28 Şubat 2014 Cuma

Bu ay ne(ler) okudum (Şubat/2014)


Okulların açılmasıyla birlikte kendimi kitaplara vuracağımı tahmin etmiştim, nitekim haklı çıktım. Bu ay ikisi daha önce okuduğum kitaplar olmak üzere toplam 9 kitap okudum. Genel olarak, şubat ayının ilk ve son haftalarında kendimi kitaplara kaptırdığım, ayın diğer 2 haftasında ise pek bir şey yapmadığım gözüme çarptı :D


Şubat ayına, Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisi ile başladım. Yakut Kırmızı, Safir Mavi ve Zümrüt Yeşil'den oluşan serinin üç kitabı da benden tam puan aldı. Kitapların yorumunu ise bir değişiklik yapıp tek bir yazıda topladım :)

Derin Sularla Şeytan Arasında, Konuşan Kitaplar olarak tur kapsamında okuduğum bir kitaptı. Kitabın kalitesine hayran kalmamla birlikte, kitabın en çok betimlemelerini sevdim. Son sayfalarda umduğumu bulamadığım için kitaptan bir puancık kırdım fakat kitap, favori gotik/paranormal kitaplarımdan biri. Serinin devamını merakla bekliyorum ;)

İlk üç kitabın filmini izlediğim için olsa gerek, Harry Potter serisine 4. kitaptan başlamıştım. Geçenlerde serinin ilk üç kitabını edinip eksikliklerimi tamamlamak istedim. Ama hızımı alamadığım için seriye devam etme kararı aldım ve neredeyse 10 yıl önce okumaya başladığım bir seriyi, şu sıralar tekrar okuyorum :) Bir zamanlar benden yaşça büyük olan karakterlerin şimdi benden küçük olduğunu görmek, beni biraz duygulandırdı. Buram buram nostalji kokan bu eylemi her 10 yılda bir tekrarlamayı düşünüyorum. Şimdiden böylesine yoğun duygular hissediyorsam 2024'teki halimi düşünemiyorum bile...

Şubat ayında okuduğum kitaplar bu şekildeydi, okuduğum 9 kitabı da herkese tavsiye ediyorum. Harry Potter serisinin ilk üç kitabının yorumlarına gelecek olursak... Serinin nasıl da muazzam bir dünyanın kapılarını açtığını herkes az çok biliyor. Bu yüzden de kitapların yorumlarını bloga eklemek konusunda biraz kararsız kaldım. Ama önümüzdeki günlerde bu konu hakkındaki kararım netleşecektir.

Şubat ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

15 Şubat 2014 Cumartesi

Konuşan Kitaplar ile Blog Turları | Derin Sularla Şeytan Arasında - April Genevieve Tucholke | Kitap Yorumu + Söyleşi


Konuşan Kitaplar'ın yeni turundan herkese merhaba :)

Bu turda, Parodi Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan Derin Sularla Şeytan Arasında'yı inceliyoruz. Yorum Cadısı olarak ben, bugün sizlerle önce kitap yorumumu paylaşıyorum. Yorumumdan sonra, yazının devamında kitabın yazarı April Genevieve Tucholke'nin buradaki resmi sitesinden çevirdiğimiz söyleşiyi bulacaksınız. Tur takvimi ve daha fazlası için Konuşan kitaplar facebook sayfasını şuradan ziyaret edebilirsiniz. 2 kişiye incelediğimiz kitabı hediye ettiğimiz çekilişe katılmayı da unutmayın. Keyifli turlar ve bol şans ^_^


Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Gotik, Korku, Paranormal
Goodreads Puanı: 3,64 (3.840 oy)
Orijinal Adı: Between the Devil and the Deep Blue Sea
Yayınevi: Parodi Yayınları
Çeviri: Handan Sağlanmak
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 352
ŞEYTANLA EL ELE YÜRÜRKEN ONDAN KORKAMAZSIN.

Geçmişi sırlarla dolu esrarengiz Freddie...
Ölü Freddie'nin hatıralarına düğümlü Violet White...
Çarpık gülüşlü, mükemmel yalancı River West...

Okyanus kıyısındaki sıradan kasaba Echo’da her şey olağandı. Ta ki bir gün esrarengiz yabancı River West, White ailesinin köhne malikânesi Citizen Kane’in misafir evini kiralayana kadar… Çarpık gülüşlü, zeki ve mükemmel bir yalancı olan River, birkaç gün içinde hem Violet’ın hem de tüm Echo kasabasının hayatını değiştirir.

