20 Eylül 2013 Cuma

Yorum: Alexandra Adornetto - Hale (Halo, #1)


Tür: Aşk, Genç-Yetişkin, Paranormal
Goodreads Puanı: 3,68 (32.585 oy)
Orijinal Adı: Halo
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Esra Kılıççı
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 480
Aşk kötülüğe karşı koyabilecek kadar güçlü müdür?

Venüs Koyu'nda pek fazla bir şey olmamaktadır. Ancak her şey üç meleğin, Gabriel, Ivy ve Bethany'nin, birleşen karanlık güçlere karşı koyu korumak için Cennet'ten gönderilmesiyle değişir. Gerçek kimliklerini -ve en önemlisi de kanatlarını- gizli tutmak için çaba harcarlar.

Ama görevleri en genç melek Bethany'nin liseye gönderilmesi ve yakışıklı okul kaptanı Xavier Woods'a aşık olmasıyla tehlikeye girer. Bethany, Xavier'i severek Cennet'in kurallarına karşı mı gelecektir? Venüs Koyu'ndaki tek doğaüstü gücün kendileri olmadığını öğrenmeleriyse melekler için bir dönüm noktası olacaktır. Kasabaya çekici, baştan çıkarıcı ve tehlikeli yeni bir öğrenci gelmiştir.

Ve en kötüsü de, bu genç adam Bethany'nin peşindedir.
Hale, yarım bıraktığım kitaplardan biriydi ki ben kitapları -ne olursa olsun- sonuna kadar okumaya çalışan biriyim. Ama Hale'yi daha fazla okuyamayacağımı anlayınca yarım bırakmıştım. Geçtiğimiz aylarda Pinuccia'nın başlattığı Okuma Şenliği kapsamında Hale'ye bir şans daha vermek istedim. Fakat çok geçmeden bu kitabı neden yarım bıraktığımı da hatırlamış oldum.

Öncelikle, yazarın seçtiği konunun çok hassas olduğunu söylemeliyim. Dini kurgunun ortasına koymayı geçtim, din ile uzaktan bir bağlantısı olan kitaplar bile sırf bu yüzden her kesime hitap etmeyebiliyor veya konu ile seçilen din uyuşmadığında mantık hataları ortaya çıkabiliyor. Hale'nin yazarı ise İncil'i kurgunun merkezi kabul ederek olayları buna göre şekillendirmeyi seçmiş. Yazarın bu davranışıyla, biraz kolaya kaçtığını düşünüyorum. Gerçi bu durumda yazarın yaşını da göz önüne almakta yarar var. Kendisinin yaşıtım olduğunu ve Hale'yi yazdığında 18 yaşında olduğunu da belirtmeliyim.

Hale'yi ikinci okuyuşumda beklentimi çok düşük tutmama rağmen kitabı sevmedim. Kitabın o kadar çok eksiği var ki... Kurgunun temelinde yatan düşünce çok iyi fakat bu düşüncenin işlenişi olmamış. Laf sürekli dönüp dolaşıp Tanrı'ya, meleklere, cennete ve cehenneme geliyor. Kitap, İncil'den fırlamış sanki... Kitapta kurgu niyetine bol bol İncil'den ayetler bulunuyor. Okuduğum diğer melek konulu kitaplara kıyasla Hale, İncil'e boğulmuş bir kitap olarak aklımda kalıyor.

Karakterler de kurgu kadar kötü. Genel olarak bakıldığında karakterlerin çok sığ olduğu göze çarpıyor zaten. Buna bir de yazarın karakter işleyememe becerisi eklenince ortaya berbat karakterler ve berbat bir kitap çıkıyor. Özellikle melek karakterlerin -Gabriel, Ivy ve Bethany- işlenişi felaketti. Yazar kitabı İncil'e boğuyorsa melekleri de İncil'de geçtiği şekilde ele almalıydı. Bunu sırf, melekler insanlar gibi davrandığı için söylemiyorum, melek gibi davranmadıkları için de söylüyorum. Örnek vermek gerekirse Ivy, bir sabah kahvaltısının yarısını yiyor ve kalanını atıyor. Meleklerin israf yapma gibi bir lüksleri mi var da biz bilmiyoruz acaba? İçlerinden bir tek Gabriel'e kanım ısınmıştı ama kitabın sonlarına doğru bir kıza aşık olacağının sinyallerini verince o da bitti benim için. Bethany konusuna ise hiç girmiyorum, bir melekten beklenmeyecek kadar sorumsuz ve ikiyüzlüydü. Diğer karakterlerin ele alınışı da oldukça kötüydü. Genç kızlar alışveriş, gezme-tozma ve erkekler hakkında bir şey düşünmezken; delikanlılar ise sürekli parti havasındaydı. Kısacası, karakterlerin hiçbir derinliği yoktu ve kitaba da bir şey kattıklarını düşünmüyorum.

Kitaptaki aksiyon ise yok denecek kadar az. İlk sayfalardaki birçok olay, kitapta işlenen asıl olaya kadar okuyucuyu oyalama izlenimini veriyor. Bu gereksiz olayları okuyup asıl olaya gelindiğinde ise sayfalardır özlemi çekilen aksiyonun başlaması ile bitmesinin bir olduğu görülüyor. Gereksiz yere uzatılmış başlangıç kısmı ve oldu bittiye getirilen aksiyon sahnesiyle Hale, aksiyon konusunda da sınıfta kalıyor.

Hale'de sevdiğim tek şey kapaktı ki orada bile kitap tam olarak yansıtılmamış. Arka kapak ise vaat ettiği gibi bir roman sunmuyor okuyucuya.

Hale, kapağa aldanarak kitap alınmaması gerektiğinin en güzel örneklerinden biri. Kapağı göze hoş gelse de içeriği hakkında aynı şeyleri söyleyemeyeceğim maalesef. Yazarın kendini geliştirdikçe, daha iyi kitaplar yazacağını düşünüyorum.



Gördüğüm kadarıyla, insanların kullandığı dildeki en sinir bozucu kelimelerden biri aşktı. Bu küçücük kelimeye o kadar fazla anlam yüklenmişti ki. Ağızdan ağıza dolaşıyor, insanlar sahip oldukları şeylere, hayvanlarına, tatilde gidecekleri yerlere ve en sevdikleri yiyeceklere olan bağlılıklarını anlatırken bu kelimeyi özgürce kullanıyorlardı. Aynı zamanda, bu kelimeyi hayatlarında en önemli olduğunu düşündükleri insan için de kullanıyorlardı. Bu aşağılayıcı değil miydi? Bu kadar derin bir duyguyu tanımlayacak başka bir kelime olması gerekmez miydi?





post signature

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...