20 Nisan 2017 Perşembe

Yorum: Doctor Who - 10. Sezon 1. Bölüm


Doctor Who yüzünden, dizi yorumları yazmaya geri dönüyorum galiba :D Bildiğiniz gibi birkaç gün önce, cumartesi gecesi Doctor Who'nun yeni sezonu başlamıştı. Ben de tadını çıkararak izlemek istediğimden diziyi ertesi güne bırakmıştım. Nitekim pazar günü, oynat düğmesine bastım ve arkama yaslandım. Bölümü o kadar çok sevdim ki 50 dakikanın nasıl geçtiğini anlamadım.



Devamı spoiler içerir.



Bölümün ana noktası, companionın tanıtılmasıydı. Bu yüzden bölümde işlenen olay, o kadar da ön planda değildi. Yine de senaryonun farklı bir çarpıcılığı olduğunu hissettim ben. Yaratıcılık açısından baktığımda, beni fazlasıyla tatmin ettiğini fark ettim. Zira yeni companionların tanıtıldığı bölümlerin çoğunun, yaratıcılık konusunda pek de iyi olduğu söylenemez. Geride kalan bir uzay gemisine ait yağ birikintisi hakkında, böyle farklı bir hikaye yazılması ise kesinlikle dikkatimi çekti. Ama, companion tanıtımından dolayı olsa gerek, olayın nedeni ve nasılı belirsiz bırakıldı. O yağın Dünya'yla etkileşimi ve geçmişiyle ilgili biraz daha bilgi sahibi olmak isterdim.


Gelelim yeni companion Bill Potts'a... Nasıl sevdim ben bu kızı, nasıl sevdim anlatamam :D Kendisinde hafif bir Donna'lık, biraz da Rose'luk gördüğüm için olsa gerek Bill'i izlerken çok keyif aldım.  Dünyaya bakış açısı, renkli betimlemeleri ve yaptığı zeki çıkarımlarla kendisinde görünenden çok daha fazlasının olduğuna dikkat çekti. Bill, Doktor'a yönelttiği "doğru" sorularla bizden biri olduğu algısının güçlendiriyor. Tüm bunlar kendisinin o yerinde duramayan halleri, enerjisi, içtenliği, bilim kurguya olan ilgisi, bilinmeyene karşı duyduğu heyecan ve merakı ile birleşince ortaya tam da companionlık bir karakter çıkıyor. Bill Potts'u canlandıran Pearl Mackie'yi bu müthiş performansından dolayı tebrik etmeyi de unutmamak gerek ;)

Bill'in Rose'a benzerliğiyle ilgili daha kesin konuşmam gerekirse... Bill'i uyandıran alarmın, modern serinin ilk bölümünde Rose'un alarmıyla benzerlik göstermesinin bir tesadüf olduğunu düşünmüyorum ;) Doktor'un Rose'u yanlış yerde ve yanlış zamanda olmasıyla bulaştığı bir uzaylı sorunundan kurtarması gibi, Bill'i de buna benzer bir durumdan kurtarmasının bir tesadüften çok daha fazlası olduğunu düşünüyorum. Bu iki karakterin, okulu bırakıp çalışması ve kendileri çok küçükken birer ebeveynlerini kaybetmeleri gibi daha birçok ortak noktası var.

Bill'in tavırları, özellikle de Doktor'a verdiği tepkiler biraz Donna'yı anımsattı bana. Ağzının iyi laf yapışı olsun, Doktor'un uzaylı olduğu gerçeğiyle başa çıkma yöntemi olsun Bill'de Donna esintileri görmek mümkün ^_^ Donna'nın Doktor'a modern serideki diğer companionlardan farklı bakması gibi Bill'in de Doktor'u hoşlanacağı bir uzay gezgini olarak görmemesi hoşuma gitti açıkçası :) Rose'dan sonra Doktor'a o gözle bakan hiçbir companionı sevmedim, sevemedim... Bill, biraz da bu nedenle gözüme girdi :D Doktor-companion ilişkisinin romantik bir çekime çevrilmesini klişe buluyordum zaten. Senaristlerin Bill'de de bu çekimi denememeleri, bu ilişkinin sanırım en çok hoşuma giden ögesiydi. Romantizm dolu herhangi bir hareketin olmadığı, güven ve empatiye dayalı dostluğu en son 10th ve Donna'da izlemiştim diye hatırlıyorum. Benzer bir kimyayı 12th ve Bill'de de göreceğim için çok heyecanlıyım ^_^

Aynı şekilde, Doktor'un Bill'e verdiği cevaplarla bu bölümü Rose bölümüne fazlasıyla benzetiyorum. Özellikle de Doktor'un uzaydan gelmeyip herkes gibi bir gezegenden geldiği ve TARDIS'in başka bir dilde aynı baş harfleri oluşturmayacağı o diyalog var ya, bana 9th ve Rose'un Doktor'un uzaylı olmasına rağmen aksanının kuzeyli gibi çıkması ve bir sürü gezegenin kuzeyinin olması muhabbetinin döndüğü sahneyi anımsattı. Doktor'un masasındaki fotoğraflarla ve bir kupa dolusu sonik tornavidayla, eski bölümlere selam durulan ufak dokunuşlar da çok hoşuma gitti ^_^

Bill'e ve Doktor'la arasındaki kimyaya şimdiden bayıldım. Bölümde hoşuma giden bir başka şey, eski bölümlere yaptıkları göndermelerdi. Moffat sanırım bu küçük hareketlerle giderayak Doctor Who'yu eski sezonlarına bağlamaya çalışıyor. Moffat'ın yazdığı senaryoları ağzım bir karış açık izlesem de kendisine özel, apayrı bir DW oluşturduğuyla ilgili söylenirdim hep. Bu bölümün sonundaki fragmanı gördükten sonra bütün şikayetlerimi geri alıyorum. Çünkü...

Çalan davulları duyuyor musunuz? Usta geri dönüyor!


Usta'nın gösterildiği şu kısacık sahne, yeni companionın nefis bir senaryoyla sunulduğu 50 dakikalık bölüm kadar mutlu ediyor beni ^_^ John Simm'in oyunculuğunu zaten beğeniyorum; DW dışında, Life on Mars'taki performansını da başarılı buluyorum. Kendisini Usta rolünde izlemeye ise bayılıyorum; John Simm, Usta karakterine öyle bir hayat veriyor ki...

