve siberpunk'a ilham veren en önemli eserlerden biri.

24. yüzyılda, evrenin en güçlü adamlarından biri olan Ben Reich, yetmiş yıldır adı bile duyulmamış bir suç işlemeye karar verir: Cinayet. Esper adı verilen zihin okuyucuların, daha düşünce halindeyken suçları engellediği bu dünyada, Reich'in amacına ulaşması neredeyse imkânsızdı.

Hükümdarlık adındaki şirketinin, rakip şirket D'Courtney'le girdiği mücadeleyi büyük ölçüde kaybetmesinin ardından başka bir çaresi kalmadığını düşünen Reich, bir yandan kâbuslarında asıl korkusu Yüzü Olmayan Adam'la uğraşıyordu.

Tüm bunlara rağmen Ben Reich pes etmemeye kararlıydı. Aklında yıkımla, Yıkım'a hazırlandığının farkında değildi.

Yıkıma Giden Adam, galaksinin, içimizdeki megalomana verdiği çarpıcı bir yanıt.

Harry Harrison'ın sunumuyla...

"Tüm zamanların en iyi bilimkurgu klasiklerinden biri."
-Isaac Asimov
Yıkıma Giden Adam'ı, diğer bilimkurgu klasikleriyle birlikte fuardan almıştım. Adı ilgimi çektiği için dizindeki diğer kitaplardan önce Yıkıma Giden Adam'a başlamak istemiştim. Kitabı İthaki maratonu kapsamında temmuzda okumayı planlıyordum, olmadı; ağustosun ilk haftasında ancak bitirebildim ^_^

Kitabı okumaya başladığımda, adından başka bir şey bilmiyordum; ne arka kapağını okumuştum ne de konusuna bakmıştım. Bu yüzden, başlarda bu yeni dünyayı anlamakta biraz zorlandım. Bilmediğim, alışkın olmadığın bir ton öge vardı kurguda... Kitabın arka kapağında az da olsa bilgi veriliyor; tavsiyem, başlamadan önce o kısmı okumanız yönünde olacak. Ama, benim gibi yapıp sayfaları büyük bir merakla çevirebilirsiniz de ^_^

Kitap hakkında hiçbir şey bilmediğimden, kurgudaki her şey yeniydi benim için; Esperler, düşünce motifleri, sembollü isimler... Bunlar dışında, olay örgüsünü de orijinal buldum. Alfred Bester, bir cinayet romanı değil; işlediği cinayetten paçayı sıyırmaya çalışan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Üstelik bu hikâye, düşünce okumanın yürümek kadar yaygın olduğu bir gelecekte geçiyor. Yani bu kitap sadece bir bilim kurgu kitabı veya gelecekte geçen bir polisiye değil... İki türün de başarıyla ortak bir paydada buluşturulduğu, özgün bir türe ait özgün bir eser!


Kurguya hayat veren çoğu fikir, Freud'un teorilerinden besleniyor. Yapısal kişilik kuramından, yaşam ve ölüm içgüdülerine kadar Freud'un savunduğu birçok düşünce Yıkıma Giden Adam'da mevcut. Hatta bazı terimler, karakterlerin düşünceleri olarak basitçe açıklanıyor. Fakat bazıları da kurgunun içinde, bağlantıların okuyucu tarafından kurulmasını bekliyor; Reich ile D'Courtney anlaşmazlığında olduğu gibi... Kurguyu, karakterlerin kişiliklerini ve neyi, neden yaptıklarını anlamak için kitabı Freudyen psikoloji çerçevesinde ele almak ve değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Yoksa kurgudaki çoğu düşünce, buluş ve eylem mantıksız gelecektir.

