Dex Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dex Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
, , , , , , , , ,

Yorum: Meltem Lian Özüt - İhanetini Fısılda

Tür: Aşk, Gerilim, Gizem, Türk Edebiyatı
Goodreads Puanı: 4,00 (3 oy)
Orijinal Adı: -
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: -
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 428
"Ahh birtanem, keşke şimdi gözlerini açabilsen ve her şey yoluna girse."
Ben zaten uyanığım ve seni duyabiliyorum!

Tıpkı bir ölü gibi hareketsiz yatıyordu Berrak. Herkes onun için sonun geldiğine inanıyordu.
Biri hariç...

Berrak dünyaca ünlü bir modeldi, kıskanılacak bir hayatı vardı.

Ve bir gece trafik kazası geçirdi. Kendine geldiğinde dört gün geçmişti, her şeyi duyabiliyordu ama kimse bunun farkına varmıyordu.

Bir süre sonra garip, psişik bir güç keşfetti zihninin karanlıklarında...

Ve ardından kapılar aralandı...
büyük ihanetler aydınlandı...
Şu ana kadar okuduğum tüm kitapları toplasam, okuduğum Türk yazarların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Gerek okumayı yabancı yazarlarla sevdiğim için gerekse fantastik, bilim kurgu gibi ilgili olduğum türlerde Türk yazarlarının başarılı kitaplarına neredeyse hiç denk gelmediğim için Türk yazarların yazdığı kitapları okumayı pek tercih etmiyorum. Bu yüzden, İhanetini Fısılda'ya da biraz çekinerek, beklentimi düşük tutarak başlamıştım. Ama kitap, umduğumdan daha iyi çıktı :)

Öncelikle kitaptaki ana sorun olduğunu düşündüğüm belirsizliğe değinmek istiyorum. Kitabın kurgusu beklediğimden daha ilginç ve iyiydi. Fakat, kitapta işlenen konuların zıtlığı biraz aklımı karıştırdı. Kitap, arka kapağında yazan tanıtım yazısıyla değerlendirildiğinde gizem, aşk türlerinde bir kitap olarak görülebilir. Fakat kitabın ikinci yarısından itibaren işin içine fantastik sayılabilecek bazı ögeler de giriyor. Neler olduğunu, spoiler potansiyeli olduğundan açıklamayacağım; sadece telepati gibi bir olayın olduğunu söyleyebilirim. Kurguda bu unsura yer verilmesi, benim aklımı bayağı bir karıştırdı; kitabın fantazyayı veya paranormali mi yoksa gerçekliği mi işlediğine karar veremedim. Kitabı okurken, kitabın hangi türden olduğuna göre karakterlerin neler yapabileceğini anlamaya çalışır ve kurgudan da beklentilerimi belirlerim. İhanetini Fısılda'daki bu tür belirsizliği, başta beni şaşırtsa da sonradan alıştım; hatta bu değişiklik merakımı arttırdı ve olayların nasıl bağlanacağını, kitabın türünün ne olacağını görmek için sayfaları hızla çevirdim. Ama kitabın ikinci yarısını ne beklediğimi bilmeden okudum ve bu yüzden ikinci yarıyı okurken, ilki kadar zevk alamadım.

Daha ilk sayfalarda doğrudan olaya girilmesi, kitabın yerinde bulduğum özelliklerinden. Ana karakter Berrak'ın komada olması, diğer karakterleri Berrak'ı ziyaretleri sırasında tanıyacağımız anlamına geleceği için bir giriş bölümüne gerek yoktu. Fakat bir yerden sonra tanınacak karakter kalmadığı ve heyecanı yüksek pek bir olay olmadığı için sadece Berrak'ın monologlarına yer verilmişti. Bu kısımlar dışında sıkılarak okuduğum bir bölüm yoktu kitapta; ortalara doğru aksiyonu biraz sönse de daha sonra bayağı bir yükseldi zaten :)

Kitapta basımdan kaynaklı birkaç yazım hatasının olduğunu da söylemeden geçmeyeyim. Birkaç da anlatım bozukluğu gözüme çarptı ama kendinizi kitaba kaptırdığınız takdirde bunları gözünüz görmez, muhtemelen :D Ayrıca kitabın basım kalitesini de eski Dex'lerle kıyasladığımda düşük buldum.

Kitabın bu bahsettiğim olumsuzlukları dışında bir eksiğini göremedim, aksine beklediğimden iyiydi aslında. Kurgu başarılıydı. Karakterlerin, olayların, mekanların, vs. betimlenmesinde bir eksiklik yoktu. Aksiyon ve heyecan ortalarda biraz düşse de daha sonra toparlandı. Belki son kısımlar, bu yaşanmışlıkların ağırlığına kıyasla biraz toz pembe kalmış olabilir; ama o kadarına da takılmıyorum. Kitabın tek büyük sorunu, bana göre, türündeki belirsizlikti. Böyle bir değişikliğin olacağına dair ipuçları kitabın tanıtım yazısında yer alsaydı, daha iyi olabilirdi. Sınırları belirleyip beklentimi ona göre ayarlardım ben de ve kitaptan daha çok keyif alırdım. Yine de, İhanetini Fısılda umduğumdan iyi çıktığı için mutluyum :) Bir de bu kitap, sanırım yazarın ilk kitabı; bunu da göz önüne alacak olursam yazarın iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum ^_^



Yüzleşmek bir kayıp vermek gibidir; ölen kişinin bir daha hiç geri gelmeyeceğinin acı gerçekliğiyle hayata devam edebilme gücünü kendinde bulmak gibi. Canın ne kadar yanarsa yansın hiçbir şeyin artık eskisi gibi olamayacağını bilmek; bu şekilde ertesi gün doğan güneşe bakmak, gününü normal bir şekilde geçirmek ve acıkınca yemek, susadığında su içmek... tüm bunları elimizden geldiğince matemimizle yapıyorduk fakat gerçeklerle tamamen yüzleşmek o kayıplardan sonra gülümsediğin ilk saniyeydi.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Kelly Keaton - Güzel Şeytan (Gods & Monsters, #2)

Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Mitoloji, Paranormal
Goodreads Puanı: 4,16 (3.596 oy)
Orijinal Adı: A Beautiful Evil
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Melis Özben
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 242
VAZGEÇİLMEZ BİR GÜÇ.
KAZANILMASI GEREKEN BİR SAVAŞ.