Aynı fragmanda 12'nin rejenerasyonuna dair sahneler de görsek, şahsen ben şimdilik bunu düşünmemeye çalışıyorum. Peter Capaldi'yi Doktor olarak David Tennant kadar çok sevdim; 12'nin gidişi beni 10'unki gibi çok üzecek, eminim. O yüzden, bu hoş olmayan durumu gerçekleşeceği bölüme kadar düşünmemeyi seçip John Simm'in Usta olarak döneceği haberine ve yeni companionın 12'yle arasındaki o muhteşem kimyaya odaklanıyorum ^_^

post signature

11 Mart 2017 Cumartesi

DIY: Slytherin Atkısı


Çok uzun bir aranın ardından merhaba :) Yaklaşık iki aydır buralarda yoktum. YDS'ydi, ALES'ti derken bloga pek uğrayamadım. Üstüne bir de rahatsızlanınca ne kitap okuyabildim ne de başka şeylerle ilgilenebildim. Ama şimdi daha iyiyim; deli gibi izlediğim şu birkaç diziyi bitirdikten sonra kitaplarıma dönebileceğim ^_^

Aslında ben, sonbaharın başından beri eski kitap okuma düzenime dönmeye çalışıyordum. Blogda ve blogun Instagram hesabında birkaç kez Slytherin atkısı yaptığımdan bahsetmiştim. İşte, o atkıyla uğraşmaktan kitap okuyamadım; sadece dizi izleyebildim. Ama sonunda, atkıyı geçtiğimiz haftalarda bitirdim. Fotoğrafları da çekip soluğu burada aldım ;)

Daha önce bahsetmiştim ama bir kez daha söyleyeyim. Burada örgü örmeyi öğretmekten ziyade, atkı örmekle daha doğrusu Hogwarts atkısı örmekle ilgili ipuçlarından ve örerken nelere dikkat ettiğimden bahsedeceğim. Örgü örmeyi bilmiyorsanız veya örgü örmeyi benim gibi unuttuysanız Youtube'daki şu ve şu kanalları ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Dili İngilizce olsa da videolarda neyin nasıl yapıldığı açıkça gösteriliyor.

Gereken malzemeleri aşağıda kısaca listeledim.
  • İp
  • Şiş
  • İğne
  • Makas
İp ve şiş almadan önce, atkınızın boyutuna karar vermeniz gerekiyor. Atkının genişliğine, uzunluğuna ve dokusuna göre alacağınız ipler ve yumak sayınız değişiklik gösterir.


Atkının dokusu için ipin kalınlığını düşünmelisiniz. Ben makine dokuması gibi gözükmesini istediğimden bulabildiğim en ince ipi tercih ettim. İp ince olduğu için de ilmek sayım fazlaydı. Benim kullandığım ipleri yukarıdaki fotoğrafta görebilirsiniz. Nako'nun Süper İnci koleksiyonuna ait yumakları kullandım. Ama siz, örgüye yeni başladıysanız orta kalınlıkta veya kalın bir ip kullanmanızı öneririm. Hem az ilmekle uğraşmış olursunuz hem de ilmek kaçırma, yanlış örme gibi hataları yapma olasılığınız azalır. Hata yapsanız bile kalın iplerde hatalar daha kolay gözüktüğünden, düzeltmeniz de daha kolay olur.

İpin ham maddesi de önemli. Ben %25 yün, %75 akrilik içeren yumakları tercih ettim. Tavsiyem, yün içeren iplerden almanız yönünde olacak. Böylece, atkınız sizi daha sıcak tutar.


HP atkısı örecekseniz iki farklı renge ihtiyacınız olacak. İstediğiniz Hogwarts binasına göre renkleri belirlemelisiniz. Ben Slytherin atkısı istediğimden renklerim koyu yeşil ve griydi. Siz de bu renkleri kullanacaksanız yumakların parti numarasına dikkat edin. Renklerin tonları bu numaraya göre farklılık gösterebilir. Renk tonlarına karar verdiyseniz, bu iplerin benzer ham maddeden oluştuğuna ve benzer kalınlıkta olmasına dikkat etmeniz gerekiyor. Ben aynı markanın aynı koleksiyonunda istediğim renkleri bulmuştum. Ama sizin istediğiniz renk bir başka markaya veya koleksiyona aitse iplerin özelliklerinin uyuşmasına özen gösterin.

Aldığınız ipe göre şiş almanız gerekecek. Yumakların üstündeki kağıtta tavsiye edilen şiş numaralarını görebilirsiniz. Tavsiye edilen numaralardan 0.5-1 mm büyük veya küçük şişleri tercih etmeniz sorun olmaz diye düşünüyorum. Ben atkım için 3,5 numara şişleri kullanmıştım.

Atkınızın genişliğine ve boyuna göre alacağınız yumak sayısı değişecek. Benim ördüğüm atkı, 23 santim genişliğinde ve 2,5 metre uzunluğunda. Hogwarts atkımı, normalde kullandığım atkımın uzunluğunda ördüm ben. Atkıyı boynuma doladığım zaman, boynumdan burnumun ucuna kadarki kısmı sarmalamaya yetecek genişlikte olmasını istediğim için genişliğini artırdım. Siz de benim gibi yapabilirsiniz ya da atkınızın boyutunu şuradaki ürünün ölçülerine göre ayarlayabilirsiniz.

Ben 4 yeşil ve 2 gri yumak almıştım. Hatta sonradan yeşil ip yetmeyecek diye bir yumak daha almıştım. Fakat neyse ki tam yetti; gri yumağın ise yarısından biraz fazlasını kullandım. Yani 4 yeşil ve 1 gri yumak olmak üzere toplamda 5 yumağa yakın ip kullandım ben. Fazladan birer yumak ip almanızı tavsiye ederim. Az alırsanız veya yetmezse, aradığınız ipi arayıp bulana kadar haftalar geçirebilirsiniz. Nitekim ben, neredeyse bir ay elime örgü alamadım bu yüzden. Yeşil ip yetmeyecek diye düşündüğümden ip avına çıktım İzmir'de. İpin aynı marka ve aynı koleksiyon olması yetmiyor; aynı parti numarasına da sahip olması gerekiyor ki, renkte ton farkı olmasın. Parti numarası farklı bir yumak bulmuştum fakat renklerin tonu arasında dağlar kadar fark vardı. Bu yüzden, buna da dikkat etmenizi öneririm.

Atkınızın renklerine, iplerin özelliklerine karar verdiyseniz ve şişlerinizi de belirlediyseniz geriye örgü tekniği ve atkının deseni kalıyor ;)

 

Ben, iki tarafında aynı desende olmasını istediğimden bir ters bir düz ördüm. Atkının normal halini soldaki fotoğrafta görebilirsiniz. Bir ters bir düz örgü aynı zamanda renk geçişlerinin temiz olmasını da sağlıyor. Ters ilmekler arada kalıyor ve şeritlerin renk geçişleri keskin oluyor. Sağdaki fotoğrafta ise atkıyı iki yanından tutup biraz gerdim. Ters örülen ilmeklerin renk geçişleri ancak böyle gözüktüğünden, atkınızı bir ters bir düz örmenizi tavsiye ederim. Ayrıca, bir ters bir düz örgüde iki tarafta da eşit gerilim olduğundan atkının uçları kıvrılmayacaktır.

