Dex Şöleni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dex Şöleni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
, , , , , , , , ,

Yorum: Devin O'Branagan - Cadı Avı (Witch Hunt, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Fantastik, Paranormal
Goodreads Puanı: 4.19 (112 oy)
Orijinal Adı: Witch Hunt
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Taylan Taftaf
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 388
Leigh, bir Hawthorne olan Craig ile evlendiğinde bu ailenin büyük bir sırrı olduğunu biliyordu; ancak kocasına güvendi ve hiç soru sormadı. Oğlu hayaller görmeye, kızı da tuhaf beceriler geliştirmeye başladığında bile.

Leigh'in kayınpederi ile kayınbiraderi trajik bir şekilde hayatlarını kaybedince tüm aile kendilerini Hawthorne malikanesinde… ve korkunç bir cadı avının ortasında bulur.

Hawthorne ailesinin tüm geçmişiyle yüzleşince Leigh'in tüm dünyası başına yıkılır. Üstelik şimdi, çıldırmış bir vaiz ve onun başlattığı cadı avı sebebiyle herkesin hayatı tehlikededir.

Aksiyon, aşk, büyü ve tarihle yoğurulmuş bu hikaye ile Devin O'Branagan, okuru zamanda yolculuğa çıkarıyor ve ünlü Salem cadı davalarına kadar götürüyor. Cadı Avı, her şeyin sonu gelmiş gibi görünen en zor zamanlarda bile bir çıkış yolunun mutlaka olması gerektiğini hatırlatıyor.
Fuardan aldığım Cadı Avı, Dex Şöleni kapsamında incelediğim son kitaptı. Kitaba büyük bir heyecanla başlamıştım. Bunun en büyük nedeni ise sanırım kitap hakkında olumlu-olumsuz neredeyse hiç yorum bulamamamdı. Ben de kitabın Goodreads puanını dikkate alarak kitabı okumaya başladım; fakat kitap, beklentilerimi karşılayamadı.

Cadı Avı'nın GR'deki bilgilerine bakarak kitabın bir genç-yetişkin romanı olacağını sanmıştım. Kitap, bütün bölümleriyle ele alındığında bir yetişkin romanı olduğu anlaşılıyor. Öyle +18'lik olaylar geçtiğinden de değil, sadece... Genç-yetişkin deyince ben, ana karakterin yirmisini geçmediğini ve kendi gençlik problemleriyle -ki bu kitapta cadı olması bunun yerini alıyor- uğraşacağını sanmıştım. Fakat tamamıyla farklı bir türle karşılaştım ve bu da beni çok şaşırttı.

Kitapta birçok karakter mevcut. Bu karakterler bir yerden sonra fazla gelmeye başlıyor ve okuyucunun kafasını karıştırıyor. Kitabın başında bir aile soy ağacı bulunması bu karışıklığı biraz olsun çözse de kitaba soy ağacında yer almayan başka karakterler de eklenince ortaya minik bir karakter karmaşası çıkıyor. Fakat kitabı okuma hızınız, bu karmaşayı azaltabilir. Kitabı bir oturuşta okumak yerine zamana yayarak okursanız, karakterler konusunda benim gibi kafanız çok karışmayacaktır. Ama bu zamanı da iyi ayarlamak gerekir zira araya fazla zaman girerse bu sefer de karakterleri ve olayları unutma/birbirine karıştırma riski doğar.

Kurgudaki detaylar ve kurgunun incelikle planlanması, kitabın okunmasındaki en büyük etmen. Geçmişte yaşanan olaylar gayet ayrıntılı ve kitaba ayrı bir hava katıyor; ayrıca, şimdiki zamanda meydana gelen olaylarla arasında kurulan bağlantılar da güçlü. Fakat geçmişte yaşanmış olaylar sık sık araya girmeseydi daha iyi olabilirdi.

Cadı Avı, özgün ve ayrıntılı bir kurguya sahip olsa da beklentilerimin altında bir kitaptı. Özel olarak cadılar ve cadı avları gibi konularla ilgilenmiyorsanız beklentinizi düşük tutun derim. Kitaba da bir yetişkin romanı gözüyle bakarsanız kitabı, benim sevdiğimden daha çok severek okuyabilirsiniz.



"Bu faciaların en büyüğünün başlangıcı," dedi Adrian, olgun ve bilge bir sesle. "Bugüne dek gerçekleşmiş bütün savaşlardan çok daha fazla insan ölecek. Korku, hurafe, açgözlülük ve nefret insanoğlunu esir alacak ve insan ruhunun en karanlık gecesi boğucu, leş gibi kokan bir örtü gibi üzerimize kapanacak. Hepimiz bundan nasibimizi alacağız."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , ,

Bu ay ne okuyacağım? (Ağustos/2013)


Birçok bloggerın katıldığı Dex Şöleni, gelen istekler üzerine bu ay da devam ediyor ;) Şölenin Ağustos ayı için geçen aydan kalan Cadı Avı'nı okumaya devam edeceğim. Geçen aydan kalan bir diğer kitap da Cehennem Çiçeği. Pinuccia'nın düzenlediği Yazar Ayları etkinliğinde bu ay Neil Gaiman kitapları okunacağını duyunca etkinliğe katılmak istedim. Yokyer, bu etkinlik kapsamında okuyacağım Neil Gaiman kitabı olacak. Diğer kitaplar, şu yazımda bahsettiğim okuoku alışverişimden. Bunlar da okununca yakın zamanda bir kitap alışverişi yapmayı planlıyorum, listemi hazırlamaya başladım bile ^_^

Ağustos ayında sizler hangi kitabı/kitapları okumayı düşünüyorsunuz?

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: N. K. Jemisin - Yüz Bin Krallık (The Inheritance Trilogy, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Epik Fantezi, Fantastik
Goodreads Puanı: 3.78 (9,792 oy)
Orijinal Adı: The Hundred Thousand Kingdoms
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Kader Çekerek
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 388
Tanrılar ve faniler, güç ve aşk, ölüm ve intikam.

Yeine, Kuzey Tepeleri'ndeki vahşi Darr halkının reisi. Annesi, hanedanın merkezi Göksaray'a çağırıldıktan sonra gizemli bir şekilde öldü. Yeine'in matemi sürerken tüm evreni yöneten büyükbabası Kral Dekarta, Yeine'i vârisi ilan etti. Ama Yüz Bin Krallık'ın hükümdarı olabilmek hiç de kolay değil. Yeine kendini Tanrılar ve büyülerle dolu zorlu bir mücadelenin içinde buldu.

Yeine'in tek istediği annesini kimin öldürdüğünü bulmak ve intikamını almak. Bunun için de Göksel Üçlü'nün neden savaştığını çözmesi gerekiyor. Karanlık Tanrı Nahadoth, Aydınlık Tanrı Itempas ve Alacakaranlık Tanrısı Enefa ona bu savaşta hem yardımcı hem de rakip olacak, Yeine Tanrılara bile güvenmemeyi öğrenecek ve aşk, onu hiç beklemediği bir anda kıskıvrak yakalayacak.

