19 Ağustos 2017 Cumartesi

Yorum: Neil Gaiman - Kırılgan Şeyler: Öyküler ve Mucizeler

Tür: Fantastik, Öykü
Goodreads Puanı: 4,02 (45.650 oy)
Orijinal Adı: Fragile Things: Short Fictions and Wonders
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Zeynep Heyzen Ateş
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 440
Yokyer, Amerikan Tanrıları ve Anansi Çocukları gibi romanlara imza atan Neil Gaiman, Kırılgan Şeyler'de bu kez öykü ve şiirleriyle çıkıyor karşımıza. 2007'de Locus ödülünü kazanan bu derlemede, "Zümrüt Dosya", "Kapanış Saati", "Güneş Kuşu" ve "Koltuğa Ekim Oturduğunda" gibi tek başlarına ödüllendirilmiş öykülerle birlikte bir Amerikan Tanrıları öyküsü olan "Vadinin Hükümdarı" da yer alıyor.

A. C. Doyle'dan Lovecraft'a, Ray Bradbury'den C. S. Lewis'e kadar uzanan bir çağrışım zincirinin görüldüğü bu metinlerde Gaiman, edebiyatın büyülü, fantastik ama hassas gerçekliğine yakından bakmaya davet ediyor bizi. Öykülerin, tıpkı hayallerimiz ve kalplerimiz gibi kırılgan şeyler olduklarını hatırlatıyor, özellikle de kâbuslardan ve gölgelerden doğan öykülerin...
Kırılgan Şeyler'i geçen seneki kitap fuarından almıştım. Öykü okumayı pek sevmediğim için, kitabı okumayı sürekli ertelemiştim. İlkbahar başı gibi kitaba başladım. Her hafta birkaç öykü okuyarak, yavaş yavaş kitabı bitiririm diye planlamıştım. Ama bir müddet sonra kendimi durduramadım; öyküleri arka arkaya devirip kitabı bitirdim.

Kitapta giriş ve sonsöz dahil olmak üzere 35 yazı var. 33 yazının çoğu öykü, bir kısmı ise nazım şeklinde yazılan hikaye ve şiirlerden oluşuyor. Ayrıca, her yazının başında Gaiman'ın o yazıyla ilgili birkaç satırlık yazısı da bulunuyor.

Öykülerde her şey çok çabuk olup bittiğinden, anlatılan hikayenin keyfini tam olarak çıkaramadan sayfaları çevirdiğimi hissederim. Son sayfaya geldiğimde, kendimi hep daha fazlasını isterken bulurum. Şiirlerde, çeviriden dolayı aklımda sürekli bir soru işareti olur. Çeviriden kaynaklanan anlam kayıpları, kelimeler arası ahengin yitirilmesi gibi sorunlar şiir okurken aldığım zevki azaltır. Bu nedenlerden dolayı, Kırılgan Şeyler'e başlamakta tereddüt ettim. Yazarı, favori yazarlarımdan Gaiman olunca, kitabı elime almaya daha da çekindim. Fakat ilk hikayeyi bitirdikten sonra bütün korkularımın yersiz olduğunu gördüm. Nitekim, çeviri başarılıydı; anlatılan hikayelerse Gaiman'ın sınırsız hayal gücünden parçalarla doluydu.


Kırılgan Şeyler'i bu kadar çok sevmemin başlıca nedeni, Gaiman'ın hayal gücüne açılan kocaman bir kapı işlevi görmesiydi. Gaiman'ın romanları, kendisinin o muhteşem hayal gücüne ancak pencere aralayan bir düşüncenin uzunca işlenmiş hali. Kırılgan Şeyler ise kendisinin onlarca yaratıcı fikrinin bir arada toplandığı bir eser. Kitaptaki her bir yazı, Gaiman'ın hayal gücünden birer parça... Neler düşündüğünü, nasıl düşündüğünü, neden yazdığını, hayal gücünün ve üslubunun farklı yönlerini Kırılgan Şeyler'deki bu yazılarda ve yazıların mini önsözlerinde daha net gördüm. Bu yüzden, öykü okumayı sevmediğim halde, Kırılgan Şeyler'i severek okudum.

Kitabın sevdiğim bir diğer özelliği de Gaiman'ın üslubunun ve hikayeyi anlatma becerisinin geçirdiği değişimi göstermesiydi. Kitapta, Gaiman'ın ilk hikayeleri de bulunuyor. Olay örgüsündeki klişe olgular, anlatımdaki aşırılıklar, karakterlerin basmakalıp davranışları, tam olmamış dedirten kelime seçimleri gibi bazı özellikler bu hikayelerin Gaiman'ın ilk yazıları olduğunun işaretini veriyor. Fakat bu demek değil ki bunlar, kimsenin okumak istemeyeceği başarısız yazılar... O zaman bile hikayelerinin ardındaki fikirler yaratıcı ve ilgi çekici; anlatımındaki o büyü de orada, okuyucuyu hikayeye çekmeyi başarıyor.

