Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
, , , , , , , , ,

Yorum: J.K. Rowling - Boş Koltuk

Tür: Çağdaş/Modern, Dram, Gizem, Yetişkin
Goodreads Puanı: 3,25 (189.454 oy)
Orijinal Adı: The Casual Vacancy
Yayınevi: Doğan Kitap
Çeviri: Dost Körpe
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 592
Barry Fairbrother kırklı yaşlarının başında beklenmedik bir şekilde hayata gözlerini yumar. Bu ani ölüm yaşadığı kasabanın halkı için büyük bir şok olacaktır.

Arnavut kaldırımlı meydanı ve eski kilisesiyle Pagford, sıradan bir İngiliz kırsalı gibi görünse de bu tatlı görüntüsünün ardında bir savaş sürmektedir. Zenginler fakirlerle, gençler ebeveynleriyle, kadınlar kocalarıyla, öğretmenler öğrencileriyle sürekli bir çatışma halindedir. Pagford kesinlikle göründüğü gibi bir yer değildir.

Belediye Meclisinde Barry'den boşalan koltuk, kasabanın görüp göreceği en büyük savaşın tetikleyicisi olacaktır.

Türlü düzenbazlıklar ve hırsla süren, herkesin birbirinin foyasını ortaya çıkaracağı seçim savaşında zafer kimin olacaktır?
Boş Koltuk, daha İngiltere'de bile çıkmadan önce Rowling'in HP sonrası yazdığı ilk roman diye adını duyurmuştu. Hatta kitabın adının ne olarak çevrileceği konusu tartışılmıştı. Nitekim dilimize, çıktıktan kısa süre sonra çevrildi ve birçok okur -ben dahil- kitabı sırf J.K. yazdı diye alıp okudu.

Şahsen ben kitabı, sırf Rowling'in yazdığı fantastik ögeler içermeyen bir kitap nasıl olur diye merak ettiğim için almıştım. Çünkü kendisini Harry Potter ve sihir temasıyla öyle çok bütünleştirmiştim ki normal bir hayatı ne şekilde anlattığını hayal bile edemiyordum. Bu yüzden kitabı elime aldığımda, HP'den hatırladığım Rowling'i bekleyerek kitabı okumaya başladım ve bu yüzden biraz umduğumu bulamadım.

Kitabı okumaya başladığımda, kitap hakkında bildiğim tek şey olayların bir kasabada geçtiği ve oradaki insanların yavaş yavaş gerçek yüzlerini gösterecek olduklarıydı. Bu bilinmezlik, ilk bölümlerin sıkıcılığını büyük ölçüde bertaraf etti, aslında. Kitabın konusunu bilseydim muhtemelen ilk birkaç bölümden sonra kitabı yarım bırakırdım zira kitabın giriş niteliği taşıyan bölümleri inanılmaz sıkıcıydı. Kitapta bir ton karakter olduğu için bunların her birinin bir geçmişi, kişiliği ve davranış örüntüsü var. Şimdi, hakkını yemeyeyim; Boş Koltuk'ta Rowling'in karakter yaratma becerisi fazlasıyla görülüyor, öyle ki kendinizi kaptırıp karakterlerin birer kurgu olduğunu unutabilir ve onlara bayağı bir sinir olabilirsiniz. Bütün bu karakterlerin tanıtılması hem kafanızı karıştırıyor hem de kitaptan daha ilk bölümlerde sıkılmanıza neden oluyor. Ama karakterleri benimseyip kasabaya alıştıktan sonra, sayfaları nasıl çevirdiğinizi anlamıyorsunuz bile.

Ben kitabı, normal bir günde okumaya başlamıştım ve birkaç bölüm sonra resmen depresyona girmiş gibiydim. Boş Koltuk'taki bütün karakterin gerçek yüzleri, kendileriyle konuştukları monolog paragraflarında ortaya çıkıyor ve bunları okudukça ruh halizin hafiften kötüye doğru kaymaya başlıyor. Bu, Rowling'in duyguları sözcükler üzerinden okuyucuya aktarma başarısının bir göstergesi olabilir; ama kitabın yarım bırakılma şansını da arttırıyor.

