Ne(ler) Yapıyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ne(ler) Yapıyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
, , , , ,

Ne(ler) Yapıyorum | 14


Upuzun bir aradan sonra herkese merhaba 🙋 Arada sırada bloga göz atmaya çalışsam da bayağıdır buralarda değildim. Bir süre yüksek lisansla meşguldüm; dersler, sunumlar derken bloga ayıracak zaman bulamadım. Ardından proje telaşı da başlayınca blogla olan bağım iyice zayıfladı. Bir yandan makalelerimi okur, projemi yazarım diğer yandan da çizgi roman okuyarak en azından kitaplardan kopmam diye düşünüyordum. Ama hiç de öyle olmadı. Projeden başımı kaldıramadım bile...

Savunmamı yapıp mezun olduktan sonra da bir türlü toparlanamadım. Bir süre düz yazı göresim ve okuyasım gelmedi açıkçası. Ara ara Sandman'e kaldığım yerden devam ettim. Yavaş yavaş, bolca ara vererek ciltleri arka arkaya devirdim. Şu seri sayesinde yıllık okuma hedefimde geri kalmadım en azından. Zaten okuma hedeflerimde beni hep çizgi romanlar kurtarıyor, bu senenin kurtarıcısı da Sandman oldu 😬

Kış sonundan beri kitap okumakta ciddi ciddi zorlandığımı fark ettim. Önceden de zorlanırdım, ama bu zorlanmanın diğerlerinden çok daha farklı olduğunu hissediyorum. Bu yüzden kapanmayı biraz da fırsata çevirmek istedim. Kitaplarımı, defterlerimi alıp balkona attım kendimi. Çiçeklerin, böceklerin, güneş ışığının eşliğinde Sandman okudum 🥰

Gerçi, Sandman'i okudum diyorum ama nasıl okudum bir de bana sorun... Başlangıcı gayet sağlamdı. Kimin kim olduğunu, ne yaptığını, nelerin döndüğünü kafamda iyice oturtmuştum. Ortalara doğru seriye bir şeyler oldu. Seri hemen bitmesin diye ciltleri birkaç gün arayla okuyorum. Olayları sindirip bir zaman çizelgesine koymak için de ciltler arası ara vermem gerekiyor. Ancak bu aralar bana hiç iyi gelmedi. Ciltler arası bağlantıları kurmakta zorlandım. Ben mi bir şeyleri kaçırdım, anlayamadım ama aralarda kopukluklar yaşadım. Kafamda soru işaretleriyle serinin 7. cildini bitirdim en son. Bu ciltle, az da olsa önceki ciltleri daha iyi anladığımı düşünüyorum. Fakat aklımda oturmayan yerler var hala. Spoiler yerim, diye seriyi araştıramıyorum da... O nedenle Sandman'i bir süreliğine rafa kaldırdım. Önceki ciltlere tekrardan göz atıp kaçırmış olabileceğim noktalara bakacağım.

Aynı şekilde, dizi ve film dünyasından da kopmuştum. En son ne zaman bir şeyler izlediğimi hatırlamıyorum bile... Önümüzdeki günlerde eskiden takip ettiğim dizilerin yeni sezonlarına bakmayı planlıyorum. Bir de birkaç yeni yapımı gözüme kestirdim. Onlara da bakıp kısa bir Dizi Notları hazırlamayı düşünüyorum 😉

Geçenlerde, kapanmaya birkaç gün kala D&R'dan ufak bir alışveriş gerçekleştirdim. A101lerde Nescafe'nin 11 liralık D&R hediye çeki kampanyası varmış, ondan faydalandım. Projeyle ilgilenmekten filtre kahve yapacak vakit bulamıyordum. Kahve ihtiyacımı karşılamak için de mecbur çözünebilir kahveye dönüş yapmıştım. O zamandan beri çözünebilir kahve içip duruyorum, kolayıma geliyor valla... Bu kampanya da işime geldi doğrusu, birkaç paket alıp kodlarını kullanarak D&R'ın şubesinden alışverişimi gerçekleştirdim. 

Kampanyadan faydalanmak isteyenlere, kampanyanın ayrıntılarını incelemelerini tavsiye ederim. Mesela kurallardan biri, her alışverişte sadece bir kodun kullanılabileceğiyle ilgiliydi. O nedenle, alışverişi online olarak gerçekleştiremedim. Alışverişi online yapmadığım için de aldıklarıma ayrı bir yazı hazırlamayı gereksiz buldum. Alışverişin ayrıntılarını bu yazıya sıkıştırayım, dedim 😉

Şu maddeden dolayı, bir kitap = bir alışveriş mantığıyla hareket ettim ve 11 liralık kitaplar almaya çalıştım. Almak istediğim kitapların bir kısmını bulamayınca yedek alınacaklara yöneldim. 11 liralık kitap avına çıktım resmen. Ancak gereksiz aksiyonlara girmişim ben. Kasada kitap-kod-kitap-kod-kitap-kod şeklinde ilerleyeceğini düşündüğüm alışverişim, kitaplar ve kodlar şeklinde gerçekleşti. İşlemin bu şekilde olacağını bilseydim o ince kitaplardan birini sepetten çıkarıp Emma'yı da bedavaya getirebilirdim ama uğraşamadım artık...