Karanlığın Kızı'nın sonundaki korkunç mezarlık savaşından sonra Ari ve arkadaşları neyle karşı karşıya olduklarının farkındalar. Ari'nin başında Medusa laneti var ve bir gün dönüşeceği şey kabuslarına giriyor. Daha da kötüsü, tanrıça Athena küçük Violet'ı kaçırdı ve şimdi Ari'yi yok etmekle tehdit ediyor.

Ari, gözlerini ayıramadığı Sebastian ile birlikte Athena hakkında öğrenebileceği kadar çok şey öğrenmenin ve Violet'ı kurtarmanın peşinde. Fakat iyilikle kötülüğün savaşı düşündüğünden çok daha büyük çapta. Bugüne dek hayal bile edemediği kadar dehşetengiz bir dünyaya çekiliyor yavaş yavaş..

Karanlığın Kızı ikinci kitapla devam ediyor. Bir kez daha mitoloji ve kötülük, bugünkünden çok farklı bir New Orleans'ta kol gezmeye devam ediyor.
Güzel Şeytan, D&R'ın kampanyasından aldığım kitaplardan biriydi. Kitabı hem Okuma Şenliği hem de Kitap Dostları olarak yakın zamanda başlattığımız ikinci Dex Şöleni kapsamında okudum. Serinin ilk kitabı Karanlığın Kızı'nı da Dex Şöleni kapsamında okumuş, çok sevmiştim.

Yoruma geçmeden önce Karanlığın Kızı yorumumu okumak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Serilerin ikinci kitaplarını okumayı pek sevmiyorum. Çünkü ikinci kitaplar ilkine kıyasla genelde sönük olurlar. Hele bir de bu seri bir üçlemeyse yazar, olayları üçüncü ve son kitaba bağlamak ve bütün heyecanı son kitaba taşımak için ikinci kitapta saçma sapan olaylar kurgular, bu olayları da mantıksız bir nedene dayatır. Ama Güzel Şeytan, bu kategoriye giren kitaplardan biri değil. Aksine, ilk kitaptaki ile birbirine bağlı olaylar gittikçe anlam kazanıyor ve kitabın sonunda zirveye ulaşıyor.

Kitabın akıcılığı da ilki kadar iyi, hatta daha iyi; kitapta sürekli bir aksiyon, bir olay var. Aksiyonun olmadığı sayfalarda ise yazar, okuyucuyu akıl kurcalayan bazı sorularla baş başa bırakıyor. İlk kitaptaki mitoloji, bazı açıklamalardan yoksun olduğu için azıcık havada kalmış gibi gelmişti bana. Ama Güzel Şeytan'ın sonunda bu soruları cevaplandıran açıklamalar, mitolojiyle çok iyi desteklenmiş. Hatta yazar okuyucuların bu açıklamayı çözmesi için kitaba minik ipuçları bırakmış. Şahsen ben, kitabın akıcılığından sayfaları büyük bir iştahla okuduğum için bu ipuçlarının hepsine dikkat edemedim.

Yazarın betimlemeleri, beklediğim gibi, oldukça canlı bir portre çiziyordu. Kelimeleri okuduğum anda aklımda kolaylıkla canlandırabilmemin yanı sıra yazarın betimleme için seçtiği sözcükler yerindeydi. Ne çok abartılı bir sözcük dizisiyle karşılaştım ne de zayıf bir betimsel kelimeyle.

İlk kitapta, Ari ve Sebastian'ın ilişkilerinin ani gelişimini gerçekçi bulmadığımdan bahsetmiştim. Güzel Şeytan'da aralarındaki ilişkiyi gayet doğal buldum. İlişkileri değişen durumlara göre normal sayılabilecek bir yönde şekilleniyor. Yazarın, bu ikili arasındaki ilişkiyi kurgularken sahip oldukları yetenekleri göz önünde bulundurması, mantık hatalarını önlüyor. Spoiler sayılır diye örnek vermek istemiyorum ama bunu başka şekilde anlatamayacağım sanırım :D Ayrıca vereceğim örnek Güzel Şeytan'la değil de ilk kitapla ilgili spoiler içeriyor. İlk kitabı okuyup Sebastian'ın yeteneğini bilenler, ilk kitabın sonunda patlak veren olaylardan sonra Ari'nin neden Sebastian-dahil-herkes-benim-ucube-olduğumu-düşünüyordur havalarına girip kendisini Sebastian'dan uzaklaştır(a)madığını anlayacaklardır. Yazar, buna çok iyi müdahalede bulunmuş; Ari ve Sebastian'ın ilişkisinin saçmalamasına izin vermemiş. Çok ayrıntılı bir örnek oldu ama böyle ince detaylar hoşuma gidiyor ve bahsetmeden geçemiyorum :)

Dex, yine kitabın orijinal kapağını kullanmış. Serinin ilk kitabında da orijinal kapak kullanılmasına rağmen, o kapak yüzünden kitabı okumayı geciktirmiştim. Güzel Şeytan'ın orijinal kapağı ise hem kitabı yansıtıyor hem de göze hitap ediyor.

Güzel Şeytan, serinin ikinci kitabı olmasına rağmen gerek kurgu gerekse karakterler bakımından oldukça güçlü bir kitaptı. Aksiyon dolu kurgusu ve akıcı anlatımıyla severek okuduğum kitapların arasındaki yerini aldı. Kitabın her yönüyle serinin ilk kitabından daha başarılı olduğunu düşünüyorum.