Kurgunun üstüne fazlaca düşünüldüğü ve her bir detayın göz önüne alındığı çok bariz. Kitabın ortasında gerçekleşen bir olayın minnacık bir ayrıntısı sonraki bölümlerde karşınıza çıkabiliyor ve o küçük şeyin kocaman bir başka şeye dönüşmesini takip etmek bayağı ilginçti. Bir de, olaylar küçük bir kasabada geçtiği için herkes bir şekilde birbiriyle bağlantılı oluyor. Herhangi bir davranış, bir başkasını beklediğinizden çok farklı bir şekilde etkiliyor. Bu sürpriz unsuru, kitabı okuyup bitirmemi sağlayan tek unsurdu; neler olacağını, kitabın nasıl biteceğini merak ettiğim için 600'e yakın sayfayı okumak istedim.

Kısacası, Boş Koltuk'u -bazı yerlerinde sıkılsam da- severek okudum. Rowling'in kurgulama ve karakter yazma becerisine bir kez daha tanık oldum; özellikle son sayfalarda, her şeyin nasıl da bir yerde toplandığına hayret ettim.

Son olarak, kitabı Rowling yazdığı için veya Harry Potter'ın o büyülü dünyasını özlediğiniz için okumak istiyorsanız, okumayın. Çünkü bu kitapta sihirin s'si bile yok; katıksız bir gerçekçilik var. Bunu göz önüne alarak kitabı okumaya başlayın, yoksa büyük ihtimalle hayal kırıklığına uğrayıp kitabı yarım bırakırsınız.



Şişko'nun görebildiği kadarıyla insanların yüzde doksan dokuzunun düştüğü hata kendilerinden utanmaktı; kendilerini gizleyerek başkası olmaya çalışmaktı. Dürüstlük Şişko için geçer akçeydi, onun silahı ve zırhıydı. Dürüstlük insanları korkuturdu; afallatırdı.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , ,

Yorum: Jo Nesbo - Nemesis (Harry Hole, #4)

Tür: Gerilim, Gizem, Polisiye
Goodreads Puanı: 3.94 (14.800 oy)
Orijinal Adı: Sorgenfri
Yayınevi: Doğan Kitap
Çeviri: Dost Körpe
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 516
DÜNYADA ROMANLARI 15 MİLYON SATAN İSKANDİNAV POLİSİYESİNİN 1 NUMARASI JO NESBO

Çağdaş polisiyenin en etkileyici başkahramanlarından Harry Hole ile tanışın...

Oslo'da bir banka soygunu sırasında banka görevlisi öldürülünce, Dedektif Harry Hole soruşturmaya dahil olur. Harry, hiçbir iz bırakmayan soyguncunun peşindeyken, eski kız arkadaşı Anna'nın yemek davetini kabul eder. Akşam yemeğinin ertesinde kendi evinde uyandığında, son 12 saatte neler olduğunu anımsayamadığını fark eder. Anna ertesi gün ölü bulunur, çok geçmeden o geceden haberdar olan biri Harry'yi tehdit etmeye başlar.
Harry Hole hem kendini temize çıkarmak, hem de devam eden banka soygunlarını durdurmak zorundadır.

"Nesbo'nun romanları çılgınca bağımlılık yaratıyor."
-Vanity Fair

"Yeni Stieg Larsson."
-Independent
Nemesis'i de Buz Prenses gibi D&R'ın 9.90'lık kampanyasından almıştım. Kitabı kış aylarında okumayı planlamıştım fakat yoğunluktan dolayı okuyamadım ben de kitabı okumayı sonraki kışa bırakmamak için Buz Prenses'in ardından okudum.

Başından sonuna kadar heyecan dolu bir polisiye okudum desem, abartmış sayılmam sanırım. Genelde, her tür kitabın ilk sayfalarında biraz da olsa sıkılırım; ama bu durum polisiyelerde daha da kendini gösteriyor. Fakat Nemesis'te aksine, beni kitaba bağlayan o heyecan dolu ilk sayfalardı. Ortalara doğru ara ara sıkılsam da merakımdan, kitabı elimden bırakamadım.

Polisiyelerde asıl konudan uzaklaşılıp ana karakterin ilişkilerine, hayatına bolca yer verilmesini sevmiyorum; kitabın gereksiz yere uzatıldığı hissini veriyor bana. Nemesis'te ise Jo Nesbo, bu durumu oldukça iyi idare etmiş. Harry'nin hayatı ile ana cinayet arasında bir bütünlük var, aralarında sağlam bir bağ olmasa da bu iki konu birbirini destekliyor ve ortaya Nemesis'i çıkarıyor.