Şu alışverişte değinmek istediğim iki nokta var. İlki, aldığım kitapların hiç birinin içinde kendi ayracı yoktu ki bu konu, kitap alışverişlerinde hassas noktam benim. Eğer ikinci el satın alınmıyorsa, kitabın ayracının eksik olmasını kabullenemiyorum. İnternet alışverişlerinde bile bu ayraçlar eksik edilmiyorken şubelerde durumun böyle olması üzücü... İkincisi, şubelerdeki kitap yokluğu... Şubeden alışveriş yapmanın bir diğer artısı, onca basımlar arasından istediğin kitabı inceleyip alabiliyor olmak. Kitabın herhangi bir yerinde herhangi bir hasarın olup olmadığına bakıp kendi seçtiğim kitabı almayı çok özlemiştim. Fakat bu deneyimi yaşayamadım, çünkü aldıklarımdan şubede birer tane kalmıştı. Salgından dolayı, internet üzerinden gerçekleştirilen alışverişlerin artmasıyla birlikte bu tarz durumları daha sık yaşayacağız gibime geliyor. Şubedeki müşteri yokluğunu da düşünürsek pek yakında kitapları depodan çıkarmak gereksiz gelebilir ve şubelerde kitaplar sadece göstermelik olarak rafa konulabilir. Şubelerden kitap almanın tek artısı, kitabı inceleyip almaktı benim için. Onu da yapamıyorsam ve internetten aldığım kitaplar elden aldıklarıma kıyasla daha hasarsız geliyorsa, elden alışveriş devrini kapatabilirim 🤷

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , ,

Ne(ler) Yapıyorum | 13


Herkese merhaba :) Bayağıdır böyle, güncelleme tarzı yazılar paylaşamıyordum yoğunluktan. Şimdilerde programım biraz daha serbest olduğu için rahatlıkla kitap okuyabiliyor, blogum üstüne düşünebiliyorum.

Bu aralar CMBYN'e takmış durumdayım. Kitabını okuyorum hala, zaman zaman da audiobookunu açıp cümleleri bir yandan dinleyip bir yandan kitaptan takip ediyorum. Bazen filmden sevdiğim sahneleri bulup izliyorum, kitabıyla karşılaştırıyorum bunları. Bazen de fanfictionlarına bakıp yazılan o son dışında, okuduğum herhangi bir sonu zihnime kabul ettirmeye çalışıyorum filan... Henüz takıntı seviyesine gelmedim; lakin şuncacık kaldı, hissediyorum :D Başka türlerde diziler izlediğim, kitaplar keşfettiğim zamanlar da oldu; ama ocak ayını CMBYN'in yörüngesinde geçiriyorum genelde :D

Gelelim yazının asıl amacına... Bu yazı, belki de son Ne(ler) Yapıyorum yazısı olabilir. Çünkü, yaptıklarımı aylık olarak paylaşacağım Aylık Rapor isimli yeni bir yazı dizisine başlama kararı aldım ^_^

Aylık Rapor ile bu yazıları belli bir düzene oturtmayı amaçlıyorum. Bu, her ayın sonunda o ay okuduğum kitaplardan ve izlediğim yapımlardan bahsedeceğim güzel bir yazı dizisi olacak umarım. Hatta kitap, dizi, film üçlüsünün yanında o ay içinde yaptığım diğer uğraşlarımdan da bahsetmek istiyorum ki şu sıralar, resimden dil öğrenmeye birçok farklı alanla ciddi olarak ilgilenmeye başladım. Bunları da dahil edeceğim, aylık güncelleme yazısı gibi bir şeye başlayacağım yani :)

Bu ay ne(ler) okudum yazı dizisini de buna dahil etmiş olacağım, zira böyle yazılara uzun zamandır yer vermiyordum; bunu da canlandırmış olacağım. Bazı ayları hiç kitap bitirmeden geçirdiğim için de yazı dizisinde aksamalar meydana gelebiliyordu. Sadece kitapların olmadığı, başka ilgi alanlarını da içeren bir yazı dizisini kaleme almak en iyisi gibi görünüyor :) Ay içinde yaptıklarımı not etmenin yanında, bu sayede bloga düzenli olarak yazı girmiş de olacağım. Hatta belki yaptıklarım, başkalarına ilham olur; benzer hobilere yönelmenizi sağlarım. Kazan-kazan durumu, anlayacağınız...