Fantastik edebiyata yepyeni bir soluk getiren Miras Üçlemesi'nin ilk kitabı Yüz Bin Krallık; N.K. Jemisin'e, 2011 Locus ve 2010 Romantic Times ödüllerini; Hugo ve Nebula adaylıklarını kazandırmış şaşırtıcı bir ilk roman.

"Eğer cinayet, ihanet ve sırlarla dolu, çözülmesi zor hikâyeleri seviyorsanız, bu romanı kaçırmayın."
New York Times

"Sizi hayrete düşürecek eğlenceli, ürkütücü, sürükleyici olaylar ve sürpriz sonlar..."
Publishers Weekly
Miras Üçlemesi'nin ilk kitabı Yüz Bin Krallık, konusundan çok büyüleyici kapağıyla ilgimi çekmişti. Kitap, bazı yönleriyle beni şaşırtsa da genel olarak kapak görselini ve arka kapak yazısını yansıtır nitelikte.

Neden bilmiyorum ama ben, kapaktaki yüzün bir erkek karaktere ait olduğunu düşünmüştüm. Yine aynı şekilde, ana karakter Yeine'i de erkek olarak kabul etmiştim. Yanıldığımı anlamam fazla uzun sürmedi, anladığım zaman ise gerçekten çok şaşırdım ve bu şaşkınlığı kitap boyunca üzerimden atamadım.

Kurgu ve yazarın yarattığı dünya oldukça etkileyici; her bir detay, kurgulanan dünya üzerinde uzun süre düşünüldüğünü gösteriyor. Fakat kitabın başlarında bu durum biraz boğucu gelebiliyor. Kitabın ilk sayfalarında yazarın kurguladığı dünyayı anlamaya çalışırken dikkatimi kitaba veremedim, bu yüzden başlarda kafam biraz karıştı. Ama okudukça taşlar yerine oturuyor. Kitabın sonunda bulunan, bazı terimlerin açıklandığı kısım da buna yardımcı olabilir. Kitabı elime ilk aldığımda şöyle bir karıştırmadığım için açıklamalar kısmını kitabı bitirince fark ettim. Bunu daha önce fark etseydim ve kitap boyunca bu bölümü kullansaydım, kitap benim için daha anlaşılır olabilirdi.

Kitap, yazarın kurguladığı dünyaya çok fazla takılmazsanız oldukça akıcı ilerliyor. Siz de karakterlerle birlikte heyecanlanıyor, seviniyor, hüzünleniyorsunuz. Yazarın, karakterlerin duygularını okuyucuya yansıtması başarılı. En çok etkilendiklerimden biri, Sieh'in Yeine'e karşı hissettikleriydi. Bu duygular öyle çocuksu, saf ve masum ki, hayran kalmamak elde değil.

Yazarın kullandığı anlatım tarzı özgün ve sıradışı. Son 50 sayfaya kadar Yeine'in olayları, neden böyle kendi kendine konuşur gibi anlattığını anlayamamıştım. Ama anladıktan sonra yazarın, bu ince düşünülmüş yazım tarzını takdir ettim.

Kitabın yurt dışı kapağı hayranlık uyandırıcı olsa da fazla karanlık buldum ben. Dex'in hazırladığı kapağı daha çok sevdim.

Yüz Bin Krallık beni biraz şaşırtsa da beklentilerimi karşılayan bir kitap oldu. Epik fantezi türünün en iyi örneklerinden biri olan bu kitabın ilk sayfaları biraz karışık gelebilir, fakat okudukça bu yeni dünyayı benimsiyorsunuz. Öyle ki kitabı bitirdiğinizde bu dünyanın içinden çıkmak istemeyebilirsiniz.



"Sana öyle ihtiyacım var ki," diye fısıldadı. "Benliğimin o kısmını paylaşmayalı o kadar çok oldu ki Yeine. Açlık içindeyim, hep açlık. Bununla kendimi tüketiyorum. Ama Itempas bana ihanet etti, sen de Enefa değilsin ve ben... ben... korkuyorum."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , ,

Yorum: Maria V. Snyder - Zehir Ustası (Study, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Fantastik, Genç-Yetişkin, Macera
Goodreads Puanı: 4.20 (48,207 oy)
Orijinal Adı: Poison Study
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Deniz Başkaya
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 378
Hızlı bir ölüm mü isterdin, yoksa yavaş yavaş öldüren bir zehir mi içerdin?

Yelena idam edilmek üzereyken sıradışı bir teklif alır: Ixia'nın yeni komutanı Ambrose'un çeşnicisi olmayı kabul ederse, hapisten kurtulup sarayda yaşayacak ve en güzel yemekleri yiyecektir. Ama komutanın başmuhafızı Valek, Yelena'ya kaçmaması için Kelebek Tozu adında bir zehir içirir. Böylece Yelena, Valek'ten her gün panzehir almak zorunda kalacak aksi takdirde ölecektir.

Yelena zehir konusunda eğitimler alır ve giderek uzmanlaşır; sarayda dostlar edinmeye bile başlamştır. Fakat bu kez de yetimhanedeki korkunç geçmişi Yelena'nın peşini bırakmaz. Çok geçmeden, yeni askeri yönetime istan eden suikastçılar ve görüldüğü yerde vurulması emredilen büyücüler de, Yelena'nın düşmanları arasına katılır.

Zehir Ustası, Maria Snyder'ın sürükleyici, özgün ve ayrıntılarıyla büyüleyen fantastik üçlemesinin ilk kitabı.

"Her gün ölümün kıyısında yaşayan bir kadına ilgi çekici bir bakış. Yazarın öykü anlatma yeteneği kariyerinin fantastik roman janrına büyük katkılar sağlayacağının göstergesi."
Library Journal

"Okuduktan sonra okuyucularına hayal kurduran ender kitaplardan biri."
Publishers Weekly
Dex Şöleni kapsamında okuduğum bir diğer kitap. Fuardan aldığım Dex'leri yavaş yavaş bitiriyorum, Zehir Ustası da bunlardan biri. Kitap fuarında indirimde olduğunu görünce çok sevinmiştim zira kitabı çıktığı andan itibaren okumak istiyordum. Gerek kapağı gerekse kurgusuyla bayılarak okuyacağım bir kitap olacağının sinyallerini veriyordu zaten, beklentilerimi fazlasıyla karşılayan bir kitap oldu :)

Kitaptaki heyecan daha ilk sayfalarda kendini gösteriyor. Heyecandan kastım, öyle vurdulu kırdılı eylemler değil; daha çok, karakterlerin kendilerini sürekli diken üstünde hissetmesi ve tetikte bulunması... Yazar, Valek'in paranoyaklık derecesindeki davranışlarını ve Yelena'nın ürkekliğini üstünden atıp kendine güvenen birine dönüşmesini çok iyi kaleme almış. Yelena'nın geçirdiği değişim, olayları da etkiliyor; olay örgüsü geliştikçe kitaptaki heyecan yerini aksiyona bırakıyor. Ölüm karakterlerin -özellikle Yelena'nın- karşısına her an her yerden çıkabilir. İşte, kitabın büyüsü de burada! O heyecanı ve gerilimi karakterlerle birlikte siz de hissediyorsunuz.