Kitaptaki bütün yazıları beğenerek okusam da bazılarını daha başarılı bulduğum, favorilerim arasına koyduğum oldu. Zümrüt Dosya, Koltuğa Ekim Oturduğunda, Acı Kahve, Hayat Hikayem, Golyat ve Vadinin Hükümdarı kitaptaki en iyi yazılardan birkaçı...


Vadinin Hükümdarı demişken... İthaki Yayınları, bu hikayeyi ayrı olarak basıp mayıs sonu gibi satışa sunmuştu. Basılan kitap, Kırılgan Şeyler'deki hikayeden 20 sayfa daha kalın. İkisi arasında fark olup olmadığını bilmediğimden kitabı almak istedim. Kırılgan Şeyler'i bitirdikten hemen sonra Vadinin Hükümdarı'nı da okudum. Hem Kırılgan Şeyler'in son hikayesi olduğu için hem de hakkında söyleyeceklerim bir paragrafı geçmeyeceği için Vadinin Hükümdarı ile ilgili düşüncelerimi şuraya sıkıştırayım :)

Öncelikle, Kırılgan Şeyler'deki basımı ile yeni çıkan kitap edisyonu arasında bir fark olmadığını söyleyebilirim; metinlerin yazı puntosu ve çevirmeni aynı. Sadece, sayfa sayıları farklılık gösteriyor. Kırılgan Şeyler'deki Vadinin Hükümdarı'nda sonraki bölüm aynı sayfada, yazının bir satır altından devam ediyor. Kitaptaki metnin bölümleri ise sonraki sayfalardan başladığı için sayfa sayısında farklılık var.

Gölge gibi ben de Amerikan Tanrıları'na noktayı koyalı birkaç yıl oldu. Vadinin Hükümdarı'nda, yaşananların iki yıl sonrasında olanların anlatılması bu yüzden hoşuma gitti. Özlediğim kurguya ufak bir pencere açmış; karakterlerin neler yaptığına, hayatlarına nasıl devam ettiğine bakmış oldum. Kısa bir süreliğine de olsa, tanrılar ve büyüyle dolu o eski dünyaya dönmek güzeldi ^_^


Kitabın çevirmeni Zeynep Heyzen Ateş'i, başarılı çevirisinden dolayı tebrik etmeden geçemeyeceğim. Özellikle şiirlerde, anlamı ve ahengi koruyarak yaptığı akıcı çevirileriyle müthiş bir iş çıkarmış.

Kırılgan Şeyler, tam bir Neil Gaiman kitabı; hikayelerinde ve şiirlerinde Gaiman'ın sınırsız hayal gücünü, karanlık üslubunu ve yaratıcı bakış açısını barındıran renkli bir derleme. Gaiman'ın o muhteşem kafasında neler olup bittiğini anlatmaya en çok yaklaşan eser olduğu için, Kırılgan Şeyler'i herkese tavsiye ediyorum :)



Elbette peri masalları bulaşıcıdır. Birini yakalayabilirsiniz veya birine yakalanabilirsiniz. Onlar bizden çok uzun zaman önce bu dünyada yaşamış kişilerle ortak noktamızdır.





post signature

4 Temmuz 2017 Salı

Yorum Cadısı 5 yaşında!


5 yıl önce, bir çılgınlık yapıp blog açmaya karar vermiştim. 4 Temmuz'da blogumu açıp ilk yazımı paylaşmıştım.

Bugün, Yorum Cadısı 5. yaşını dolduruyor. Az değil, 5 yıl oldu; düşüncelerimi paylaştığım, kendimi geliştirdiğim ve bana yeni arkadaşlıklar kazandıran dolu dolu 5 yıl!

Desteğiniz ve yorumlarınız için teşekkürler! Birlikte daha nice güzel senelerimiz olur, umarım :)

post signature

30 Haziran 2017 Cuma

Bu ay ne(ler) okudum (Haziran/2017)


Merhaba! ^_^ Bu ayı da bol dizili, bol filmli geçirdim. Öyle ki, izlediğim diziler için birkaç Dizi Notları yazısı hazırlamayı bile düşünüyorum; temmuz bitmeden yazıları tamamlayabilirim umarım :)

Ekran başında geçirdiğim süreye rağmen, okuma performansımı geçen aya göre yüksek tuttuğum için mutluyum. Bu ay ikisi çizgi roman olmak üzere toplam 4 kitap okudum.


Uzun zaman önce başlayıp devamı elimde olmadığından yarım bırakmak zorunda kaldığım Buffy'lere başlamıştım bu ay. Albüm 3 ile seriye kaldığım yerden devam ettim. Albüm 4'ü de okuyarak seriyi yarıladım. Buffy'lerin ikisi de benden tam puan aldı; yorumlarını çizgi roman serisini bitirdikten sonra seri olarak gireceğim.