Bu yeni yazı dizisine 2019'un ilk ayında başlıyorum. Ayrıca, bu ocak ayında ajanda tutmaya da başladım ;) Hayatımdaki bu yenilikten bahsetmem lazım zira ben genelde kafasına göre takılan, hevesi geçince işi yarım bırakabilen, çoğu şeyi aklında tutarak hayatına devam eden biriyim. Kafama esince sayfalar dolusu yazabiliyorum; günlük yazmak, düzenli olarak not almak pek bana göre değil yani... Ama ajanda tutarak bunu değiştirmeyi amaçlıyorum ^_^ Aslında, bullet journal fikrini daha çok beğenmiştim ve önce buna başlamak istemiştim. Uygun fiyatlı noktalı defterlerin yokluğu ve sonrasında üstüme çöken üşengeçlik ile hazır bir ajandanın bana daha uygun olduğuna karar verdim. Le Color'ın bu, yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz ajandasını beğendim ve kullanmaya başladım. Boyutu benim çok hoşuma gitti; bir de, içeriğinin çoğunu muğlak bırakmalarını sevdim. Yıllık takvim sayfası ile haftalık olarak ayrılan bölümleri dışında, ajandanın devamında noktalı sayfalar bulunuyor. Kalanını istediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Ben ajandamı hobilerimi takip etmek, okuduğum ve izlediğim eserleri not almak için kullanmayı amaçlıyorum. Artık bu da beni belli bir düzene oturtmazsa, hiçbir şey oturtamaz!


post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , ,

Ne(ler) Yapıyorum | 12


Uzun bir aranın ardından merhaba! Şu sıralar ne blogda ne de blogun Instagram hesabında pek aktif değilim. Nedeni ise paylaşacak bir kitap yorumumun olmayışı... Çünkü kitap okumak yerine birkaç ay önce başladığım Slytherin atkısıyla uğraşıyorum.

Geçen haftalarda yaptığım D&R alışverişinden şurada bahsetmiştim. Yaşadığım sıkıntılar da kalan kitap okuma hevesimi söndürünce, kendimi atkı projeme verdim. Dikkatimi örgüye vermem gerektiğinden, örerken yapabileceğim aktiviteler sınırlı; kitap okumak veya başka bir DIY projesiyle uğraşmak gibi dikkat ve el kullanımı gerektiren başka bir uğraşla meşgul olamıyorum. Müzik dinlemek ve başka hiçbir şey yapmadan örgü örmek de bir yerden sonra sıkılmamı engelleyemediğinden çareyi, dizi izlemekte buldum. Bu yüzden son birkaç haftadır yarım bıraktığım dizileri izliyordum.

Ne yalan söyleyeyim, kitap okumak yerine dizi izleyip örgü örmek bayağı iyi geldi bana. Dinlendim, kendime geldim. Ama bu hafta, kitap okuma hevesimin döndüğünü hissediyorum.

Atkıyı da yarılayınca böyle bir yazı hazırlamaya karar verdim. Bu arada, atkı için ya blogda ya da blogun Instagram hesabında kısa bir DIY yazısı yazmak istiyorum. Örgü üzerine değil de, daha çok neler yaptığımdan ve püf noktalarından bahsetmek gibi bir düşüncem var. Örgü sürecini Instagram hesabında hikayelerde paylaşıyordum; ama şimdi bunu biraz daha sıklaştırabilirim :)


Avengers Maratonumun son çizgi romanı İç Savaş kalmıştı. bugün ona başladım ^_^ Kitaplığımda okunmayı bekleyen kitaplara bir de geçenlerde yaptığım kitap alışverişi eklenince, artık kitap okumaya dönmem gerektiğini düşündüm. Şu sıkıntılı geçen D&R alışverişinin sinirini üstümden attım sayılır, okuma hevesim de geri döndüğü için artık örgü-dizi ikilisine kitaplar da eşlik edecek :)

Dizi demişken... Blogun sağ üst köşesindeki sosyal medya hesaplarına yeni bir uygulama eklemiştim. Booksenberg'den Yasemin sağ olsun, dizi takibi için TvShow Time uygulamasını kullanıyorum artık. Önceden excel dosyası oluşturup o şekilde bir düzenleme oluşturmayı denemiştim, ama bir yerden sonra diziler karışmıştı. Bu şekilde hem ben izlediğim dizileri bir düzene oturtmuş oluyorum, hem de siz blogun dizi konusunda nerede olduğunu görmüş oluyorsunuz.

