10 Mart 2013 Pazar

Yorum: L. J. Smith - Vampir Günlükleri/Dönüş: Geceyarısı (The Vampire Diaries: The Return, #3)


Kitabın Adı: Vampir Günlükleri/Dönüş: Geceyarısı
Yazarı: L. J. Smith
Yayınevi: Artemis Yayınları
Orijinal Adı: The Vampire Diaries/ The Return: Midnight
Çeviri: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Basım Yılı: Ağustos 2011, 1. Baskı
Sayfa Sayısı: 554

   Elimdeki bütün Vampir Günlükleri kitaplarını bitirmiş olmanın verdiği mutlulukla doluyum :) Serinin ilk kitabını okuduğum ve heyecandan yerimde duramadığım zamanları hatırlıyorum da, yaklaşık 5 yıl önceydi sanırım. O zamanlar, serinin bayılarak okuyacağım ilk ve tek kitabının Vampir Günlükleri/Uyanış ve Savaş, yani serinin ilk kitabı olacağını bilmiyordum. Elena'nın ölüp ölüp dirilmesi, herkesin Damon'a karşı nedensiz bir şekilde suçlayıcı tavır takınması, Stefan'ın Elena ne yaparsa yapsın kızı kayıtsız şartsız sevmesi, kitaptaki bütün iyilerin mükemmel olması ve daha sayamayacağım bir çok nedenden dolayı seriden soğudum ve seriyle bağım gitgide koptu. 
Devamı spoiler içerir.
   Kitap, Elena'ların kasabayı Shinichi ve Misao'nun elinden kurtarmaya çalışmasını konu alıyor. Bu iki kitsune, kasabadaki çocukları bir nevi zombiye dönüştürmüşlerdi ve kasabayı yok etmek için de bu çocuklardan faydalanacaklardı. Damon, yanlışlıkla Bonnie'yi de yanına alarak, Karanlık Boyut'a gidiyor. Gitme amacı ise tekrar güçlü-kuvvetli bir vampir olabilmek. Daha sonra gelişen olaylar nedeniyle Elena ve Stefan, Damon'ın peşinden Karanlık Boyut'a gitmek zorunda kalıyor. Meredith ve Matt ise Bayan Flowers ile birlikte dünyada kalıp kasabayı savunmaya çalışıyorlar. Kitap boyunca kasabayı kurtarıp her şeyi eski haline getirmelerini okuyoruz.
   Kitapta eleştirilecek o kadar çok konu var ki. Yazarın gittikçe taraf tutmaya başlaması ve okuyucuya taraf seçme hakkı bırakmaması bunlardan biri. Taraf tutma kavramını açıklamam gerekirse; yazar, Elena ve grubunun karşılaştığı zorlukları anlatırken bariz bir biçimde Elena ve grubunu mükemmel ve her şeyin üstesinden gelen bir takım olarak yazmış. Diğer kişiler yani kötüler Elena'lara göre hem yetenekleri olmayan bireylere dönüşmüşler hem de daha silik kalmışlar. Yazarın Elena ve grubu dışındaki diğer karakterlere yaşayacak alan bırakmaması ve okuyucuya da Elena ve grubu dışında favori karakter seçme hakkı tanımamasını söylemeye çalışıyorum ki bence yazar kurguyu yaratırken hangi tarafı seçerse seçsin okuyucuya da bu hakkı biraz tanımalı diye düşünüyorum.
   Elena ve grubunun mükemmeliğine gelecek olursak... Serideki, özellikle bu kitaptaki karakterlerden iyi olanlar -Elena ve tayfası- aşırı derecede mükemmeller ve zor durumlardan kurtulabilecekleri abartılı yeteneklere sahipler. Bu iyi grubun başındaki mükemmel kişi tabii ki de Elena. Ama serideki tek mükemmel karakter Elena değil. Yazarın, sürekli Elena ve grubunun iyi yönlerini vurgulayarak grubu mükemmelleştirmek istemesini ve Elena'nın kanatlara sahip olmasını abartılı ve gereksiz buluyorum. Bir de Elena'nın dengesiz ve iki yüzlü davranışları var. Birkaç satır önce Damon hakkında hayaller kuran Elena, hemen sonra Damon'a bağıran ve adamı yerden yere vuran birine dönüşüyor. Bonnie için her şeyi yapmaya hazırken bir bakıyoruz içinden 'Bir kere de mızmızlanmasa.' şeklinde bir cümle kuruyor. Fakat yazar bunları öyle bir yazıyor ki Elena'nın tüm bu kötü tavırları mükemmel Elena'yı Elena yapan özelliklere dönüşüyor.