Kırılgan Şeyler, beklediğimden çok daha güzeldi. Öykü sevmediğim için Kırılgan Şeyler'e çekinerek başlamıştım. Ama Gaiman'ın renkli hayal gücü, işte... Her öyküyü, her yazıyı büyük bir zevkle okudum :)

Vadinin Hükümdarı'nı ise Kırılgan Şeyler'in hemen ardından okuyup bitirdim. Bu hikayenin Kırılgan Şeyler'de bulunduğunu bilsem de, arada bir fark olup olmadığına bakmak için almıştım kitabı. Vadinin Hükümdarı'nın yorumunu ayrı olarak girmek yerine, hikayeden Kırılgan Şeyler'de kısaca bahsetmeyi düşünüyorum.

Haziran ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

5 Haziran 2017 Pazartesi

Kitap Alışverişi | 13


Şuradaki bir önceki alışveriş yazımda Buffy'lerin eksik sayılarını almıştım. Fakat üçüncü albüm Kitapyurdu'nda tükenince, diğer alışveriş sitelerine yönelmiştim. Şansıma, kitabı Babil'de buldum. Stok durumunun birkaç kitapla sınırlı olduğunu görür görmez de en kısa zamanda siparişimi oluşturdum.

Aldıklarıma ayrıntılı olarak geçmeden önce, alışveriş sürecinden ve yaşadığım ufak karışıklıktan biraz bahsedeyim.

Babil'den 22 Mayıs'ta yaptığım bu alışverişi sırf Buffy'nin üçüncü albümünü almak için yaptım. Kargo ücreti ödememek için ilgimi çeken birkaç kitap daha attım sepete. Alışverişimi gerçekleştirdiğim sırada aldığım Buffy çizgi romanı için sitede, stoklarında 3 adet kaldığı bilgisi yer alıyordu. Fakat alışveriş sonrası aldığım otomatik e-mailde kitabın tükendiği yazılıydı. İnternetten alışveriş yaparken en sinir olduğum şey, ürünlerin stokta olmadığı halde varmış gibi gösterilmesidir. Rahat bir 2-3 saat sinirimden hiçbir şey yapamadım. NTV Yayınları kitaplarının neredeyse hepsi her yerde tükendiğinden, çizgi romanı nerede bulabileceğimi araştırmaya başladım. Kitabı satan birkaç yer buldum ve gün içinde buralara gitmeyi planlıyordum ki aklıma, Babil'e kitabın durumunu sormak geldi. Attığım maile bir saat içinde cevap aldım. Kitabın ellerinde olduğunu, diğer kitaplarımla birlikte gönderileceğini söylediler. Ben de rahat bir nefes aldım.

Kitaplar daha elime geçmeden böyle ilginç bir olay geldi başıma. Babil'den aldığım sonraki e-mailde siparişimin ikiye bölünerek yollanacağı yazıyordu; ön sipariş kitapları olan Görünmez Adam ve Vadinin Hükümdarı henüz çıkmadığından, müşteriyi bekletmemek için böyle bir çözüm geliştirilmiş. Burada bahsettiğim D&R alışveriş yazımı okuduysanız, alışverişlerin bölünmesinden artık olabildiğince kaçındığımı biliyorsunuzdur. Fakat Babil, D&R gibi değildi ve siparişimin ilk yarısı hasarsız bir şekilde elime geçti.

Görünmez Adam'ın çıkışı hazirana kadar uzayınca, kalan kitapların gelmesi bugünü buldu. İlk pakette kitapların yanına defter ve ayraç koyduklarından, bu pakete koymazlar diye düşünmüştüm. Ama ikinci paketten de ayraç ve defter çıktı ^_^

Paketlerin durumundan çok memnun kaldım. İkisinde de kitaplar, balonlu naylonla sarılmıştı ve bunların çevresinde karton vardı. Paketleri Aras Kargo getirdi, kargo firmasında da bir sorun yaşamadım.

Alışverişin tek eksisi, ikici paketin geç gelmesiydi. Bunun neye bağlı olduğunu açıkçası bilmiyorum; ya yayınevinden kaynaklı geç sevk edilme söz konusu ya da siteye kitabın ön sipariş tarihi yanlış veya tahmini yazıldı. Nedeni her neyse, umarım bir daha başıma gelmez. Aynısı, yukarıda bahsettiğim karışıklık için de geçerli :)

Babil'den yaptığım ilk alışverişimdi bu. Fiyat politikalarını yeniden düzenledikleri için artık kitap fiyatları daha uygun. Siparişin yanına koydukları bu tatlı defter ve ayraçlara bayıldığımı da eklemeliyim. Yaptıkları indirimler devam ettiği sürece, bu tarz alışverişlerin devamı gelebilir ;)


post signature

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Bu ay ne(ler) okudum (Mayıs/2017)