Takip etmek isteyenler, hesabıma buradan ulaşabilir. Hangi dizileri ne zaman izlediğim, diziler hakkında yaptığım yorumlar gibi birçok bilgiye bu şekilde daha kolay ulaşabilirsiniz. Çünkü blogda dizilerle ilgili fazla yazı yazmıyorum. TvShow Time ile bu açığımı kapatabileceğimi düşünüyorum. İsterseniz uygulamayı kullanmayarak da beni takip edebilirsiniz. Sağ üst köşeden butona tıklayarak profilime gidebilirsiniz. Profilimi herkese açık olarak ayarladım; en son hangi dizileri izlediğimi, hangi dizileri takip ettiğimi, yaptığım yorumları vs. görebilirsiniz. Fakat uygulamayı kullanmanızı öneririm. Ben böyle, izlediğim dizileri takip etmek için kullanabileceğim bir şey arıyordum; daha önce birkaç siteyi denemiştim fakat yeterli gelmemişlerdi. TvShow Time'dan ise çok memnunum; o yüzden size de tavsiye ederim.

Ne(ler) Yapıyorum yazı dizisinin değişen içeriğinden de kısaca bahsedip yazıyı sonlandıracağım :) Bu yazı dizisi artık kendi çekimim olan fotoğrafları ekleyebileceğim, biraz daha serbest tarzda yazabileceğim, güncelleme niteliğindeki yazılardan oluşacak. Yazıların, blog havasını bu şekilde daha iyi taşıyacağını düşünüyorum ^_^


post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , ,

Ne(ler) Yapıyorum | 11


Herkese merhaba :) Öncelikle herkesin Zafer Bayramı'nı kutluyorum, umarım daha güzel günler bizi bekliyordur ^_^ Bir süredir blogla ilgilenemiyordum; çünkü bazı sorunlarla boğuşuyordum. Halbuki, ağustos ayı ne de güzel başlamıştı benim için... Kitap okuyor, yorum yazıyor, dizi izliyor, arka arkaya Dizi Notları yazıları yazıyordum; hatta, kendi kendime çizgi roman maratonu bile başlatmıştım. Ardından, her mevsim yakalandığım grip/nezle türevlerinden bir hastalık geldi ve bütün düzenimi altüst etti. Nefes almak dışında hiçbir şey yapmak istemediğim birkaç gün geçirdim ve tam kendimi iyi hissettiğim o gün, iyileşmemin belirtilerini gördüğüm günde bilgisayarım bozuldu. Hastalığın son günlerini bilgisayarsız geçirmek zorunda kaldım :/ Çektiğim fotoğrafları bilgisayardan düzenlediğim için blogun Instagram hesabından da paylaşım yapamadım.

Neyse ki dün, bilgisayar sorunu halloldu ve ben de bugün itibariyle sahalara geri dönmüş bulunuyorum ^_^


Avengers maratonuna kaldığım yerden devam edeceğim ki zaten, elimde okunacak çok çizgi roman da kalmadı... Ama önce, geçenlerde başladığım Senden Önce Ben'i bitirmek istiyorum. Bir de dün bitirdiğim Caliban'ın Savaşı'nın yorumu gelecek. Daha sonra maratona kaldığım yerden, House of M ile devam edeceğim :)


Yeni bir Dizi Notları'nın hazırlığını yapıyorum. Instagram hikayelerde paylaştığım Batman: The Animated Series de bu yazıda olacak. Yazıdaki bir diğer dizi ise Yasemin(booksenberg)'in tavsiyesiyle başladığım ve kısa sürede bitirdiğim Brooklyn 99. Bunlar dışında yazıda bahsedeceğim 2 dizi daha var. Hepsi de bayılarak izlediğim yapımlardan ^_^


Film konusunda dizilerdeki kadar aktif değildim. Bu ay izlediğim filmlerden aklıma bir tek Suicide Squad geliyor ki onun hakkında söylemek istediğim çok şey var. Filmin kaliteli versiyonu nete düştüğünde, filmi bir daha izledikten sonra yorumunu yazmayı planlıyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki fragman filmi hiç, hem de hiç yansıtmıyor...

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , ,

Ne(ler) Yapıyorum | 10


Çok uzun bir aradan sonra merhaba! Son birkaç aydır blogla ve blogun instagram hesabıyla neredeyse hiç ilgilenemedim; hatta blogu bırakma noktasına bile geldim. Çünkü, şu sıralar hayatımın dönüm noktalarından birini yaşadığıma inanıyorum. Bu sene, yani 3 ay kadar sonra üniversiteden mezun oluyorum.

Okuduğum bölüme başlarken, geleceğimi ayrıntılarıyla planladığımı söyleyemem. Bir de, bölümde geçirdiğim 4 koca yıl içinde hangi alana yöneleceğimle ilgili sıklıkla fikir değiştirdim. Şu anda bile bir karara varabilmiş değilim. Bunun dışında bir de yüksek lisans mı, iş hayatı mı sorunsalı mevcut... Kısacası geleceğimle ilgili şu anda kafamda kocaman bir soru işareti var. Son birkaç aydır bunları düşünmekten bloga giremedim, girmek de istemedim; çünkü paylaşacak bir şeyim yoktu.

