Rick Riordan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rick Riordan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
, , , , , , , , ,

Yorum: Rick Riordan - Hades'in Evi (The Heroes of Olympus, #4)

Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Macera, Mitoloji
Goodreads Puanı: 4,64 (14.570 oy)
Orijinal Adı: The House of Hades
Yayınevi: Doğan ve Egmont Yayıncılık
Çeviri: Belgin Selen Haktanır
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 576
2. Argo tayfası en önemli kararların verildiği kavşaklardan birinde. Önlerinde iki seçenek var: Ya Athena Parthenos heykelini alıp eve dönecek ve iki kampın savaşını engellemeye çalışacaklar, ya da Tartarus'ta tutsak kalan Percy ve Annabeth'i kurtarmak ve Ölümün Kapıları'nı kapamak için Hades'in Evi'ne gidecekler. Hangi yolu seçerlerse seçsinler, acele etmeleri gerek.

Kana susamış Gaia, güç kazanacağı tarihi 1 Ağustos olarak belirlemiş durumda. Percy ve Annabeth ise perişan halde. Her köşesinde bir tehlikeyle yüzleştikleri, karanlık ve zehir dolu Tartarus'ta hayatta kalmayı nasıl başaracaklar? Aç, susuz ve acı içindeler. Ölümün Kapıları'nı bulmalarının imkânı yok. Bulsalar bile Gaia'nın en güçlü yaratıkları, kapıların önünde nöbet tutuyor.

Kehanetin yedi melezinin tek bir seçeneği var: imkânsızı başarmak! Tüm sevdikleri için bu riski göze almak zorundalar.

Ancak aşk, bazen en riskli seçenek...

Rick Riordan, çok satan Olimpos Kahramanları serisinin sondan bir önceki kitabı Hades'in Evi'nde bir kez daha tüyler ürpertici ve soluksuz bir macera sunuyor. Melezlerin her birinin kendini bulduğu bu kitapta onlara bir kez daha bağlanacak, mücadelelerine ortak olacaksınız.
Her şey bu kitap içindi, aslında... Olimpos Kahramanları serisine bu zamanlarda başlama nedenim, Hades'in Evi'ni serinin diğer takipçileriyle birlikte okuyup onların heyecanına ortak olmaktı; kardeşimin ve bazı arkadaşlarımın baskıları da seriye başlama zamanımı etkiledi tabii :) Şahsen, seriyi geç keşfettiğimi düşünüyorum. Ama bu konuda minik de olsa bir tesellim var; Athena'nın İşareti'nin o şok edici sonunu okurken elimin altında Hades'in Evi'nin olduğunu bilmenin getirdiği rahatlık, seriyi geç keşfettiğim için hissettiğim pişmanlığı biraz olsun azaltıyor.

Hades'in Evi'nin başlarında biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim. Athena'nın İşareti, dizilerin sezon finallerine yakışır bir sonla bitmişti. Bu şok edici sonu okuduktan sonra ister istemez, Hades'in Evi'ne karşı beklentilerim arttı; Rick daha ne yapabilir ki merakı içindeydim. Fakat kitaba başladığımda azıcık hayal kırıklığına uğradım ve bu hayal kırıklığı kitabın ortalarına kadar devam etti. Fakat kitabın ortalarında, Rick yine yaptı yapacağını ve bombayı patlattı.

Serinin bende bağımlılık yaptığından bahsetmiştim. Hades'in Evi'yle bu bağımlılık bambaşka bir şeye dönüştü. Kendimi serinin içinde öyle bir kaybetmiştim ki Hades'in Evi bitmeden tumblr'da kitaptaki karakterler ve olaylarla ilgili çizimler, wikialarda bilgiler arayıp durmuştum. Bu eylemlerin sonucunda ise spoiler yemek kaçınılmazdı. Bir önceki paragrafta bahsettiğim o bomba olayla ilgili spoiler yedimiştim fakat buna rağmen kitabı büyük bir heyecanla okudum. Kitap okuma zevkini spoilerın bile bozamadığı kitapları yazan tek yazar Rick Riordan, sanırım. Hatta spoilerı yedikten sonra ayrı bir heyecanlanıyorum ben, bu adamın kitaplarında.