6 ay sonra gelen bir Bu ay ne(ler) okudum yazısından merhaba ^_^ Gerek kitap okumaktan çok dizi izlediğim için, gerekse unutkanlığım ve üşengeçliğimden dolayı bu yazı dizisine devam edememiştim. Şimdi ise hem kitap okumadaki, hem de blog yazmadaki o eski tempoma yavaş yavaş geri dönüyorum :)


Bu ay iki kitap bitirdim. İlki, Doctor Who kitaplarından Dehşet Ağı'ydı. 12. Doktor ve Clara'nın dizideki karakterlerine paralel olarak işlenmesi hoşuma gitmişti. Kitabın konusu da 12. Doktor'a yakışır karanlıktaydı. Sadece sonunu beğenmemiştim; daha iyi yazılabilirdi.

Bu ay bitirdiğim diğer kitap, sancılı bir okuma süreci geçirdiğim Işık Tanrısı'ydı. Kurguyu orijinal ve fazlasıyla ilgi çekici bulsam da, kurgunun dayandığı fikrin işlenişi çok karmaşıktı. Olay örgüsünün kronolojik olmaması, karakter fazlalığı ve Hint mitolojisine olan yabancılığım gibi bazı etmenler de beni zorladı. Fakat kitabı bitirdikten sonra anladım ki, Işık Tanrısı bir kere okunup kitaplığa kaldırılacak türden kitaplardan değil... Bu yüzden, kitabı daha sonra tekrar okumayı düşünüyorum :)

Mayıs ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Yorum: Roger Zelazny - Işık Tanrısı

Tür: Bilim Kurgu, Fantastik, Klasik
Goodreads Puanı: 4,10 (21.530 oy)
Orijinal Adı: Lord of Light
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Sönmez Güven
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 344
"ASLA BİR TANRI OLDUĞUNU İDDİA ETMEDİ. GERÇİ BİR TANRI OLMADIĞINI DA İDDİA ETMEDİ."

Roger Zelazny, farklı pek çok mitolojiyi bilimkurgu romanlarına uyarlamasıyla pek çok yazarın yalnızca hayal edebildiği bir şeyi alışkanlık haline getirmiş eşsiz bir yazar. Hint mitolojisiyle harmanlanan Işık Tanrısı ise sadece bilimkurguyu değil, tüm spekülatif kurguyu değiştiren, benzersiz bir roman. Gaiman'ın en iyi romanı olarak kabul edilen Amerikan Tanrıları'na fikir babalığı yapmakla kalmamış, tanrılar ve insanlar arasındaki isim oyunlarına da ilham kaynağı olmuştur. Martin'in epik serisi Buz ve Ateşin Şarkısı'ndaki Işık Tanrısı da ismini bu romandan aldı, tıpkı Sam Tarly'nin ismini bu romanın başkahramanı Sam'den aldığı gibi.

Dünya yok olalı çok uzun bir süre olmuştu. Kolonileşmiş bir gezegendeki tüm teknolojik gücü ele geçiren insanlar ise kendilerini ölümsüz kılmış ve Hint tanrılarının rolünü üstlenerek o gezegenin kontrolünü ele geçirmişti.

Ancak bu kötü niyetli topluluğa karşı çıkacak biri vardı: Siddhartha ya da Mahasamatman; nam-ı diğer Işık Tanrısı.

Işık Tanrısı, tanrılaşmış insanlara tanrısal bir müdahale.

George R. R. Martin'in sonsözüyle.

"Yazılmış en iyi beş bilimkurgu romanından biri."
-George R. R. Martin
Işık Tanrısı'na sonbahar başı gibi, büyük bir hevesle başlamıştım. Kitap gerek anlatım gerekse konu bakımından beklediğimden çok farklı çıkınca, ilgim başka kitaplara kaydı ve birkaç hafta sonra Işık Tanrısı'nı, daha sonra devam etmek üzere rafa kaldırdım. Bu ay, Işık Tanrısı'nı tekrar okumayı düşündüm. Nitekim geçen hafta elime aldığım kitabı, birkaç gün önce bitirdim.

Kitabın arka kapak yazısına bakınca aklıma, yer yer Hint mitolojisine ait ögelerle karşılaşılan ama her sayfası son paragrafına kadar bilim kurguya batmış bir kitap gelmişti. Mitolojinin, özellikle de fantazyanın bu kadar öne çıkacağını düşünmemiştim. Sanırım bu yüzden, kitap önce beni bir çarptı; sonra da kafamı karıştırdı. İlk sayfaları, tüm bunların nereye varacağını merak ederek okusam da kitabın yarısına geldiğimde, beklentilerimi gözden geçirmem gerektiğini anladım. Ben de kitabı okumayı bıraktım. Okuduklarımı sindirmek ve beni nasıl bir kitabın beklediğini anlamak için kendime zaman tanıdım. Ardından, kitaba kaldığım yerden devam etmeye çalıştım. Okuduğum son olayları hatırlamakta güçlük çekince, birkaç bölüm öncesinden, net olarak hatırladığım olaydan okumaya başladım.