Ama sonra, buraya 4 yılımı verdiğim geldi aklıma. Yaşımı da düşünecek olursam bu, bayağı uzun bir süre ve çok fazla emek demek. Bu yüzden, daha az sıklıkla da olsa, tekrar buradayım :) Okuduklarımı ve izlediklerimi paylaşmaya, düşüncelerimi yazmaya elimden geldiğince devam edeceğim ^_^

Burada olduğuma göre, son birkaç ayda neler okuduğuma gelelim...



Tıpkı yüksek lisanstır, kpssdir, alan seçimidir diye milyon tane şeyle ilgilendiğim gibi; milyon tane kitabı da eş zamanlı okuyorum :D

22/11/63'ü geçtiğimiz ay bitirdim. Kendisi, okuduğum ilk Stephen King romanıydı; gerek konusu gerekse üslubuyla beni çok etkilediğini itiraf etmeliyim. Yorumumu birkaç güne yazıp yayınlarım, kitapla ilgili ayrıntılı düşüncelerimi orada bulabilirsiniz ;)

Otostopçunun Galaksi Rehberi'ne son noktayı koymamak için uzunca bir ara vermiştim. Onu da geçtiğimiz haftalarda yeniden elime aldım. Şu anda son kitaptayım, bitmesin diye o kadar çok uğraşmıştım ki... Ama sona yavaş yavaş yaklaşıyorum ve bundan hiç mutlu değilim :/

Kule Efendisi'ni uzun bir süredir elime almadım. Serinin ilk kitabını okuyalı çok olduğu için karakterleri ve olayları hatırlamakta zorlanmıştım. Bu kitabı şimdilik bir köşeye koydum, birkaç hafta içinde okumaya kaldığım yerden devam ederim, diye düşünüyorum.

Çıplak Şölen'i okumak ise apayrı bir olay, benim için. Kitabı ne heveslerle, ne umutlarla almıştım... Sanırım hayatımda ilk defa başıma böyle bir şey geliyor, okuduklarımı bağdaştıramıyorum bir türlü. Sorun bende mi diye yaptığım ufak çaplı -yaklaşık bir hafta süren- araştırmaların sonunda sorunun bende olmadığına, ama kitapta da olmadığına karar verdim. Ben de her şeyi akışına bıraktım; olmadı, kitabı bir daha okurum ta ki bir şeyleri çözünceye, bir şeyler hissedinceye kadar :)

Altın Oğul'a başlayalı ise bir hafta oldu. Şu dünyayı, karakterlerini, kurgusunu filan nasıl da özlemişim... Kitabın büyük bir kısmını okudum, bu hızla gidersem belki birkaç güne onun da yorumunu blogda bulabilirsiniz ^_^



Dizi konusunda da bayağı bir meşgul olduğum söylenebilir. Sömestırın ortasında The X Files'a başlamıştım. Şu dizi için hissettiklerimi ifade edebileceğim, bu sevgi yoğunluğunu betimleyen bir kelime daha türetilmedi. Aslında ben Mulder-Scully kelime ikilisini birçok yerde duymuştum ama araştırmamıştım. Keşke baksaymışım, diyorum şimdi. Bu diziyi bir 10 yıl önce keşfetmiş olsaydım; eminim ki şu anda olduğumdan farklı bir tutkuyla, daha bir delice izlerdim diziyi. Çünkü o zamanlar şu UFO kaçırmaları, telekinezi, komplo teorileri gibi şeyler çok popülerdi ve ben de o zamanlar böyle şeylere acayip meraklıydım. Yine de geç olsun, güç olmasın; böyle muhteşem bir diziyi daha da geç olmadan keşfettiğim ve izlediğim için mutluyum :) Dizinin şu anda 9. sezonundayım; kısmen neler olacağını öğrendiğimden ama en çok da Mulder'ın yokluğundan dolayı bu sezonda bir türlü ilerleyemiyorum. Onun dışında 10. sezonu izleyip bitirdim; hatta son bölümünü tüm dünyayla eş zamanlı olarak bile izledim. Diziyle bağlantılı 2 filmi de izledim, elimde sadece bir türlü izleyesimin gelmediği 17 bölüm var. Onları da bir şekilde bitirip diziye noktayı koyacağım. Şaşkınlıktan ağzımı açık bırakan o 10. sezon finalinden ise şimdilik bahsetmiyorum, o bölüm hakkında Dizi Notları'nda uzun uzun yazarım :)

David Duchovny'ye ve oyunculuk performansına doyamadığım için The X Files'ın hemen ardından Californication'a başladım. Şu anda dizinin 6. sezonunun ortalarındayım ve dizi inanılmaz güzel ilerliyor. Dizinin hiçbir sezonunda sıkılmadığımı aksine, her sezonda ilgimi çeken bir şeylerin mutlaka olduğunu söylemeliyim. Hele bazı bölümler beni o kadar çok kahkahaya boğuyor ki, kendime gelip bölüme devam edebilmek için bir 5 dakika beklemem gerekiyor :D