Ana cinayet dışında başka hikayelere de bolca yer verilmesi, beni sıkmadı. Yazar, bütün olayları öyle zekice kurgulamış ki kitabı bitirdikten sonra diğer hikayelerin de ana cinayet gibi bulmacanın birer parçası olduğu anlaşılıyor.

Harry Hole'un o farklı havası da kitabı severek okumamı sağlayan bir diğer etmen. Karakterin bakış açısı ve tavırlarının doğallığı daha ilk bölümde bana çarptı zaten; hemencecik ısınıverdim karaktere. Aynı şekilde yazarın üslubunu da çok sevdim. Bu yüzden olsa gerek,  Harry Hole ile kitabın yazarı Jo Nesbo'yu bütünleştirmişim. Kitabı okurken sık sık Harry Hole olarak Jo Nesbo'yu gözümde canlandırdım.

Nemesis, Harry Hole serisinin 4. kitabı, bu yüzden de ister istemez olaylara ortadan dalmış oldum. Bu, kitaptan kaynaklanan bir olumsuzluk olmasa da bahsetmeden edemeyeceğim. Kitapta geçen bazı olayların geçmişte yaşandığını anlıyorum fakat olayı tam olarak bilmediğim için o kısımlar yarım kalıyor. Yine de kitabın akıcılığı sayesinde Harry Hole'un geçmişi ve yaşadıkları o kadar da aklıma takılmadı.

Sürükleyici kurgusu, özgün ana karakteri ve üslubuyla Nemesis'i severek okudum. Polisiye türünü sevenlere Nemesis'i kesinlikle tavsiye ediyorum.



İntikam. İlkel mi? Kesinlikle hayır. İntikam düşünen adamın refleksidir; şimdiye kadar hiçbir hayvanın ulaşmayı başaramadığı bir evrim düzeyini gerektiren, karmaşık bir eylem ve tutarlılık karışımıdır. Evrimsel açıdan konuşursak, intikam alma pratiği öyle verimli oldu ki sadece en intikamcılarımız sağ kalmayı başarabildiler. İntikam ya da ölüm.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , ,

Yorum: Camilla Läckberg - Buz Prenses (Fjällbacka, #1)

Tür: Gerilim, Gizem, Polisiye
Goodreads Puanı: 3,65 (17.183 oy) 
Orijinal Adı: Isprinsessan
Yayınevi: Doğan Kitap
Çeviri: Elif Günay 
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 400
Avrupa'nın en çok okunan polisiye yazarlarından, romanları 25 dile çevrilen İsveçli yazar Camilla Läckberg şimdi Türkçede.

Yazar Erica Falck anne babasının ani ölümünden sonra, çocukluğunun geçtiği Fjällbacka kasabasına döner. Beklenmedik bir rastlantı sonucu, yıllardır görmediği çocukluk arkadaşı Alex'in cansız bedenini bulur. Güzeller güzeli Alex buz gibi evinde, küvette yatmaktadır, bilekleri de kesiktir.
Erica, Alex'in ailesinin isteğiyle onun hakkında bir anı yazısı hazırlamaya girişir. Erica'nın yıllar boyunca uzak kaldığı dostu hakkındaki merakı giderek takıntıya dönüşürken, kasabanın dedektifi Patrik Hedström de davayla ilgili şüphelerinin izini sürmektedir. Yolları kesişen Erica ile Patrik karşı konulmaz biçimde birbirlerine doğru çekilirken, bir yandan da küçük kasabanın büyük sırrını çözmeye doğru adım adım ilerlerler.

"Camilla Läckberg polisiyenin kraliçesi."
-Bild am Sonntag

"Läckberg korkunç sırların üstünün asla tamamen örtülemeyeceğini ve susmanın ruhu nasıl öldürdüğünü ustalıkla anlatıyor."
-Publisher's Weekly

"Elinizden bırakamıyorsunuz. Läckberg sonuna kadar heyecanı koruyor."
-Viva
Polisiye kitapları kışın okumayı seviyorum; battaniyenin altına girip elimde bir kupa çayla ipuçlarını takip etmek, katili yakalamak pek zevkli oluyor :) Havalar ısınmadan elimdeki polisiyeleri biraz olsun azaltayım diye Buz Prenses'e başlamıştım. Kitabı, uzun zaman önce D&R'ın 9.90'lık kampanyasından almıştım. Kitabı bitireli tam bir ay oluyor fakat derslerin yoğunluğundan dolayı yorumunu yazamamıştım.

