31 Ocak 2019 Perşembe

Aylık Rapor | Ocak 2019


Yepyeni bir yazı dizisiyle herkese merhaba :) Şu yazıda bahsettiğim gibi, her ayın sonunda o ay içinde yaptıklarımdan bahsedeceğim Aylık Rapor isimli yeni bir yazı dizisine başlıyorum. Okuduğum kitaplardan, izlediğim dizi ve filmlere; hatta hobilerime kadar farklı birçok alanla ilgili bilgiler vereceğim güncelleme tarzı bir yazı dizisi olacak. Lafı daha fazla uzatmadan bu ayın raporuna başlıyorum ^_^


"Yeni yıl, yeni ben" söyleyişini uygulamaya koyup hem blogda hem de blogun sosyal medya hesaplarında daha aktif olmayı amaçlamıştım, ama olmadı :D Instagram'daki hikayelerimden takip ediyorsanız boynuma kadar Call Me by Your Name'e battığımı, ruhen ve aklen otuz yıl öncesinin İtalya'sında kaldığımı biliyorsunuzdur. Bunun içinden çıkamıyorsam dibini görene kadar derine inmek, bana mantıklı gelen tek yol olduğu için de ocak ayının tamamını CMBYN kafasında geçirdim. Tumblr fangirllüğü ve sayfalarca süren fanfictionların içinde kaybolmakla dolu geçen bir ayın ardından, halen dibi göremediğimi düşünüyorum :D

Ocak ayını Call Me by Your Name'i okuyarak geçirdiğimi bilmek, şaşırtıcı gelmeyecektir. Şimdilik kağnı hızında okuyorum kitabı; audiobooku ve ebookunu da sayarsak bu, kitabı en az üçüncü okuyuşum. Neler olacağını bilerek okumak, ayrıntıları ve yapılan göndermeleri yakalayıp bunlara odaklanmamı kolaylaştırıyor ve kitaptan aldığım keyfi katlıyor; o sonu okumayı geciktirdiğimden değil yani...

Dizi ve filmlere geçmeden önce, CMBYN'in gazıyla İtalyanca'ya başladığımdan da kısaca bahsedeyim :D Bundan önce Skam Italia sağ olsun, orası da beni biraz gaza getirmişti ki üniversiteye başladığım zamanlarda da bir İtalyanca sevgisi vardı içimde. Tüm bunlar arka arkaya gelince, aldım defteri ve kalemi elime... Halk eğitime gitmeyi düşünmüştüm ama yaşadığım ilçede İtalyanca kursu olmadığını gördüm; ben de çeşitli sitelerden, videolar eşliğinde öğrenmeye başladım. Şimdilik selamlaşmalar, sayılar, günler vs. şeklinde ilerliyorum; yavaş bir şekilde, gidebildiğim kadar gideceğim bakalım... Bir yandan da yazın başladığım İspanyolca'ya devam etmeyi düşündüm ama bu iki dildeki benzerlik, beni korkuttu; kelimelerini karıştırırım filan, İspanyolca şimdilik kalsın... Bir de Skam France'in etkisiyle Fransızca'ya ucundan bakmayı düşünmüştüm, fakat sadece bakıp çıktım :D



Skam demişken... Ocak ayında, izlemeye fırsat bulamadığım bir diğer Skam versiyonuna, Druck'a baktım. Karakterleri ve konuşma tarzlarını pek beğenmediğim için bu versiyonu izlemeyi düşünmüyordum; ama Skam France'in yeni sezonunu beklerken izleyecek başka bir şey bulamadım. Şimdi ise diziye bayılıyorum; özellikle de karakter gelişimlerine ve senaryonun bazı yönleriyle Skam'dan farklılaştırılmasına hayranım. Druck dışında Skam France'in yeni sezonunu takip ediyorum ve bu sezon hakkında söylemek istediğim o kadar çok şey var ki... Başlarsam kendimi durduramam diye bu konuya hiç girmiyorum :D Onun yerine, bu ay izlediğim diğer dizilere, Sex Education ve Alias Grace'e geçeyim ^_^

Sex Education'a Asa Butterfield ve Gillian Anderson için başlamıştım. Değindiği noktalarla cinsellik ve cinsel eğitim üstüne insanı düşündürse de, bunların işleniş tarzıyla çerezlik olarak tabir edilen diziler kategorisine de giren bir dizi bence. Oyuncularla ilgili ufak birkaç şey de söylemek istiyorum. Birincisi, Asa ne kadar da büyümüş öyle... İkincisi, Emma Mackey'nin Margot Robbie'yle olan benzerliği beni her seferinde hazırlıksız yakalıyor. Son olarak, biricik Scullyciğimin oyunculuğu her zamanki gibi müthiş!

Alias Grace'i ise soluksuz bir şekilde, tek oturuşta izledim. Hikayenin yavaşça, detayların bölümlere yedirilerek anlatılmasıyla o gerilim insanın içine kadar hissettiriliyor. Senaryonun beklenmedik biçimlerde yön alması ve o muğlak sonu da diziyi özgünleştiren etmenlerden bence... Dönem dizilerini seviyorsanız bakmanızı tavsiye ederim ki Alias Grace 6 bölümlük bir mini-dizi, tek seferde kolayca bitirilebilir. Bir de, dizinin kitaptan uyarlama olduğunu belirteyim. Kitabını da elimdekilerin bir kısmını bitirdikten sonra edinmeyi düşünüyorum.


2018'in son haftalarında resme merak salmıştım. İlk projem için de Sherlock'un oturma odasındaki Mr. Blue Skull tablosunu seçmiştim. Sonunda o resmi geçen hafta bitirdim. Aslında istesem birkaç günde bitirilebilecek bir projeydi; ama amacım resmi bitirmek değil, resim yapmaktan zevk almaktı. O nedenle bu süreyi bayağı bir uzattım ben ;) Ortaya çıkan eser de fena olmadı sanki... Sıradaki proje için içimdeki art deco sevdasına ses verdim, White Collar'da Neal'ın yaptığı Chrysler Binası'nı yapmayı düşünüyorum. Resmin çizimini halletim gibi; ama çizgiler o kadar karmaşık ki tuvale her şeyi aktarıp aktarmadığımdan emin değilim. Bundan her an vazgeçip başka bir şey de yapabilirim :D Bu arada resmi aktarırken kareleme yöntemini kullanıyorum ben; çizim becerim, serbest çizebileceğim kadar iyi değil...




Film konusunda ocak ayını bayağı iyi geçirdiğimi düşünüyorum. Her birinden bahsedip yazıyı daha fazla uzatmak istemiyorum. Genel olarak izlediğim filmleri beğendiğim bir ay geçirdim. Favorilerimin The Spy Who Dumped Me ile Juliet, Naked olduğunu da ekleyip bu yazıyı sonlandırıyorum :)

Kapanışı yapmadan önce, ufak bir haberi de paylaşmak istiyorum. Bir süredir blogun temasını baştan aşağı değiştirmeyi düşünüyorum. Daha minimal ve sade bir tasarımın hakim olduğu, bazı özelliklerini de buna göre düzenleyeceğim yeni bir tema arayışındayım. Bir gün buraları değişmiş görürseniz, şaşırmayın diye şimdiden haber edeyim dedim ^_^

Ocak ayı benim için böyle; CMBYN ve Skam versiyonlarına gömülüp bolca film izleyerek, kalan zamanlarımda ise resim yapıp İtalyanca öğrenmeye çalışarak geçti. Siz bu ay neler yaptınız?

post signature

2 yorum:

  1. Tabloyu gördükten sonra hemen yorum kısmına indim ki unutmadan hemen yazayım, tablo MUHTEŞEM. Daha öncesinde resim geçmişin var mıydı merak ettim :D Böyle görünce insanın eline fırçayı boyayı kapıp resim yapası geliyor ama sonra en son elime fırça aldığım zaman ortaya çıkamayan tablomu hatırlayıp sakinleşiyorum :D

    Onun dışında tüm SKAM versiyonlarını izliyor olman da hayranlık uyandırıcı, bu nasıl bir dizi sevgisidir :)) Henüz hiçbir Skam versiyonunu izlememiş olan bana hangi versiyonla başlamamı önerirsin? :))

    Blogun temasının değişecek olmasına bir miktar üzüldüm, çok alışmış sanırım gözüm bu temaya. Yorum Cadısıyla bayağı özdeştirmişim temayı :)) Yine de yeni temayı da merakla bekliyorum :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim ^_^ Geçmişim yok da, öncesinde kardeşimin lisedeki resim dersine yardım ettiğim olmuştu; çizimi ben yapardım, renkleri bir türlü tutturamadığım için boyaması ona kalırdı :D Amaan... İçinden geliyorsa al gitsin, ne olacak ki ;)

      Skam'ı izlemediysen, öncelikle orijinal Skam'ı tavsiye ederim. Fransız versiyonu şu 3. sezonuyla gönlüme taht kurmuş durumda, ardından onu izlemeni öneririm; sonra da İtalyan ve Alman versiyonlarına mutlaka bak. İspanyol versiyonunu biraz pembe dizi havasında bulduğumdan, diziyi listenin en sonuna atmıştım ben. Diğer versiyonlara bakmadım henüz, tanıtım videolarından izlediğim kadarıyla kalan versiyonların beğenmediğim yanları oldu hep; şimdilik Druck ve Skam France beni meşgul ediyor diye diğer versiyonlara bakmam da... Kısacası, Skam - Skam France - Skam Italia - Druck - Skam España olarak izlemeni tavsiye ederim :)

      Ben de alıştım bayağı; az değil, yaklaşık 5 yıldır aynı temayı kullanıyorum galiba :D

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...