Gelelim o bomba olaya... Yazının bu kısmı spoiler içeriyor, baştan söyleyeyim. Hades'in Evi'ni henüz okumayanlar bu paragrafı atlayıp yorumu okumaya devam edebilirler. Rick'in kitaplarını spoiler yedikten sonra okumanın nasıl bir deneyim olacağını merak edenler için ise işte, spoiler geliyor :D Nico'nun Percy'ye karşı hisler beslediğini öğrendiğimde bunu hem PJO'yu hem de OK'nı okurken nasıl fark edemediğimi düşündüm durdum. Spoiler yediğim halde bu kısmı okuduğumda çok şaşırmıştım ve şaşkınlığımın yerini hemen Nico'yu teselli etme isteğim aldı. Rick'in okuduğum onca kitabında Nico'ya fazla dikkat etmemiştim fakat Hades'in Evi'yle birlikte kendisi benim favori karakterlerimden biri oldu. Kayıp Kahraman'la başlayan Annabeth'i sevme çabalarım da bu gerçeği öğrendikten sonra tuzla buz oldu, tabii... Annabeth'i PJO'dayken zaten sevmezdim, şimdi ise kıza karşı feci bir nefret besliyorum. Kız bir şey de yapmadı, ama işte... Aslında bütün suç Rick'te! Yazarı, serinin sonunda Percico yapana kadar twitter üzerinden taciz etmeyi planlıyorum. Bu serinin sonunda Nico mutlu bir sona ulaşmazsa Rick'le külahları değişeceğiz, o olacak...

Hades'in Evi, serinin diğer kitaplarından daha heyecanlı ve sürükleyiciydi, olayların Tartarus'ta geçtiği kısım ise ayrı bir güzel geldi bana. Seride ve PJO'da Tartarus'tan birkaç kez bahsedilmişti, zaten karakterlerin gitmediği bir tek orası kalmıştı. Hades'in Evi'ne kadar ben Tartarus'u hep zifiri karanlık, girintili çıkıntılı bir yer olarak hayal etmiştim ama Rick bizden daha yaratıcı çıktı, her zamanki gibi. Tartarus'un özellikle Annabeth'in gözünden anlatılan betimlemelerini çok sevdim, fazlasıyla gerçekçiydi. Ayrıca Tartarus'ta işleyen düzen de beklediğimden daha zekice kurgulanmıştı.

Seride işlenen ana macera devam ederken karakterler de kendilerini geliştirmeye devam ediyor. Hades'in Evi'nde ise en büyük değişimi gösteren karakter Frank'ti. Diğer karakterler de bu kitapta, serinin diğer kitaplarına kıyasla daha olgunlar, hepsinin de büyüdüğünü bu kitapta hissettim. Fakat Jason hakkında içimde garip bir his var, henüz adını koyamıyorum. O çocuktan bir şeyler çıkacak gibi hissediyorum nedense...

Hades'in Evi, serinin en akıcı kitabıydı bana göre. Hatta kitabı bir oturuşta bitirmemek için çaba sarf ettim ki serinin diğer kitaplarında böyle bir eylemde bulunmamıştım. Betimlemeleriyle, kurgusuyla, sürpriz olaylarıyla, kapağıyla, kısacası her şeyiyle serinin en iyi kitabının Hades'in Evi olduğunu düşünüyorum. Fakat serinin son kitabı, bunu değiştirecekmiş gibi görünüyor. Sonraki kitap için gün saymaya başladım bile, fakat bir yandan da seri bitecek diye üzülüyorum. Yine de, serinin son kitabını beklemenin verdiği heyecanla kitabı merakla bekliyorum.