Gelelim atkımı nasıl ördüğüme... 100 ilmekli atkımın ilk ilmeğini düz bir şekilde örmeden aldım. Bu sayede atkının kenarları daha düzgün oluyor. İkinci ilmeği ters ördüm, üçüncüsünü düz diyerek bu sıralamayı takip ettim ve son ilmeğimi ters örerek sıramı tamamladım. Sonraki sırada da aynı işlemi tekrar ettim. Benim gibi bir ters bir düz örecekseniz, ilmek sayınızı çift bir sayı olarak belirlemenizi tavsiye ederim. Böylece her sırada aynı şekilde örebilirsiniz; hangi sırada nasıl başlanacağını düşünmenize gerek kalmaz, kafanız karışmaz. Tek sayılı ilmekle örerseniz, sonraki sırada örgü sıralamanızı değiştirmeniz gerekir. Örneğin; ilk sıranızı düz-ters-düz-ters-düz şeklinde ördünüz. İkinci sırada ters ile başlamazsanız desen bozulur; üçüncü sırada ilki gibi düzle, dördüncüde ise tersle başlamalısınız. Bu değişimi yapmayı hatırlamakla uğraşmak istemiyorsanız, ilmek sayınızı çift bir sayı olarak belirleyip işinizi kolaylaştırabilirsiniz ;)


HP filmlerinde iki atkının kullanıldığını biliyorsunuzdur. Ben Azkaban Tutsağı'nda kullanılmaya başlanan atkıyı örmek istemiştim. Ama siz ilk iki filmde kullanılan atkıdan örmek istiyorsanız, iki renk yumaktan da eşit sayıda almayı unutmayın. Benim ördüğüm atkıdan örecekseniz sizi, deseni için yararlandığım şu kaynağa alayım. Şeritlerin sıra sayısıyla ilgili çok araştırma yaptım ve en uygununun bu olduğu gördüm. Linkini verdiğim kaynakta sıralama için 35 yeşil, 4 gri, 8 yeşil ve 4 gri diyor. Ama ben renk değişiminin aynı tarafta olmasını istediğimden 35 sırayı 34'e düşürdüm. Böylece, ne zaman renk değiştireceğimi anlamam kolaylaştı.


Ayrıca ben, atkının kenarlarında başka renk gözükmesini istemediğimden renk değiştirirken ip taşımadım. Her renk değiştirdiğimde ipleri kesip yeni renge başladım. İpi kesmeden önce, bağlamak ve içine doğru dokumak için yeteri kadar ip kaldığından da emin oldum. Yukarıdaki fotoğrafta ipleri diğer renklerle bağlanmış halde görebilirsiniz. Renk değiştirdikten sonra, yeşil ve gri ipleri bağlayıp iki kere düğüm attım. Ardından fotoğraftaki iğne yardımıyla ipleri aynı renkteki şeritte, atkının desenini takip ederek yukarı veya aşağı dokudum; yani kalan ip ile desen üzerinden gittim. Ardından ipleri aynı şeridin kenarlarına kadar dokuyarak getirdim. Aynı renk ipleri bu kenarda sıkıca bağlayıp düğüm attım ve fazla ipleri kestim. Her sırada örmeden aldığım ilk ilmekler, atkının kenarındaki bu düğümler için kafes görevi görüyor. Yani düğüm, atkının kenarından belli olmuyor.

İpleri taşımayacaksanız size de bu yöntemi tavsiye ederim. İpleri içe doğru dokuyup bırakabilirsiniz ama bu ipler, atkıyı kullandıkça atkının ortalarından çıkmaya başlayabilir diye ben böyle yaptım. İpleri taşımayacaklara bir diğer tavsiyem de, yeni yumağa geçmeyi renk geçişlerinde yapmaları yönünde olacak. Ortalardan çıkan düğümlerle atkının görünüşü bozulmamış olur. İpleri taşıyacaklar ise yeni yumağa geçerken şuradaki taktiği kullanabilir. Bu yöntem bana biraz dayanıksız gibi gözüktüğünden, yeni yumağa renk değişiminde geçmeyi tercih etmiştim.

Bu arada, renk değişimi için buradaki yazıdan yararlandım ben. Her sırada ilk ilmekleri örmeden aldığım için de renk değişimimi bir önceki sıranın son ilmeğinde gerçekleştirdim. Örneğin, 3 sıra gri örüp 4. sırayı gri iple tamamlamak yerine 4. sıranın son ilmeğinde ipi değiştirdim. İlk ilmeği örüyorsanız, sıranızı tamamladıktan sonra ip değişimi yapmanız gerekir. Ama benim gibi ilk ilmeği örmeden alıyorsanız, bu taktiği kullanabilirsiniz. Bir diğer taktik de son ilmeği örmeden almak; fakat ben ilk ilmeği örmeden almaya alıştığım için, diğeri aklıma ancak atkıyı yarıladığımda geldi :D

Atkı uzunluğuna göre 34/4/8/4 sıralamasını tekrar etmeniz gerekecek. Ben o ikili gri şeritlerden 15 tane ördüm, yani toplamda 30 tane 4 sıralık gri şerit örmüş oldum. 30. gri şeridi de ördükten sonra 34 sıralık yeşil şerit ile atkımı tamamladım. Siz de 34 sıralık asıl renk ile atkıya başlayıp yine 34 sıralık asıl renk ile atkıyı bitirmelisiniz.


Aylar süren örgü maratonundan, ip değişiminden, ip dokumasından sonra ortaya böyle, eşsiz bir ürün çıktı ^_^

İsterseniz atkıya başka eklemeler yapabilirsiniz. Tığ ile atkının iki ucuna birkaç sıra daha örüp bu sıralara püskül ekleyerek atkınızı HP filmlerinde kullanılan ürünlere daha çok benzetebilirsiniz. Hatta binanızın işlemeli yamasını da ekleyip atkınızı replika haline bile getirebilirsiniz. Ben, yarı büyücü yarı muggle işi olmasını istediğimden atkıyı örüp bıraktım. Ayrıca bu işlemesiz yeşil-gri şeritli atkının, ortamdaki Potterheadleri ortaya çıkarma gücünü de kullanmak istediğim için atkımı böyle sade bir şekilde bırakmak istedim.

Son olarak, siz benim sonbahardan beri örüyorum dediğime bakmayın. Araya çok şey girince bu projemde duraklamalarım, molalarım da oldu. Örgü örme süresi gözünüzü korkutmasın, yani :) Ben biraz da örgü örmenin zevkine varmak istediğim için süreyi uzattım da uzattım. Yoksa, her şey sizin örme hızınıza bağlı ki siz ördükçe hızınız 2-3 katına çıkacaktır. Günün çoğunu örgüye ayırırsanız bu atkıyı 1-1,5 ayda bitirmemeniz için hiçbir neden yok. Atkıya başlayacaklara şimdiden kolay gelsin ^_^


post signature

18 Ocak 2017 Çarşamba

Kitap Alışverişi | 11


Ocak ayının başında Sherlock'un yeni sezonu başlamıştı, bildiğiniz üzere... Sonraki hafta Endeavour'un 4. sezonu başladı; bir gün sonra ise Elementary, yeni bölümleriyle sezona kaldığı yerden devam etti. Birkaç hafta boyunca, birbirinden değerli 3 polisiye dizisini arka arkaya izleyerek polisiye ziyafeti çektim. Önce Sherlock, sonra Endeavour, daha sonra Elementary derken uzun zamandır polisiye okumadığımı fark ettim. Kitaplığımda okunacak polisiye bulamayınca, kitap almaya karar verdim ^_^

Agatha Christie'nin birkaç kitabını okumuştum. Fakat bendekiler eski basım olduğundan Altın Kitaplar'dan çıkanları edinmek istiyordum. Renkli Kitap'ın şuradaki listesini baz alarak bir okuma sırası belirledim ve 6 kitap aldım.

Gizli Düşman, Ölüm Sessiz Geldi, Roger Ackroyd Cinayeti, Kahverengi Elbiseli Adam, Poirot Araştırıyor ve Dersimiz Cinayet kitaplarını aldım.