Doğaüstü yetenekleri olan River, herkes için tehlike saçarken, Violet için hem tekinsiz bir yabancı hem de karşı konulmaz bir varlıktır. Bu gizemli misafirle birlikte White ailesinin sırları da birer birer ortaya çıkmaya başlayınca, Violet kendisini sımsıkı bir düğümün ortasında bulur.


Büyükannesini birkaç yıl önce kaybeden Violet, erkek ikiz kardeşi Luke ile birlikte yamaçtaki köhne malikaneleri Citizen Kane'de yaşıyor. Sanatçı ve özgür ruhlu ebeveynleri, aile mirası olan parayı Avrupa'da harcarken Violet ve Luke, paranın suyunu çekmeye başlamasıyla başlarının çaresine bakmak durumunda kalıyorlar. White'lar kendilerini bir yerde çalışmayacak kadar üstün gördüğü için para kazanmanın başka bir yolunu bulmak zorundalar. Neyse ki Violet'in aklına, Citizen Kane'nin misafir evini kiraya verme fikri geliyor. Kiracıları ise River West adında, esmer ve etkileyici bir genç. Fakat River geldikten sonra, Echo'da garip olaylar vuku buluyor ve bu olaylar fazlasıyla gizem, korku ve ölüm içeriyor. Violet ise bir yandan River'ın gerçekte kim olduğunu çözmeye çalışırken, diğer yandan büyükannesi Freddie hakkında bazı gerçekleri su yüzüne çıkarıyor.

Yazarın, yukarıda bahsettiğim olayları birbirine bağlayışını çok başarılı buldum. Freddie'nin rolünün sadece Violet'in özlemiyle sınırlı kalacağını düşünmüştüm ama yanılmışım. Aynı şekilde, diğer olayların arasındaki ilişkilerin de zekice kurulduğunu düşünüyorum.

Kitabın yaklaşık yarısını okuduktan sonra, geri kalan kısmı tahmin edebileceğimi düşünmüştüm; kitabın böylesine tahmin edilebilir, klasik bir kurgusunun olduğunu düşünerek hayal kırıklığına uğramıştım. Fakat sonra olaylar sürpriz bir şekilde değişmeye başladı ve ben de oldukça şaşırdım. Yine de son bölümlerde aksiyonun biraz düştüğünü düşünüyorum. Kitabın ilk sayfalarındaki o gizem ve heyecanı, son sayfalarda bulamadım.

Yazarın en çok betimlemelerini sevdim sanırım; kullandığı dili, seçtiği sözcükleri ve olaylara bakış açısını betimlemelerine yansıtışının, Derin Sularla Şeytan Arasında'yı türündeki diğer kitaplardan ayıran en önemli özelliklerinden biri olduğunu düşünüyorum.

Kitabın kalitesine de değinmek istiyorum. Yayınevinin orijinal kapak kullanması yetmezmiş gibi bir de kitabın ciltli çıkmasına ve fiyatının uygun olmasına çok sevinmiştim. Kitap elime geçer geçmez, kitabı incelemeye başladım. Kitabın kapağının çıkarılabildiğini bilmiyordum, incelerken fark ettim. Yıpranmasın diye de bu kısmı, kitabı okurken çıkardım ve tonunu anlayamadığım parlak, mavi bir kapakla karşılaştım. Fakat siz, benim gibi yapmayın zira kitabı okurken kapağın mavi tonunu anlamaya çalışmanız dikkatinizi dağıtabilir :D

Derin Sularla Şeytan Arasında, şaşırtıcı bir kurguya ve etkileyici betimlemelere sahip sıradışı bir kitap. Kitabın ilk sayfalarında hissettiğim o heyecanı ve aksiyonu son sayfalarda da bulabilseydim kitap benden tam puan alacaktı. Yine de kitabı, paranormal türü seven herkese tavsiye ediyorum :)




Bize biraz yeni romanın "Derin Sularla Şeytan Arasında" ve kahramanı Violet White'dan bahseder misin?

Hikaye deniz kenarında oldukça eski bir malikanede yaşayan ve kitap okumayı seven bir kız hakkında. Gizemli bir çocuk ortaya çıkıp misafir evini kiralamak istiyor. Esrarengiz olaylar gerçekleşmeye başlıyor. Bir kız eski bir tren geçidinde bayılıyor, çocuklar mezarlıkta Şeytan avlıyor, kızıl saçlı insanlar işkenceye maruz kalıyor, birisi ölüyor...


Kitabı yazarken nelerden ilham aldın? Yazar olmak hep hayalin miydi?

Hep hayalim miydi? Hımm. Pekala, hep bir okur olmak istemiştim. Yazmak... çocukken eğlenceli bir fikre benziyordu. Bu konuda kendimi geliştirdim. Ama ressam da olmak istiyordum. Ve marangoz. Ve bir gün sinema salonum olsun isterim. Bir de zeytin bahçem.


Seni en çok etkileyen yazar ve kitaplardan birkaçını sayar mısın?

Bronte Ailesi. Daphne Du Maurier. Larry McMurtry. Stephen King. Susanna Clarke.


Yeni bir projeyle uğraşmadığın zaman vaktini nelerle geçirirsin?

Ormanda terk edilmiş yürüyüş yollarında köpeklerimi gezdiririm. Yemek yaparım. Resim çizerim. Ve siyah beyaz filmler izlerim.


Nerede yazıyorsun?

Geç saatlerde çalışma odamda ya da yatağımda yazarım. Bazen bohem gibi yazıyorum -dağlar, eski bir mezarlık veya sahipsiz çiftlik evleri gibisinden yerler buluyorum. Farklı mekanların yazdığım sahnedeki etkisini görmek hoşuma gidiyor.


Yazma ayinlerin var mı?

Kahve. Kahve, kahve, kahve.


Kitabın kapağı muhteşem! Kapağın romanın atmosferini ve içeriğini doğru bir şekilde yansıttığını düşünüyor musun?

Evet, Kesinlikle. Kapak bana, gençken âşık olduğum kitapları hatırlatıyor. Gotik Viktorya tarzı dramatik, baskın başlıklar ve kötü adamlarla tanışan, rüzgârda savrulan saçlarıyla kadın kahramanlar…


Şu an ne üzerinde çalışıyorsun?

Devam kitabım "Between the Spark and the Burn" üzerinde düzenlemeler yapıyorum. Ve kıyamet sonrası bir hikaye olan "The Scarecrow" üzerinde çalışıyorum. Korkunç bir dünyadaki korkunç çocuklarla ve on üç yaşındaki MC'yle ilgili. "Yol" ve "Sineklerin Tanrısı"nın karışımına benzetiyorum bunu.

Not: Söyleşinin çevirisi Sihirbazın Güncesi'ne ve Yorum Cadısı'na aittir. İzin almadan paylaşılamaz.


post signature

14 Şubat 2014 Cuma

Yorum: Kerstin Gier - Yakut Kırmızı, Safir Mavi & Zümrüt Yeşil (Edelstein Trilogie, #1-3 )

Tür: Aşk, Bilim Kurgu, Fantastik, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 4,14 (25.470 oy)
Orijinal Adı: Rubinrot
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Firuzan Gürbüz
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 352
Zamanın sınırlarını aşan bir yolculuğa hazır mısınız?
O, on iki zaman yolcusundan biri. Ve hayatı tamamen değişmek üzere...

Bazen sırlarla dolu bir ailede yaşamak gerçekten de zordur. En azından on altı yaşındaki Gwendolyn bundan kesinlikle emindir. Ta ki günün birinde kendini 18. yüzyıl Londra'sında bulana dek. İşte o zaman ailesinin en büyük sırrını öğrenir: Zaman yolculuğu! Ancak bu yolculuklarda genç kızın hislerine yer yoktur.

Çünkü aşk, durumu daha da karmaşık hale getirmekten başka bir işe yaramaz!

"Eğer bir romanın çikolatalı kek kadar yumuşak, tatlı ve baştan çıkarıcı olması mümkünse, Yakut Kırmızı kesinlikle o kitap olmalı. Bu son derece iştah açıcı, soluk kesici bilimkurgu ve aşk macerası karışımını herkes bir oturuşta okuyacak."
-Augsburger Allgemeine



Tür: Aşk, Bilim Kurgu, Fantastik, Genç-Yetişkin 
Goodreads Puanı: 4,26 (14.886 oy)
Orijinal Adı: Saphirblau
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Firuzan Gürbüz
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 368
Zamanda yolculuk aşka engel olabilir mi?

Acemi bir âşığı geçmişe yollamak iyi bir fikir olmayabilir! En azından on altı yaşındaki çömez zaman yolcusu Gwendolyn böyle düşünüyordur. Bu macerada Gideon ve Gwen dünyayı kurtarmak ya da menuet dansını öğrenmek gibi pek çok sorunun üstesinden gelmek durumunda kalacaktır. (Üstelik ikisi de hiç kolay değildir!) Bütün bunlar yetmezmiş gibi Gideon büsbütün tuhaf davranmaya başlayınca, Gwendolyn artık hormonlarını kontrol altına alma zamanının geldiğini anlayacaktır!

Çünkü işin içinde aşk varken zaman yolculuğu yapmak pek mümkün görünmemektedir…

"Eğlenceli ve gizemli! Belki de aşk, zaman ve mekânın tüm kurallarını yıkabilecek tek şeydir!"
-Barbara Wegmann



Tür: Aşk, Bilim Kurgu, Fantastik, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 4,28 (11.410 oy)
Orijinal Adı: Smaragdgrün
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Firuzan Gürbüz
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 464
İçinde aşkın tüm renklerini bulduğunuz unutulmaz serinin son kitabı...

Bir kadın kalbi kırıldığında ne yapar? En iyi arkadaşını arar, çikolata yer, belki haftalarca aşk acısı çeker. Ancak zaman yolcusu Gwendolyn Shepherd, elinde olmayan nedenlerden dolayı enerjisini başka şeylere harcamak zorundadır. Örneğin hayatta kalmak... Çünkü geçmişte yaşayan Saint Germain Kontu'nun yaptıkları, geleceği tehlikeli bir şekilde etkilemeye başlamıştır. Gwendolyn ve Gideon aşk acısına rağmen ipucu bulmak için 17. yüzyıldaki büyüleyici bir baloda menuet dansı yapmakla kalmayacak, kendilerini unutulmaz bir maceranın da içinde bulacaklardır...

"Gizem, gerilim, bilimkurgu, romantizm ve maceranın doyurucu bir karışımı. Okuyucular tüm seriyi bir solukta bitirecek..."
-Augsburger Allgemeine
Tatilin son haftası, kendimi kitaplara ve filmlere kaptırmıştım. Bu kitapların büyük bir çoğunluğunu Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisinin kitapları oluşturuyor. Kitaplığımda uzun süre okunmayı bekleyen bu seriyi geçen hafta okudum ve bitirdim. Kitapları soluk almadan, arka arkaya okuduğum için üç kitap da bana bütünmüş gibi geliyor. Bu yüzden kitapları ayrı ayrı yorumlamak yerine, üç kitabın da yorumunu bir yazıda toplamak istedim :)

Öncelikle kitapların kapakları sonra ise serinin konusu dikkatimi çekmişti. Bu seri, nedense, çıktığı zamanlarda adını pek duyurmamıştı. Bir süre sonra ise herkesin dilinde bu seri vardı. Eh, ben de merakıma yenik düştüm ve seri hakkında yapılan olumlu yorumlara güvenerek serinin üç kitabını birden attım sepete.

Kitapların tanıtım ve arka kapak yazılarının kitapları tam olarak yansıtmadığını düşünüyorum. Serinin ilk kitabı Yakut Kırmızı'ya başlamadan önce tereddüt etmiştim, çünkü tanıtımlarda serinin romantizm ağırlıklı olacağı izlenimine kapılmıştım. Fakat ben, aşkın araya serpiştirildiği sürükleyici bir kurguyla karşılaştım. Sadece ilk kitap da değil, genel olarak seri o kadar sürükleyiciydi ki üç kitabı da 1 gün içinde bitirdim. Zaten kitaplarda, sürekli bir olay oluyor; biri bitmeden diğeri başlıyor. Bu durumda, ben de kitapları elimden bırakamadım :D

Serinin sürükleyicilik dışında sevdiğim bir diğer özelliği, işlenen ana konunun zaman yolculuğu olmasıydı. Zaman yolculuğunu mümkün kılan etmenlerin ve zaman yolculuğuyla ilgili olguların hem mantıklı hem de fantastik bir çerçevede kurgulanışını çok sevdim.

Yazarın merak unsurunu, sürükleyicilik kadar iyi kullanmadığını düşünüyorum. Sadece kitapların sonunda hissettim o merak duygusunu. Tanıtım yazılarında bahsedilen sırlar, bende o kadar merak uyandırmadı. Serinin üç kitabında da bu sırların kolayca çözülebileceği bazı bilgiler mevcuttu zaten, sadece bu ayrıntılara dikkat etmek gerekiyordu. Fakat hakkını vermeliyim, içlerinden bazıları beni gerçekten de şaşırttı.