Fakat kitabın başından sonuna, değişmeyen tek bir şeyi var: sürükleyiciliği. Kitap sizi ilk bölümden etkisi altına alıyor ve siz kitabı bitirene kadar bundan kurtulamıyorsunuz, kurtulmak da istemiyorsunuz.

Yazarın karakterlerin kişiliklerini oluşturması kadar kelime seçimleri, ayrıntılı anlatımı ve betimlemeleri de başarılı. Yelena'nın kaldığı hapishane hücresi başta olmak üzere yazar birçok yeri, karakteri ve durumu detaylıca yazmış. Bu ayrıntılar okuyucuyu sıkmak yerine okuyucunun kitabı daha iyi anlamasını sağlıyor.

Dex'in hazırlamış olduğu Zehir Ustası kapağını, kitabın yurt dışı kapağından daha çok beğendim. Zaten kitap, ilk önce kapağıyla ilgimi çekmişti.

Kitapta beğenmediğim tek kısım sonuydu. Her şeyin tatlıya bağlandığı bu mutlu son fazlasıyla sönüktü, kitabın sonu biraz aceleye getirilmiş gibi geldi bana. O kadar şey yaşandıktan sonra en azından birkaç önemli kayıp verilebilirdi. Yelena'nın büyü gücünün ikinci kitapta açıklanarak kitapların bu şekilde birbirine bağlanacağını düşünüyorum. Yine de, bu kısmın kitabın sonunda aydınlığa kavuşturulacağını düşünmedim değil.

Kapağıyla, kurgusuyla, karakterleriyle, kısacası her şeyiyle harika ötesi bir kitaptı. Zehir Ustası, karakterleriyle birlikte favorilerim arasındaki yerini aldı ;)



"Yelena, beni çileden çıkardığın oldu. Başıma dert açtın ve seni tanıdığımdan bu yana iki kez canını almayı düşündüm." Valek'in kulağımın dibinde hissettiğim sıcak nefesi içimi ürpertiyordu. "Fakat derimin altına girdin ve kanıma karışıp kalbimi ele geçirdin." Tek söyleyebildiğim "Bir insandan değil, zehirden bahsediyormuş gibisin," dedim. İtirafı beni hem şaşırtmış hem de heyecanlandırmıştı. Valek "Kesinlikle," diye yanıt verdi."Beni zehirledin."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , , ,

Yorum: Jennifer L. Armentrout - Melez (Covenant, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Fantastik, Genç-Yetişkin, Mitoloji, Paranormal
Goodreads Puanı: 4.24 (18,877 oy)
Orijinal Adı: Half-Blood
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Bilge N. Zileli Alkım
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 331
Hematoi ırkı, tanrılarla yaratıkların soyu. İki Hematoi çocuğu Safkan sayılıyor ve tanrısal güçlere sahip oluyor. Hematoilerle ölümlülerin çocukları olan Melezlerde ise bu güçler yok. Bu melezlerin sadece iki seçeneği var: eğitimli birer Avcı olup iblis avlayabilir ya da Safkanların evlerinde kölelik yapabilirler.

Bir Melez olan Alexandria, yaşamını tuvalet temizleyerek geçirmek yerine tehlikeye atmaya razı ama bunu da yüzüne gözüne bulaştırabilir. Avcılık öğrencilerinin uyması gereken belli kurallar var. Alexin bu kuralların hepsiyle başı dertte ama en fazla birinci kural onun için büyük sorun:

Safkanlarla Melezler arasında ilişki yasak.

Ne yazık ki Alex, Safkan Aiden'a çok fena âşık. Ancak bu aşk onun tek büyük sorunu değil; daha büyük bir sorun, okuldan mezun olana kadar hayatta kalmak ve bir Avcı olmak. Görevinde başarısızlığa uğrarsa ölümden ya da kölelikten de kötü bir son onu bekliyor: bir iblise dönüşmek ve Aiden'ın avı olmak.

Daha korkunç bir şey düşünülebilir mi?

Melez, Yunan Mitolojisine bambaşka bir bakış açısı kazandırıp dünyada büyük yankı uyandıran Melez Sözleşmeleri serisinin ilk kitabıdır.
Melez, uzun zamandır okumak istediğim Melez Sözleşmeleri serisinin ilk kitabı. Yazarın kaleme aldığı bir diğer seri olan Lux serisinin ilk kitabı Obsidiyen'i okumuş, beğenmiştim. Jennifer L. Armentrout'un diğer kitaplarını merak edince kitap fuarından Melez'i de almıştım. Kitap bende tam bir şok etkisi yaratsa da severek okuduğum kitapların arasındaki yerini aldı.

Kitap hakkında bildiğim tek şey arka kapak yazısıydı. Arkadaşlarım da kitabı tavsiye edince kitap yorumlarını okumadan başladım kitaba. Yorumlardan en az birkaçını okumuş olsaydım, kitabın başlarında bu kadar şok olmazdım, sanırım. Melez, Richelle Mead'in yazdığı Vampir Akademisi'ne benziyor. Dhampirlerin yerini melezler, moroilerin yerini safkanlar, strigoilerin yerini ise iblisler almış durumda. Rose-Dimka ikilisi Alex-Aiden ikilisiyle, olaya daha sonra dahil olan Seth ise VA'daki Adrian'la örtüşüyor. Aiden'ın Alex'i okuldan atılmaktan kurtarması ve yaşıtlarının becerilerine yetişebilmesi için kızı eğitmeye gönüllü olması da akla, VA'daki Dimka'nın Rose için yaptıklarını getiriyor. Üstün ırkın element kullanımı, keskin sınıf ayrımı, yatılı okul, eğitimler, antrenmanlar... Hatta Melez'de, Vampir Akademisi'nde yer alanlara çok benzer birçok diyalogu bulmanız bile mümkün. Normalde yazarın özgün olması benim için en belirleyici özelliktir. Bazı serileri sırf bu yüzden okumayı bıraktığımı hatırlıyorum. Fakat nedense Melez'de tekrarlanan bu durum beni rahatsız etmedi, aksine kitabı zevkle okudum. Sadece, bu sürpriz kurgu beni çok şaşırttı.