Alışverişi Okuoku'dan gerçekleştirdim. Kitaplar sorunsuz bir şekilde elime geçti. Gerçi, kitapların uçlarında kıvrılmalar ve sırt kısımlarında ezilmeler var. Fakat bunlar, internetten alışveriş yapıldığında yaşanabilecek şeyler diye çok da umursamadım.

Kargo şirketi olarak UPS'yi tercih ettim ve ondan da bir sorun yaşamadım.

Yaptığım son kitap alışverişinden sonra, bu alışveriş ilaç gibi geldi :) Aldıklarımı okuyup yorumlamak için sabırsızlanıyorum. Açılışı, Ölüm Sessiz Geldi ile bu hafta içinde yapmayı planlıyorum :)


post signature

31 Aralık 2016 Cumartesi

2016 Yılının En İyileri!


2016'nın son gününden merhaba! Herkesin yeni yılını şimdiden kutluyorum; umarım 2017, dileklerimizin gerçekleştiği bir yıl olur ^_^ Bugünü, artık bir klasik haline gelen yılın en iyileri yazıma ayırdım. 2016'da okuduğum en iyi kitapları, izlediğim en iyi dizi ve filmleri listeledim.

Okuduğum En İyi 5 Kitap

Bu sene istediğim kadar çok kitap okuyamadım. Fakat okuduklarımın kaliteli kitaplar olması, bunu az da olsa telafi ediyor :) Ayrıca, bu sene uzun zamandır yapmak istediğim bir şeyi gerçekleştirdim; çizgi romanlara ağırlık verdim. Okuduğum bazı çizgi romanlar, kitaplar gibi o kadar iyiydi ki beni bayağı zorladı; listeye hangi kitapları koyacağıma bir türlü karar veremedim. Ama sonunda, içlerinden 5 tanesini seçtim :)



Bu yıl bitirdiğim en iyi kitap, şüphesiz Rehber'di. Ayrıntılı kurgusu, renkli karakterleri ve mizahi üslubuyla kitap, bu yılın en iyileri listeme girmekle kalmadı; favorilerimden biri de oldu. Bu yüzden, bu şaheseri tereddüt etmeden ilk sıraya koydum.



Okuduğum en iyi bilimkurgular içinde de yer alan Çocukluğun Sonu'nu ikinci sıraya koydum. Kurgu beni o kadar sarsmıştı ki, kitabı bitirdikten günler sonra etkisinden ancak çıkabilmiştim. Bilim kurgu seven, sevmeyen herkese bu kitabı şiddetle tavsiye ediyorum ;)



Bu sene okuduğum en iyi kitaplardan biri de Yıkıma Giden Adam'dı. Yaratıcı kurgusundaki bazı ayrıntılara günümüzde de rastlamamız, kitabın zamanının ötesinde bir eser olduğunu kanıtlar nitelikte. Hayal gücümü zorlayan, ender kitaplardan biri olduğu için bu kitabı en iyiler listeme almayı uygun gördüm.



The Expanse serisi, okuduğum en iyi serilerden biri. Bu seriyi temsilen de serinin ilk kitabı Leviathan Uyanıyor'u listeme aldım. Serinin her kitabı, dolu dolu 500 küsur sayfadan oluşuyor. Kurgusu basit fakat özgünlüğü, bu kurgunun ayrıntılarında... Temposu düşmeyen, sürükleyici bir olay örgüsü var. Yazarların üslubunu da beğenince kitap ve seri, favorilerim arasına girdi.



House of M için mükemmel demiştim; gerçekten de öyle... Çizgi romanın bir tane bile kusurunu bulamadım; kurgusu sürükleyici, çizimleri ayrıntılı ve basımı enfes. Vurguların hepsinin korunduğu bir çizgi romana daha rastlamadığım için House of M, en iyiler listeme girdi.


İzlediğim En İyi 5 Dizi

Bu sene otuza yakın yeni dizi izlemiştim, bunların yarısından fazlasını severek izlediğimi ve takip ettiğimi de göz önüne alırsak; içlerinden 5 taneyi seçmekte ne kadar zorlandığımı siz düşünün :D Seçim yapmak zor olduğu için, seçtiklerimi bir de favori sırasına koymak istemedim. O yüzden dizileri izleme sırama göre listeledim.



The X-Files yaşıtım sayılabilecek bir dizi. Fakat bu demek değil ki, diziyi bu yıl keşfettiğime memnunum. Aksine, keşke diziyi daha önce izleseymişim diyorum. Diziye yapılan göndermeler olsun, Mulder-Scully ikilisi olsun, The X-Files ile alakalı birçok şey görmüştüm ve duymuştum. Ama diziyi açıp bakmamıştım. Neyse ki, bu sene diziye başlamak gibi bir karar almışım. Dizide işlenen bazı teoriler ve düşünceler artık gizemini yitirse de, dönemin bu konulara bakış açısını çok güzel yansıttığından diziyi keyifle izledim. Mulder-Scully kimyası ise, diziyi izlemek için ayrı bir nedendi. Dizileri izleme sırama göre listelemeseydim bile, The X-Files'ı mutlaka ilk sıraya yerleştirirdim ;)



Preacher drama, kara mizah, doğaüstü gibi birçok farklı türü bünyesinde barındıran ve çizgi romandan uyarlanan bir yapım. Senaryosunu sürükleyici buldum ben, karakterleri de ilginç. Dizinin değişik bir havası var; ait olduğu türlerden çok ayrı, çok farklı bir şey... Çizgi romanını okumadım fakat en kısa zamanda başlamak istiyorum.



Bu diziye nasıl daha önce denk gelmediğimi hiçbir zaman anlayamayacağım sanırım... Kendine has acayiplikleri olan karakterlerin ve uygun dozda komedinin olduğu bir dizi, New Girl. Ama ben dizinin en çok samimi atmosferini seviyorum. Dizi daha ilk dakikada beni o sıcak ortama çekmeyi, ekipten biriymişim gibi hissettirmeyi başarıyor. Gerçi, bu sezon pek de beklediğim gibi değil; olaylar umduğum yönde gelişmediği için aynı tadı alamıyorum diziden. Ama bakalım, yeni bölümler neler getirecek...



HIMYM izlediğim zamanlarda, dizinin Friends çakması olduğunu o kadar çok duymuştum ki... Fakat dizinin yayımlandığı dönemde henüz bir çocuk olduğumu göz önüne alarak, yapılan göndermelerin çoğunu anlamayacağımı ve kendimi o arkadaş grubunun bir parçası olarak hissetmeyeceğimi sanmıştım. Bu yüzden Friends'i izlemeyi düşünmemiştim. HIMYM'ın o saçma finalinden sonra ise Friends'e bakmayı aklıma koymuştum. Dizinin yarısını bir haftada silip süpürdükten sonra aklıma, diziyi hemen bitirmemek için kalanını birkaç aya yaymak geldi ve şimdi, buradayım! Haftada birkaç bölüm izlemeye çalışarak, diziye veda edeceğim zamanı geciktiriyorum. Friends hakkında henüz söylenmemiş ne söyleyebilirim, bilmiyorum... O yüzden, diziyi tavsiye etmekle yetiniyorum :)



Vahşi batı yönü öne çıkarıldığı için olsa gerek Westworld, tanıtım fragmanıyla ilgimi hiç çekmemişti. Fakat izleyici sayısının deli gibi artması sonucu, diziye bir şans vermeye karar verdim; iyi ki de vermişim.  Efsane oyuncu kadrosuyla, beyin yakan senaryosuyla, sürekli artan temposuyla ve yaptığı ters köşeleriyle bu yıl izlediğim en iyi dizilerden biri oldu.