Canavarlar, Tartarus'un derisindeki sivilceler gibi, diye düşündü Annabeth. İçinin ürperdiğini hissetti. Bazen o kadar da güçlü bir hayal gücü olmasın istiyordu, çünkü artık canlı bir şeyin üstünde yürüdüklerine emindi. O meşum arazinin tümü -kubbe, uçurum ya da her neyse- tanrı Tartarus'un, kötülüğün en eski hayalinin hayata geliş şekliydi. Tıpkı Gaia'nın yeryüzünü kapladığı gibi, Tartarus da uçurumu işgal ediyordu.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Rick Riordan - Athena'nın İşareti (The Heroes of Olympus, #3)

Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Macera, Mitoloji
Goodreads Puanı: 4,54 (65.610 oy)
Orijinal Adı: The Mark of Athena
Yayınevi: Doğan ve Egmont Yayıncılık
Çeviri: Belgin Selen Haktanır
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 560
ANNABETH dehşet içinde. Hera sağ olsun, altı aylık ayrılıktan sonra tam Percy'yle yeniden bir araya geleceklerken Jüpiter Kampı onlarla savaşa hazırlanıyor. 2. Argo, ateş püskürten gemi başı Festus ile birlikte ne yazık ki hiç de barışçıl bir görünüme sahip değil. Annabeth, JASON'ın güverteden Romalılara barış sinyalleri vermesini umuyor.

Ancak bu, tek sorun değil. Cebinde annesinin, her hatırladığında sinirlerini bozan hediyesini taşıyor: Athena'nın İşareti. Yedi melezi Ölümün Kapıları'na götürecek kehanet zaten ürkütücü. Bunun üstüne Athena ondan neden bu kadar tehlikeli bir görev bekliyor ki?

Ancak Annabeth'in en büyük korkusu, PERCY'nin değişmiş olması. Ya Percy artık bir Romalı olduysa? Ya eski arkadaşlarına artık ihtiyaç duymuyorsa? Savaşın ve bilgeliğin tanrıçasının kızı Annabeth, doğuştan bir lider olduğunu biliyor. Ama yanında Yosun Kafa olmadan hiçbir yere adım atmak istemiyor.

Dört farklı melezin bakış açısıyla yazılmış olan Athena'nın İşareti, kadim topraklara, Roma'ya kadar uzanan efsanevi bir macera. Çok önemli buluşlar, insanı dehşete düşürecek fedakârlıklar ve akla hayale gelmeyecek korkular, kehanetteki yedi melezi bekliyor.

Buyurun 2. Argo'nun güvertesine, eğer cesaretiniz varsa...
Serinin üçüncü kitabı Athena'nın İşareti'ne aslında biraz çekinerek başlamıştım. Hem adıyla hem de konusuyla kitap, Annabeth ağırlıklı olacağının sinyallerini veriyordu ve Annabeth'in favori karakterlerimden biri olduğunu pek söyleyemem. Fakat kitabı okurken Annabeth, beni düşündüğüm kadar rahatsız etmedi ve kitabı nasıl başladığımı anlamadan bitiriverdim.

Melezlerin bir araya gelip göreve çıkmalarını ama en çok da Percy'nin eski arkadaşlarına kavuşmasını sabırsızlıkla beklemiştim. Percy, yanında eski arkadaşları olmadığı zaman eksikmiş gibi geliyordu bana. Fakat bu kitapla yalnızca Percy'nin değil, diğer melezlerin de birlikte oldukları zaman eksikliklerinin tamamlandığını anladım. Bu yüzden Athena'nın İşareti'nin serinin diğer kitaplarına kıyasla ayrı bir yeri var bende ;)

Kitabın, serinin diğer kitapları arasından böylesine öne çıkmasının diğer -ve en büyük- nedeni sonuydu. Olimpos Kahramanları'na başlamadan önce, kitabın sonuyla ilgili minik spoilerlar yemiştim aslında ve kitabı okurken serinin diğer okurları kadar şok olmam diye düşünmüştüm. Ama neymiş, Rick Riordan söz konusu olunca şok olmamak, şaşkınlıktan küçük dilini yutacak duruma gelmemek söz konusu değilmiş; Athena'nın İşareti'ni bitirince bunu daha iyi anladım ve Rick Riordan'ın insan olduğu konusunda bir kez daha şüpheye düştüm. Neyse ki, ben Athena'nın İşareti'ni okurken elimin altında Hades'in Evi vardı da kitabın son bölümünün neden olduğu şoku kısa sürede atlattım ^_^ Serinin diğer okurları gibi kitabın çıkması için bir yıl bekleseydim, o şok ve sabırsızlık sonucu kafayı yiyip hafızamı yitirmem ve kim olduğumu hatırlamamam kuvvetle muhtemeldi :D