Kurgulanan gelecek, ilk sayfalarda doğrudan açıklanmıyor; günümüzle 24. yüzyıl arasında olanlar ve 24. yüzyılın günlük yaşamı kitabın geneline yayılmış. Eh, bir de benim gibi arka kapağı okumadıysanız bu kurgu, ara ara kafa karıştırıcı olabiliyor. Neyse ki, kitabın sonunda her şey açıkça belirtiliyor; böylece aklınızda hiç soru işareti kalmadan son sayfayı da çevirip kapağı kapatmış oluyorsunuz. Gerçi, bu yeni normalliği bir kez kaptınız mı, Alfred Bester'ın 24. yüzyılında kaybolmanız işten bile değil :)

Yıkıma Giden Adam'ı diğer bilim kurgulardan ayıran ve benim fazlasıyla tuhaf bulduğum bir özelliği, bazı karakterlerin adlarında sembollerin kullanılmasıydı. İsimlerin böyle farklı yazılmaları, olayların uzak gelecekte geçtiği hissini güçlendiren bir unsur. Aynı şekilde, Esperlerin düşünce motifleri ve karakterlerin yer yer kelimeler yerine sembollerle düşünmeleri de kurgunun fütüristik yönünü gözler önüne seriyor. Gerçekten de bir şeyi düşündüğümüzde zihnimiz, biz farkında olmadan onunla ilişkili birçok ögeyle de bağlantı kuruyor; kavram ağı oluşturuyor. Alfred Bester'ın bu teorinin bir benzerini, o teori daha bir metot olarak araştırmalarda kullanılmaya başlamadan önce Yıkıma Giden Adam'da kullanması, kendisinin ileri görüşlülüğü hakkında az da olsa ipucu veriyor. Bir de, bazı duygular ve düşünceler yerine onları temsil eden çeşitli imgelerin kullanılması gibi bize pek tanıdık gelen bir olay var ki... Günümüzün emojilerinin o çağa uygun bir bakış açısıyla 1952'de yayınlanan bir bilim kurguda kullanılması, kitabın çağımızdakilerle örtüşen diğer özellikleriyle birlikte ele alındığında Yıkıma Giden Adam'ın neden çağının çok ötesinde bir eser olduğunu net bir biçimde ortaya koyuyor.


Şuradaki Çocukluğun Sonu yorumumda da söylediğim gibi, İthaki'nin bilimkurgu klasiklerinin basımlarına bayılıyorum. Yıkıma Giden Adam da bunun bir istisnası değil... Kitabın kapak tasarımından ve iç sayfalarından gözlerimi alamıyorum, inceleyip duruyorum.

Karakter isimlerindeki garipliği fark edince basım hatası olduğunu düşünüp kitabın İngilizcesi'ne bakmıştım. O yüzden çeviri hakkında da birkaç şey yazabilirim ^_^ Çeviriyi, basımı gibi çok beğendim. Esperlerin oluşturduğu kelime ağları, reklam şarkısının sözleri gibi çevirmesi sıkıntılı olan kısımlara özellikle dikkat etmiştim. Kitabın tamamını İngilizce olarak okumadım ama incelediğim kısımlara dayanarak çeviriyi başarılı bulduğumu söyleyebilirim :)

Yıkıma Giden Adam, bilim kurgu ve polisiyenin ustaca harmanlandığı müthiş bir eser. Yaratıcı kurgusu, ilginç olay örgüsü ve farklı tipografisiyle kitabı favori bilim kurgularım arasına koyuyorum. Açıkçası, Yıkıma Giden Adam'ı daha önce okumadığıma pişmanım zira kitap, bir bilim kurgudan istediğim esas şeyi veriyor bana: Hayal gücümün sınırlarını gerçekten zorluyor. Kitap çok ses getirse de okuyanını pek görmediğimden, Yıkıma Giden Adam'ı herkese tavsiye ediyorum; mutlaka okuyun!



"...Kişinin topluma karşı gelecek yeteneği ve cesareti varsa, ortalama üstü olduğu ortadadır. Onu bırakmamak gerekir. Onu düzeltip bir artı değere çevirmek gerekir. Neden atasın ki? O zaman elinde yalnızca koyunlar kalır."





post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...