İskandinavya coğrafyası ilgimi çektiğinden olsa gerek olayların İskandinav ülkelerinde geçtiği polisiye romanlar daha çok ilgimi çeker. Nitekim, kitapta ilgimi çeken ilk şey de yazarın İsveçli olmasıydı. Kitabı çok fazla incelememiştim; konusunu okumadan, sadece türüne bakıp aldım kitabı. Kitaptan çok fazla beklentim olmadığı için de severek okudum.

Polisiye romanlarda tahmin edilebilirliğin, kitabın heyecanını ve akıcılığını azalttığını düşünüyorum. Neyse ki Buz Prenses'te böyle bir durumla karşılaşmadım. Katil, ummadığım birisi çıktı ve kasabanın sırları ile bu sırların cinayetle ilişkisi hiç beklemediğim bir şekilde birbirine bağlandı.

Yazarın cinayetle ilgili konuları birbirine bağlayışını başarılı buldum. Başlarda, kasabanın sakinleri ve bu kişilerin sırlarıyla cinayet arasındaki ilişkiyi çözemediğim için bu kısımları gereksiz bulmuştum. Kitabı bitirince tekrar düşündüm ve neredeyse her karakterin başarılı bir şekilde olay örgüsüne dahil edildiğini fark ettim.

Gereksiz bulduğum bazı karakterler ve olaylar da oldu, tabii. Örneğin, ana karakter Erica'nın kız kardeşiyle arasındaki ilişkiye gereğinden fazla yer verildiğini düşünüyorum. Ayrıca Erica'nın kız kardeşinin olayının bir sonuca bağlanmaması, yarım kalması da beni rahatsız eden durumlardan biriydi. Buz Prenses, bir serinin ilk kitabı olduğu için belki de yazar bunu sonraki kitaba bırakmış olabilir, bilemiyorum; ama Erica'nın kız kardeşinin de diğer karakterler gibi bir kapanışı hak ettiğini düşünüyorum.

Kitabın ana karakteri Erica'nın bir özelliğine değinmeden geçemeyeceğim. Bir şekilde mükemmel olduğu hissettirilen karakterlere öyle alışmışım ki... Yazar, Erica'nın bir zamanlar çok yakın olduğu çocukluk arkadaşının ölümü üzerinden prim yapacağını ve bu yüzden kendini iki yüzlü biri olarak gördüğünü yazmış. Yazarın, Erica'nın bu ikilemini geçiştirmemesi hoşuma gitti. Bu olay biraz ayrıntıya kaçıyor, biliyorum fakat yıllar sonra kitabı elime alınca hatırladığım ilk şeyler de yakaladığım bu ayrıntılar oluyor.

Akıcı kurgusu ve ustaca ilişkilendirilmiş karakterleriyle Buz Prenses, severek okuduğum bir polisiyeydi. Kitabın eksiklikleri olsa da, yazarın yazdığı ilk roman olduğu göz önünde bulundurulmalı diye düşünüyorum.



Eskiden onu sevmek bir peçeyi sevmeye benziyordu. Tutması zor, saydam, baştan çıkarıcı bir peçe. Onu son gördüğünde peçe esrarını kaybetmişti, geriye bir tek bedeni kalmıştı. Ama bu onu erişebilir kılmıştı. İlk kez, onun kim olduğunu anlayabileceğini düşündü. Katılaşmış, donmuş uzuvlarına dokunmuş ve bu donmuş hapishanenin içinde hâlâ kıvranan ruhunu hissetmişti. Onu daha önce hiç o zamanki kadar çok sevmemişti.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Tess Gerritsen - Cerrah (Rizzoli & Isles, #1)

Tür: Gerilim, Gizem, Korku, Polisiye
Goodreads Puanı: 4,06 (44.974 oy)
Orijinal Adı: The Surgeon
Yayınevi: Doğan Kitap
Çeviri: Ali Cevat Akkoyunlu
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 276
Cerrah bizimle konuşuyor. Ve bu tedirgin edici sohbetten kan sızıyor...