Kitap oldukça akıcı, dili de sade; bir oturuşta okunabilen kitaplardan Melez. Karakterler arasında geçen komik diyaloglar ve hiç düşmeyen aksiyon/merak unsurları da kitabın bir çırpıda okunmasını kolaylaştırıyor.

Kitabın kapak görseline değinmeden geçemeyeceğim. Yalnızca Melez'in değil, serideki bütün kitapların kapakları ilgi çekici ve hayranlık uyandırıcı. Yayınevini, serinin orijinal kapaklarını kullanmayı tercih ettikleri için tebrik ediyorum.

Melez, yükselen temposu ve eğlenceli diyaloglarıyla okuması zevkli bir kitaptı. Kitabın Vampir Akademisi'ne benzeyen kurgusu beni sıkmadı. Vampir Akademisi'ni sevenlerin Melez'i de severek okuyacaklarını düşünüyorum ;)



"Dikkat et, çocuk. Güzelavrat otuna dokunuyorsun." Durdu, bulunduğumuz yere geri döndü. "Çok tehlikelidir... tıpkı tanrıların arasında yürüyenlerin öpücüğü gibi. Sarhoş edici, tatlı ve ölümcül... onunla nasıl başa çıkacağını bilmelisin. Sadece birazı sana iyi gelir. Çok fazlası... seni sen yapanı alır götürür."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , ,

Yorum: Rick Yancey - Yaratık Avcısı (The Monstrumologist, #1) | Dex Şöleni


Tür: Fantastik, Korku, Macera, Paranormal
Goodreads Puanı: 3.92 (5,822 oy)
Orijinal Adı: The Monstrumologist
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Belgin Selen Haktanır Us
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 389
İşte bunlar sakladığım sırlar. İşte bu asla ihanet etmediğim güven. Ama o artık yok, doksan sene önce öldü, bana güvenen o kişi, tüm bu sırları uğruna sakladığım kişi. Beni kurtaran kişi… ve beni lanetleyen kişi.

Will Henry'nin günlüğü böyle başlıyor. Will, alışılmadık bir uzmanlığa sahip bir doktorun evlatlığı ve asistanı: yaratık avcılığı.

Will, doktorla birlikte geçirdiği kısa süre içerisinde doktordan gelen gece yarısı çağrılarına ve bu tehlikeli işe alışmıştır. Ancak bir gün birisi bir kız cesedi ve kızı yiyen bir yaratık haberiyle geldiğinde Will'in yaşamı alt üst olur. Doktor, yavru bir Anthropophagus bulmuştur -göğsünde bulunan ağzıyla beslenen, kafası olmayan bir yaratık.

Üstelik bu, sayıları gittikçe artan türün habercisidir.

Şimdi Will ve doktor, çok geç olmadan dünyayı bu hızlı üreyen yaratıktan kurtarmak durumundadır.

Yepyeni, gotik bir seri! H.P. Lovecraft'ın ruhuyla çağdaş yazarların sürükleyici anlatım becerilerini bir araya getiren Rick Yancey, tüyler ürpertici bir hikâye anlatıyor.
Yaratık Avcısı, fuar indirimiyle aldığım Dex'lerden biriydi. Kitap hakkında çok fazla bilgim yoktu. Bazı bloggerların kitap ile ilgili olumlu yorumlarını okuyunca beklentilerimi yüksek tuttum ben de. Sanırım bu yüzden kitaptan umduğumu pek bulamadım.

Kitabın alışılmışın dışında bir giriş bölümü var. Kitabın yazarı, tanıdığı bir huzurevi müdüründen aldığı telefon üzerine müdürü ziyarete gidiyor. Burada müdür yazara, yakın zamanda vefat etmiş bir huzurevi sakininin günlüklerini veriyor ve bunların yazarın ilgisini çekebileceğini de ekliyor. Yazar, günlüğü okumaya başlıyor ve günlükte yazılanlarla Yaratık Avcısı kitabını oluşturuyor.

Günlük, 1800'lü yılların sonlarıyla başlıyor. Günlüğün yazarı Will Henry adında, o zamanlar on iki yaşında bir çocuk. Anne ve babasını yangında kaybedince, Will'in babasının yanında çalıştığı Doktor Pellinore Waltrop çocuğu yanına almış ve asistanı olarak görevlendirmiş. Fakat Doktor Waltrop bildiğiniz tıp doktorlarından değil; o bir yaratıkbilimci, diğer bir deyişle yaratık avcısı. İnsanların varlıklarından dahi haberlerinin olmadığı çeşitli yaratıkları inceleyen, üzerinde otopsi yapan Doktor Waltrop gerekirse onları avlıyor. Bu tuhaf meslek doktora, hakkında çok az şey bildiği babasından kalmış. Babası, mesleği dışında aile servetini de oğluna bırakmış. Waltroplar, kasabanın köklü ve zengin ailelerinden biri olduğu için kasabalılar da bu ailenin yaptıkları gizemli işlere fazla takılmamayı öğrenmişler.

Bir gece doktorun kapısı mezar soyguncusu Erasmus Gray tarafından çalınıyor. Yaşlı adamın taşıdığı çuvalda iki ceset bulunuyor; bunlardan biri genç bir kıza ait, diğeri ise bir Anthropophagus'a. Anthropophaguslar, kafası olmayan, keskin üç bin dişli ağızları karınlarında, siyah gözleri ise omuzlarında bulunan, 2-2.5 metrelik soluk renkli yaratıklar. Anthropophagusları bu kadar tehlikeli yapan şey yukarıdaki özelliklerinden ziyade insan etiyle beslenmeleri. Bu yaratıkların ana vatanı Afrika kıtası ve Amerika'ya nasıl geldikleri ise tam bir muamma. Doktor Waltrop'un çuvalın içinden çıkan Anthropophagus cesedini görünce neden heyecanlandığını anlayabilirsiniz sanırım. Yaratığın ayrıntılı otopsisini yapan doktor, işi bitince yaşlı mezar soyguncusu ve Will Henry'le birlikte cesetlerin çıkarıldığı mezarı görmek üzere mezarlığa gidiyor. Kitaptaki aksiyon da bu kısımdan sonra başlıyor.

Kitaba büyük bir coşkuyla başlamıştım, birçok okuyucunun bir solukta okuduğu kitabı okuyacağım için heyecanlıydım. Bu yüzden, kitaba başladıktan sonra uzunca bir süre kitapta bulunan, birçok kişinin gördüğü ama benim göremediğim şeyin ne olduğunu aradım. Bu nedenle okurken, kitabın ilk sayfalarından pek tat alamadım. Daha sonra bu düşünceyi bir kenara bıraktım ve beklentilerimi normal düzeye indirdim. Bu sayede kitabı keyifle okudum.

Kitap, ince ayrıntılarla derinlik kazanıyor. Yaratıkların özelliklerindeki detaylar, midenizin ne kadar sağlam olduğuna bağlı olarak merak uyandırıcı ile iğrenç arasında değişebiliyor; ben bu detayları hayranlıkla okudum. Yazarın hayal gücüne ise söyleyecek söz bulamıyorum.