İzlediğim En İyi 5 Film

İzlediğim filmleri not etmediğim için listemi oluştururken genelde, aklıma gelen filmlerden seçim yapıyorum; bu sefer de aynısını yaptım ;) 2017'de filmler için de bir uygulama bulup kullanmayı planlıyorum ama bakalım, umarım bulabilirim ^_^



Deadpool, süper kahraman filmleriyle benzer bir kurguya sahip olsa da bunu işleyişiyle diğerlerinden ayrılan bir yapım. Filmin olumsuz bir yanını görmekte zorlanıyorum çünkü filmin oyunculuğu, senaryosu, efektleri, aksiyonu, kısacası her şeyi on numara! Ryan Reynolds ve kendisinin karaktere cuk diye oturması ise Deadpool'u izlemek için ayrı bir neden.



Fight The Future'ı, en az dizisi kadar beğenmiştim. Senaryosu gizemli ve sürükleyici, oyunculuğu başarılıydı. Ama filmin en çok Mulder-Scully ilişkisini işleyişini sevmiştim. Diziyi izleyenler, bu filmi de mutlaka izlemeli; zira film, olayları birbirine bağlayarak kurgunun eksik kısımlarını çok güzel tamamlıyor.



Crimson Peak'i sırf Tom Hiddleston için izlemek istemiştim. Filmi izledikten sonra Hiddleston'ın oyunculuğunun, filmin başarısının nedenlerinden sadece biri olduğunu anladım. Sürekli yükselen tansiyonuyla izleyiciyi kendisine çeken senaryosu ve bu senaryonun hissettirdiği gerilimle, bu yıl izlediğim en iyi filmlerden biriydi.



Rehber'i okurken filmine denk gelmiştim. Başrolde sevimli hobbitçiğim, biricik Watsoncığım Martin Freeman'ı görünce de kitabı bitirir bitirmez filmini izlemeyi kafaya koymuştum. Nitekim öyle de yaptım; son bölümü de bitirdikten sonra filmini izledim. The Hitchhiker's Guide to the Galaxy bence en başarılı uyarlamalardan biri... Douglas Adams'ın mizahi üslubunu beyaz ekrana yansıtmayı başarmakla kalmıyor, muhteşem oyuncu kadrosuyla bunu bir üst noktaya da taşıyor. Kitabı okuduysanız, filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim ^_^



Romantik komedi neredeyse hiç izlemem, severek izlediklerimin sayısı ise bir elin parmaklarını geçmez. Ama Love, Rosie'yi büyük beğeniyle izledim. Senaryosu klasik aşk hikayelerinden farklıydı, oyuncu performansları ise müthişti. Lily Collins'in oyunculuğunu genelde beğenmezdim fakat bu filmde, beklentimin çok üstünde bir performansla karşıma çıktı. Sam Claflin ise her zamanki gibi mükemmeldi. Bu yüzden Love, Rosie favori romantik komedilerimden ve bu yıl izlediğim en iyi filmlerden biri oldu.


post signature

4 Aralık 2016 Pazar

Yorum: Mark Millar & Steve McNiven - İç Savaş (Civil War, #1-7)

Tür: Çizgi Roman
Goodreads Puanı: 4,05 (24.700 oy)
Orijinal Adı: Civil War
Yayınevi: Marmara Çizgi
Çeviri: İlke Keskin
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 208
SEN KİMİN TARAFINDASIN?

Marvel evreni değişiyor... Yaşanan bir trajedinin ardından Amerikan Hükümeti, her kostümlü kahramanın maskelerini çıkararak kendilerini devlete tanıtmalarını şart koşan bir 'Süper Kahraman Kayıt Yasası' sunar. Ulusun şampiyonlarının her birinin, hayatlarını sonsuza dek değiştirecek bireysel kararlar almaları gerekmektedir. Bunu yaparken de çevrelerinde güvenebilecekleri hiç kimse bulunmamaktadır...

Kendilerinden başka!
İç Savaş'ı filmi çıkmadan önce okumayı planlamıştım, aslında. Fakat Gerekli Şeyler'in Avengers okuma sırasını gördüm ve o listeyi takip etmek istedim. Bu yüzden, kitap fuarından İç Savaş da dahil olmak üzere listedeki ilk 8 çizgi romanı aldım. Bunları okumak için kendi kendime Avengers Maratonu başlattım ve şimdi, İç Savaş ile maratonu tamamlamış bulunuyorum :)

Yorumda spoiler vermediğimi, ama fotoğraflarda spoiler olabileceğini belirtip yorumuma geçiyorum ^_^


İç Savaş'ın konusunu zaten filmden ve tanıtımlardan aşağı yukarı biliyordum. Gerçi, filmde bazı yerler çıkarılıp yerine alakası bile olmayan ögeler eklenmişti ve sonunda film, çizgi romandan çok farklı noktaları vurgular hale gelmişti. Bu farklılıktan dolayı, filmi izlemeden önce hakkında biraz araştırma yapmıştım. Ama şimdi kurgunun ayrıntılarını öğrenmek, tarafların tam olarak neyi desteklediğini görmek olayları daha net görmemi sağladı. Olayların gidişatı nedeniyle, seçtiğim taraf konusunda tereddüte düşsem de okudukça, hangi tarafı seçmek istediğim kesinleşti. Yazarın seçtiğim tarafı sorgulatması, kurgunun en büyük artılarından biri bence. Bu arada, yukarıdaki fotoğrafta tarafımı ufak bir dokunuşla belli ettim ^_^

Yine de, kurguda bir şeylerin eksik olduğunu hissettiğimi söylemeliyim. İlk sayfalardan beri, çizimlerde elle tutulur düzeyde bir gerilim var. Gerçekleşen her olay, tansiyonu biraz daha arttırıyor; kahramanların hepsi diken üstünde, olayların nereye varacağını merak ediyor. Olay örgüsündeki bu artan heyecan yüzünden olsa gerek, çizgi romanın sonu beni pek tatmin etmedi. O kadar karşıtlıktan, sürekli yükselen aksiyondan sonra böylesine sönük bir son yazılmasını anlayamıyorum. Cap'in o son sayfalardaki düşüncesini desteklesem de Mark Millar, Cap'in bu hareketine alternatif olabilecek daha mantıklı bir eylem yazabilirdi gibi geliyor bana.


İç Savaş'ın çizimlerini çok beğendim. Bunca kahraman ve yere ek olarak, kurguda bolca aksiyon da vardı. Steve McNiven kahramanların ve yerin ayrıntılarını yakalamakla kalmamış, aynı zamanda bunca hareketi ve dövüşü çizimleriyle canlandırmayı başarmış. Olayların atmosferine uygun tonlamalarla, renklendirmeyi de aynı şekilde başarılı buldum.