   Eleştireceğim bir diğer nokta ise Stefan'ın saplantılı aşkı. Tarih boyunca ne aşk kitapları oldu, ama hiçbiri 'Sen benim kardeşimi de sev, ben seni yine de severim.' mantığıyla harmanlanmadı. Stefan'ın Elena'yı paylaşacak kadar sevmesi ve bunu dile getirirken sanki bir dilim pastayı paylaşıyormuş gibi davranması da kitabı gerçeklikten uzaklaştıran başka bir etken bence. Gerçi burada Elena'yı da paylamak lazım. İkisi-de-benim-olsun mantığıyla hareket eden ve sevdiği iki erkeği birbirine düşüren bayan karakterleri oldum olası sevmem. Bu düşünceyle hareket eden Elena'nın bir de sanki iki adamı da istemesi en doğal hakkıymış gibi davranması yok mu...
   Bir de kitaptaki karakterlerin Damon'a karşı tavır takınması olayı var... Aslında şöyle bir bakınca koskoca serideki sevdiğim tek karakterin Damon olduğunu görüyorum. Adamın kötü adam karizması bir yana, gerçekleri dile getirmesi ve Elena'yı paylaşmak istemeyip kıskanç davranması yazar tarafından uyumsuzluk olarak yazılsa da ben Damon'ın bu özelliklerini takdir ediyorum. En azından kitaptaki, gerçeklere en yakın olan mantıklı ve dengeli tek insan Damon -benim gözümde-.
   Eleştirilecek daha çok kısım var fakat ana hatları bu şekilde. Eh peki, hiç mi beğendiğin tarafı yok derseniz; bu kitabın sadece son kısmını beğendiğimi söyleyebilirim. Ve serinin devamını okumayı düşünmediğimden benim için güzel bir son oldu. Seriye devam etmeme sebebim ise serinin artık kurgu odaklı değil de maddiyat yani para odaklı yazıldığını düşünmem. Yazarın yayınevi tarafından seriyi yazma hakkının elinden alınmasının da büyük etkisi var. Yazar nasıl yazarsa yazsın, iyi ya da kötü, kendi yarattığı kurgusundan men edilmesi bana göre saygısızca bir davranış. 
   Uzun lafın kısası, benim gibi seriyi sonlandırmak isteyenler için güzel bir sonla yazılmış bir kitaptı. Eleştirilerimin genel olarak seriyle ilgili olduğunu biliyorum ama eleştirdiğim noktalar bu kitapta da geçerliydi, özellikle Elena'nın dengesiz davranışları serinin bu kitabında fazlacaydı ve okurken aşırı derecede sıkıldım. İyi ki kitabın sonunu beğendim yoksa kitabı boş yere okuduğum için üzülecektim.

Kitaptan küçük bir alıntı:
Gülümsemesi Damon'ınkine benziyordu. "Selam, seni incitmeyeceğim," mesajı vermesi gerekirken, "Selam, işte öğle yemeğim," der gibiydi.
-Sayfa 188



ARKA KAPAK



post signature

2 yorum:

  1. bu yorumu yapanın üstüne yorum yazmak haddimize değil bence...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok canım, ben düşüncelerimi belirttim sadece. Siz de istediğiniz yorumu yapabilirsiniz :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...