Kitapta birkaç basım/yazım hataları mevcuttu ama rahatsız edecek düzeyde değildi. Kitabın kapağı ise ilgi çekici ve ben kapağı gayet başarılı buldum.

Kitap genel olarak akıcıydı, sıkıldığım çok az yer oldu. Yaratık Avcısı polisiye, aksiyon, macera ve gerilimin fantastikle buluşmasının güzel bir örneği. Kitabı bitirdiğimde neredeyse bütün sorularıma doyurucu cevaplar almama rağmen serinin devamını merakla bekliyorum.



Kaptan gemiden kurtulmuştu, ama kendisini bir akıl hastanesinde bulmuştu. Hem de tüm çocukların doğru olduğunu bildiği bir şey yüzünden: Yatağımızın altında gerçekten de her an bize saldırmaya hazır yaratıklar vardır.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , ,

Yorum: Tahereh Mafi - Bana Dokunma (Shatter Me, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Bilim Kurgu, Distopya, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 4.05 (39,042 oy)
Orijinal Adı: Shatter Me
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Bilge N. Zileli Alkım
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 326
Juliette tam 264 gündür kimseye dokunmadı.

En son birine dokunması bir kazaydı. Ama Yeniden Kuruluş onu cinayetten içeri tıktı. Juliette'in dokunuşunun neden bu kadar ölümcül olduğunu kimse bilmiyor. Kimseye bir zarar vermediği sürece bu durum kimsenin de umurunda değil çünkü dünya zaten perişan durumda. Her gün yeni bir hastalık ortaya çıkıyor, gıda sıkıntısı had safhada, gökyüzünde tek bir kuş kalmadı ve bulutlar garip bir renkte.

Yeniden Kuruluş, yeni düzenin tek çare olduğunu iddia ettiği için Juliette'i bir hücreye kapattı. Hayatta kalan bir avuç insan ise savaş naraları atıyor. İşte bu yüzden Yeniden Kuruluş fikir değiştirmek üzere. Juliette onlar için mükemmel bir silah olabilir. Juliette, yeni düzenin tek silahı olabilir.

Juliette karar aşamasında. Ya bir silah olacak. Ya da bir asi.

Tahereh Mafi, Bana Dokunma'da yürek burkan bir romantizmle distopya türünü bir araya getiriyor. Juliette'in iç dünyasını yenilikçi bir üslupla metnine yansıtan yazar, okurları Juliette'in zihninin içine davet ediyor.
Bana DokunmaDex Şöleni kapsamında okuyup incelediğim bir diğer kitap; kitap fuarından aldığım Dex'lerden biri. Kitap, kapağı ve konusundan ziyade alışılmışın dışında yazım stiliyle ilgimi çekmişti. Zaten, kitap hakkında arka kapak yazısı ve farklı yazılış tarzı dışında hiçbir bilgim yoktu. Bu yüzden beklentilerimi düşük tuttum. Umduğumdan daha iyi bir kitapla karşılaşmış olsam da bazı olumsuzluklarının olduğunu düşünüyorum.

Kitap hakkındaki ilk izlenimlerim gayet olumluydu. Kurgusunun özgün, betimlemelerinin ayrıntılı ve derin olduğunu düşünüyordum. Hatta bu kitabı neden daha önce okumadığım için kendi kendime hayıflandığım bile oldu, ta ki son 50 sayfaya kadar... Bu kısımdan sonra kitap, bambaşka bir havaya büründü. Kurguyu, bu bölümden sonra gerçekten tanıdım ve bu X-Men havasındaki olaylar beni hayal kırıklığına uğrattı. Bununla, kitabın özgünlüğünü yitirdiğini düşünüyorum.

Kitap boyunca gerçekleşmeyen aksiyon kitabın son sayfalarında tavan yaptı. Keşke yazar, olaylardaki aksiyon dağılımını daha iyi ayarlayabilseydi. Son 50 sayfaya kadar özgün fakat aksiyondan yoksun gelişen kurgu yerine kitap, başladığı gibi biraz durgun ve ana karakterin iç yaşamına dönük devam etseydi ya da son 50 sayfada olan olaylar gibi kitabın başında da bu kadar çok coşku ve aksiyon bulunsaydı benden tam puan alacaktı.

Yazar, ana karakter olan Juliette'in içinden düşündüğü ve gerçek olan ama düşünmek istemediği cümlelerin üstünü çizerek alışık olmadığımız bir yazı stiliyle okuyucunun karşısına çıkmış. Bu ilginç yazım tarzını çok beğendim. Fakat kitapta yazıyla ilgili garipsediğim bir durum vardı: birçok yerde kelime tekrarları yapılmıştı. Bunun, basım hatasından mı yoksa Juliette'in uzun süre tek başına bir hastanede kalmasına bağlı gelişen OCD'den mi kaynaklandığını anlayamadım.

Yazarın sıradışı yazım tarzı kadar betimleme yeteneği ve kelime seçimleri de başarılıydı. Detaylı ve ince düşünülmüş betimlemeleri okurken sıkılmadım, aksine, tekrar tekrar okudum.

Eksikliklerinin olduğunu düşünsem de kitap, gayet iyiydi. Sanırım kitaba bayılmama sebebim son 50 sayfaydı. Aşk üçgeni ve bolca romantizm içeren distopik genç-yetişkin kitaplarını seviyorsanız Bana Dokunma'ya bir şans verin derim ;)



Güneş kibirli bir şeydi, bizi bezdirirken dünyayı ardında bırakıp giderdi. Ay ise sadık bir arkadaştı. Hiç gitmezdi. Daima oradaydı, bizi izlerdi, sadıktı, bizi aydınlık ve karanlık anlarımızda tanır, tıpkı bizim gibi sonsuza dek değişirdi. Her gün kendisinin farklı bir versiyonu olurdu. Bazen zayıf ve solgun bazen de güçlü ve ışık saçan bir ay olurdu. Ay, insan olmak ne demek, bilirdi.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Holly Black - Kara Yürek (Curse Workers, #3) | Dex Şöleni


Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Paranormal
Goodreads Puanı: 4.17 (4,489 oy)
Orijinal Adı: Black Heart
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Yiğit Değer Bengi
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 280
Cassel Sharpe, kiralık katil olarak kullanıldığını biliyor ama bütün bunları geride bırakmaya çalışıyor. Dolandırıcılar arasında büyümesine ve insanları aldatmanın onun için nefes almak kadar kolay olmasına rağmen iyi biri olmak istiyor. Âşık olduğu kız ünlü bir mafya ailesinin üyesi ama Cassel yine de doğru olanı yapmak için savaş veriyor. Devletin düşman olduğu öğretilse de Cassel, federaller için çalışmanın akıllıca bir iş olduğunu kabullenmeye çabalıyor.

