22 Mart 2015 Pazar

Yorum: Anthony Burgess - Otomatik Portakal

Tür: Bilim Kurgu, Distopya, Klasik
Goodreads Puanı: 3,95 (351.529 oy)
Orijinal Adı: A Clockwork Orange
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Dost Körpe
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 168

Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum...
...
Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. "Uqueer as as clockwork orange". Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya'da "canlı" anlamına gelen "orang" sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm...
-Anthony Burges

Karabasan gibi bir gelecek atmosferi... Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler... Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi?.. Otomatik Portakal bunların hepsidir. Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess antikahramanı için yeni bir dil yaratır: Yakın geleceğin argosu "nadsat"ı.

... ve Stanley Kubrick'in muhteşem film uyarlaması, yirminci yüzyılın kült eserlerinden biri olan bu romanın şöhretini pekiştirmiştir...
Otomatik Portakal'ı geçtiğimiz sene yaz aylarının başında okumayı planlasam da, araya başka kitaplar girince kitaba başlamayı ertelemiştim. Sonunda bir ay önce başladığım kitap birkaç gün içinde bitti.

Yazarın kurguladığı distopya hakkında söyleyecek çok şeyim yok, aslında. Şiddet dolu fakat başarılı bir gelecek kurgulanmış. Kitabın etkilendiğim özelliği daha çok, yazarın kullandığı dildi. Burgess, distopik gelecekte gençler tarafından kullanılan, argolarla dolu bir dil oluşturmuş. Buna bir de kendisinin çarpıcı üslubu eklenince, kitabı bir oturuşta bitirmek umulduğu kadar kolay olmuyor.

Kitap, şiddetin normal sayıldığı bir distopik dünyaya ve argo kelimelerle dolu bir anlatıma sahip. Bu, beni başta biraz rahatsız etse de okudukça alıştım diyebilirim. Hatta öyle alışmışım ki, kitapta yer alan ve günümüzde normal diye tabir edilen yaşantıyı garipsedim. Burgess'ın kalemi etkileyici; okuru yavaş yavaş kendi normaline çektikten sonra yine aynı şekilde eski düşüncelerine döndürüyor. Fakat döndükten sonra, kitabın etkisinden çıkmanız bayağı uzun sürüyor.

Kitabın çevirisi gözüme batmamıştı, ta ki filmi izleyene kadar. Dost Körpe, Burgess'ın kullandığı dil ile benzer bir hava vermek için başka kelimeler türetmeye çalışmış. O kelimeler orijinal haliyle kalsaydı ve bir dipnotla gerekli açıklamalar yapılsaydı, daha iyi olurdu. Çeviride her zaman anlam kaybı olacaktır ki bu tarz kitaplarda daha da fazla oluyor; fakat anlam kaybı bu şekilde en aza indirilebilirdi. Benim fikrim, çevirinin fena olmadığı yönünde; dilimize daha uygun kelimelerle, dildeki o ahlaksız ve yozlaşmış havanın verildiğini düşünüyorum. Otomatik Portakal'ın diğer çevirilerini okumadığım için, hangi çevirinin daha iyi olduğuyla ilgili bir düşünce belirtemem. Kitabın diğer çevirilerini okuyup daha sonra, bu konu hakkında birkaç cümle daha ekleyebilirim.

Kitabın kapağını çok sevdim. Doğrudan film afişinin kullanılması yerine, filmden ufak tefek ayrıntılar taşıması iyi olmuş, bence. Bu da, film afişi mi orijinal kapak mı ikilemine getirilebilecek üçüncü bir tercihi gösteriyor ki bu kapak, düzgünce yapıldığında orijinal kapaktan bile daha etkileyici bir kapak elde edilebileceğini kanıtlar nitelikte.

Otomatik Portakal, okuduğum en rahatsız edici distopyalardan biriydi. Okudukça, aklın o distopik dünyayı normalleştirmesi ise Anthony Burgess'ın ustalığıdır, benim gözümde. Özgür irade, vandalizm, politika gibi çeşitli kavramların bu atmosferde irdelenmesi, Otomatik Portakal'ı okuduğum en ilginç kitaplardan biri yapıyor. Herkesin, "karabasan gibi bir gelecek atmosferi" olarak tarif edilen bu distopyada bulunmasını tavsiye ediyorum.



Tanrı ne ister? Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi? Kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi?





post signature

4 yorum:

  1. Edebiyat tarihinin en iyi romanlarından biri.

    YanıtlaSil
  2. Şu kitabı çok merak ediyorum ama bir elime geçiremedim.

    YanıtlaSil
  3. Zaten merak ediyordum şimdi iyice meraktayım.1984'e benziyor mu distopya filan?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkisi de distopya, ama ben o kadar da çok benzerlik göremedim.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...