Athena'nın İşareti, serinin en sürükleyici kitabıydı desem, yalan söylemiş olmam sanırım. Athena'nın İşareti'ni okuduktan sonra, serinin ilk iki kitabı seri için bir nevi giriş bölümüymüş gibi geldi bana. Melezler, serinin asıl macerasına bu kitapta atılıyorlar ve yüzleştikleri sorunlar öncekilere kıyasla oldukça zor. Melezlerin karşılaştığı zorluklar ne kadar büyükse, kitabı da o kadar büyük bir heyecanla okuduğum için serinin en heyecanlı kitabının Athena'nın İşareti olduğunu düşünüyorum.

Sürükleyici kurgusu ve şok edici sonuyla Athena'nın İşareti, serideki favori kitabım oldu. Gerçi ben bunu, serinin her kitabı için söylüyorum ama, neyse ;) Rick Riordan'ın serilerindeki heyecanı her kitapla birlikte arttırmasını seviyorum. Şimdilik serideki favori kitabım Athena'nın İşareti, bakalım Hades'in Evi bu durumu değiştirebilecek mi...



Annabeth ürperdiğini hissetti. Buradaki mimariye bayılırdı. Evler ve bahçeler çok güzeldi ve Roma'yı anımsatıyordu. Ama güzel şeylerin neden hep kötü bir tarihle sarmalandığını merak etti. Yoksa bunun tam tersi miydi? Belki de kötü tarihleri, karanlık yönlerini gizlemek için güzel şeyler inşa etmelerine neden olmuştu.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Rick Riordan - Neptün'ün Oğlu (The Heroes of Olympus, #2)

Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Macera, Mitoloji
Goodreads Puanı: 4,47 (123.756 oy)
Orijinal Adı: The Son of Neptune
Yayınevi: Doğan ve Egmont Yayıncılık
Çeviri: Belgin Selen Haktanır Us
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 462
Denizler tanrısı Poseidon'un oğlu Percy Jackson, uzun bir uykudan uyanıyor ve aniden kendini yılan saçlı iki kadınla yüz yüze buluyor. Sorun şu ki, bu yaratıklar ölmek bilmiyor.

Ancak bu, Percy'nin sorunları arasında belki de en önemsizi. Çünkü Percy gizemli bir yaşlı kadın tarafından bir kampa götürülüyor. Melezlerle dolu bir kampa. Percy'nin hayatında ilk defa gördüğü bir kampa. Ne yazık ki Percy geçmişinden yalnızca tek bir kişiyi hatırlıyor: Annabeth.

kesin olan bir şey var ki, Percy'nin daha yapacak çok işi var. İki yeni melez arkadaşı Hazel ve Frank'le birlikte, bugüne dek hiç görmediği kadar ağır bir görevle karşı karşıya: Yediler Kehaneti.

Bu yolda başarısız olurlarsa zarar görecek olan tek şey kamp değil ne yazık ki. Tehlikede olan, Percy'nin eski yaşamı, tüm sevdikleri, tanrılar ve elbette ki tüm dünya...
Neptün'ün Oğlu, Olimpos Kahramanları serisinin ikinci kitabı. Serinin ilk kitabını bitirir bitirmez Neptün'ün Oğlu'na başlamıştım. Kitabı okuyalı 2 hafta olmasına rağmen blog turlarıydı, bayramdı, hastalıktı derken kitabın yorumunu yazmaya vakit bulamadım. Neyse ki kendimi toparladım ve artık daha iyiyim. Serinin diğer kitaplarının yorumlarını da arayı fazla açmadan yayınlayacağım ;)

Karakterler ve mekanların çoğu PJO'da da geçtiğinden serinin ilk kitabı Kayıp Kahraman, PJO tadında bir kitaptı. Ama Neptün'ün Oğlu'nda çok farklı bir dünyaya adım atıyoruz. Kitapta geçen Roma Kampı alıştığımız Melez Kampı gibi bir yer değil. Aslında birçok açıdan birbirine benziyorlar fakat aralarında inanılmaz farklılıklar da var. Roma Kampı görkemli binaları ve rekabetçi ortamıyla etkileyici bir yer. Kampta yaşayan melezler de disiplinli ve ağırbaşlı. Ben de Percy gibi kampa hayran kaldım fakat kendimi evimdeymiş gibi hissedemedim. Yine de, kitap boyunca kampı keşfetmekten kendimi alamadım :D Kitabın başındaki Roma Kampı haritası da bu keşfi oldukça kolaylaştırdı ;)

Yeni melezleri ve tanrıların Roma versiyonlarını tanımak, kampı keşfetmek kadar eğlenceliydi. Kitabın ilk sayfalarında melezlerin ait olduğu kohortları ve tanrıları biraz karıştırmıştım. Fakat okudukça her şey yerine oturuyor ve kendinizi kampın bir parçası gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Buna tehlike dolu yeni maceralar da eklenince kitabı birkaç saat içinde bitirmek çok da zor gelmiyor :)

Kitaptaki aksiyon, kendini daha ilk sayfalarda hissettirmeye başlıyor. Genelde, doğrudan olaya dalan kitapları sevmem; yazardan, olayın öncesinde kitaba ısınmak için küçük de olsa bir tanıtım bölümü beklerim. Ama bu durum, Neptün'ün Oğlu için geçerli değil. Olimpos Kahramanları serisi ve Rick Riordan'ı zaten daha önceden tanıdığım için ilk bölümlerdeki yüksek tempo beni o kadar da rahatsız etmedi; aksine, kitabın bu kısımlarını büyük bir heyecanla okumama neden oldu.

Kayıp Kahraman'ı okuduğum zamanlarda Percy'nin ne yaptığını, başına ne gibi olayların geldiğini merak etmiştim. Bu bakımdan Neptün'ün Oğlu, aydınlatıcı bir kitaptı. Roma Kampı'nı keşfetmek, yeni melezlerle ve tanrıların diğer versiyonlarıyla tanışmak da zevkliydi. Eğer serinin sonunda Rick Riordan ters bir hareket yapmazsa, Olimpos Kahramanları serisi favori Rick Riordan serim olacak gibi gözüküyor ^_^



Gigant ona aldırış etmeksizin "Yunanlı, Romalı, hiç fark etmez," dedi. "Her iki kampı da ayaklar altına alacağız. Titanlar ileriyi pek göremiyorlardı. Tanrıları yeni memleketleri olan Amerika'da yok etmeyi planladılar. Ama biz gigantlar işin doğrusunu biliyoruz! Bir otu doğru dürüst sökebilmek için, kökünden koparmak gerekir. Biz konuşurken birliklerim ufak Roma kampınızı yok ediyor, kardeşim Porphyrion da eski topraklarda gerçek savaşa hazırlanıyor! Tanrıları türedikleri topraklarda yok edeceğiz."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Rick Riordan - Kayıp Kahraman (The Heroes of Olympus, #1)

Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Macera, Mitoloji
Goodreads Puanı: 4,38 (168.760 oy)
Orijinal Adı: The Lost Hero
Yayınevi: Doğan ve Egmont Yayıncılık
Çeviri: Belgin Selen Haktanır Us
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 544
Yunan efsaneleri günümüzde yaşamaya devam ediyor!
Percy Jackson ve Olimposlular macerasından sonra yepyeni bir seri başlıyor: Olimpos Kahramanları. İlk beş kitabın sonunda, büyük bir savaşın ardından Melez Kampı'nda bıraktığımız dostlarımız, yeni melezlerle birlikte yepyeni bir serüvene adım atıyorlar.

Ancak büyük bir sorun var: Percy Jackson kayıp!

İşte Olimpos Kahramanları serisinin ilk kitabı Kayıp Kahraman'da tanışacağımız üç yeni melez:

JASON'ın bir sorunu var. Hafızasını tamamen kaybetmiş. Jason buraya nasıl geldi? Burası neresi? Hatta Jason kim? Hiçbir şey bilmiyor ama bir şeyden çok emin. Bu işte ciddi bir terslik var.

PIPER bir sır saklıyor. Ünlü bir kişi olan babası üç gündür kayıp. Jason ve Leo'yla birlikte Melez Kampı adlı bir yere götürülüyor. İçinden bir his burada her şeyin açıklamasını bulacağını söylüyor ama her şeyi öğrenmek isteyip istemediğinden emin değil.

LEO çok becerikli. Melez Kampı'nda yerleştirildiği, alet edavatla dolu kulübeyi görünce kendini hemen evinde hissediyor. Kulübe arkadaşları bir tanrının oğlu olduğunu iddia ediyor. Bunun sürekli hayaletler görmesiyle bir ilgisi olabilir mi acaba?
Percy Jackson ve Olimposlular serisini bitirmiş, Kane Günceleri serisine başlamış bir okur olarak Olimpos Kahramanları serisine başlamasam ayıp olurdu. Bu seriye başlamayı uzun zamandır istiyordum aslında fakat bu zamanlarda başlayacağımı düşünmemiştim. Kardeşimin ve başta Emin olmak üzere arkadaşlarımın baskısına daha fazla dayanamadım ve Hades'in Evi'nin çıkmasına günler kala bu seriyi okumaya başladım.

Serinin ilk kitabı Kayıp Kahraman, Şimşek Hırsızı tadında bir kitap; yeni melezler, yeni bir görev, yeni maceralar... Ama kitabı böylesine şevkle okumamı sağlayan şey kitabın yeni maceraları ve melezleri, Son Olimposlu'da bıraktığım eski Melez Kampı'yla buluşturması. Bu yüzden de hem yeni maceralara atılmak, yeni melezleri tanımak için büyük bir heyecan duydum hem de uzun bir aradan sonra eve dönmüş gibi hissettim kitap boyunca :)

PJO'daki karakterler, gerek davranışları gerekse düşünme biçimleriyle benden yaşça küçük olduklarını hissettiriyordu. Bu nedenle PJO'yu okurken karakterlere bir abla gözüyle yaklaşıyordum. Fakat Kayıp Kahraman'da, bu karakterlerin gözle görülür bir değişim geçirmeleriyle kendimi kitaba daha çok kaptırdım. Karşımızda kendini geliştirmiş, yeteneklerinin ve sınırlarının farkında olan, daha olgun karakterler var. Bu durum, özellikle Annabeth'te çok belirgin. PJO'daki Annabeth'i pek sevmezdim, bana fazla burnu havada ve mükemmel gelirdi. Ama Kayıp Kahraman'daki hâline fazlasıyla kanım ısındı, öyle ki ben bile bu duruma şaşırdım.

Rick Riordan'ın mitolojik efsaneleri ve karakterleri, kurguladığı dünyayla buluşturma şeklini seviyorum. Yaptığı minik değişikliklerle bu antik efsaneleri ve karakterleri başarıyla günümüz dünyasına uyarlıyor ve farkını ortaya koyuyor. Kendisini favori yazarlarımdan biri yapan özelliklerin başında bu becerisi geliyor zaten. Kayıp Kahraman'ı okurken fark ettiğim becerisi ise karakterleri ustaca işlemesi ve romanlarında bu karakterlere gelişmeleri için yer bırakması. Rick Riordan bir gün çıkıp da kitaplarında geçen karakterlerin oğlunun arkadaşı olduğunu veya bu maceraları geçmişte kendisinin yaşadığını söylerse hiç şaşırmam; adamın kurguladığı dünya, işlediği karakterler o derece gerçek geliyor bana.

Kayıp Kahraman akıcı bir anlatıma, sürükleyici bir kurguya ve gerçekçi karakterlere sahip bir kitap; kısacası tam bir Rick Riordan kitabı. Seriyi henüz bitirmediğim hâlde, Olimpos Kahramanları serisini PJO'dan daha çok seveceğimi düşünüyorum.



"Bazı şeyleri hatırlıyorum," dedi. Konuştukça da açıldı. " Jüpiter'in oğlu olmanın zor bir şey olduğunu hatırlıyorum mesela. Herkes benden bir lider olmamı bekliyordu ama ben kendimi hep yalnız hissediyordum. Sanırım sen de Olimpos'ta öyle hissediyorsundur. Diğer tanrılar sürekli kararlarını sorguluyordur. Bazen zor kararlar alman gerektiğinde diğerleri seni eleştiriyordur. Üstelik diğer tanrılar gibi hemen yardımıma gelemiyorsundur. Beni kayırdığını sanmasınlar diye hep mesafeli davranmak zorunda kalıyorsundur. Neyse, sanırım demek istediğim..." Jason derin bir nefes aldı. "Sadece seni anladığımı söylemek istiyorum. Elimden geleni yapacağım. Benimle gurur duymanı sağlayacağım. Ama bana yol göstersen de hiç fena olmaz baba. Eğer yapabileceğin herhangi bir şey varsa yap ki arkadaşlarıma yardım edebileyim. Benim yüzümden ölmelerini istemiyorum. Onları nasıl koruyacağımı bilmiyorum."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , ,

Tanıtım: Rick Riordan - Hades'in Evi (The Heroes of Olympus, #4)

Goodreads Puanı: -
Orijinal Adı: The House of Hades
Yayınevi: Doğan ve Egmont Yayıncılık
Çeviri: Belgin Selen Haktanır
Liste Fiyatı: t 27,00
Sayfa Sayısı: 576
2. Argo tayfası en önemli kararların verildiği kavşaklardan birinde. Önlerinde iki seçenek var: Ya Athena Parthenos heykelini alıp eve dönecek ve iki kampın savaşını engellemeye çalışacaklar, ya da Tartarus’ta tutsak kalan Percy ve Annabeth’i kurtarmak ve Ölümün Kapıları’nı kapamak için Hades’in Evi’ne gidecekler. Hangi yolu seçerlerse seçsinler, acele etmeleri gerek.

Kana susamış Gaia, güç kazanacağı tarihi 1 Ağustos olarak belirlemiş durumda. Percy ve Annabeth ise perişan halde. Her köşesinde bir tehlikeyle yüzleştikleri, karanlık ve zehir dolu Tartarus’ta hayatta kalmayı nasıl başaracaklar? Aç, susuz ve acı içindeler. Ölümün Kapıları’nı bulmalarının imkânı yok. Bulsalar bile Gaia’nın en güçlü yaratıkları, kapıların önünde nöbet tutuyor.

Kehanetin yedi melezinin tek bir seçeneği var: imkânsızı başarmak! Tüm sevdikleri için bu riski göze almak zorundalar.

Ancak aşk, bazen en riskli seçenek...

Rick Riordan, çok satan Olimpos Kahramanları serisinin sondan bir önceki kitabı Hades'in Evi'nde bir kez daha tüyler ürpertici ve soluksuz bir macera sunuyor. Melezlerin her birinin kendini bulduğu bu kitapta onlara bir kez daha bağlanacak, mücadelelerine ortak olacaksınız.
Ve beklenen gün geldi! Hades'in Evi bugün, raflardaki yerini alıyor. Ben de bu heyecana ortak olmak için birkaç gün önce seriye başlamıştım. Bu hafta sonuna kadar serinin ilk üç kitabını bitirmeyi ve Hades'in Evi için hazır olmayı bekliyorum :) Kim bilir, belki hızımı alamayıp Hades'in Evi de okurum ve incelemesini bu hafta sonu blogta bulabilirsiniz ;)

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Rick Riordan - Kırmızı Piramit (Kane Chronicles, #1)


Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Macera, Mitoloji
Goodreads Puanı: 4,02 (105.930 oy)
Orijinal Adı: The Red Pyramid
Yayınevi: Doğan ve Egmont Yayıncılık
Çeviri: Belgin Selen Haktanır Us
Basım Yılı: 2010
Sayfa Sayısı: 622
Carter Kane, annesini altı yaşındayken kaybettiğinden beri babası, ünlü Mısır Bilimcisi, arkeolog Dr. Julius Kane ile dünyayı dolaşmaktadır ve evi, bir valizden ibarettir. Carter böyle bir hayat sürerken kız kardeşi Sadie Kane Londra'da, anneannesi ve dedesiyle yaşamaktadır. Ayrı geçen altı yıldan sonra iki kardeşin ortak hiçbir noktası kalmamıştır. Ancak artık her şey değişmek üzeredir.

Bir Noel gecesi, iki kardeş babaları sayesinde Londra'da yeniden bir araya gelirler. Babaları, her şeyi yoluna koymaya kararlıdır ve onları nedeni belirsiz bir şekilde British Museum'a götürür. Ancak işler beklendiği gibi gitmez ve Julius Kane, kulakları sağır eden, devasa bir patlamayla aniden sırra kadem basar.

Antik Mısır tanrıları birer birer uyanıyor! Akıl almaz bir intikam planını durdurmak, Carter ve Sadie'ye düşüyor.

Çok satan Percy Jackson ve Olimposlular serisinin yazarından bir Mısır Mitolojisi efsanesi! Kane Günceleri serisinin ilk kitabı olan Kırmızı Piramit, gerilimi ve mizahı bir araya getiren, bir kahramanlık ve sadakat öyküsü.
Rick Riordan, mitoloji denildiği zaman aklıma gelen ilk isimlerden biri. Yazarın daha önce Percy Jackson ve Olimposlular serisini severek okumuştum. Seri, favorilerim arasındaki yerini almıştı. Rick Riordan'ın bu serisinin de çok iyi olacağını düşünerek beklentimi yüksek tuttum ve Kırmızı Piramit'e başladım. Kitap, beklentimi karşıladı fakat kitapta beni rahatsız eden minik bir olumsuzluk da vardı.

Kitapta beni şaşırtan bir şey oldu. Kırmızı Piramit -PJO gibi- genel olarak 10-16 yaş aralığına hitap ediyor. Fakat kitabı okurken ben bunu PJO'daki gibi hissetmedim. PJO'daki karakterlerin yaş olarak benden çok küçük olduklarının farkındaydım, ama Kırmızı Piramit'teki karakterlerin sık sık benimle aynı yaşta olduğu izlenimine kapıldım. Bunun nedeni, Kırmızı Piramit'teki karakterlerin doğrudan olaya dalması ve daha çabuk olgunlaşmaları olabilir, bilemiyorum. Ama bu durum, kendimi kitaba kolayca kaptırmamı sağladı.

Rick Riordan'ın kurguladığı dünyaya her zaman hayran kalmışımdır. Kırmızı Piramit'te de bu gelenek bozulmuyor. Yazar, mitoloji ve günümüz dünyasını öyle bir ustalıkla birleştiriyor ki gerçek olduğuna inanmamak güç. Bu gerçekçi dünyaya aksiyon ve macera da eklenince ortaya elinizden bırakamayacağınız bir kitap çıkıyor.

Kitapta gözüme takılan ve rahatsız olduğum bir konu var. Kırmızı Piramit'in ana karakterleri Carter ve Sadie, tavır ve davranış olarak PJO'daki Percy ve Annabeth'e çok benziyorlar. Carter, tıpkı Percy gibi biraz çekingen fakat işin ucunda sevdiği insanlar olunca cesurlaşıyor. Sadie ile arasındaki etkileşim, Percy-Annabeth ikilisini andırıyor. İki çift de birbirlerine katlanamayacaklarını dile getirmelerine rağmen birbirlerini önemsiyorlar. Sadie ise Annabeth gibi biraz kibirli. Nasıl Annabeth, Percy ile atışmadan duramıyorsa Sadie de Carter ile anlaşamıyor. Bu ikilinin arasındaki tek fark, Percy ile Annabeth sevgili iken Carter ile Sadie'nin kardeş olması.

Kırmızı Piramit, büyük bir merakla ve zevkle okuduğum bir kitaptı. Rick Riordan, ortaya karakter bakımından PJO'ya benzeyen fakat kurgu bakımından özgün bir kitap çıkarmış. Percy Jackson ve Olimposlular serisini sevenlerin Kırmızı Piramit'i de seveceğini düşünüyorum.



Neden yetişkinler bu kadar kalın kafalıydı? Her zaman 'doğruyu söyle' derlerdi, doğruyu söylediğinizde de size inanmazlardı. O hâlde, doğruyu söylemenin ne faydası vardı?





post signature
Paylaş:
Devamını Oku