Cassel, Lanet İşleyiciler arasında en nadir bulunan yeteneğe sahip: O bir Dönüşüm İşleyicisi. Kanun kaçağı annesinin ve sevdiği kızın suç dosyası kabarırken yeni sırlar açığa çıkıyor; doğru ile yanlış arasındaki çizgi gittikçe bulanıklaşıyor. Federaller Cassel'den imkansızı istediklerinde neyin dolandırıcılık neyin gerçek olduğuna karar vermesi gerekecek. Tehlikeli bir oyunda, aşkını kaybetmek üzereyken Cassel en büyük kumarını oynamak zorunda kalabilir ve bu kez hayatını kumarda kaybedebilir.

New York Times çok satanlar listesinin müdavimlerinden Holly Black, Kara Yürek ile Lanet İşleyiciler üçlemesini sonlandırıyor. Bu bambaşka bir şekilde fantastik ve karanlık dünyada tüm sorular, serinin son kitabında cevap buluyor.
Serinin ilk kitabı Beyaz Kedi, okuduğum ilk Dex'lerden biriydi. Başlarda sadece kurgusuna hayran kalsam da okudukça karakterlere de ısınmaya başlamıştım. Kitabı bitirdiğimde ise kendime mükemmel ötesi bir seri bulduğumu öğrenmiş oldum. Lanet İşleyiciler Serisinin bendeki yeri apayrı; bu yüzden de seriyi Kara Yürek ile bitirdiğim için üzülüyorum, tek tesellim yazarın seriyi tadında bırakarak bitirmiş olması :)

Lanet İşleyiciler Serisindeki kurgu özgün, karakterler ise derin. Ama en önemlisi, Holly Black'in yarattığı bu dünyada hiçbir şey yalnızca iyi ya da yalnızca kötü değil. Bu, okuyucunun serideki bütün karakterleri anlamasına ve sevmesine imkan tanıyor. Karakterlerden en soğuk, bencil ve narsist olduğunu sandığım Lila'yı, Kara Yürek'te gerçekten tanıdım ve sevdim. Diğer karakterler gibi onun da içinde iyiliğin ve kötülüğün bir arada bulunduğunu fark ettim. Aynı durumu, Cassel'in ağabeyi Barron'da da yaşadım. Kitabın son bölümünde geçen bir olay sayesinde Barron'ın da Lila, Cassel ve diğer karakterler gibi içinde iyiliği ve kötülüğü barındırdığını öğrendim ve diğer karakterlerin aksine ben, Barron için çok üzüldüm.

Lila ve Barron, Kara Yürek'te ısındığım karakterlerdendi. Cassel ise seriyi sevmemi sağlayan, favori karakterlerimden. Yeteneğinden gelen güce rağmen iyi biri olmaya çalışan, zeki, biraz da bencil ve kırılgan biri. Bu acımasız mafya dünyasında, ailesinin ona yaptıklarını öğrendikten sonra bile ailesinin yardımına koşabiliyor. Cassel'ı favori karakterlerimden biri yapan da bu özelliklerinin farkında olması ve bunları çekinmeden okuyucuya söyleyebilmesi. Kara Yürek'te okuyucunun karşısına biraz daha kendine güvenen bir Cassel çıkıyor. Büyü ve mafya dünyasına ait olsa da federallerle çalışırsa iyi biri olacağına inanıyor ve Cassel sonunda bu iki taraf arasında kalıyor. Fakat hazırladığı ince planı sayesinde kurtularak efsane vurgununu gerçekleştiriyor.

Yazarın dolandırıcılık ile büyü gibi fantastik ögeleri bir araya getirip yarattığı özgün kurgu da karakterler kadar başarılı. Kitabın kurgusuna uygun olarak düzenlenen kapaklar da eklenince ortaya tadından yenmeyen bir seri çıkıyor ;)

Lanet İşleyiciler Serisi, genel olarak aksiyonu yüksek olan bir seri olsa da Kara Yürek'te, serinin diğer kitaplarına göre daha fazla aksiyon var. Özellikle kitabın ikinci yarısında, aksiyon ve heyecan tavan yapıyor. Asıl olaylar kitabın ikinci yarısında bulunsa da, kitabın ilk yarısı da ikinci yarısı kadar akıcı ve merak uyandırıcı.

Kara Yürek, okuyucuyu tatmin eden bir finalle sonlanıyor. Her ne kadar seri, tadında bırakılsa da bittiği için üzülmeden edemiyorum. Olayları Cassel Sharpe'ın bakış açısından okumayı özleyeceğim.



Büyükannem bir zamanlar beni onun gibi kızlara karşı uyarmıştı, böyle kızların gözleri kurşun deliği ve ağızları bıçak gibi olan kadınlara dönüştüğünü söylemişti. Onlar hep tedirgindir. Hep açtır. Zararlıdır. Adamı bir bardak viski gibi kafalarına dikerler. Onlara âşık olmak merdivenden aşağı yuvarlanmak gibidir. Bana kimse, bir kere âşık olduktan sonra, hatta bunun ne kadar ıstırap verdiğini gördükten sonra bile, aynı şeyleri tekrar yaşamak için bir daha sıraya girmeye hevesli olacağımı söylememişti.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , ,

Yorum: Kelly Keaton - Karanlığın Kızı (Gods & Monsters, #1) | Dex Şöleni


Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Mitoloji, Paranormal
Goodreads Puanı: 3.95 (6,945 oy)
Orijinal Adı: Darkness Becomes Her
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Melis Özben
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 234
Ari, yalnızlık ve kaybolmuşluk duygusunun önüne geçemiyor bir türlü. Buz mavisi gözleri ve asla değiştiremediği ya da kazıyıp atamadığı gümüş renkli, uzun, gür saçlarıyla hep dikkat çekiyor. Bakıcı ailelerin yanında geçen çocukluğunun ardından, nereden geldiğini ve kim olduğunu bulma isteğine karşı gelemiyor.

Sorularına yanıt aramak için çıktığı yolculukta ona ışık tutan, uzun zaman önce ölmüş annesinden kalan bir mesaj: Kaç! Ari, birilerinin ya da bir şeylerin ona çok yaklaştığını hissediyor. Ama kimden kaçtığını ya da neyin onu takip ettiğini bilmeden kendini koruyabilmesi çok zor.

Bildiği tek bir şey var: Doğum yeri New 2'ye dönmesi gerektiği. Kasırgaların vurduğu New Orleans'ın yeniden kurulmuş hali olan New 2'nin yönetimi dokuz ailenin elinde. Burası öyle sıra dışı ki Ari'nin hiçbir farklılığı tuhaf kaçmıyor. Ama karşılaştığı her canlı -ne kadar ölümcül ve ürkütücü olursa olsun- ondan korkuyor.