Evdeki ahşaplar rutubetten, nemli iklimden ötürü çürüyordu. Pahalı duvar kağıtları tümden soyulup gitmişti. Kartonpiyerler yer yer çatlamıştı ve bir kapıyı hızla çarpacak olsak, ufalanan parçaları yere düşüyordu. 1331 First Sokağı, bana bir zamanların varlıklı Güneyli ailelerin süslü püslü kızlarını çağrıştırıyordu; meteliğe kurşun atar halde olsa da bunu itiraf etmeye yanaşmayan bir hali vardı.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , , , ,

Konuşan Kitaplar #19 Blog Tur | Yıkılan Krallıklar - Morgan Rhodes | Kitap Yorumu


Yıkılan Krallıklar'ı incelediğimiz turumuzun 4. gününden herkese merhaba! Turumuz son hızla, kaldığı yerden devam ediyor. Yorum Cadısı olarak ben, bugün kitap yorumumu paylaşıyorum. Daha önce kitaptan çeşitli alıntılar paylaşmıştım, göz atmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Bugünün tur programını yazının devamında bulabilirsiniz. Ayrıca, çekilişle 3 kişiye Yıkılan Krallıklar'ı hediye ediyoruz, katılmayı unutmayın ;)

Şimdiden keyifli okumalar ve bol şans ^_^

Mythica'yı Tanıyalım - Anime ve Kitap Sever
Hangi Karaktersin Testi - Maria Puder Ölmedi
Kitap Yorumu - Maria Puder Ölmedi
Kitap Yorumu - Yorum Cadısı

Tür: Aşk, Epik Fantezi, Fantastik, Genç-Yetişkin, Macera
Goodreads Puanı: 3,82 (3.837 oy)
Orijinal Adı: Falling Kingdoms
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Taylan Taftaf
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 424
Prenses: Lüks bir dünyada şımartılarak büyütülmüş Cleo, uzun zaman önce yeryüzünden silinip gittiği düşünülen büyünün peşinde, zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmak zorunda.

Asi: Haksızlıklar yüzünden öfkeden deliye dönen Jonas, ülkesinin sefalet içinde kalmasına neden olan baskıya karşı ayaklanıyor ve hiç tahmin etmediği bir görev üstleniyor.

Büyücü: Kraliyet ailesinin bir ferdi olan Lucia, geçmişi hakkındaki gerçeği ve sahip olacağı kehanet edilen doğaüstü gücünü keşfediyor.

Veliaht: Şiddetle büyüyen ve fetih için eğitilen, kralın ilk çocuğu Magnus, yüreğin kılıçtan daha keskin olabileceğini anlıyor.

Mitika'nın üç krallığında da büyü uzun zaman önce unutulmuştu. Şimdi, barışın hüküm sürdüğü yılların ardından, ölümcül bir huzursuzluk içten içe, bir hastalık gibi yayılıyor.

Her bir krallığın lideri güç için savaş baltasını çıkardı, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Krallıklar yıkılacak. Peki ama her şey yıkıldıktan sonra kim zaferle ayakta kalacak?


Morgan Rhodes'un fantastik dünyası Mitika'da yıllardır süren barış, Mitika'nın üç krallığının da yer alacağı bir savaş tarafından bozuluyor. Kıtanın en güneyinde yer alan Auranos, bu üç krallıktan en refah içinde olanı. Sıcak bir iklime sahip olan bu krallığın sayısız hayvana ev sahipliği yapan ormanları, nehirleri ve gölleri oldukça bereketli. Kralın, halkı din konusunda serbest bırakmasıyla halk kendini eğlenceye ve sefaya vermiş durumda. Eğlencelerinde özellikle Paelsia'da üretilen şaraplar büyük yer tutuyor. Paelsia, kıtanın ortasında yer alan fakir bir krallık. Yıllar önce Auranos'la aralarında yapılan bir antlaşmayla gittikçe fakirleşen ve geçimini sağlamak için şarap üretimine ağırlık vermek zorunda kalan bir halkı var. Krallığın arazileri genel olarak çorak olsa da Paelsia, halk tarafından büyülü olduğu iddia edilen üzüm tarlalarıyla meşhur. Halkın kutsallaştırdığı Paelsia kralı ise Paelsialılar gibi sefalet içinde yaşamıyor. Zenginliği Auranos kralıyla yarışan Paelsia kralı, halkı tarafından büyücü olduğuna inanılan biri. Bu yüzden de kral, halk arasına fazla karışmıyor; hatta halkın çok az bir kesimi kralı bizzat görmüş. Limeros'ta ise kral ve halkı arasında böylesine derin bir uçurum yok. Yılın neredeyse tamamı buzlar altında kalan, soğuk bir krallık, Limeros. Kralı da Limeros'ta hüküm süren iklim gibi, soğuk. Limeros kralı, dini gerekliliklerini yerine getirmeyen kişileri halkın geri kalanına örnek teşkil etmesi için acımasızca cezalandıran ve halkın kendilerini tamamen dine vermesi için krallığında lüksü ve eğlenceyi yasaklayan biri.

Kitaptaki olaylar, birbirinden böylesine farklı bu üç krallıkta yaşayan, farklı hayalleri ve amaçları olan karakterlerin gözünden anlatılıyor. Ana karakterlerden Cleo, Auranos prensesi olan güzel bir genç kız. İstediği her şeyi elde etmeye alıştığı için başkalarının sözünü pek dinlemiyor ve kendini tehlikeli bir maceranın içinde buluveriyor. Bir diğer ana karakter Jonas, Paelsialı bir şarap üreticisinin oğlu. Ağabeyinin öldürülmesiyle içi intikam hırsıyla doluyor ve bunun için evini, ülkesini terk ediyor. Diğer ana karakterler ise Limeros kralının çocukları Magnus ve Lucia. Magnus, babası gibi acımasız gözükse de aslında anlayışlı ve merhametli biri. Onun bu gerçek yüzünü gören tek insan, fazlasıyla düşkün olduğu kız kardeşi Lucia. Fakat Magnus'un kimsenin bilmesini istemediği bir sırrı var ve bu sır ortaya çıkarsa kız kardeşinin kendisinden uzaklaşacağına emin. Lucia ise gerçekte kim olduğunu öğreniyor ve bu, tüm Mitika'yı etkileyecek kadar büyük bir sır.


Karakterler birbirinden bağımsız gibi görünse de aslında birbirlerine oldukça bağlılar. Aralarındaki bağlantıların ve gelişmelerin meydana geliş şekli kurgunun incelikle planlandığını gösteriyor. Fakat kurgunun alt yapısı, işlenen kurgu kadar başarılı değil. Kitaptaki olayların geçtiği bu fantastik dünya hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterdim ben. Öncelikle, kitapta bir haritanın olmaması sebebiyle yazarın kurguladığı dünyayı kafamda canlandırmakta zorlandım. Mitika'daki krallıklar hakkında bildiklerim, krallıkların bazı coğrafi özellikleri ve hangi krallığın hangisiyle komşu olduğuyla sınırlıydı. Belli başlı özellikleri dışında Mitika hakkında aydınlatıcı bilgiler yoktu kitapta. Bu yüzden, kitabı okurken yazarın kurguladığı dünyayla ilgili çok fazla soru vardı aklımda. Ama bunu kafaya takmıyorum, neticede Yıkılan Krallıklar bir serinin ilk kitabı. Yazarın kurguladığı dünya hakkında daha bir çok bilgiyi, serinin devam kitaplarında bulacağıma inanıyorum, umarım yanılmıyorumdur :)

Kitabın başında, belli başlı karakterin hangi krallığa ait olduğunu gösteren, kısa açıklamalı bir bölüm vardı. Bu kısım, kitabın ilk sayfalarındaki karakter karmaşasını büyük ölçüde azaltıyor. Kitabı okurken sıklıkla bu kısmı açıp inceledim. Keşke harita da olsaydı kitapta, en azından krallıkların bulunduğu kıtayı aklımda canlandırma açısından yardımı dokunurdu.

Kitaptaki olayların farklı bakış açılarıyla ele alınması, yazarın kurguya ne derece hakim olduğunu gösteren özelliklerden biri ve Morgan Rhodes'un kurguya fazlasıyla hakim olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim ;) Yazar, sürpriz ve merak unsurlarını da ustaca kullanmış. Morgan Rhodes -George R. R. Martin kadar olmasa da- karakter öldürme konusunda acımasız, okurlarını şaşırtma konusunda ise becerikli bir yazar. Kitapta her şey harika gidiyor derken birden bire bir olay gerçekleşiyor ve şaşkınlıktan kitabı okuyamayacak bir durumda buluyorsunuz kendinizi. Yazar, bu kısımlarda olayları öyle bir kurguluyor ki bölümün nasıl biteceğini kestiremiyorsunuz. Bu gibi durumlarda kitabı birkaç dakikalığına kapatıp derin bir nefes almak ve bunun yalnızca bir kitap olduğunu defalarca tekrarlamak işe yarayabilir :D

Kitabın dili akıcı ve sade; kurgusu ise sürükleyici ve sürprizlerle doluydu. Karakterlerin betimlemeleri yeterliydi fakat kurgulanan dünya hakkında biraz daha bilgi verilseydi kitap tadından yenmezdi. Bu eksikliğine rağmen Yıkılan Krallıklar, benden tam puan aldı.


post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , ,

Konuşan Kitaplar #19 Blog Tur | Yıkılan Krallıklar - Morgan Rhodes | Alıntılar


Konuşan Kitaplar'ın 19. turunun 3. gününden herkese merhaba! Bu turda, gerek kapağı gerekse konusuyla birçok okurun ilgisini çeken bir kitabı, Yıkılan Krallıklar'ı inceliyoruz. Turun bugünkü programını yazının devamında bulabilirsiniz. Yıkılan Krallıklar'ı hediye ettiğimiz çekilişe katılmayı unutmayın ;)

Alıntılar - Yorum Cadısı
Ana Karakterleri Tanıyalım - Kördüğüm Hayaller
Kitap Yorumu - Kitap Aşığı
Kitap Yorumu - Kitapların Tatlı Cadısı

Kitap yorumlarına ek olarak çeşitli etkinliklerin de yer alacağı turumuzun programı oldukça yoğun. Bu yüzden lafı daha fazla uzatmıyorum ve sizleri alıntılarla baş başa bırakıyorum :)

Bütün günlerini, bütün rüyalarını... bütün sırlarını paylaşmışlardı. Ama belli ki, bütün sırlarını değil. Bu, Jana'nın önceden sezebileceği türden bir şey değildi. "Neden bana ihanet ediyorsun?" demeyi başardı zorlukla. "Sen benim kardeşimsin." Sabina, halen burnundan süzülmekte olan kanı sildi. "Aşk için."



 "Bir şey istiyorsan," derdi Tomas her zaman. "Onu kendin alman gerekir. Çünkü kimse onu sana öylece vermez. Bunu sakın unutma, kardeşim."


Bugüne dek hiçbir muhafız Cleo'ya böylesine cesur bir ifadeyle bakmamıştı. Aslında, kimse buna cüret edememişti. Öfkeli, hırçın, dost canlısı olmaktan çok uzak... ama başka bir şey daha vardı. Cleo bütün dünyadaki tek kızmış ve artık, kendisinin bir parçası ona aitmiş gibi.


"Yalnızca içgüdülerimle hareket ettim. Daha önce sayısız kereler avlanmışımdır ama bu çok değişikti. Bir başkasının canını almak... hayatımda kendimi hiç bu kadar güçlü hissetmemiştim."


"Prenses Emilia, başka birini sevdiği için nişanını bozmayı başardı." "Yani ben de bir başkasına mı âşık olmalıyım?" Theon buna hemen cevap vermedi. Cleo, delikanlının kendisini dikkatle incelediğini fark etmişti. "Belki de olmalısınız," dedi en sonunda.