Lucifer, Second Chance ve 11.22.63'ü son birkaç haftadır düzenli olarak takip ediyorum. Daha da ayrıntısına girmem gerekirse, Lucifer'ı başladığından beri düzenli olarak izliyorum :D Dizi, ABD'de pazartesi akşamı saat 8 civarı, bizim yerel saate göre ise sabah 6 gibi Fox'ta yayınlanıyor. Salı akşamına da alt yazısıyla birlikte nete düşmüş oluyor. Yayın saatiyle ilgili engin bilgilerimden de anlaşıldığı üzere, her hafta salı gününü iple çekiyorum ben :D Lucifer için ayrı bir yazı hazırlamak istiyorum aslında; çünkü dizinin birçok kişi tarafından çok yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. O yazıda her şeyden bolca bahsedeceğim için, diziyi ne kadar sevdiğimi burada uzun uzun anlatmayacağım. Her bir bölümü ayrı bir zevkle izlediğimi söyleyip Second Chance'e geçeyim :)

Second Chance, şans eseri bir dizi sitesinde gördüğüm dizilerden. Konu bakımından ilgimi çekse de, dizide bildiğim çok fazla oyuncu olmadığı için dizi bir yerden sonra beni kendine çekemiyor. Ama dizinin son birkaç bölümü sezon finali tadında, inanılmaz heyecanlıydı. Sonrasında neler olacağını merakla beklemekteyim.

11.22.63'ün kitabına, dizisini görünce başlama kararı almıştım; kitabı bitirir bitirmez de diziye baktım. Olay örgüsü bakımından kitapla arasında uçurumlar olsa da J.J. Abrams ve Stephen King birlikte, bu işin altından başarıyla kalkmışlar; diziyi bayağı sevdim, heyecanla da izliyorum.

Daredevil ise resmen rüzgar gibi geçti, gitti. Bütün sezonu geçen sefer yaptığım gibi tek oturuşta bitirip geri kalan 364 günde kendimi yemek yerine, bu sefer 13 bölümü 2-2,5 güne yayarak keyfini çıkara çıkara izledim. O nasıl bir sezondu öyle; heyecan dolu olay örgüsü, inanılmaz oyunculuk performansları, Daredevil'ın yeni kostümü ve tabii ki Punisher'ın mükemmelliği... Bunu ise en iyisi Dizi Notları'nda uzun uzun ele alayım ben; yoksa, şimdi yazmaya başlarsam beni kimse durduramayacak :D


Genelde diziyi, filme tercih eden biriyim; bu yüzden de izlediğim film sayısı, izlediğim dizilere kıyasla azdır. Ama The X Files sağ olsun, geçtiğimiz son aylarda izlediğim film sayısında bir artış oldu. Fight the Future her açıdan beğenimi toplayan bir filmdi. Senaryosu, diziden daha karanlık ve heyecanlıydı; oyunculuk desen diziden daha bir farklı ama bir o kadar da tanıdıktı. Filmden önce çekilen şu koskoca 5 sezonda göremediğim o Mulder-Scully yakınlaşmalarını bu filmde gördüğüm için filmi daha da bir seviyorum :) The X Files'ın altın çağı olarak gördüğüm o dönemin ortasında bir yerde yayınlandığı için olsa gerek; filmi hem Mulder-Scully ilişkisini ayrı bir boyuta taşımaya, hem de olayları birbirine bağlamaya yardımcı olan kısım olarak görüyorum ben. Bu düşüncem, filmi ne kadar çok sevdiğimi gayet güzel özetliyor :D

Ama ikinci film olan I Want to Believe, beklentimin birazcık altında kalan bir yapım oldu. Bunun en büyük nedeniyse senaryonun basit ve heyecandan uzak olmasıydı; bazı Mulder-Scully sahneleriyle filme içim ısınıyormuş gibi olsa da genel olarak değerlendirdiğimde filmde umduğumu pek bulamadım.

Deadpool'u ise dün izledim, nete düştüğünü görünce hiç beklemeden açtım filmi. Film, beklediğim gibi komik ve eğlenceliydi. Favori Marvel filmlerim arasına da girdi. En kısa zamanda bunun çizgi romanlarını edinmeyi kafama koydum, ama bakalım...