Ari yanıtı bulana kadar durmayacak. Ama bazı gerçeklerin ortaya çıkması da bir o kadar korkunç ve tehlikeli...

Fantastik kurguda dünyalar birbirine giriyor! Şimşek Hırsızı ve Alacakaranlık severler, Karanlığın Kızında karşılaşacakları birbirinden çekici karakterlerle bambaşka bir dünyaya adım atacak ve bu dünyayı çok sevecekler.
Dex Şöleni'ne, Karanlığın Kızı ile devam ediyorum :) Kitap, fuardan aldığım Dex'lerden biriydi. Çıktığı zamanlarda kitap hakkında olumlu yorumlara denk gelmiştim ama kapak yüzünden kitabı alma taraftarı değildim. Fuarda, Dex Yayınları'nın birçok kitabının fiyatının uygun olduğunu görünce Karanlığın Kızı'nı da alayım dedim ama beklentilerimi düşük tuttum. Aldığıma pişman mıyım, hayır; ama daha önce almadığıma pişmanım. 

Kitap, mitolojiyle harmanlanmış farklı bir kurgu ve derinliği olan değişik karakterlerle oluşturulmuş. Başlarda kurgunun bilindik olduğunu düşünsem de okudukça yanıldığımı anladım. Kitaptaki karakterlerden ana karakter Ari ve kendine özgü kişiliğiyle Violet dikkatimi çekti. Kendimi bu iki karaktere karşı çok yakın hissettim.

Kurgu ve karakterlere ek olarak yazar, merak unsurunu ve sürpriz olayları başarıyla kullanmış. Kitap oldukça akıcı, okuyucuyu sıkmadan bitiveriyor.

Kitapta olumsuzluk olarak nitelendirdiğim birkaç durum vardı. Bunlardan birincisi kitabın kapağıydı. Yayınevi orijinal kapağı kullanmış fakat ben bu orijinal kapağı sevmedim. Bir diğeri, kitabın çok kısa olmasıydı. Kitap bana yetmedi, bir bu kadar daha olsaydı sıkılmadan okurdum. Karakterlerden Ari ve Sebastian'ın sanki uzun zamandır arkadaşlarmış gibi birden kaynaşmalarını biraz garipsedim. Fakat buna pek takılmıyorum, yazarın bu durumu serinin diğer kitaplarına bağlayıp bağlamayacağını bilmediğim için şimdilik bunu, sadece dile getirmekle yetiniyorum.

Yukarıdaki olumsuzluklara rağmen kitabı çok sevdim. Beklentilerimin çok üstünde bir kitapla karşılaşmamın da kitabı sevmemde bir etkisi oldu tabii. 

Siz de benim gibi kitaba, kapağı yüzünden ön yargıyla yaklaşıyorsanız bu ön yargıyı yıkın derim. Zira bu yüzden harika bir kitabı kaçırmış olacaksınız.



Ev nefes kesiciydi. Devasa ve zarifti evet, ama bir yandan tuhaf duygular yaydığını hissediyordum. Hüzün. Yalnızlık. Gri, yeşil ve siyah renklerden bir denizin ortasında, iskeletten şallar sarınmış meşe muhafızlarca korumaya alınmış, güzel bir kadın gibiydi.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , , ,

Yorum: Marianne de Pierres - Kaçış Adası (Night Creatures, #1) | Dex Şöleni


Tür: Bilim Kurgu, Distopya, Fantastik, Genç-Yetişkin, Paranormal
Goodreads Puanı: 3.83 (1,176 oy)
Orijinal Adı: Burn Bright
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Sinem Güldal
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 262
Ixion Adası'na hoş geldiniz. Burası her daim karanlık. Burası tuhaflığın er meydanı. Bu garip adada tek bir şey var: hiç bitmeyen partiler. Burada sükunete yer yok, sıkıntıya ise hiç yok. Burada yalnızlık bir günah.

Ixion, sadece hazzın peşinden koşanlar, karanlığın yanıltıcı rahatlığıyla ruhunu uyuşturanlar için. Son derece çekici ama bir o kadar tehlikeli ve zehirli.

Retra Ixion'a gitmek istemiyor çünkü o bir Mühürlü. Onun ait olduğu kapalı toplumda kafalar mühürlü, hayat mühürlü. O hiç bitmeyen partiler, zevk-ü sefa ve özgürlük ona çekici gelmiyor. Ancak Retra'nın istediği bir şey var: iki yıl önce Ixion'a gitmek için ailesini terk etmiş olan ağabeyini bulmak. İtaat bandının verdiği acıya katlanmaya razı olarak yola çıkıyor.

Retra, Ixion'a vardığında bu zehirli dünyadan uzak durmaya çalışıyor. Gel bana, diyor derinlerden gelen bir ses. Gecenin yaratıkları her köşede onu çağırıyor hevesle. Eğlence maskesi takmış kötülüğün derinlerine çekilmeden burada ayakta kalabilmek çok zor.

Ey yavru yarasa! Ixion'da yıldızın parlasın ama sakın ha bilindik yollardan uzaklaşma. Gecenin kalbinde yaşayacaksan, onun yaratıklarından uzak durabileceğini sanma!
Kitap, fuardan aldığım Dex'lerden biriydi. İlk çıktığına konusu ilgimi pek çekmemişti, kapağına ise bayılmıştım. Fakat fuarda fiyatının uygun olduğunu görünce almış bulundum. Aldığıma pişman değilim zira kitabın kurgusu neredeyse kapak kadar iyi.

Kitabın başları fazla açıklayıcı değildi. Yazar, kurguladığı dünyayı anlatmak yerine bunu keşfetmeyi okuyucuya bırakmış; olaylar ilerledikçe yazarın nasıl bir dünya kurguladığı anlaşılıyor.

Kitabın türü genç-yetişkin olsa da bu türdeki kitaplardan çok farklı. Ana karakter de o bildiğimiz genç-yetişkin kitaplarındaki ana karakterler gibi değil. Bunların en büyük nedeni ise kurgulanan dünyanın bir parçasının karanlık olması. Kurgudan kaynaklanan bu karanlık hava, anlatıma da işlemiş. Bu durumu başlarda biraz yadırgasam da, daha sonra sevmeye başladım.

Kitap oldukça akıcı. Ayrıca yazarın kurguladığı dünyayı birden anlatmaması kitabın sürükleyiciliğini de etkilemiş. Kitaptaki dünyanın nasıl bir yer olduğunu, olayların nasıl gelişeceğini okumak için sayfaları merakla çevirdim.

Kitabın bir tek sonu tatmin edici değildi. Birkaç sayfa daha uzatılıp açıklayıcı bir şekilde sonlansaydı daha iyi olabilirdi. Umarım serinin ikinci kitabının başı bunu telafi eder.