Kitapların kalitesi de serinin hoşuma giden yanlarından biri. Kitapların iç tasarımı, kapakların orijinal ve ciltli olması her kitapta bulunmayan özelliklerden. Eh, ben de bu üçünü bir seride bulunca kendimi sıklıkla kapakları incelerken buldum :)

Serideki favori kitabımın hangisi olduğunu çok düşündüm, fakat karar veremedim :D Zaten üç kitap da, bir kitapmış gibi geliyor bana; ilk kitabın nerede bittiğini veya üçüncü kitabın nereden başladığını hatırlayamıyorum. Ama Safir Mavi'nin, diğer iki kitaba göre biraz daha sönük kaldığını hatırlıyor gibiyim...

Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisi, derin ve ayrıntılı kurgusunun yanında sürükleyiciliğiyle favorilerim arasına girdi ve serinin üç kitabı da benden tam puan aldı! Son olarak, seriyi okumak isteyenlere serinin üç kitabını birden almalarını tavsiye ediyorum ;)



"Ben aslında... Şey, kaptanların açık denizde nikâh kıyma yetkisine sahip olduklarını biliyorsun, değil mi Prenses?" "Benimle evlenmek mi istiyorsun? Hem de Titanik'te? Delirdin mi?" "Ama çok romantik olurdu." "Buz dağına gelene dek." Başını onun göğsüne dayayarak yüzünü ceketine gömdü. "Seni öyle çok seviyorum ki," diye fısıldadı.




"Bir annen mi var?" Ağzımdan çıkar çıkmaz ne budalaca bir soru olduğunu fark ettim. Tanrım! Gideon bir kaşını kaldırdı. "Ne sandın?" diye sordu alay ederek. "Falk amca ve Bay George tarafından üretilmiş bir android olduğumu mu?"




Leslie kostüm hazinesinin havasını iyice solumak için kendi etrafında bir kez döndü: "Cenneti de tıpkı böyle hayal etmiştim." Bakışları rafların üzerindeki tüm çağlara ait ayakkabı ve çizmelerin üzerinde dolaştı, oradan şapkalara ve sonu gelmez gibi görünen elbise askılarına kaydı ve sonunda bize bu cennetin kapılarını açmış olan Madam Rossini'nin üzerinde durdu. "Siz de sevgili Tanrı olmalısınız!"





post signature

5 Şubat 2014 Çarşamba

Tanıtım: Stephen Baxter & Terry Pratchett - Uzun Dünya (The Long Earth, #1)

Goodreads Puanı: 3,68 (14.888 oy)
Orijinal Adı: The Long Earth
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
Liste Fiyatı: t 29,00
Sayfa Sayısı: 424
Goodreads okurlarına göre 2012′nin En İyi Bilim Kurgu Romanı!

Bilim kurgunun iki ustası Terry Pratchett ve Stephen Baxter yeni bir roman için bir araya gelip bize şu soruyu sordu: Dünya’daki kaynaklar kısıtlı olmasaydı, insanlık nasıl gelişirdi? Paralel dünyalar arasında yolculuk yapılmasını sağlayan "adımlayıcı"nın icadıyla, asırlardır yalnız olduğu düşünülen Dünya ve insanlık için yeni bir dönem başlamıştır. Ne kadar çok kullanılırsa o kadar çok yeni dünyanın keşfedilmesini sağlayan bu aygıt, insanlığa sonsuz ihtimaller sunar. Doğuştan "Adımlayıcı" olanlarınsa buna ihtiyacı yoktur.Evrimin farklı bir yol izlemesi, dinozorların hayatta olması, homo sapienslerin var olmaması gibi "küçük" ayrıntılar göz ardı edildiğinde, yan yana sıralanan her Dünya birbiriyle aynıdır. New York Times çoksatarı Uzun Dünya, gerçek anlamıyla "başka dünyalar"ı mümkün kılıyor.Sizi bekleyen dünyalar var; yeter ki küçük bir adım atın.
Konusunu oldukça ilginç bulduğum kitaplardan biri, Uzun Dünya. Kitabın yazarlarından Terry Pratchett'ı Kıyamet Gösterisi ile tanımış, üslubuna bayılmıştım. Stephen Baxter'ı ise ne yazık ki daha önce duymamıştım. Ama bu durum, kitabı daha çok merak etmeme neden oluyor :D