Prensesi bulamazsa, kral canını alırdı. Ve Cleo'nun başına bir şey gelecek olursa...Theon kendisi ölmek isterdi zaten. Gözlerindeki ışıltının kaybolduğunu, gamsız kahkahalarının yerini sessizliğin aldığını düşünmek... vücudundan bir anda soğuk ter boşalmıştı. Alnını koridorun mermer duvarına dayamak zorunda kaldı. Ona âşık oluyorum.


"Sonsuz gençlik, güzellik ve büyüden daha fazlasına mı?" diye sordu Cleo. "Geriye istenebilecek ne kalıyor ki?" "Güç. Bazıları için en önemli şey güçtür. Dünyanın bugüne dek tanıklık ettiği en büyük şeytanlıkların ardındaki neden, güce yönelik arayıştır."


"Nefret, çok güçlü bir duygudur. Kayıtsızlıktan çok daha güçlü. Ama nefretle yananlar, aynı yoğunlukta sevebilir de."


"Her şey kaybedilmiş gibi görünürken bile, büyü kalbinde saflık olanları bulur. Ve aşk, büyülerin en güçlüsüdür."


Magnus, yaptığı şey yüzünden utanç duymak istemiyordu. Lucia'ya duyduğu aşka gerçekten kendini teslim etmişti ve bunun rezil gibi görünmesini kabul etmeyecekti. Ortada rezil değil, saf bir şey vardı. Bütün dünyadaki en saf şey.


Sevgi, öfkeden güçlüdür. Sevgi, nefretten güçlüdür. Her şeyden güçlüdür.


"Aile dünyadaki en önemli şeydir," dedi kraliçe, sertçe. "Her şey çöktüğünde, geriye kalan ailedir."


Yakın zamanda o kadar çok kayıp yaşamıştı ki, bir parçası göğsünden sökülüp çıkarılmış gibi hissediyordu. Geride kanlı bir oyuk kalmıştı.


Kafasının içinde ablasının sesini yeniden duymaya başlamıştı. Bir kez daha, kendisine güçlü olması gerektiğini söylüyordu. Ama her şeyi ellerinden alındıktan sonra, nasıl güçlü olabilirdi?


"Kristaller olmadan, Mabet çöküp gitmeye mahkum. Bunun olduğunu, bu topraklarda gördüm. Her şey birbirine bağlı. Her şey sandığımdan çok daha fazla birbirine bağlı kardeşim." Kadın bir kahkaha atsa da, sesinde keyiften eser yoktu. "Belki de en iyisi budur. Bir fani olarak öleceksem, ne kadar uzun yaşamış ya da kendilerini ne kadar önemli sanıyor olurlarsa olsunlar, neden herkesin kaderi aynı olmasın ki? Her şey en nihayetinde sona ermek zorunda."


Her halükârda, savaş henüz bitmemişti. Bitmeye yakın bile değildi. Aksine, daha yeni başlamıştı. Ve, Cleo güçlü olacaktı. Tıpkı babasının ve Emilia'nın dediği gibi. Güçlü olacaktı. Hakkı olan tahtını geri alacaktı. Kraliçe olacaktı.


a Rafflecopter giveaway

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , ,

Konuşan Kitaplar #19 Blog Tur | Yıkılan Krallıklar - Morgan Rhodes


Konuşan Kitaplar'ın 19. turundan herkese merhaba :) Bu turda, daha önce kapağını ve arka kapak yazısını tanıttığımız Yıkılan Krallıklar'ı inceliyoruz. Kitabın kapak görseline ve arka kapak yazısına göz atmak isteyenleri buraya alayım ;)

Yorumdan ön okumaya, alıntılardan röportaja kadar birçok etkinliği bulacağınız turumuz tam bir hafta sürecek ve biz, Konuşan Kitaplar ekibi olarak tam kadro bu turdayız ^_^ Turun bugünkü programını yazının devamında bulabilirsiniz. Herkese keyifli turlar!

Kitap ve Yazar Tanıtımı - Kitapların Tatlı Cadısı
Fantastik Edebiyat Nedir, Neler Okunmalı - Tuğçe'nin Kitaplığı
Morgan Rhodes / Michelle Rowan Kitapları - SaklamaKabı
Kitap Çekilişi - Kitap Aşığı

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , ,

Tanıtım: Morgan Rhodes - Yıkılan Krallıklar (Falling Kingdoms, #1)


Goodreads Puanı: 3,82 (3.650 oy)
Orijinal Adı: Falling Kingdoms
Yayınevi: Dex Yayınları
Prenses: Lüks bir dünyada şımartılarak büyütülmüş Cleo, uzun zaman önce yeryüzünden silinip gittiği düşünülen büyünün peşinde, zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmak zorunda.

Asi: Haksızlıklar yüzünden öfkeden deliye dönen Jonas, ülkesinin sefalet içinde kalmasına neden olan baskıya karşı ayaklanıyor ve hiç tahmin etmediği bir görev üstleniyor.

Büyücü: Kraliyet ailesinin bir ferdi olan Lucia, geçmişi hakkındaki gerçeği ve sahip olacağı kehanet edilen doğaüstü gücünü keşfediyor.

Veliaht: Şiddetle büyüyen ve fetih için eğitilen, kralın ilk çocuğu Magnus, yüreğin kılıçtan daha keskin olabileceğini anlıyor.