Bu romanın her satırından kan sızıyor... Kitaba adını veren, planlı ve kanlı katil Cerrah gerilimi her an ayakta tutuyor.

Dr. Catherine Cordell Savannah'da seri cinayetler işleyen bir katilin vahşi saldırısına uğramıştır. Saldırgandan onu silahla vurarak kurtulmayı başarmıştır. Şimdi Boston'dadır. Ancak başka bir katil bu kentte de gerilim yaratmaktadır. Kadınların rahimlerini kesip alan ve korkunç işkencelere tabi tutan adama Cerrah adı verilmektedir. Catherine Cordell birdenbire bu katilin de hedefi haline gelecektir.

Çok satanlar listesinin müdavimlerinden Tess Gerritsen'in insan bedenini ve ruhunu en ince ayrıntısına kadar tarif ettiği tıbbî gerilim romanlarından beşincisi olan Cerrah, inandırıcı kahramanları, sürükleyici diyalogları ve sürekli tırmanan gerilim duygusuyla bu türü sevenlerin hayran olacağı tarzda bir roman. Doğan Kitap'ın yılın gerilim romanı olmasını beklediği Cerrah'da Gerritsen tıpkı kahramanının neşterini kullandığı gibi kalemini ustaca oynatıyor.

"Tüyler üpertici... Cerrah okuru daha ilk sayfadan avucunun içine alacaktır."
- Chiago Tribune

"Yüreğinizin çarpmasına, nabzınızın hızlanmasına hazırlanın... Eğer aradığınız yüksek voltajlı gerilimse, doğru kitabı buldunuz demektir."
- Romantic Times

"Sürükleyici... Kitabı okurken kapınızın kilidini bir daha kontrol edeceksiniz."
- The Gazette
Tess Gerritsen'ı, Günahkar kitabı ile keşfetmiştim. Kitabın, bir seriye dahil olduğunu biliyordum fakat kitapların arasında çok fazla bağlantının olmadığını duymuştum, bu yüzden de Rizzoli & Isles serisinin ilk kitabı Cerrah'ı edinmek için acele etmedim. Şimdi ise, keşke seriye daha önce başlasaydım diyorum.

Okuduğum ilk Tess Gerritsen kitabı Günahkar'dı, kitabı severek okumuştum. Seriden esinlenerek oluşturulan dizi Rizzoli & Isles'ı da takip ediyorum. Sanırım, bu yüzden Cerrah'tan beklentim çok fazlaydı. Karşımda kendini ispat etmeye çalışan, acemi bir Rizzoli görünce çok şaşırdım. Bu kitapta Dr. Isles'ı da bulamayınca kitabı yarım bırakıp, daha sonra okumak üzere kitaplığıma kaldırmayı bile düşündüm. Ama kurgu, beni kendine bağladı. Hayal kırıklığına da üzerimden atınca kitabı bir çırpıda bitiriverdim.

Yazarın kurgulama becerisi takdire şayan! Katilin kim olduğunu diziden öğrenmiştim ben, fakat buna rağmen katilin nasıl ortaya çıkacağını, katil ile cinayetlerin bağlantısının nasıl kurulacağını öğrenmek için sabırsızlandım. Yazarın asıl mesleğinin doktorluk olmasına rağmen, kitapta verilen tıbbi bilgilerin anlaşılır olması da kurgunun bu kadar başarılı olmasının bir diğer nedeni. Betimlemeler ise oldukça gerçekçi ve okuyucuyu sıkmayacak düzeydeydi.

Kitaptan beklentimin çok fazla olduğunu söylemiştim. Aslında kitaptan değil de karakterlerden, özellikle Rizzoli'den çok şey beklemiştim. Beklentilerimin tam tersi bir Rizzoli'yi görünce biraz şaşırdım. Yine de, bir karakterin geçirdiği değişimi okumak keyifliydi.