Kitap şu anda ön siparişte gözüküyor, önümüzdeki günlerde ise raflardaki yerini alacak. Ender's Game ile birlikte bilim kurgu okuma isteğimin tavan yaptığı şu günlerde Uzun Dünya, çok iyi gelecek bana. Kitabın çıkması için sabırsızlanıyorum ^_^

post signature

1 Şubat 2014 Cumartesi

Yorum: Agatha Christie - Frankfurt Yolcusu

Tür: Gizem, Polisiye
Goodreads Puanı: 3,15 (3.392 oy)
Orijinal Adı: Passenger to Frankfurt
Yayınevi: Altın Kitaplar
Çeviri: Çiğdem Öztekin
Basım Yılı: 2007
Sayfa Sayısı: 320
"Bu imkânsız değil, yalnızca fantastik bir öyküdür."
-Agatha Christie

Dışişleri mensubu Sir Stafford Nye Uzakdoğu’daki görevinden dönerken Frankfurt Havaalanı’nda garip bir durumla karşılaşır. Yanına yaklaşan bir kadın ilginç bir istekte bulunur. Peşindeki katilleri atlatmak için Sir Stafford’un yolculukta giydiği pelerini ve pasaportunu ödünç almak ister. Ona yardım etmeyi kabul eden Stafford heyecanlı bir maceranın içine sürüklenir...
Frankfurt Yolcusu, Okuma Şenliği kapsamında okuduğum bir kitaptı. Kitabı, aylar önce D&R'ın 9.90'lık kampanyasından almıştım. Bir süre kitaplığımda okunmayı bekledikten sonra şenliğin kategorilerinden birine uyduğunu fark ettim ve listeye ekledim.

Okuduğum Agatha Christie kitaplarının bir elin parmaklarını geçmediğini belirtmem gerekiyor. Yine de Frankfurt Yolcusu'nun, yazarın diğer kitaplarından çok farklı olduğunu söyleyebilirim. Öncelikle konu bakımından bir farklılık göze çarpıyor. Kitapta, cinayetler olsa da bu ögelerin geri planda bırakıldığı ve örgütsel bir karmaşanın öne çıktığı bir kurgu hakimdi.

Yine yazarın diğer kitaplarından farklı olarak, gerçeğin açığa çıktığı kısım aceleye getirilmiş gibiydi; birkaç sayfada tüm gizemler çözüldü ki bu gizemler de o kadar sürpriz olmadı bana. Her şeyin arkasında kimin olabileceği, aralarındaki hainin kim olduğu, vs. gibi sorular kolaylıkla olmasa da tahmin edilebilir düzeydeydi. Bu yüzden yazarın bu sefer, merak unsurunu başarıyla kullanmadığını düşünüyorum.

Kitaptaki gizem ilk sayfalarda yoğunlaştı ve sonlara doğru azalıyordu. Bu yüzden de kitabın ikinci yarısında biraz sıkıldığımı itiraf ediyorum. Ama bazı olaylardaki heyecan ve gizem, dikkatimi yine kitaba vermemi sağladı.

Kitabın başında bir karakterler listesi ve bu karakterlerin bazı özelliklerinin yer aldığı bir kısım da var. Ayrıca, karakterler listesinden sonra bir içindekiler kısmı ve Agatha Christie'nin bu kitabı neden yazdığını anlattığı bir giriş bölümü de mevcut. Karakterleri karıştırdığım zaman sıklıkla listeyi açıp kimin neyle meşgul olduğuna, diğer karakterlerle aralarındaki bağlantılara baktım.

Frankfurt Yolcusu, gerek konusu gerekse kurgusuyla Agatha Christie'nin diğer kitaplarından çok farklı bir kitap. Bazı eksikliklerinin bulunduğunu düşünsem de kitabı severek okudum. Okunmadık Agatha Christie kitabı bırakmak istemiyorsanız Frankfurt Yolcusu'nu okuyabilirsiniz.



"Eğer bir şey biliyorsanız," dedi. "Her zaman için bunu bildiğinizi göstermenin baskısını hisseder, başka bir deyişle bundan bahsetmek istersiniz. Bunun nedeni asla bilgi verme isteğiniz değildir, bu bilgi karşılığında kimse size para da ödemeyecektir. Aslında göstermek istediğiniz ne denli önemli olduğunuzdur. İşte bu kadar basit. Aslında..." Bay Robinson gözlerini yarı kapayarak ekledi. "İşte, dünyadaki her şey bu kadar basit, çok basit. İnsanların anlayamadığı da bu."





post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...