Marmara Çizgi, konuşma balonlarında orijinal yazı tipini kullanmış. Kutuların üst köşesinde, olayların nerede geçtiğini belirten kelimelerin fontu ise orijinalinden daha ince. Bunun dışında, kullanılan font orijinaliyle aynı gibi görünüyor.


Vurguların çoğunun korunduğunu görmek beni mutlu etti. İç Savaş'ın orijinal dildeki basımına biraz göz attım da, atlanan vurguların düşündüğüm kadar etkisinin olmadığını gördüm. Bir de, bazı vurguların değiştirildiğini fark ettim. Vurguların yerleri ve vurgulanan kelimeler, çeviriye uygun olarak yeniden düzenlenmişti. Vurguya verdikleri bunca önemden dolayı, Marmara Çizgi'nin bu konuda iyi bir iş çıkardığını söyleyebilirim.

İç Savaş'ın çevirisini de başarılı buldum. Her ne kadar çizimdeki, arka planlardaki yazıların bazıları çevrilmeden öylece bırakılsa da; argo kelimelerin, deyişlerin, ifadelerin anlam açısından doğru bir biçimde çevrilmesi bunu telafi etti. Aynı şekilde, yazıların balon içi yerleştirmelerini de beğendim; balonlarda gereksiz boşluklara denk gelmedim. Sadece, birkaç ünlem cümlesinin daha iyi konumlandırılabileceğini düşünüyorum.


Sonu pek olmamış, dedirtmesi dışında İç Savaş'ın kurgusu gayet iyi; farklı düşüncelere sahip iki taraf ile bu tarafların karşıtlığının neden olduğu o yoğun gerilim ve aksiyon hali başarıyla işlenmiş. Çizimler ise içinde bulunulan ana uygun renklendirme ve tonlamalarla İç Savaş'ı incelemesi zevkli bir eser haline getirmiş. Marvel evreniyle ilgiliyseniz İç Savaş'ı mutlaka okumalısınız. Son olarak, filmi aklınızdan tamamen çıkardıktan sonra çizgi romana başlamanızı tavsiye ederim ^_^




post signature

27 Kasım 2016 Pazar

Ne(ler) Yapıyorum | 12


Uzun bir aranın ardından merhaba! Şu sıralar ne blogda ne de blogun Instagram hesabında pek aktif değilim. Nedeni ise paylaşacak bir kitap yorumumun olmayışı... Çünkü kitap okumak yerine birkaç ay önce başladığım Slytherin atkısıyla uğraşıyorum.

Geçen haftalarda yaptığım D&R alışverişinden şurada bahsetmiştim. Yaşadığım sıkıntılar da kalan kitap okuma hevesimi söndürünce, kendimi atkı projeme verdim. Dikkatimi örgüye vermem gerektiğinden, örerken yapabileceğim aktiviteler sınırlı; kitap okumak veya başka bir DIY projesiyle uğraşmak gibi dikkat ve el kullanımı gerektiren başka bir uğraşla meşgul olamıyorum. Müzik dinlemek ve başka hiçbir şey yapmadan örgü örmek de bir yerden sonra sıkılmamı engelleyemediğinden çareyi, dizi izlemekte buldum. Bu yüzden son birkaç haftadır yarım bıraktığım dizileri izliyordum.

Ne yalan söyleyeyim, kitap okumak yerine dizi izleyip örgü örmek bayağı iyi geldi bana. Dinlendim, kendime geldim. Ama bu hafta, kitap okuma hevesimin döndüğünü hissediyorum.

Atkıyı da yarılayınca böyle bir yazı hazırlamaya karar verdim. Bu arada, atkı için ya blogda ya da blogun Instagram hesabında kısa bir DIY yazısı yazmak istiyorum. Örgü üzerine değil de, daha çok neler yaptığımdan ve püf noktalarından bahsetmek gibi bir düşüncem var. Örgü sürecini Instagram hesabında hikayelerde paylaşıyordum; ama şimdi bunu biraz daha sıklaştırabilirim :)


Avengers Maratonumun son çizgi romanı İç Savaş kalmıştı. bugün ona başladım ^_^ Kitaplığımda okunmayı bekleyen kitaplara bir de geçenlerde yaptığım kitap alışverişi eklenince, artık kitap okumaya dönmem gerektiğini düşündüm. Şu sıkıntılı geçen D&R alışverişinin sinirini üstümden attım sayılır, okuma hevesim de geri döndüğü için artık örgü-dizi ikilisine kitaplar da eşlik edecek :)

Dizi demişken... Blogun sağ üst köşesindeki sosyal medya hesaplarına yeni bir uygulama eklemiştim. Booksenberg'den Yasemin sağ olsun, dizi takibi için TvShow Time uygulamasını kullanıyorum artık. Önceden excel dosyası oluşturup o şekilde bir düzenleme oluşturmayı denemiştim, ama bir yerden sonra diziler karışmıştı. Bu şekilde hem ben izlediğim dizileri bir düzene oturtmuş oluyorum, hem de siz blogun dizi konusunda nerede olduğunu görmüş oluyorsunuz.

Takip etmek isteyenler, hesabıma buradan ulaşabilir. Hangi dizileri ne zaman izlediğim, diziler hakkında yaptığım yorumlar gibi birçok bilgiye bu şekilde daha kolay ulaşabilirsiniz. Çünkü blogda dizilerle ilgili fazla yazı yazmıyorum. TvShow Time ile bu açığımı kapatabileceğimi düşünüyorum. İsterseniz uygulamayı kullanmayarak da beni takip edebilirsiniz. Sağ üst köşeden butona tıklayarak profilime gidebilirsiniz. Profilimi herkese açık olarak ayarladım; en son hangi dizileri izlediğimi, hangi dizileri takip ettiğimi, yaptığım yorumları vs. görebilirsiniz. Fakat uygulamayı kullanmanızı öneririm. Ben böyle, izlediğim dizileri takip etmek için kullanabileceğim bir şey arıyordum; daha önce birkaç siteyi denemiştim fakat yeterli gelmemişlerdi. TvShow Time'dan ise çok memnunum; o yüzden size de tavsiye ederim.

Ne(ler) Yapıyorum yazı dizisinin değişen içeriğinden de kısaca bahsedip yazıyı sonlandıracağım :) Bu yazı dizisi artık kendi çekimim olan fotoğrafları ekleyebileceğim, biraz daha serbest tarzda yazabileceğim, güncelleme niteliğindeki yazılardan oluşacak. Yazıların, blog havasını bu şekilde daha iyi taşıyacağını düşünüyorum ^_^


post signature

6 Kasım 2016 Pazar

Kitap Alışverişi | 10


Birkaç haftalık aranın ardından merhaba :) Yorum Cadısı'nın instagram hesabını takip ediyorsanız, D&R'dan yaptığım kitap alışverişiyle ilgili hikayelerde bir şeyler paylaştığımı görmüşsünüzdür. Alışverişin kalan kısmı sonunda dün elime ulaştı ve ben de hem aldıklarımı paylaşmak hem de yaşadığım bu alışveriş "macerasını" anlatmak için bir yazı hazırlamayı uygun gördüm.

Bu alışveriş aslında Sandman için planlanmıştı. 14 Ekim'de Sandman çıkacaktı; birkaç gün öncesinde de kitap, ön sipariş olarak satış sitelerinde belirmeye başladı.

İthaki kitaplarını, fiyatı daha uygun olduğundan her zaman İlknokta'dan alsam da, Sandman'in D&R'da %35 indirimli olduğunu görünce tercihimi D&R'dan yana kullanayım dedim; demez olaydım...

Ekimin onunda D&R'dan fotoğrafta görülen kitapların siparişini verdim. Sandman, dört gün sonra çıkacağından siparişim beklemeye alındı. Ayın on dördü geçip gitmesine, araya bir hafta daha girmesine rağmen nedense siparişimde hiçbir değişiklik yapılmadı. Kitaplar hala tedarik sürecinde gözüküyordu. D&R'a iki mail atmama rağmen geri dönüş alamadım. Ben de D&R'ı aradım ve bana Sandman'in tedariğinin henüz yapılmadığını, bu sürecin 30 güne kadar uzayabileceğini söylediler. 30 gün! Parçalı sevkiyat yapabileceklerini söyleyince, onay verdim.

24 Ekim'de, sipariş verdikten 2 hafta sonra, elime iki paket ulaştı. Paketin birinden Sandman çıktı, diğerinden ise 2 adet tükenmez kalem. Başta kalemlere bir anlam veremedim, özür niteliğinde yolladıklarını düşündüm. Paketin üstündeki faturaya bakınca siparişimin kalan 4 kitabı yerine 2 kalem yollandığını gördüm. Eh haydi, kitaplar karışır anlarım da elim kadar pakete 4 kitabın sığacağını nasıl düşünmüşler? Hiç mi kontrol edilmiyor bu paketler? Ne biçim bir düzen kurulmuş orada öyle...

D&R'ı arayıp durumu izah ettim ve bana verilen kodla kalemleri ertesi gün geri yolladım. Ertesi gün yollayabildim çünkü, pazartesi günü kapıma istediğim kargo salı günü gelebildi. Neyse, o paket de gittikten sonra kitaplarımın gelmesi için bekledim. Bütün hafta D&R'dan ses çıkmayınca, ekim ayının son günü yine ben aradım kendilerini. Paketin varıp varmadığını tespit etmek için gönderi numarası almam gerekti, bir de onun için kargoyu aradım. Sonunda paketin oraya 26 Ekim'de, yani paketi verdiğim günden bir gün sonra vardığını öğrendim.

Kitapların orada beklediği bu süre boyunca tabii ki D&R hiçbir girişimde bulunmamıştı. Ben de kitaplar oraya varınca gereğinin yapılacağını düşünecek kadar garip biriyim işte (!) Neyse, ardından bir 10 dakika kadar müşteri hizmetlerinin bağlanmasını bekledim. Bağlanınca durumu açıklayıp kargonun gönderi numarasını verdim. Fakat bu sefer de bana "iyileştirme çalışması" yapıldığını ve gün içinde kendilerini tekrar aramamı söylediler. 2 dakika sonra tekrar aradım ve bu kısacık süre içinde iyileştirme çalışması bitmiş olacaktı ki karışıklığın çözümü için harekete geçebildiler. 15-20 dakika kadar görevlinin, siparişimi tekrar oluşturmasını bekledim. Benden kitapların adı alındı ve bu haftanın sonuna kadar geleceği söylendi.

Sonunda kitaplarım dün, 5 Ekim'de yani siparişi verdikten 26 gün sonra elime ulaştı. Sandman'in 14 Ekim'de çıkacağını göz önünde bulundurursak 22 gün ediyor. 3 hafta boyunca benim zorlamam, benim peşinde koşmamla siparişime ancak kavuşabildim. Bu sürede yaptığım aramalarla hattımdan harcadığım liraları saymıyorum bile... D&R'ın müşteri hizmetlerine bağlanmak için beklediğim süre boyunca kaybettiğim liralarla bir kitap daha alabilirdim.

Siparişimin bana varma süreci böyleydi. Eleştirmem gereken bir de paket içeriği var ki...

Sandman'in paketi kusursuzdu, kitabın etrafı büyük baloncuklu plastikle sarılmıştı ve kitap hiç zarar görmemişti. Ama diğer 4 kitabın olduğu paket o kadar da iyi değildi. Abaddon Geçidi'nin bir köşesi kapağında iz çıkacak kadar kıvrılmıştı. Paket içindeki boş kısma konan, içi hava dolu plastik ise bu sefer o kadar da hava dolu değildi. Kitapların kutu içinde oraya buraya çarpması engellenmiş değildi, yani. Bir de ayraç eksikliği var. İthaki'nin bilimkurgu klasiklerinin kendi ayraçları olduğunu biliyorum, onlar bile yoktu pakette. Ama sanırım bu noktada, doğru kitaplar pakete konduğu için bile kendimi şanslı saymalıyım.

Bir de benim istediğim dışında oluşturulan e-fatura var. Sipariş verirken fatura tercihiyle ilgili bir kısım var. Ben orayı e-fatura istemediğim, paket üstünde gelen kağıt fatura istediğim şekilde ayarlasam dahi bana e-fatura yollandı. Bütün bu yaşadıklarımın üstüne, bu fatura olayına o kadar da şaşırmamam gerekiyor aslında...

Sonuç olarak, hayatımın en kötü kitap alışverişini gerçekleştirmiş oldum. Şu 3 hafta boyunca sinirden ve sıkıntıdan kitap okuyamadım, Sandman'i okuma hevesim de kaçtı. D&R'ın ilgisizlik üzerine kurulu müşteri politikasıyla nasıl bu kadar çok müşterileri olabiliyor, hayret ediyorum. Öyle çok büyük kampanyalar, indirimler olmadıkça D&R'dan alışveriş yapmayı düşünmüyorum. Hatta o zaman bile, D&R'dan alışveriş yapmadan önce site tercihim üzerine düşünmek için kendime zaman tanıyacağım ki, ben düşünürken kampanyanın süresi dolsun ve bu alışverişin benzerini bir daha yaşamayayım. Sitesinden ve mağazasından da, şu olayın sinirini üstümden atana kadar uzak durmayı düşünüyorum.


post signature

19 Ekim 2016 Çarşamba

Yorum: Brian Michael Bendis & Olivier Coipel - House of M (House of M, #1-8)

Tür: Çizgi Roman
Goodreads Puanı: 3,96 (14.490 oy)
Orijinal Adı: House of M
Yayınevi: Marmara Çizgi
Çeviri: İlke Keskin
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 208
Avengers ve X-Men, gerçekliği değiştirebilen mutant güçleri Marvel Evreni'nin dokusunu zedeleyen Scarlet Witch'in kaderinin ne olacağına karar vermek üzere bir araya gelirler. Kahramanlar eski takım arkadaşlarının hayatı üzerine tartışırlarken, bir beyaz ışık dalgası hepsini içine alır. Bir an içinde bütün Marvel Evreni sonsuza dek değişir!

House of M eskisinden çok farklı bir dünyadır. Magneto'nun demir eli ve çocukları Quicksilver ile Scarlet Witch'in yönetimindeki mutantlar artık insanoğluna hükmetmektedirler. Mutant hakimiyetine karşı direnmek amacıyla farklı yerlere dağılmış sadece birkaç kahraman grubu bulunmaktadır. Dünyanın olması gerektiği halini hatırlayan tek kişi Wolverine'dir ve kahramanların House of M'i nasıl alaşağı edecekleri de büyük bir soru işaretidir.

Eisner Ödüllü yazar Brian Michael Bendis (Ultimaqte Spider-Man, New Avengers), çizer Oliver Coipel'le (Avengers) takım oluyor ve 2005 yılının satış rekorları kıran Marvel Comics serisini sunuyor! Astonishing X-Men'in ve Avengers'ın son derece öfkeli kahramanlarını içeren bu toplama, her Marvel hayranının kesinlikle okuması gereken bir hikaye!

"House of M müthiş!"
-Cinescape. com
House of M, Avenger Maratonu kapsamında okuduğum çizgi romanlardan biriydi. Olay sırasına dikkat ederek okuduğumdan, House of M'i okumayı The New Avengers serisinin arasına sıkıştırmıştım. Çünkü çizgi roman, serinin ilk birkaç sayısından sonra olanları anlatıyor. İncelemesini ise elimdeki TNA çizgi romanlarını bitirip yorumladıktan sonra yazmayı daha uygun buldum.

Yoruma geçmeden önce, yazıda çizgi romanla ilgili spoiler bulunmadığını fakat fotoğrafların spoiler niteliği taşıdığını belirtmek istiyorum :)


House of M'in kurgusunu, listedeki diğer çizgi romanlara kıyasla daha çok beğendim. Okuduğum diğer Avengers çizgi romanlarında olayların akıcılığı okumamı kolaylaştırsa da, House of M'in kurgusu bundan çok daha fazlası...

Bir kere, House of M'in açılışı kurgu bakımından daha çarpıcı; süper kahramanlar, gerçeklikle bağını koparma noktasına gelen Scarlet Witch'in geleceğine karar vermek zorunda. Kahramanların Wanda'nın hayatı üzerine konuşup bir karara varmaya çalışmaları, okuru da bu etik tartışmanın içine çekiyor. Okur doğru kararın ne olduğunu düşünürken bir başka vurucu olay gelişiyor. Kısacası, kurgunun aksiyonu bol ve şaşırtıcılığı yüksek; özellikle de son sayfaları... O son bölüm sizi şoka sokarken, devamını da bir an önce istemenize neden oluyor.


David Finch'in çizimleri favorim olsa da Olivier Coipel'inkileri de sevdim. Kendisi, detayları yakalayıp çizimlerine aktarmayı başarıyor. Renklendirme de hoşuma gitti. Temaya uygun tonlamalarla, olaylar arası ufak farklılıklar sağlanmıştı. Ayrıca House of M'de de, TNA'da gördüğümüz, bulanıklaştırma tekniği vardı. Fakat sadece hızı değil, görüş bulanıklığı gibi başka unsurları aktarmak için de bu teknik kullanılmıştı.


İki sayfayı da kaplayan çizimlerin bazılarında, sayfa aralarında çizim kaybı olmadığını fark ettim. Şöyle ki, sayfalar ciltlendiğinde iki sayfalık çizimlerin ortalarındaki birkaç milimlik kısımlar çoğu zaman sayfa arasında kalıyor ve görünmüyor. İşte, House of M'deki bazı iki sayfalık çizimlerde bunun olmadığı dikkatimi çekti. Çizimler, iki sayfanın birleştiği yerde tekrar edilmiş. Çizgi roman düzleştirilip dikiş arasına bakıldığında, iki tarafta da yan sayfanın çiziminin bir kısmının olduğu görülüyor. Çizgi roman okurken en büyük sıkıntımdan biri de, bu sayfa dikişlerinde kaybolan kısımları görememekti. Araya sıkışmış çizimleri görebilmek için genelde, çizgi romanı bükebildiğim kadar büküyorum. Ama bu durumda da dikişler zarar görüyor, sayfalar sırttan ayrılacakmış gibi duruyor. O yüzden, Marmara Çizgi'nin uyguladığı bu yöntemi takdir ediyorum. Gerçi bu sefer de, buna alışkın olmadığımdan sayfa aralarını açıp ne kadarlık kısmın yan sayfada olduğuna bakıyorum; kendini tekrar eden kısımları görünceye kadar sayfayı büküp bunların oluşturduğu genel çizimi inceliyorum. Üst üste gelmeyi kaçırmış, çakışamamış bu iki sayfalık çizimlerin ortaya çıkardığı görüntü beni eğlendiriyor filan :D Çizgi roman basan tüm yayınevleri bu taktiği kullanırsa, biz de buna alışmış oluruz ve benim yaptığım gibi, taktiğin amacına uygun olmayan hareketler sergileyerek çizgi romanımızı mahvetmeyiz ^_^


House of M'i favorilerim arasına sokan özelliği ise vurgularının unutulmamasıydı. Şu ana kadar okuduğum her çizgi romanda, nedense vurgular ya tamamen atlanmıştı ya da sadece cümle şeklinde olanlar korunmuştu. Ama House of M'de neredeyse her vurgunun korunduğunu gördüm. Evet, üşenmedim ve hepsini tek tek inceledim. İncelerken de inanılmaz keyif aldım çünkü atlanmadığını gördüğüm her vurgu, resmen beni kendimden geçirdi :) Hatta bazı vurguların çeviriye uygun olarak düzenlendiğini bile gördüm ki bu benim için, elimde dondurmayla tek boynuzlu ata binerek gökkuşağının üstünden kaymakla eşdeğer imkânsızlıkta ve güzellikte bir şey :D

Yazı tipi seçimini başarılı buldum. Marmara Çizgi, orijinaline çok yakın bir font kullanmıştı çizgi romanda; hatta aynı olduklarını bile düşünüyorum. Yazı tipini en ince ayrıntısına kadar incelemedim, fakat bazı ayırt edici özelliklerinin birbirine uyduğunu söyleyebilirim. Aynı yazı tipi olmasa bile orijinaline bu kadar benzeyenini bulup kullanmaları, baskıya gösterilen özeni kanıtlar nitelikte. Üstelik bu, çizgi romandaki bütün fontlar için geçerli.


Aynı şekilde, yazıların balon içi yerleştirmeleri de başarılıydı. Taşma veya balonlarda fazla boşluklara denk gelmedim. Bu konu, yazı tipi ve boyutuyla olduğu kadar çeviriyle de alakalı bir durum, aslında. O yüzden, çeviriyi de beğendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Ama çevirinin ayrıntısına inmek gerekirse... Bazı ünlemlerin aynı bırakıldığını, bazılarının ise dilimizdeki karşılıklarıyla değiştirildiğini fark ettim ki benim beklediğim de buydu. Konuşmalar gibi çizgi romanda bulunan diğer ögelerin, örneğin yukarıdaki fotoğrafta görülen gazetenin, çevirisi de başarılıydı.


House of M, mükemmelliği yeniden tanımlayacak nitelikte bir çizgi roman; kurgusu sürükleyici, çizimi başarılı ve basımı muhteşem! Vurgulara verilen önemden dolayı House of M'i ayrı bir yere koysam da bu çizgi romana tam puan vermemin asıl nedeni, hakkında söyleyecek olumsuz hiçbir düşüncemin olmaması. House of M, her açıdan beklentimin çok üstünde bir eser. Bu çizgi romanı, Marvel evreniyle ilgilenen herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum :)




post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...