Kitabın kapağından da bahsetmek istiyorum. Cerrah'ın ilk basımı yine Doğan Kitap tarafından 2005 yılında yapılmış. 2013 basımı için ise kapak değişikliğine gidilmiş ve içerik ile pek örtüşmese de göze daha çok hitap eden bir kapak kullanılmış. Kitabı, sırf kapağı yüzünden alma taraftarı değildim ben; bu yüzden kapağın değiştirilmesine çok sevindim.

Cerrah, gerek kurgu gerekse betimlemeler bakımından bir seri için oldukça iyi bir giriş kitabıydı. Rizzoli & Isles'ı izleyip Tess Gerritsen'ın aynı isimli serisine başlamayı düşünüyorsanız, en azından serinin ilk kitabı için beklentinizi yüksek tutmayın derim.



Her bakımdan normal insanlar olarak diğerlerinin arasında dolaşıyoruz; uygarlığın steril sargılarına sarılıp mumyalanmayı reddettiğimiz için belki de herkesten daha da normaliz. Kan gördüğümüzde, başımızı çevirmiyoruz. Kanın ışıltılı güzelliğini tanıyor, ilkel çekiciliğini hissediyoruz. Bir kazanın yanından geçerken kendini tutamayıp kan görmek için bakan herkes, bunu anlar. İğrenmenin, kafasını çevirme isteğinin altında, soluk alıp veren çok daha büyük bir güç var. Çekicilik. Hepimiz bakmak istiyoruz. Ama bunu kabul etmeye hazır olanlarımız çok değil.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Yorum: Isaac Marion - Sıcak Bedenler (Warm Bodies, #1)

Tür: Aşk, Fantastik, Genç-Yetişkin, Paranormal
Goodreads Puanı: 3,97 (41.200 oy)
Orijinal Adı: Warm Bodies
Yayınevi: Doğan Kitap
Çeviri: Dost Körpe
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 216
Dünyanın sonu geldiğinde seni sadece aşk kurtarabilir…

Ölüyüm, ama bu çok kötü değil.
Alışmayı öğrendim. Kendimi doğru düzgün tanımadığım için üzgünüm, ama artık ismim yok. Benimkinin baş harfi “R” idi, ama artık sadece bunu hatırlıyorum. Komik, çünkü sağlığımda hep başka insanların isimlerini unuturdum. Arkadaşım “M”nin dediğine göre zombi olmanın ironik tarafı şu ki, her şey komik geliyor ama dudakların çürüyüp döküldüğü için gülümseyemiyorsun…

Romeo’nun bir ölü, Juliet’in ise dünyanın sonunda hayatta kalmış bir avuç insandan biri olduğu bir aşk hikâyesi hayal edin… Ve insanlığı kurtaracak, bir zombiye yeniden hayat verecek kadar gerçek ve tutkulu bir aşk…

Amerikalı yazar Isaac Marion 27 yaşında. Yazarlığın yanı sıra grafik tasarımcılığıyla uğraşıyor. Daha önce yazdığı hikâyeleri internet ortamında yayınlanan Marion'un ilk romanı Sıcak Bedenler daha önce Ben Sevgi Dolu Bir Zombiyim adıyla yine internette öykü olarak yayınlandı. Marion Seattle'da yaşıyor.
Filmi çıktığı günden beri okumak istediğim bir kitaptı, Sıcak Bedenler. Merakıma yenilip kitabı okumadan önce filmini izlemiştim. Bu yüzden, kitabın nasıl bir kitap olabileceğini tahmin edebiliyordum. Kitap beklediğim gibi favorilerim arasına girdi.

Sıcak Bedenler'e zombilerin insanları yediği, insanların da zombileri öldürerek hayatta kalmaya çalıştığı klasik bir zombi konulu kitap gözüyle bakmayın. Çünkü bu kitap, diğer zombi konulu kitaplardan çok farklı. Diğer kitaplarla ortak noktaları var, fakat kitabın kendini diğer zombi konulu kitaplardan ayıran ve bu sayede birçok okuyucunun favori kitapları arasındaki yerini almasını sağlayan farklı yanları da mevcut. Bunlardan birisi kitabın, bir zombinin bakış açısıyla yazılması. Bu farklılık sayesinde kitap, daha çok zombiler üzerine yoğunlaşıyor. Nasıl yaşadıkları, neler hissettikleri, geçmişleri ve fiziksel görünüşleri gibi bir insan anlatıcı tarafından gözlemlenemeyecek birçok olguyu ana karakter zombi "R" gözlemliyor ve ayrıntılarıyla okuyucuya aktarıyor.

Kitabı, türünün diğer kitaplarından ayıran özelliklerinden biri de zombi ana karakter R'ın olaylara bakış açısı. Kitapta çok sayıda zombi bulunuyor ama R, onlardan farklı. Hayatı daha doğrusu ölü olmayı sık sık düşünüyor, hatırlayamadığı geçmişini ve varoluş sebebini felsefi sayılacak bazı yönleriyle ele alıyor. Ayrıca kendi kendine sorular soruyor. Bu noktada ise yazarın esprili üslubu devreye giriyor. Sorular, okuyucuyu gülümseten cevaplarla yanıtlanıyor. Yazarın üslubunun R'a yansımasıyla ortaya eğlenceli, biraz da duygusal bir zombi karakterin çıktığını görmek mümkün :)

Kitabın sevdiğim bir diğer kısmı, sadece aksiyon veya aşk dolu olmamasıydı. Kitabın tanıtımında Romeo ve Juliet'in adını görünce kitabın vıcık vıcık aşk dolu olacağını sanmıştım fakat kitapta yalnızlıktan nefrete, özlemden aşka, birçok duygu yer alıyor; üstelik bu güçlü duygular yerinde ve dozunda kullanılıyor.

Akıcı, şiirsel anlatımı ve eğlenceli karakterleriyle Sıcak Bedenler, ait olduğu türdeki diğer kitaplardan çok farklı. Zombileri iğrenç buluyorsanız, Sıcak Bedenler'in sempatik zombisi R ile tanışın. Size zombileri sevdirmekle kalmayacak, aynı zamanda onları anlamanızı da sağlayacak ;)



Beyindeki yaşam enerjisi tükenirken önce çer çöp gider. Film alıntıları, radyo cıngılları, ünlülerle ilgili dedikodular ve siyasi sloganlar eriyerek kaybolurlar, geride sadece en güçlü ve incitici anılar kalır. Beyin ölürken içindeki yaşam berraklaşır ve damıtılır. Kaliteli şarap gibi yaşlanır.





post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , , , ,

Tanıtım: J.K. Rowling - Boş Koltuk


   Efsane seri Harry Potter'ın yazarı J.K. Rowling'in yetişkinler için yazdığı ilk kitabı The Casual Vacancy, Boş Koltuk adı ile Doğan Kitap etiketiyle 21 Mart'ta raflardaki yerini alıyor. Kitabı birçok sitede ön siparişte görebilirsiniz. Konusu şu şekilde;
Paylaş:
Devamını Oku
, , ,

Kargo Ne(ler) Getirdi? | 2


ÜKG'nin çekilişinden kazandığım Sana Soyundum geleli birkaç gün oldu. Okumak için sabırsızlanıyorum ;)
Diğer 4 kitap Tudem'den, incelemem için yollanan kitaplar. Gemma Malley'in Bildirge Serisi'nin hem kapaklarını (nasıl şekerler ^_^) hem de konusunu çok beğendim. Kırmızı Arabanın Hayaleti de ilginç bir konuya sahip.
En kısa zamanda okuyup yorumlayacağım.
Zimlicious'a ve Tudem'e çok teşekkürler :)

post signature
Paylaş:
Devamını Oku
, , , , , , ,

Yorum: Guillaume Musso - Kâğıt Kız


Kitabın Adı: Kâğıt Kız
Yazarı: Guillaume Musso
Yayınevi: Doğan Kitap
Orijinal Adı: La fille de Papier
Çeviri: Gülçin Şahin
Basım Yılı: Nisan 2011, 1. Baskı
Sayfa Sayısı: 312

   Kitabı bitireli bayağı oldu; rapordu, makaleydi, finallerdi derken yorumu yazamadım bir türlü... Finaller de bittiğine göre artık kitap-dizi-film üçlüme geri dönebilir, blogumla daha fazla ilgilenebilirim ^^,
   D&R'ın indirimli kampanyasından alınan kitaplardan biriydi Kâğıt Kız. Nette birçok kişinin şiddetle önerdiğini okuyunca D&R'ları dolaştım ve sonunda buldum :) 
Devamı spoiler içerir.
Paylaş:
Devamını Oku