Mitika’nın üç krallığında da büyü uzun zaman önce unutulmuştu. Şimdi, barışın hüküm sürdüğü yılların ardından, ölümcül bir huzursuzluk içten içe, bir hastalık gibi yayılıyor. Her bir krallığın lideri güç için savaş baltasını çıkardı, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Krallıklar yıkılacak. Peki ama her şey yıkıldıktan sonra kim zaferle ayakta kalacak?
Konuşan Kitaplar olarak yakında Dex etiketiyle raflardaki yerini alacak olan bir kitabı, Yıkılan Krallıklar'ı inceleyeceğiz. Şimdilik kitabın kapağını, tanıtım yazısını ve yazar tanıtımını paylaşıyoruz. Yorumlar ve daha fazlası için takipte kalın! ;)


Yazar Hakkında: Morgan Rhodes Ontario, Kanada'da yaşamaktadır.  Çocukluğundan beri prensleri ve iki krallığı ateş soluyan ejderhalardan ve kara büyücülerden kurtaran kılıçlı bir prenses olmak istemiştir. Onun yerine yazar olmuştur, bu da prenseslik kadar iyi fakat daha az tehlikelidir. Yazmak dışında fotoğraf çekmekten, gezmekten ve reality şovlarından hoşlanır. Ayrıca her türlü kitabı son derece seçici olsa da istekli bir şekilde okur. Başka bir isim imzasıyla bir sürü romanın uluslararası çok satan yazarı olmuştur. Yıkılan Krallıklar yazdığı ilk high fantasy'dir.


post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Devin O'Branagan - Cadı Avı (Witch Hunt, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Fantastik, Paranormal
Goodreads Puanı: 4.19 (112 oy)
Orijinal Adı: Witch Hunt
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Taylan Taftaf
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 388
Leigh, bir Hawthorne olan Craig ile evlendiğinde bu ailenin büyük bir sırrı olduğunu biliyordu; ancak kocasına güvendi ve hiç soru sormadı. Oğlu hayaller görmeye, kızı da tuhaf beceriler geliştirmeye başladığında bile.

Leigh'in kayınpederi ile kayınbiraderi trajik bir şekilde hayatlarını kaybedince tüm aile kendilerini Hawthorne malikanesinde… ve korkunç bir cadı avının ortasında bulur.

Hawthorne ailesinin tüm geçmişiyle yüzleşince Leigh'in tüm dünyası başına yıkılır. Üstelik şimdi, çıldırmış bir vaiz ve onun başlattığı cadı avı sebebiyle herkesin hayatı tehlikededir.

Aksiyon, aşk, büyü ve tarihle yoğurulmuş bu hikaye ile Devin O'Branagan, okuru zamanda yolculuğa çıkarıyor ve ünlü Salem cadı davalarına kadar götürüyor. Cadı Avı, her şeyin sonu gelmiş gibi görünen en zor zamanlarda bile bir çıkış yolunun mutlaka olması gerektiğini hatırlatıyor.
Fuardan aldığım Cadı Avı, Dex Şöleni kapsamında incelediğim son kitaptı. Kitaba büyük bir heyecanla başlamıştım. Bunun en büyük nedeni ise sanırım kitap hakkında olumlu-olumsuz neredeyse hiç yorum bulamamamdı. Ben de kitabın Goodreads puanını dikkate alarak kitabı okumaya başladım; fakat kitap, beklentilerimi karşılayamadı.

Cadı Avı'nın GR'deki bilgilerine bakarak kitabın bir genç-yetişkin romanı olacağını sanmıştım. Kitap, bütün bölümleriyle ele alındığında bir yetişkin romanı olduğu anlaşılıyor. Öyle +18'lik olaylar geçtiğinden de değil, sadece... Genç-yetişkin deyince ben, ana karakterin yirmisini geçmediğini ve kendi gençlik problemleriyle -ki bu kitapta cadı olması bunun yerini alıyor- uğraşacağını sanmıştım. Fakat tamamıyla farklı bir türle karşılaştım ve bu da beni çok şaşırttı.

Kitapta birçok karakter mevcut. Bu karakterler bir yerden sonra fazla gelmeye başlıyor ve okuyucunun kafasını karıştırıyor. Kitabın başında bir aile soy ağacı bulunması bu karışıklığı biraz olsun çözse de kitaba soy ağacında yer almayan başka karakterler de eklenince ortaya minik bir karakter karmaşası çıkıyor. Fakat kitabı okuma hızınız, bu karmaşayı azaltabilir. Kitabı bir oturuşta okumak yerine zamana yayarak okursanız, karakterler konusunda benim gibi kafanız çok karışmayacaktır. Ama bu zamanı da iyi ayarlamak gerekir zira araya fazla zaman girerse bu sefer de karakterleri ve olayları unutma/birbirine karıştırma riski doğar.

Kurgudaki detaylar ve kurgunun incelikle planlanması, kitabın okunmasındaki en büyük etmen. Geçmişte yaşanan olaylar gayet ayrıntılı ve kitaba ayrı bir hava katıyor; ayrıca, şimdiki zamanda meydana gelen olaylarla arasında kurulan bağlantılar da güçlü. Fakat geçmişte yaşanmış olaylar sık sık araya girmeseydi daha iyi olabilirdi.

Cadı Avı, özgün ve ayrıntılı bir kurguya sahip olsa da beklentilerimin altında bir kitaptı. Özel olarak cadılar ve cadı avları gibi konularla ilgilenmiyorsanız beklentinizi düşük tutun derim. Kitaba da bir yetişkin romanı gözüyle bakarsanız kitabı, benim sevdiğimden daha çok severek okuyabilirsiniz.



"Bu faciaların en büyüğünün başlangıcı," dedi Adrian, olgun ve bilge bir sesle. "Bugüne dek gerçekleşmiş bütün savaşlardan çok daha fazla insan ölecek. Korku, hurafe, açgözlülük ve nefret insanoğlunu esir alacak ve insan ruhunun en karanlık gecesi boğucu, leş gibi kokan bir örtü gibi üzerimize kapanacak. Hepimiz bundan nasibimizi alacağız."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: N. K. Jemisin - Yüz Bin Krallık (The Inheritance Trilogy, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Epik Fantezi, Fantastik
Goodreads Puanı: 3.78 (9,792 oy)
Orijinal Adı: The Hundred Thousand Kingdoms
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Kader Çekerek
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 388
Tanrılar ve faniler, güç ve aşk, ölüm ve intikam.