Kurgunun arkasındaki, insanların gelişen teknolojiyle tanrı rolüne bürünmeleri fikri orijinal ve etkileyici. Ana karakter Sam ise düşünceleri ve onları ifade ediş biçimiyle okuduğum en ilginç karakterlerden. Bu yüzden, Işık Tanrısı'nın birçok yazarın kitabına esin kaynağı olması şaşırtıcı değil... Fakat kurgunun dayandığı bu düşüncenin işlenişini karmaşık buldum ben ve çoğu zaman, olay örgüsünü takip etmekte zorlandım. Öncelikle, kitapta çok fazla karakter; bu karakterlerin çoğunun birden fazla ismi ve bazılarının da reenkarnasyondan dolayı değişen fiziksel özellikleri var. Olay örgüsündeki mekanların çokluğu ve Hint mitolojisine olan yabancılığım da okuduklarımı kavramamı bayağı güçleştirdi. Ama asıl zorluk, kronolojik olmayan olay örgüsüydü. Buna, bölüm içindeki olay geçişlerinin ayrımının net olmaması da eklenince okuma sürecinin inişli çıkışlı olması, hatta sekteye uğraması gayet normal. Şahsen ben, son bölüme kadar ne okuduğumu pek anlamadan sayfaları çevirmiştim. Son bölümde ise her şey yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Parçaları bir araya getirdikçe, yazarın o özgün fikri kurgulamadaki ustalığını ve mitolojik ögeleri kurguya yedirme becerisini daha iyi gördüm.

Kitabı bitirmiş olmama rağmen kafamı kurcalayan, anlamadığım veya bağlantısını kuramadığım bazı kısımlar da yok değil... Bu yüzden, Işık Tanrısı'nı araya biraz zaman koyduktan sonra tekrar okumayı düşünüyorum ki bana gelen tavsiye de, kitabı tekrar okumam yönünde.


Işık Tanrısı daha çok, bilim kurguyu fantastikle sentezlemesi veya Hint mitolojisini tüm bunlarla birleştirmesi gibi konularla öne çıksa da Zelazny'nin şiirsel üslubu da dikkatimi çekti. Yaptığı betimlemeler fazlasıyla yaratıcı, kelime seçimlerini ise alışılmadık tarzda. Farklı kelimelerle ifade ettiği düşüncelerini, cümlelerini beğenerek okudum.

Kitabın basımı da içeriği kadar kaliteli. Minimalist kapak tasarımı olsun, kapağın safran rengi olsun, konuyla uyumlu muhteşem bir basımı var kitabın. Çevirmeni de bu titiz, akıcı çevirisi için ayrıca tebrik etmek gerekir.

Bazı kitapların bazı zamanlarda okunması gerektiğini düşünenlerdenim; Işık Tanrısı da bu tarz kitaplardan... Kitabın çok karakterli, karmaşık olay örgüsü okuyucunun tam dikkatini talep ettiğinden kitabın sağlam kafayla okunması taraftarıyım. Buna rağmen, kitabı anlayarak okuyup bitirmek zor gelecektir. İlk okuma böyle sıkıntılı geçse de inanın, değiyor. İyi ki kitaba devam etmişim, diyorum şimdi. Hatta, Işık Tanrısı'nın okudukça anlam kazanacağını bildiğimden kitabı ileride tekrar okumayı düşünüyorum.



"Eğer görmek istemezsen, bir ayna bile seni sana gösteremez."





post signature

26 Mayıs 2017 Cuma

Kitap Alışverişi | 12


Geçen hafta yaptığım kitap alışverişini paylaşmayı unutmuşum :D Bu hafta da bir alışveriş gerçekleştirdiğim için, ikisini birlikte paylaşırım diye düşünmüştüm. Fakat, sepetimde ön sipariş kitapları da olduğundan, alışverişi ayrı olarak paylaşacaktım. Nedense, yazıyı hazırlamak aklımdan tamamen çıkmış. Geç olsun, güç olmasın deyip alışverişin ayrıntılarına geçiyorum ^_^

Kitapları Kitapyurdu'ndan aldım. NTV Yayınları'nda %50 indirim yaptıklarını ve yayınevinin kitaplarının bir bir tükendiğini görünce Buffy'lerin devamını attım sepete.

Kitapyurdu 5., 6., 7. ve 8. albümleri set haline getirdiği için Albüm 4'ü tek olarak, son 4 kitabı set olarak aldım. Albüm 3'ü de almayı planlamıştım fakat tükenmişti. Ben de başka bir siteden, bir alışveriş daha yaptım :)

Pazartesi verdiğim sipariş salı günü elime geçti. Kitaplar stokta olduğu için olsa gerek, siparişim aynı gün paketlenip kargoya verilmişti. Kargo firması olarak da Aras Kargo'yu tercih etmiştim. Paket, sorunsuz bir şekilde elime ulaştı.