İşte, son birkaç ayı böyle geçirdim ben: Geleceğimle ilgili bol bol düşünürken ilgimi çeken kitaplar okumaya çalıştım, birbirinden muhteşem diziler keşfettim ve favorilerim arasına giren birkaç güzel film izledim. Bu yazıyı yazdığıma göre de bir süre daha buralardayım ^_^ Şimdi, sonraki birkaç hafta için 22/11/63'ün yorumunu yazıp yayınlamak, en az bir adet Dizi Notları yazısı hazırlamak, Lucifer hakkında uzun uzun yazabileceğim ayrı bir Dizi Notları yazısına başlamak ve Yorum Cadısı'nın instagram hesabını güncel tutmak gibi planlarım var. Ne kadarını gerçekleştirebileceğimi ise gelecek gösterecek; ama ben yapabilirim, diyorum ;)

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , ,

Ne(ler) Yapıyorum | 9


Herkese merhaba :) Bir süredir bloga giremediğimin farkındayım. Çünkü yine hastayım, yine yataklardayım. Her yıl en az 4 kere grip, nezle, soğuk algınlığı ve türevlerine yakalanmazsam o yıl benim için normal geçmiş sayılmıyor. Her mevsim mutlaka 1 haftayı kat kat battaniyenin altında, yanımda kocaman bir şişe su, bir sürü tuvalet kağıdı ve kupalarca bitki çayıyla geçiriyorum. Geçtiğimiz birkaç günü de bu şekilde geçirdim. Ihlamur ve adaçaylarını su gibi tükettim, bol bol c vitamini aldım vesaire vesaire. İşin komiği, hasta olmadan önce de böyleydim ben; geçen hafta da günde en az bir fincan ıhlamur içiyor, 2 günde bir koca bir nar yiyordum ama işte... Hastalık her yıl hem de 4 kere beni bulmayı başarıyor, alıştım artık :D


Gelelim hastayken yaptıklarıma... Kitap okuma düzenim çok güzel oturmuştu, ama hasta olunca bayağı bozuldu. Son 4 gündür kitap okumaya çalışıyorum ama nafile... Kendimi daha iyi hissettiğim için bu akşam birkaç sayfa okumaya çalışacağım, bakalım. En son Otostopçunun Galaksi Rehberi ile Hayalet Hikayesi'ni okuyordum. Rehber bayağı kalın olduğu için yalnızca evde okuyorum. Yolda ise bana Hayalet Hikayesi eşlik ediyor. İkisi de çok iyi gidiyordu, iyileşince ikisine de kaldığım yerden devam edeceğim ^_^


Hasta olunca nefes alıp vermek ve gözlerimi kırpmak dışında bir şey yapmak istemiyor canım. Bu yüzden kitap okumak gibi fazla konsantrasyon isteyen eylemlerde bulunamıyorum; onun yerine yatağıma kıvrılıp dizi izlemekten başka bir seçeneğim kalmıyor. Hastalığımın başlangıç safhalarında birkaç haftadır zevkle izlediğim Black Books'u bitirdim. Dün ise ilk bölümünü izleyip yarım bıraktığım Humans'a devam ettim. Her iki diziden de yakın bir zamanda yazacağım Dizi Notları'nda ayrıntılı olarak bahsedeceğim; bu yüzden şimdilik ikisini de severek izlediğimi söyleyebilirim.


Geçen hafta film sitesinde öylece gezinirken Marslı'nın nete düştüğünü görmüştüm ve hemen izlemiştim :) Ama filmi sinema salonunda izlemediğim için yorumunu yazmama kararı aldım ki zaten kitabı da öyle çok ayrıntılarıyla filan hatırlamıyorum. Ama hatırladığım kadarıyla şunu söyleyebilirim ki film, kitaptan birkaç noktada farklılaşıyor ve Watney'in o esprili kişiliğinin beyaz perdeye sadece ucundan yansıtıldığını düşünüyorum. Film, kitabından ayrı olarak değerlendirilirse bayağı başarılı ve izlemesi zevkli olarak görülecektir ;) Hastayken ise Inside Out'u izledim ve çok sevdim. Sadece çocuklara değil, yetişkinlere de hitap edebilen bir animasyon. Filmin duygusal yanı ağır basmıştı, sanki; ama ben hasta olunca biraz fazla duygusallaştığım için de bana böyle gelmiş olabilir :D

Son olarak, benim tam olarak iyileşmem bir 4-5 günü daha bulur. Yani bu süre zarfında bloga pek giremeyebilirim. Ama Yorum Cadısı'nın instagram hesabında biraz daha aktifim. Blogu oradan da takip etmek isterseniz buraya tıklayarak hesaba ulaşabilirsiniz :)

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , ,

Ne(ler) Yapıyorum | 8


Cehennem sıcağının hüküm sürdüğü bir İzmir'den herkese merhaba!!! Havalar o kadar bayıcı, o kadar sıcak ki kutuplara taşınmayı düşünür oldum. Ben zaten sıcağı sevmeyen bir insanım, şu ağustos sıcakları geçene kadar evden dışarı bir adım dahi atmayı istemiyorum ama işte...

Şu sıcakların geçmesini beklerken neler yaptığıma gelelim... Uzun, hem de çok uzun bir zamandır blogla ilgilenmediğimin farkındayım. Tam yazı hazırlayacağım, sürekli bir şeyler girdi araya: hasta oldum, Türk dizilerine kapıldım, laptopum bozuldu, vs. Bu engeller ise en başta kitap okuma düzenimi bozdu, tabii.


En son Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'i okuyup yorumlamıştım. Kitabın etkisinden kolay kolay çıkamadığım için bir 5-6 gün kendime izin vermiştim, kitap okumayacaktım. Ama daha sonra tekrar kitap okumaya başlayamadım bir türlü. Ancak geçen hafta, daha sonra okumak üzere yarım bıraktığım Jack Kerouac'in Yolda'sına başlamıştım. Kitabın konusuna uygun olsun diye de kitabı hep yolculuk ettiğim sıralarda okumaya çalıştım. Nitekim kitap birkaç gün önce, eve dönüş yolculuğumda bitti. Kitabın bana hissettirdikleri hakkında o kadar çok konuşmak ve yazmak istiyorum ki... Kitabın yorumunu acele etmeden, yavaş yavaş yazacağım. Düşüncelerim üstünde biraz düşünmem lazım, yoksa karman çorman bir duygu seli çıkacak ortaya ^_^

Yorum Cadısı'nın yeni yaş çekilişinin başlamasına birkaç gün kala gribe yakalandım. Evet, yazın ortasında grip olabiliyorum ben :D Geçen sene de benzer bir deneyim yaşamıştım, zaten. 1 hafta boyunca gözlerimi açmak ve nefes alıp vermek dışında bir şey yapmak istemedim. Bu yüzden de kitaplara ara verip dizilere sardım, yine. Altyazı okuyacak dikkati de toparlayamadığımdan Türk dizilerine bakayım dedim, demez olaydım. O günden beri ilgimi az da olsa çeken her Türk dizisine şöyle bir göz attım, birkaç bölümünü izledim. Hastayken içimdeki Türk kızı ortaya çıktı resmen; ıhlamurlar eşliğinde Türk dizilerini götürdüm durdum :D Bu eylem, iyileşince de devam etti; ıhlamurun yerini çiğdem aldı. Ben Türk dizisi sevmem, çok yapaylar filan derdim; ama o iyileşme sürecinde bir şeyler oldu bana, hala da olmaya devam ediyor.


Zaten çok fazla yerli oyuncu bilmem, bildiklerim ise çok sevdiklerimdir. Ben de yerli dizi seçimi yaparken bu kriteri göz önüne aldım. Mesela Özge Özpirinçci'yi çok beğenen biri olarak, şu an yeni sezonunun başlamasını beklediğim Aşk Yeniden adlı dizisini izledim hastayken. Bu sıralar ise her cuma ekran başına kilitlenip Kiralık Aşk'ı izliyoruz kardeşimle :D Başroldeki kız nasıl sevimli, nasıl doğal... Diziyi asıl izleme sebebim Elçin Sangu'yken, yavaş yavaş Barış Arduç'la arasındaki kimya da işin içine giriyor. Eh, tabii bir de diğer karakterlerin aralarındaki uyum ile dozunda duygularla desteklenen senaryo da var. Kısacası, ben bu diziyi final yapana kadar takip ederim gibi görünüyor. Arada böyle içinizdeki Türk kızını/erkeğini serbest bırakmanızı tavsiye ederim, değişiklik oluyor ^_^


Yabancı dizilerden ise Dominion'ı takip ediyorum, düzenli olarak. Tam sıkılmaya başlıyorum, bir yerlerden bir sürpriz çıkarıp beni kendine bağlıyor dizi. Diziyi ilk bölümlerdeki kadar şevkle izleyemesem de, diziyi izlemek için yeterli motivasyonum var şimdilik. Hannibal'ın iptal kararını öğrendikten sonra diziyi o eski hevesle izleyemiyorum artık. Birkaç yeni yabancı diziye başlasam da hiçbiri bende devam etmemi gerektirecek etkiyi bırakamadı.


Film olarak en son Jurassic World'ü izledim ve bayıldım :) Yorumunu girmek istiyorum ama muhtemelen yorum yazmadan önce en az bir kez daha izlerim filmi. Onun dışında izlediğim başka filmler vardı ama hatırlayamadım şimdi.

Önümüzdeki günlerde blogla ilgileneceğimi yazmak istedim ama geçtiğimiz hafta staja başladığım için yaklaşık bir 3-4 hafta beni buralarda göremeyebilirsiniz. Ben ise o sıralarda boş bulduğum her vakitte kitap okuyup sonradan gireceğim yorumları için notlar almakla meşgul olacağım. Arada sırada Yorum Cadısı'nın instagram hesabından fotoğraflar paylaşarak blogla bağımı koparmamayı planlıyorum.

post signature
Paylaş:
Devamını Oku