Yeine, Kuzey Tepeleri'ndeki vahşi Darr halkının reisi. Annesi, hanedanın merkezi Göksaray'a çağırıldıktan sonra gizemli bir şekilde öldü. Yeine'in matemi sürerken tüm evreni yöneten büyükbabası Kral Dekarta, Yeine'i vârisi ilan etti. Ama Yüz Bin Krallık'ın hükümdarı olabilmek hiç de kolay değil. Yeine kendini Tanrılar ve büyülerle dolu zorlu bir mücadelenin içinde buldu.

Yeine'in tek istediği annesini kimin öldürdüğünü bulmak ve intikamını almak. Bunun için de Göksel Üçlü'nün neden savaştığını çözmesi gerekiyor. Karanlık Tanrı Nahadoth, Aydınlık Tanrı Itempas ve Alacakaranlık Tanrısı Enefa ona bu savaşta hem yardımcı hem de rakip olacak, Yeine Tanrılara bile güvenmemeyi öğrenecek ve aşk, onu hiç beklemediği bir anda kıskıvrak yakalayacak.

Fantastik edebiyata yepyeni bir soluk getiren Miras Üçlemesi'nin ilk kitabı Yüz Bin Krallık; N.K. Jemisin'e, 2011 Locus ve 2010 Romantic Times ödüllerini; Hugo ve Nebula adaylıklarını kazandırmış şaşırtıcı bir ilk roman.

"Eğer cinayet, ihanet ve sırlarla dolu, çözülmesi zor hikâyeleri seviyorsanız, bu romanı kaçırmayın."
New York Times

"Sizi hayrete düşürecek eğlenceli, ürkütücü, sürükleyici olaylar ve sürpriz sonlar..."
Publishers Weekly
Miras Üçlemesi'nin ilk kitabı Yüz Bin Krallık, konusundan çok büyüleyici kapağıyla ilgimi çekmişti. Kitap, bazı yönleriyle beni şaşırtsa da genel olarak kapak görselini ve arka kapak yazısını yansıtır nitelikte.

Neden bilmiyorum ama ben, kapaktaki yüzün bir erkek karaktere ait olduğunu düşünmüştüm. Yine aynı şekilde, ana karakter Yeine'i de erkek olarak kabul etmiştim. Yanıldığımı anlamam fazla uzun sürmedi, anladığım zaman ise gerçekten çok şaşırdım ve bu şaşkınlığı kitap boyunca üzerimden atamadım.

Kurgu ve yazarın yarattığı dünya oldukça etkileyici; her bir detay, kurgulanan dünya üzerinde uzun süre düşünüldüğünü gösteriyor. Fakat kitabın başlarında bu durum biraz boğucu gelebiliyor. Kitabın ilk sayfalarında yazarın kurguladığı dünyayı anlamaya çalışırken dikkatimi kitaba veremedim, bu yüzden başlarda kafam biraz karıştı. Ama okudukça taşlar yerine oturuyor. Kitabın sonunda bulunan, bazı terimlerin açıklandığı kısım da buna yardımcı olabilir. Kitabı elime ilk aldığımda şöyle bir karıştırmadığım için açıklamalar kısmını kitabı bitirince fark ettim. Bunu daha önce fark etseydim ve kitap boyunca bu bölümü kullansaydım, kitap benim için daha anlaşılır olabilirdi.

Kitap, yazarın kurguladığı dünyaya çok fazla takılmazsanız oldukça akıcı ilerliyor. Siz de karakterlerle birlikte heyecanlanıyor, seviniyor, hüzünleniyorsunuz. Yazarın, karakterlerin duygularını okuyucuya yansıtması başarılı. En çok etkilendiklerimden biri, Sieh'in Yeine'e karşı hissettikleriydi. Bu duygular öyle çocuksu, saf ve masum ki, hayran kalmamak elde değil.

Yazarın kullandığı anlatım tarzı özgün ve sıradışı. Son 50 sayfaya kadar Yeine'in olayları, neden böyle kendi kendine konuşur gibi anlattığını anlayamamıştım. Ama anladıktan sonra yazarın, bu ince düşünülmüş yazım tarzını takdir ettim.

Kitabın yurt dışı kapağı hayranlık uyandırıcı olsa da fazla karanlık buldum ben. Dex'in hazırladığı kapağı daha çok sevdim.

Yüz Bin Krallık beni biraz şaşırtsa da beklentilerimi karşılayan bir kitap oldu. Epik fantezi türünün en iyi örneklerinden biri olan bu kitabın ilk sayfaları biraz karışık gelebilir, fakat okudukça bu yeni dünyayı benimsiyorsunuz. Öyle ki kitabı bitirdiğinizde bu dünyanın içinden çıkmak istemeyebilirsiniz.



"Sana öyle ihtiyacım var ki," diye fısıldadı. "Benliğimin o kısmını paylaşmayalı o kadar çok oldu ki Yeine. Açlık içindeyim, hep açlık. Bununla kendimi tüketiyorum. Ama Itempas bana ihanet etti, sen de Enefa değilsin ve ben... ben... korkuyorum."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , ,

Tanıtım: Tahereh Mafi - Beni Bırakma (Shatter Me, #2)


Goodreads Puanı: 4.36 (11,412 oy)
Orijinal Adı: Unravel Me
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Deniz Başkaya
Liste Fiyatı: t 22,00
Sayfa Sayısı: 424
Tik tak tik tak
Savaş.
Başlamak.
Üzere.

Juliette, sonunda Omega Noktası'na ulaştı. Onu seven ve özel yetenekleri olan insanların yasadığı, yeraltı direnişinin merkezine.

Yeniden Kuruluş'tan ve silah olarak kullanılmanın verdiği acıdan kaçmayı başarmıştı. Artık Adam'ı sevmekte özgürdü. Ama ölümcül dokunuştan asla kurtulamayacaktı; düşündüğünden de çok onu isteyen Warner'dan da.