Paketin durumu iyiydi. Kitaplar, arasında hiç boşluk kalmayacak şekilde kartonla sarmalanmıştı. Kitaplara gelecek zararı azaltmak için balonlu naylon kullanılması taraftarı olsam da kitaplarımda, sayfa uçlarındaki ufak kıvrılmalar dışında bir sorun yoktu. Fakat, kitapların yanında hiç ayraç gelmemesi beni şaşırttı.

Sonuç olarak, memnun kaldığım bir alışveriş gerçekleştirdim. Şu anda okuduğum kitapları bitirir bitirmez Buffy'lere başlamayı düşünüyorum ;)


post signature

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Yorum: Mike Tucker - Doctor Who: Dehşet Ağı (Doctor Who: New Series Adventures, #59)

Tür: Bilim Kurgu, Macera
Goodreads Puanı: 3,69 (790 oy)
Orijinal Adı: Doctor Who: The Crawling Terror
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Nazlı Saltan
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 192
"DAHA BÜYÜK BİR BÖCEK GÖRECEĞİNİZİ HİÇ SANMIYORUM."

Doktor bu kez, İngiltere'nin Wiltshire kasabasının bütün sakinliği arasında II. Dünya Savaşı'ndan kalma bir gizemi aralamaya götüren esrarengiz ve ürkütücü macerasıyla karşınızda!

Gabby Nichols oğlunu uyuturken aniden kızının bağırışını duyar. "Anne! Odamda bir örümcek var." Ve birden çığlıklar başlar... Kevin Alperton okula giderken büyük bir sivrisinek tarafından saldırıya uğrar. Ve işler tehlikeli bir hal alır.

Yine de Doktor'u asıl endişelendiren ne koca bir örümcek ağı yumağıyla kozalanmış ölü bir ceset ne de mutasyona uğramış böcek sürüsüdür.

Kasabanın dış dünya ile bütün bağlantılarının kesilmesinin ve böceklerin yavaşça kontrolü ele geçirmesinin önüne geçilebilecek mi? Antik bir taş çemberdeki tuhaf semboller ne anlama gelmekte? Kökü II. Dünya Savaşı'na dayanan bu gizem çözülebilecek mi?
Dehşet Ağı'nı da geçen seneki kitap fuarından almıştım. Kitabı, DW havasına girmek için okumayı planlamıştım. Fakat Dehşet Ağı'nı elime aldıktan sonra yeni sezon başlayınca, kitabı unutup diziye odaklandım. Bir ay sonra kitaba kaldığım yerden devam ettim ve kitabı geçen hafta bitirdim ^_^

Arka kapağı okuduğumda, konunun ilgimi çektiğini söyleyemem. Mutasyona uğrayan böceklerin kasabayı ele geçirmesi fikrinin afallatan bir yanı pek yok. Mutasyon işin içine girince, arkasından bir bilim adamının geleceğini tahmin etmek güç değil. Aynı şekilde, insanların bu böceklere vereceği tepkiler de aşağı yukarı kestirilebilir. Ama Mike Tucker bu konuyu öyle bir ele almış, olay örgüsünü öyle güzel kurgulamış ki... Önemli noktaları doğru tahmin etsem bile, aradaki boşluklarda gerçekleşen olaylar merak uyandırdığı için sonraki bölüme geçmekte hiç zorlanmadım; sayfaları sıkılmadan çevirdim.

Yazarın konuyu ilginçleştirmesinin yanında, kurgunun karanlık oluşu da hoşuma gitti. 12. Doktor'un bölümleri, diğer modern Doktorlara kıyasla daha bir tedirgin edici. Ürkütücü fikirler, bu fikirlerin gerçekçi bir biçimde işlendiği senaryolar, yan karakterlerin öylece ölmesi, bu basit sayılabilecek ölümlerin fazlalığı gibi bazı unsurlar Capaldi'nin sezonlarında olduğu kadar Dehşet Ağı'nda da bulunuyor ve ben, kitabın bu karanlık tonuna bayıldım!


Bundan önce Siluet'i okuyup şurada yorumlamıştım. Siluet'teki Clara tasvirini hiç beğenmediğimi söylemiştim. Dehşet Ağı'ndaki Clara'yı ise dizideki haline daha uygun buldum. Burada Clara daha atılgan ve noktaları birleştirmede daha başarılı, tıpkı dizide olduğu gibi. Doktor'la diyalogları ise dizidekileri o kadar andırıyor ki, ikisinin sesini de neredeyse duyabiliyordum. Yani yazar, Doktor'un kişiliğini de kitaba yansıtmayı başarmış.

Kitabın beğenmediğim tek kısmı sonuydu. Problemin çözümü oldu bittiye getirilmiş gibi geldi bana. Fakat çözümün şaşırtıcılığını sevdiğimi söylemeliyim. Doktor'un uzaylıları yenme planının önemli bir noktası, önceki bölümlerde yer alan bir ayrıntıya dayanıyor. Fakat bu, birkaç kelimeyle geçiştirilerek hikayeye saklanmış. Aslında, bahsettiğim ayrıntının özel bir yanı da yok; hikayede yer alan diğer eylem ve olaylar gibi... Hatta bu ayrıntı bana o kadar sıradan gelmişti ki, böyle bir şey olduğunu bile hatırlamamıştım. Geri dönüp o olayı bulunca daha da şaşırmıştım. Çünkü yazarın önceden bundan bahsetmediğini, olaylar sarpa sardığı için kendisinin bunu son anda eklediğini düşünmüştüm. Fakat yazar, bir kere okuyup geçeceğimiz ufak bir gerçeği kitabının sonu için kullanmış. Ama tüm bunlar, birkaç sayfa içinde olup bitmeseydi daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum.


Dizi başladığı için kitaba ara verdiğimi söylemiştim. İşte, bunun dışında bir kesinti yaşamadım. Kitabı ne zaman elime alsam, birkaç sayfa daha okuyup öyle bırakmak istedim. Anlatımı akıcı olunca kitabı, tekrar elime aldıktan iki gün sonra bitirmem normal :D

Kitabın kapağından da kısaca bahsedeyim. İthaki Yayınları, yine orijinal kapak kullanmış ve ben bu kapağı gerçekten seviyorum. Doktor'un sert duruşu olsun, Clara'nın bakışındaki merak ve şaşkınlık olsun, kapaktaki ögeler kitaba çok uygun.

Dehşet Ağı, dizidekini andıran karakterleri ve sürükleyici kurgusuyla severek okuduğum Doctor Who maceralarından biri oldu. Kitabı sadece whovianlara değil, macera sevenlere de tavsiye ediyorum ^_^



"Silahlı kuvvetler ne zaman bir şeyi bombalamak için iyi bir sebebe ihtiyaç duydu ki?"





post signature

16 Mayıs 2017 Salı

Yorum: Justin Richards - Doctor Who: Siluet (Doctor Who: New Series Adventures, #57)

Tür: Bilim Kurgu, Macera
Goodreads Puanı: 3,80 (1.010 oy)
Orijinal Adı: Doctor Who: Silhouette
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Ayda Sungur
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 192
"VASTRA, STRAX VE JENNY Mİ? AH HAYIR. ONLARI RAHATSIZ ETMEMİZE GEREK YOK. GÜVEN BANA."

12. Doktor'u Viktorya dönemi Londra'sında Paternoster Çetesi'yle buluşturan yepyeni ve esrarengiz Doctor Who macerası "Siluet" Türkçede!

Marlowe Hapworth kilitli çalışma odasında ölü bulunur. Kimliği belirlenemeyen bir saldırgan tarafından öldürüldüğü tahmin edilmektedir. Bu tam da Meşhur Dedektif Madam Vastra'ya göre bir iştir.

Eldivensiz boks yapan Rick Bellamy'nin hayatı, cenazeci kılıklı biri tarafından elinden alınır. Bu olay Sontaran Strax'ı öfkelendirir.

Gariplikler Karnavalı: Acayip ve büyüleyici gösteriler ve akrobatlarla dolu bir eğlence. Burası Jenny Flint'in sorularına cevap aradığı yerdir.

Bütün bunların birbiriyle bağlantısı nedir? Peki zengin fabrikatör Orestes Milton'ın bu olaylarla ilgisi ne? Doktor ve Clara hakikatin peşine düşmek için diğerlerine katılırken, kendilerini hiçbir şeyin ve hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığı bir dünyanın ortasında bulurlar. Gelmiş geçmiş en tehlikeli silah Londra'nın üstüne salınmadan gerçeği ortaya çıkarmayı başarabilecekler mi?
Siluet, geçen seneki kitap fuarından aldığım kitaplardandı. Yazar Justin Richards'ın daha önce şurada yorumladığım Doctor Who öyküsünü okumuştum. Yeni sezonun başlamasına günler kala, DW havasına girmek için kitaba başladım. Bir hafta içinde ise kitabı bitirdim.

Kitabın konusu ilgimi çekmişti. Polisiye havasında, ilginç bir okuma olacağa benziyordu. Fakat ilk sayfaları beni biraz sıktı. Sonraki sayfalarda bağlantıları kurulacak olan olaylar, dağınık bir biçimde ve çok yavaş ilerledi. Kitabın ortalarına doğru her şey tek çatı altında toplanmaya başladı ve ben de kurguyu beğenmeye başladım. Sonunda gerekli açıklamaların aceleye getirilmeden yapılmasının, hikayeye iyi bir kapanış sağlandığını düşünüyorum.


Kurgu ve olay örgüsü benden geçer not alsa da, kitabın şaşırtıcılık düzeyini ortanın biraz altında buldum. Birkaç olay dışında beni şaşırtan bir şey olmadı ki onları da veri yetersizliğinden dolayı tahmin etmem mümkün değildi. Kitabın tahmin edilebilirliğinin fazla olması, olay örgüsünün zayıf kurgulanmasından mı yoksa karakterlerin her an ne yapacağını kestirebilmemden mi kaynaklanıyor, bilemiyorum. Ama şöyle bir şey var; 11. Doktor tayfasının -Clara, Vastra, Jenny ve Strax- fanı değilim. Kitapta da onların kısımlarını pürdikkat okuduğumu söyleyemem. Bu yüzden, ilk nedende karar kılıyorum; kitabın sürpriz unsuru beklediğimden daha düşüktü.

12. Doktor'u seviyorum ben. Kendisi iğneleyici, merak dolu, biraz kendini beğenmiş, biraz da ukala biri ve yazar, 12. Doktor'un bu özelliklerini kitaba başarıyla yansıtmış. Siluet'i okurken Peter Capaldi'yi 12. Doktor olarak gözümde rahatlıkla canlandırabiliyordum. Aynı şekilde, yazarın Strax'ın karakterini kaleme alışını da beğendim. Keşke diğer karakterler de 12. Doktor ve Strax gibi dizi ile paralellik gösterecek bir biçimde işlenseydi. Clara'yı sevmem fakat kendisinin, kitapta gösterildiği gibi cahil ve yardıma muhtaç biri olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Vastra'yı olay örgüsünde çok göremedim; görebildiğim kadarında ise, bu karakter dizide olduğu gibi etkili ve ne yaptığını bilen biri değildi. Ayrıca, Doktor'a da kitapta biraz daha yer verilebilirdi.


Kitabın kapağını pek beğenmesem de içeriğini yansıttığı için kitaba uygun olduğunu söyleyebilirim. İthaki Yayınları'nın orijinal kapak kullandığını da belirteyim.

Siluet, ilerledikçe güzelleşen bir kurguya ve 12. Doktor'un tüm görkemine sahip bir Doctor Who hikayesi. Diğer karakterler de dizideki hallerine bağlı kalınarak kurgulansaydı ve kitabın şaşırtıcılığı biraz yüksek olsaydı, Siluet'i daha çok beğenebilirdim. Kitabı, hafif bir okuma isteyenlere ve tüm whovianlara tavsiye ediyorum ^_^



"Büyü, insanların bir şeyleri doğru düzgün anlamak için fazla ilkel kaldıklarında kullandıkları bir sözcük sadece."





post signature

30 Nisan 2017 Pazar

22. İzmir Kitap Fuarı


Kitap fuarının son gününden herkese merhaba :) Bu sene kitaplardan çok arkadaşlarla buluşma odaklı bir fuar macerası deneyimledim. Rahatsız olduğum için fuarda stand görevlisi olarak çalışamadım ve sadece bir gün boyunca, 29 Nisan'da fuardaydım. Yine de arkadaşlarla hasret giderebildiğim, listemdeki kitapları alabildiğim için mutluyum ^_^


Fuar ganimetlerim hiç bu kadar az olmamıştı sanırım :D Geçen seneki vurgunun yarısından çoğu kitaplığımda, okunmayı beklediği için bu sene çok fazla kitap almak istemedim. Ufak bir liste oluşturup fuara öyle gittim.

Sandmanler ve Ay Zalim Bir Sevgilidir, listemde olan kitaplardandı. Sandman'in 1. sayısı elimde olduğundan kalan iki tanesini aldım. Yakın zamanda, Sandmanleri arka arkaya okuyacağım bir mini şölen yapmayı planlıyorum ;)

Domingo'dan alınanlar listemde yoktu; Damla'nın aklıma girmesiyle, gün sonunda kendimizi tekrar standın önünde bulduk :D Aslında, Middlesex ile Aşk ve Gurur ve Zombiler'i uzun zamandır almak istiyordum. Domingo'nun fuara özel 3 kitap kampanyasını görünce yanlarına Kâhya ve Klara'yı da attım. Yazarın yıllar önce bir kitabını okumuş, beğenmiştim. Bu kitabının konusu hoşuma gidince alayım, dedim.

Kitapların üstündeki mini defterler ise Epsilon'dan. Game of Thrones'lu bu üçlü defter seti 10 liraydı. Onları da almış bulundum ^_^

NTV Yayınları'ndan da almak istediğim birkaç kitap vardı ama yayınevi bu sene fuarda yoktu. Onları bir ara alışveriş sitesinden alırım artık :)

post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...