Kaçış Adası, farklı ama özgün kurgusuyla beklediğimden çok daha iyiydi. Aşk yerine maceranın ağırlıkta olduğu bir genç-yetişkin romanı arıyorsanız bu kitap tam size göre! ;)



Tavrı ve görünüşü soluktu ama kusursuz yüzünü çevreleyen siyah saçlarının parıltısı Retra'yı yerine mıhlamıştı. Daha önce görmediği bir güzelliğe sahipti. Tekinsiz. Dudakları bir Mühür mantrasıyla kıpırdadı ama Retra onları birbirine kenetledi. Şu anda Mezar yöntemlerinin ne yeri ne de zamanıydı. Dinleyip öğrenmeliydi, yoksa... Tanrı. Bir başka aykırı düşünce. O Tanrı gibi. Fakat Retra Tanrı hakkında ne bilirdi ki? Peki ya erkekler hakkında?





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , , ,

Yorum: Amy Garvey - Soğuk Öpücük (Cold Kiss, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Fantastik, Genç-Yetişkin, Paranormal
Goodreads Puanı: 3.46 (2,170 oy)
Orijinal Adı: The Cold Kiss
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Berna Kabacaoğlu
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 194
Güzel bir temmuz gününde, talihsiz bir kaza Danny'yi Wrenden ayırır. İlk büyük aşkını kaybetmenin acısına asla dayanamayacağını düşünen Wren için bunu kabullenmek çok zordur. Ailesindeki bütün kadınlar gibi birtakım gizli güçlere sahip olan ama bunları nasıl kullanacağını bilemeyen Wren, sevgilisini geri getirmek için sihir dünyasının kapılarını aralar.

Ama geri gelen Danny sadece, Wren'in âşık oldugu delikanlının içi boş kabuğudur. Buz gibi dokunuşu ve atmayan kalbiyle, bir zamanların hayat dolu Danny'si değildir o artık.

Wren artık Danny'yi gizli tutmak, sonsuza dek bir ölüyle yaşamak zorundadır. Bu sırada okuluna yeni gelen Gabriel onun sırrına ortak olur.

Ama Wren kendini soktuğu bu durumdan yine kendi çıkmalıdır. Yapmak zorunda oldukları ona tekrar büyük bir acı yaşatacak olsa da…
Haziranda okumayı planladığım kitaplar az gelince Dex Şöleni için hazırlık yapmak için Dex Yayınları'nın  kitaplarından okumaya başladım. Açılışı da ince bir kitap olan Soğuk Öpücük'le yaptım :)

Kitap, İzmir Kitap Fuarı'ndan aldığım Dex'lerden biriydi. Kitabın konusuna bakmadan önce etkileyici kapağı gözüme çarpmıştı. Fiyatının da uygun olduğunu görünce listemde olmamasına rağmen kitabı aldım.

Kitap, bilindik fakat farklı bir konuya sahip; sevgilisini kaybeden bir kızın onu geri getirmek için büyüye baş vurmasını ve sonrasında yaşananları anlatıyor. Kurguyu bırakıp konu olarak ele alırsam, kitabın gayet iyi olduğunu söyleyebilirim. Fakat iş, sadece konuda bitmiyor.

Kitabın kurgusunda birçok eksiklik göze çarpıyor. Bunlardan biri, Wren ve ailesinin geçmişinin çok silik olması. Geçmişinin bazı kısımları tam olarak açıklanmamıştı; fakat kitap, bir serinin ilk kitabı olduğundan yazarın bu kısımları serinin sonraki kitaplarına bıraktığını düşünüyorum.

Kurgudaki bir diğer olumsuzluk Wren'in büyük(!) aşkıydı. Wren, sevgilisi Danny'yi onsuz yaşayamayacak kadar çok sevdiği için çocuğu ölümden geri getiriyor. Sevgilisi zombi gibiyken bile Wren'in Danny'yi çok sevdiği de anlatılmış. Fakat Wren, sevgilisini geri getirmesinin üzerinden çok geçmeden başka birisine karşı bir şeyler hissetmeye başlıyor. İşte, sorun burada! Wren'in bu şıpsevdi tavrı, kitabın konusuna tamamiyle ters düşüyor.

Kitabın ince olması da bir başka olumsuzluk. Birçok şey yerine oturmadan kitap bitiveriyor. Umarım bunlar serinin sonraki kitabında tamamlanır.

Kitabın kurgusunu pek sevmesem de kapağına hayran kaldım. Orijinal kapağı da hoş fakat ikisi arasında seçim yapmam gerekirse bu kapağı seçerim. Zaten kitabı da biraz, kapağına bakarak almış oldum.

Soğuk Öpücük, yetersiz bir kurguya sahip olsa da okunabilecek bir kitap. Boş zamanı değerlendirmek için okunabilir.



Şu an çok soğuktu, her zaman buz gibi soğuktu zaten. Vücuduysa o kadar sessizdi ki bir kalp atışının uzaktan gümlemesi, damarlardan akan kanın şırıltısı, yok olmadan önce hiç fark edilmezdi.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, ,

Bu ay ne okuyacağım? (Temmuz/2013)


Geçen ay okumayı planladığım kitaplar az gelmişti, üstüne bir o kadar da Dex okudum. Daha fazla kitap okuyabileceğimi fark edince gözümü kararttım ben de. İşte, temmuz ayı boyunca okumayı planladığım kitaplar! Malum, bu ay Dex Şöleni var; Dex'lerin bu kadar fazla olmasının sebebi bu :) Dex dışındaki kitaplar ise Uyumsuz, Eşleşme ve Cehennem Çiçeği. Uyumsuz'a başlayalı birkaç gün oluyor, kitabı bitirmemek için yavaş yavaş okumaya çalışıyorum ^_^ Eşleşme ise uzun zamandır merak ettiğim kitaplardan biriydi, kitaplığımda daha fazla bekletmek istemediğimden bu ay okumayı planladığım kitaplar arasına ekledim. Cehennem Çiçeği, April Yayınları tarafından incelemem için yollanan bir kitap. Daha önce yazarın hiçbir kitabını okumamıştım, nasıl bir kitapla karşılaşacağımı merakla bekliyorum :)

Sizin de bu ay okuyacaklarınız arasında Dex Yayınları'nın kitapları varsa, Dex Şöleni'ne katılın. Blogunuz yoksa, yorumunuzu facebook hesabınızdan yayınlayabilirsiniz. Ya da yorumunuzu Kitap Dostları'nın facebook hesabına yollayabilirsiniz, yorumunuz facebook sayfamızda yayınlanacaktır ;)

Temmuz ayında sizler hangi kitabı/kitapları okumayı düşünüyorsunuz?

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, ,

SaklamaKabı'ndan Dex Şöleni!


SaklamaKabı'ndan Eren'in düzenlediği bir etkinlik var: Dex Şöleni. Katılmak isteyenler SaklamaKabı'na bakıp bilgi sahibi olabilirler.
Paylaş:
Devamını Oku