Bana Dokunma ile başlayan nefes kesici serinin bu bölümünde, Juliette yaşamını değiştirecek kararı vermek zorunda. Asıl istediği ile olması gereken arasında bir seçim yapmalı ve sonucun tüm yaşamını değiştireceğini unutmamalı.

Kalbi ve Adam'ın yaşamı arasında korkunç bir seçim Juliette'i bekliyor.

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , ,

Yorum: Maria V. Snyder - Zehir Ustası (Study, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Fantastik, Genç-Yetişkin, Macera
Goodreads Puanı: 4.20 (48,207 oy)
Orijinal Adı: Poison Study
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Deniz Başkaya
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 378
Hızlı bir ölüm mü isterdin, yoksa yavaş yavaş öldüren bir zehir mi içerdin?

Yelena idam edilmek üzereyken sıradışı bir teklif alır: Ixia'nın yeni komutanı Ambrose'un çeşnicisi olmayı kabul ederse, hapisten kurtulup sarayda yaşayacak ve en güzel yemekleri yiyecektir. Ama komutanın başmuhafızı Valek, Yelena'ya kaçmaması için Kelebek Tozu adında bir zehir içirir. Böylece Yelena, Valek'ten her gün panzehir almak zorunda kalacak aksi takdirde ölecektir.

Yelena zehir konusunda eğitimler alır ve giderek uzmanlaşır; sarayda dostlar edinmeye bile başlamştır. Fakat bu kez de yetimhanedeki korkunç geçmişi Yelena'nın peşini bırakmaz. Çok geçmeden, yeni askeri yönetime istan eden suikastçılar ve görüldüğü yerde vurulması emredilen büyücüler de, Yelena'nın düşmanları arasına katılır.

Zehir Ustası, Maria Snyder'ın sürükleyici, özgün ve ayrıntılarıyla büyüleyen fantastik üçlemesinin ilk kitabı.

"Her gün ölümün kıyısında yaşayan bir kadına ilgi çekici bir bakış. Yazarın öykü anlatma yeteneği kariyerinin fantastik roman janrına büyük katkılar sağlayacağının göstergesi."
Library Journal

"Okuduktan sonra okuyucularına hayal kurduran ender kitaplardan biri."
Publishers Weekly
Dex Şöleni kapsamında okuduğum bir diğer kitap. Fuardan aldığım Dex'leri yavaş yavaş bitiriyorum, Zehir Ustası da bunlardan biri. Kitap fuarında indirimde olduğunu görünce çok sevinmiştim zira kitabı çıktığı andan itibaren okumak istiyordum. Gerek kapağı gerekse kurgusuyla bayılarak okuyacağım bir kitap olacağının sinyallerini veriyordu zaten, beklentilerimi fazlasıyla karşılayan bir kitap oldu :)

Kitaptaki heyecan daha ilk sayfalarda kendini gösteriyor. Heyecandan kastım, öyle vurdulu kırdılı eylemler değil; daha çok, karakterlerin kendilerini sürekli diken üstünde hissetmesi ve tetikte bulunması... Yazar, Valek'in paranoyaklık derecesindeki davranışlarını ve Yelena'nın ürkekliğini üstünden atıp kendine güvenen birine dönüşmesini çok iyi kaleme almış. Yelena'nın geçirdiği değişim, olayları da etkiliyor; olay örgüsü geliştikçe kitaptaki heyecan yerini aksiyona bırakıyor. Ölüm karakterlerin -özellikle Yelena'nın- karşısına her an her yerden çıkabilir. İşte, kitabın büyüsü de burada! O heyecanı ve gerilimi karakterlerle birlikte siz de hissediyorsunuz.

Fakat kitabın başından sonuna, değişmeyen tek bir şeyi var: sürükleyiciliği. Kitap sizi ilk bölümden etkisi altına alıyor ve siz kitabı bitirene kadar bundan kurtulamıyorsunuz, kurtulmak da istemiyorsunuz.

Yazarın karakterlerin kişiliklerini oluşturması kadar kelime seçimleri, ayrıntılı anlatımı ve betimlemeleri de başarılı. Yelena'nın kaldığı hapishane hücresi başta olmak üzere yazar birçok yeri, karakteri ve durumu detaylıca yazmış. Bu ayrıntılar okuyucuyu sıkmak yerine okuyucunun kitabı daha iyi anlamasını sağlıyor.

Dex'in hazırlamış olduğu Zehir Ustası kapağını, kitabın yurt dışı kapağından daha çok beğendim. Zaten kitap, ilk önce kapağıyla ilgimi çekmişti.

Kitapta beğenmediğim tek kısım sonuydu. Her şeyin tatlıya bağlandığı bu mutlu son fazlasıyla sönüktü, kitabın sonu biraz aceleye getirilmiş gibi geldi bana. O kadar şey yaşandıktan sonra en azından birkaç önemli kayıp verilebilirdi. Yelena'nın büyü gücünün ikinci kitapta açıklanarak kitapların bu şekilde birbirine bağlanacağını düşünüyorum. Yine de, bu kısmın kitabın sonunda aydınlığa kavuşturulacağını düşünmedim değil.

Kapağıyla, kurgusuyla, karakterleriyle, kısacası her şeyiyle harika ötesi bir kitaptı. Zehir Ustası, karakterleriyle birlikte favorilerim arasındaki yerini aldı ;)



"Yelena, beni çileden çıkardığın oldu. Başıma dert açtın ve seni tanıdığımdan bu yana iki kez canını almayı düşündüm." Valek'in kulağımın dibinde hissettiğim sıcak nefesi içimi ürpertiyordu. "Fakat derimin altına girdin ve kanıma karışıp kalbimi ele geçirdin." Tek söyleyebildiğim "Bir insandan değil, zehirden bahsediyormuş gibisin," dedim. İtirafı beni hem şaşırtmış hem de heyecanlandırmıştı. Valek "Kesinlikle," diye yanıt verdi."Beni zehirledin."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku