James S.A. Corey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
James S.A. Corey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
, , , , , , , ,

Yorum: James S.A. Corey - Caliban'ın Savaşı (The Expanse, #2)

Tür: Bilim Kurgu, Macera, Uzay Operası
Goodreads Puanı: 4,25 (34.596 oy)
Orijinal Adı: Caliban's War
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 552
YALNIZ DEĞİLİZ...

"Corey sağlam, yüksek tempolu bir hikâye yazıyor.
-Charles Stross

"Eğer müthiş karakterler içeren ve gerçek uzayda geçen bilimkurguları seviyorsanız, buna bayılacaksınız."
-Jo Walton

Dış gezegenlerin tahıl ambarı Ganymede'de bir Mars donanma piyadesi tüm müfrezesinin canavarımsı bir süper asker tarafından katledilmesine tanık olur. Dünya'da yüksek mevkiden bir siyasetçi gezegenlerarası bir savaşın çıkmaması için uğraşmaktadır. Ve uzaylı bir protomolekül Venüs'ü işgal ederek gezegende muazzam ve gizemli değişimlere yol açarken bir yandan da güneş sistemine yayılma tehdidinde bulunmaktadır.

Uzayın uçsuz bucaksız boşluğundaysa James Holden ile Rocinante'nin mürettebatı Dış Gezegenler İttifakı adına huzuru sağlamaktadırlar. Onlar savaşın pençesindeki Ganymede'de kayıp kızını bulması için bir bilim adamına yardım etmeyi kabul ettiklerinde insanlığın geleceği, tek bir geminin çoktan başlamış olabilecek bir uzaylı istilasını engelleyip engelleyemeyeceğine bağlı hâle gelir...
Enginlik Serisi, okuduğum en kaliteli bilim kurguların başında geliyor. Serinin ilk kitabı Leviathan Uyanıyor'u çok sevmiştim; Caliban'ın Savaşı'nı ise, favori karakterimin eksikliğine rağmen, daha çok sevdiğimi itiraf ediyorum. Bu kitapta Dedektif Miller olmadığı için seriye devam etmekten çekinmiştim. Serinin sürükleyiciliğini, yazarların gizemi kullanma becerisini filan hep unutmuşum. Kapağı açıp birkaç bölümü arka arkaya devirince, bu kurguyu gerçekten de özlediğimi fark ettim. Çizgi roman maratonuydu, hasta olmamdı derken kitap elimde biraz sürünse de her bir satırını büyük bir keyifle okudum ve Caliban'ın Savaşı'nı birkaç gün önce bitirdim.

Yorumuma geçmeden önce, yazının devamının serinin ilk kitabı olan Leviathan Uyanıyor ile ilgili spoiler içerdiğini belirtmeliyim. İlk kitabı henüz okumadıysanız sizi, şuradaki spoilersız Leviathan Uyanıyor yorumuma alayım :) Yazıda, Caliban'ın Savaşı'yla ilgili spoiler ise bulunmuyor.

Kitabın kurgusu, Leviathan Uyanıyor'daki gibi derin ve ayrıntılı. Serinin ilk kitabıyla, kurgulanan bu evrene alıştığım için hem kurgunun altyapısının sağlamlığını daha iyi kavradım hem de garip bir biçimde eve dönmüş gibi hissettim. Caliban'ın Savaşı'nda yazarların tekrara düşmemesi, sanırım kurgunun en çok sevdiğim özelliğiydi. Serinin ikinci kitaplarında yazarların genelde, seriye o kitaptan başlamışız gibi, ilk kitapta olanları anlattıkları bazı paragrafları vardır ve bunlar ilk bölümlerde bulunur. Okuduğum çoğu ikinci kitapta bunu yaşadığım için bir yerden sonra, bu durum can sıkıcı olmaya başlamıştı. Enginlik Serisi ise bunun tekrarlanmadığı ender serilerden... Leviathan Uyanıyor'da gezegenler arası farklılaşan yer çekimi kuvvetleri ve bunun insan anatomisi üzerindeki etkileri, dillerin evrimi, insanların gezegen bazlı gruplaşmaları gibi kurguyu besleyen birçok öge vardı ve bunlar ayrıntılı bir biçimde, bilimsel gerçeklerle desteklenerek kurguya yedirilmişti. Yazarların tüm bunlardan Caliban'ın Savaşı'nda tekrardan, uzun uzadıya bahsetmemesi; okurların bu kurguyu benimsediğini göz önüne alarak olaylara kaldıkları yerden devam etmesi ufak ama önemli bir ayrıntı.


Caliban'ın Savaşı'nın karakter açısından daha zengin olduğunu söyleyebilirim. Gerçi, Leviathan Uyanıyor'daki karakterlerin çoğu Caliban'ın Savaşı'nda da bulunuyor. Fakat ek olarak, bazı yeni karakterlerle de tanışıyoruz ki bunlardan üçü, olayları kendi gözünden anlatan bölümlere sahip. İçlerinden en çok Avasarala'yı sevdim ben; renkli bir dil kullanan, zeki ve azimli bir karakter. Kendisi kitaptaki favori karakterim; ayrıca, okuduğum en güçlü kadın karakterlerden de biri. Leviathan Uyanıyor'dan tanıdığımız James Holden'ın da olayları kendi bakış açısından anlattığı bölümleri var. Diğer bakış açısı karakterleri ise Bobbie adında bir Mars askeri ile kızını kaybeden bir botanikçi olan Prax. Leviathan Uyanıyor'da 2 ana bakış açısı karakteri varken, Caliban'ın Savaşı'nda bu sayının artması aslında iyi olmuş; olaylara genel bir çerçeveden bakma imkanı sağlanmış. Olayları birçok kişinin gözünden görmek başta kafa karıştırıcı olsa da, kitabın sonuna doğru hepsinin bir araya gelmesiyle bu olumsuzluk ortadan kalkıyor.

Kitabın merak unsuru yüksekti. Leviathan Uyanıyor'daki protomolekül, Caliban'ın Savaşı'nda da tüm gizemlerin merkezinde bulunuyor. Bu madde, sırrını hala korusa da bununla ilgili kabaca tahminlerde bulunabileceğimiz kadarının çözüldüğünü düşünüyorum. Serinin ikinci kitabıyla birlikte, protomolekül hakkında daha çok şey biliyoruz. Ama protomolekülle ilgili gizemlerin matruşkalar gibi olması, bu maddeyi çözmemize hiç de yardımcı olmuyor; sorular cevaplandıkça bir yenisi ortaya çıkıyor ve bu durum çoğu zaman beni deli ediyor.

Şaşırtıcılığın düşmediğini görmek de güzeldi. Özellikle kitabın sonu, şoktan ne yapacağımı bilemez halde bıraktı beni. Aslında, bu tarz bir sonu yazarlardan bekliyordum zira Abraham ve Franck, bunun bir benzerini Leviathan Uyanıyor'da da yapmıştı; kitabı son bir ters köşe ile bitirmişlerdi. Bir de, Caliban'ın Savaşı'nın o şok edici sonunda yer alan o "malum" kişiyi yazarların bir cliffhanger olarak kullanacağını biliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim. Yazarlar o kişiyi daha ne olduğu anlaşılmadan, aniden sahneye çıkardı ve bunu öyle sade bir biçimde yaptılar ki normal olanı bizim tepki vermememizmiş gibiydi. Bundan bir anlam çıkarabildiniz mi, emin değilim; ama kitabı okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır, umarım :D


Caliban'ın Savaşı sürükleyicilik bakımından da başarılıydı. Önceki kitaptan kurgulanan evrene aşinalık da olunca sayfalar arasında kaybolmak daha bir kolaylaştı. Caliban'ın Savaşı'nı üç hafta gibi uzun bir sürede bitirmiştim ama bunun nedeni kitabın akıcı olmaması değildi. Kitabı uzun aralar vererek okumak zorunda kalmıştım fakat, okuduğum zamanlarda kitabı elimden bırakmam çok zor olmuştu.

Kitabın basımına da kısaca değineyim... Neden bilmiyorum ama Caliban'ın Savaşı, ben okuduktan sonra çok yıprandı. Kapağın uçları kıvrıldı ve kapaklar sayfalardan ayrılmaya başladı. Bu problemler, ufak müdahalelerle çözülmeyecek değil. Yine de, kitabın basımı daha iyi olabilirdi. Serinin kitap kapaklarının uyumsuzluğu ise beni gerçekten de rahatsız ediyor. 3. kitabın orijinal kapakla basılması, bu rahatsızlığı daha da arttırıyor. İlk iki kitabın kapak görsellerini estetik açıdan güzel buluyorum; hatta Caliban'ın Savaşı'nın kapağının kurguya ve kitapta işlenen konuya uygun olduğunu bile düşünüyorum ama, kitaplar arası kapak uyumsuzluğu gözüme batıyor. Serinin orijinal kapaklarını beğenmem ise bu duruma hiç de yardımcı olmuyor. 3. kitap orijinal kapakla basıldığına göre, İthaki'nin serinin ilk iki kitabının kapağını değiştirme yoluna gitmesi güzel olmaz mı?

Caliban'ın Savaşı, her yönden Leviathan Uyanıyor'dan daha iyi; olay örgüsü daha şaşırtıcı, anlatımı daha akıcı, karakterleri daha zengin... Henüz bu muhteşem seriyle tanışmadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz, benden söylemesi. Özellikle de bilim kurgu sevenler, en kısa zamanda seriye başlamanızı tavsiye ederim ;)



"...İnsanlar çoğu zaman kendi kıçlarını sağlama alma derdindedir. Yalın gerçekler ancak birileri hata yaparsa ortaya çıkar."





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , ,

Yorum: James S.A. Corey - Leviathan Uyanıyor (The Expanse, #1)

Tür: Bilim Kurgu, Macera, Uzay Operası
Goodreads Puanı: 4,13 (51.540 oy)
Orijinal Adı: Leviathan Wakes
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 508
GELECEĞE HOŞGELDİNİZ.

"Gelecek… tam da olması gerektiği gibi..."
-The Wall Street Journal

"Gezegenlerarası sürükleyici bir macera."
-Publishers Weekly

İnsanlık güneş sistemini -Mars'ı, Ay'ı, Asteroit Kuşağı'nı ve de ötesini- kolonileştirmiştir. Fakat yıldızlar hâlâ erişilmezdir.

Jim Holden Satürn'ün halkaları ile Kuşak'taki maden istasyonları arasında mekik dokuyan bir buz şilebinin idari subayıdır. O ve mürettebatı, Scopuli adındaki terk edilmiş bir gemiye rastladıklarında korkunç bir sırla karşılaşırlar. Bu, birileri için uğruna cinayet işlenecek bir sırdır -hem de Jim ile mürettebatının hayal bile edemeyecekleri bir ölçekte. Jim gemiyi oraya kimin ve niye bıraktığını bulamazsa güneş sisteminde savaş çıkacaktır.

Dedektif Miller bir kızı aramaktadır -milyarlarca kişilik bir sistemdeki tek bir kızı. İpuçları onu Scopuli'ye ve isyancı sempatizanı Holden'a çıkardığında Miller bu kızın tüm olup bitenlerin anahtarı olabileceğini anlar.

Holden ile Miller'ın Dünya hükümeti, Dış Gezegen devrimcileri ve gizli şirketler arasındaki ince bir çizgide yürümeleri gerekmektedir -ve şans onlardan yana değildir. Fakat Kuşak'ta farklı kurallar geçerlidir ve küçük bir gemi bile evrenin kaderini değiştirebilir.
Leviathan Uyanıyor'u çıktığı günden beri okumak istiyordum; kitap, hem kapağı hem de konusuyla ilgimi çekmeyi başarmıştı. Araya başka kitaplar girince Leviathan Uyanıyor, alınacaklar listemde aşağılara kaysa da ilkbaharın başında kitabı edinmeyi başardım. Birkaç hafta sonra da kitaba başlama kararı aldım. Nitekim kitabı, başta kitap fuarı olmak üzere araya giren diğer birçok dikkat dağıtıcılara rağmen dün bitirdim.

Başta, kurguyu çok özgün bulmadım. Dünya'nın da bir parçası olduğu, birden fazla gezegenin katılımıyla oluşan bir grup ve bu üyelerin arasındaki politik, finansal, kültürel çatışmalar gibi kurgudaki bazı unsurları çeşitli bilim kurgu eserlerinde işlenirken görmemiz mümkün. Fakat okudukça, kurgunun ince ayrıntılarını fark etmeye başladım. Leviathan Uyanıyor'u bu tarz konuları işleyen diğer eserlerden ayıran özellik, işte bu ayrıntılara verilen önemdi. Kuşaklılar tarafından kullanılan dilin geçirdiği evrime kitapta yer verilmese bile bunun hissettirilmesi; insanların doğup büyüdüğü veya yaşadığı konuma göre farklılaşan fiziksel özellikleri, beden dilleri, stereotipleşmiş düşünceleri ve tüm bunların kitabın geneline yayılmış bilimsel verilerle, gerçeklerle desteklenmesi Leviathan Uyanıyor'u aynı türdeki kitaplardan ayırıyor -bir nevi özgün kılıyor.


Kitaba başlamadan önce hakkında yaptığım araştırmayla, James S.A. Corey'in Daniel Abraham ve Ty Franck'in kullandıkları bir takma ad olduğunu öğrenmiştim. Franck olayları Holden'ın bakış açısından kaleme alırken, Abraham ise kitaptaki favori karakterim olan Miller'ın bölümlerini yazmış. Yani kitap, bu iki yazarın ortak bir ürünü; içinde iki farklı üslubu barındırıyor. Bu durum, karakterlerin bakış açısından kaynaklanan farklılıkları daha iyi yansıtmayı sağlasa da ortak bir paydada buluşulması, bölümlerin bir bütünü oluşturması gerekiyor. Yazarlar ise bunun üstesinden gelmeyi başarmışlar; diğerinden daha çok sevdiğim bakış açısı ayrımını yapabilsem de Holden ve Miller'ın bölümleri arasında herhangi bir mantık hatasına rastlamadım ki bence önemli olan da buydu. Kitabın üslubu, okuduğum kitabı ne kadar benimsediğimi ve kendimi o kurguda ne derece kaybettiğimi belirler genelde; bu açıdan baktığımda ise Leviathan Uyanıyor'u okumayıp adeta yaşadığımı rahatlıkla söyleyebilirim :D

Leviathan Uyanıyor'u yarıladıktan sonra araya kitap fuarı ve yazmam gereken birkaç rapor girmişti. Kitaba başlamadan birkaç hafta önce ise reading slump/okuyamama dönemine girmiştim. Bir de aklımda, o anda okuduğum 4-5 kitabı bitirmem gerektiği düşüncesi dolanıyordu. Onca hengamenin içinde benim yapmak istediğim tek şey ise Leviathan Uyanıyor'a kaldığım yerden devam edebilmekti ^_^ Uzun zamandır bu kadar sürükleyici bir kitap okumamıştım. Bu sürükleyiciliğin üstüne bir de enfes bir kurgu ile farklı ama okuru kendisine çeken üsluplar eklenince, 500 küsur sayfalık kitabın sonuna nasıl geldiğimi anlamadım.

Sürükleyicilik gibi kitabın sürpriz unsuru da çok yüksekti. Bu kadar çok plot twistin tek bir kitapta toplandığını daha önce görmemiştim. Hem bu durumdan hem de çok net olmayan giriş bölümünden dolayı ilk bölümlerin okuyucunun kafasını karıştırma ve okuyucuyu sıkma ihtimali fazla. Her şeyi oturttuktan sonra karşılaşılan ters köşelerin tadı ise bir başka :D Tam bu şaşırtmacalara alıştığımı, olacakları tahmin edebileceğimi düşünürken yapılan son ters köşe ise beni benden aldı ve bütün olay örgüsünü çok farklı bir yere taşıdı. Bu heyecanı serinin devamında da görebilirsek nefis olur ;)


Kitabı okumadan önce, The Expanse adıyla uyarlanan dizisine bakmıştım. Dizinin şu anda 10 bölümden oluşan ilk sezonu bulunuyor. Onu da aynı şekilde büyük bir iştahla yalayıp yuttum; ilk sezonu tek oturuşta bitirdim. Tavsiyem, benim gibi yapmamanız yönünde olacak :D Sindire sindire izlerseniz hem daha çok ayrıntıyı yakalayacağınızı hem de olayları daha iyi kavrayacağınızı düşünüyorum. Bir de, dizisine başlamadan önce serinin ikinci kitabı olan Caliban'ın Savaşı'nı da okumanızı tavsiye ederim. İlk sezonun senaryosu, Leviathan Uyanıyor'un ilk yarısı ile Caliban'ın Savaşı'nın bir kısmından oluşuyor gibi görünüyor. Yani, ikinci kitaptaki bazı ana karakterlerin bakış açısı da Holden ve Miller ile birlikte ilk sezonda işlenmiş. Miller demişken... Bu karakteri dizisiyle tanımama rağmen, Leviathan Uyanıyor'u okuduktan sonra daha bir sevdim, daha bir benimsedim. Dizi, karakterlerin nasıl görüneceğiyle ilgili isabetli oyuncu seçimleri yapmış olsa da karakterlerin kişiliklerini okuyucuya kitabın daha iyi yedirdiğini düşünüyorum.

Kitapta beni rahatsız eden çok az şey vardı. Bunlardan biri, bölümlerin az sayfalardan oluşmasıydı. Her bir bölümün 8-10 sayfadan oluşması, Holden ve Miller'ın bakış açılarını karşılaştırmaya yardımcı olsa da olayları takip etmeyi zorlaştıran bir etmendi. Kısa aralıklarla ve sürekli olarak bakış açısı değişimi, merakımı bu sefer pek kamçılayamadı maalesef. Onun yerine, bir an önce yarım kalan olaylara geri dönmek istedim. Rahatsız olduğum bir diğer şey ise kitabın kapağıydı. Kapağın tasarımı bir harika, ona diyecek lafım yok. Fakat her zamanki gibi gönlüm, orijinal kapağın kullanılmasından yana... Üstelik orijinal kapaklar, serinin temasına daha uygun. Serinin üçüncü kitabının orijinal kapakla basıldığını da görünce, diğer iki kitapta orijinal kapağın kullanılmamasının beni neden bu kadar rahatsız ettiği anlaşılıyordur.

Leviathan Uyanıyor, bir bilim kurguda aradığım her şeye sahip: anlaşılır bilimsel olgular, bu olguların desteklediği sürükleyici bir kurgu, ayrıntıların özgünleştirdiği bir kurgusal gelecek, okuru kendine çeken bir üslup ve kendini sevdiren karakterler. Kitap, barındırdığı tüm bu özellikler nedeniyle favorilerim arasına girdi. Serinin ikinci kitabı Caliban'ın Savaşı'na başlamak için sabırsızlanıyorum ;)



...temelde insanlar hâlâ meraklı maymunlardan başka bir şey değillerdi. Buldukları her şeyi ne yapacağına bakmak için bir çomakla dürtmeden rahat etmiyorlardı.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku