29 Mayıs 2016 Pazar

Yorum: Arthur C. Clarke - Çocukluğun Sonu

Tür: Bilim Kurgu, Distopya, Klasik, Ütopya
Goodreads Puanı: 4,08 (82.245 oy)
Orijinal Adı: Childhood's End
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Ekin Odabaş
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 256
Arthur C. Clarke, bilimi edebiyatla eşsizce birleştiren, bilimkurgunun üç büyük ustasından biri. Dünya üzerindeki uygarlığımızın kaderini, insan neslinin akıbetini irdeleyen yazarın ilk dönem başyapıtlarından Çocukluğun Sonu ise ters köşeye yatıran bir "öteki" anlatısı, farklı bir uzaylı istilası öyküsü.

20. yüzyılın son çeyreğinde dünyanın iki büyük gücü ABD ve SSCB arasındaki uzay yarışı hiç olmadığı kadar kızışmıştır. Diğer gezegenlere ilk olarak hangi ülkenin ulaşacağı tartışılırken tüm bu hayaller aniden yerle bir olur: Devasa uzay gemileriyle Hükümdarlar, önemli başkentlerin üzerinde görünmüşlerdir.

İlk andaki korkuyu, ileri bir uygarlıktan gelen dünyadışı varlıkların getirdiği bilimsel gelişmeler takip etmiş, yıllardır düşlenen savaştan uzak bir Dünya sonunda gerçek olmuştur. İnsanlık Altın Çağı’nı geçirirken adeta bir Ütopyada yaşamaktadır.

Peki, Hükümdarlar bu ilerlemeleri sadece insanlığı düşünerek mi sağlıyor? Yoksa tüm bu gelişmelerin bir bedeli mi var?

Çocukluğun Sonu, ütopya ve distopya arasındaki ince çizginin ta kendisi.

"Böyle bir kitap yıllardır yazılmadı."
-C.S. Lewis

"Gerçek bir bilimkurgu klasiği."
-Jo Walton
Çocukluğun Sonu'nun methini çok duymuştum fakat İthaki basana kadar kitapla ilgili araştırma yapmamıştım. İthaki'nin bilimkurgu klasikleri dizisi ilgimi çekince, aklıma ilk önce Çocukluğun Sonu'na bakmak gelmişti. Kitabın hem konusunu hem de basımını beğenince, bütün bilimkurgu klasiklerini toplayıp almıştım kitap fuarından :) İçlerinden de ilk önce Çocukluğun Sonu'nu okuyup bitirdim.

Öncelikle, kitabın kurgusunu fazlasıyla orijinal bulduğumu belirtmeliyim. Evrimsel olarak insanın en üst noktada olmadığı bir bilim kurgu okumamıştım daha önce. Çocukluğun Sonu'nun okuduğum en iyi bilim kurgulardan olmasının sebebi bu özgün kurgusunun yanında, kitabı okurken bende uyandırdığı duygulardı.


Zekamız ve teknolojimiz sayesinde piramidin tepesinde olmaya o kadar alışmışız ki... Her şeye hakim olduğumuzu, her şeyi bildiğimizi düşünüyoruz. Fakat Çocukluğun Sonu'nda da gösterildiği gibi, bizim aslında kendi oyun bahçemizde debelenen ve hatta birbirine zarar veren küçük çocuklardan pek bir farkımız yok; bizi yola sokmaları, doğru adımları atmamıza yardımcı olmaları için birilerine ihtiyacımız var. Burada devreye, Arthur C. Clarke'ın kurguladığı türde bir üstün zekalı yaşam formu giriyor. Bunun varlığını okuyunca şahsen ben, kitaba başlamadan önce kitapla ilgili araştırmalar yapmış olsam da neye uğradığımı şaşırdım. Kendimi o insanların yerine koyup öyle bir durumda ne yapacağımı düşündüm ve yapabildiğim tek şeyin, daha önce hissetmediğim yoğunlukta bir korkuyla donup kalmak olduğunu gördüm. Çünkü yazar uzun zamandır hissetmediğimiz o çiğ korkuyu, en ilkel haliyle ele almış; bilinmeyene karşı duyulan korkuyu müthiş bir biçimde işlemiş.

Okuduklarımın kurgu olduğunun pek tabii farkında olsam da bu olayları yaşayanların insanlar yani kendi türümün olması, kendimi o gelecekteki insanların yerine koymama neden oldu. Kendimi sıklıkla, Çocukluğun Sonu'ndaki insanların karşılaştığı durumlarda ne yapacağımı düşünürken buldum. Bu yüzden de kitabı okumadım, resmen yaşadım. Ama bir de, kurgulanan o geleceğin gerçek olma ihtimali var ki... İşte, beni asıl hazırlıksız yakalayan bu olmuştu. Her ne kadar uzayda başka bir akıllı canlı formuyla karşılaşmamış olsak da, bu demek değil ki bundan sonra da karşılaşmayacağız... Hatta belki de, kitapta olduğu gibi onlar bizi önce bulacak. Böyle bir durumda -gezegenimizin etrafı bizden evrimsel açıdan milyonlarca yıl ileride olan bir canlı türü tarafından kuşatılmışken- Dünya dışında kaçıp gidecek hiçbir yerimizin olmaması ve savaşacak yeterlilikte herhangi bir teknolojik ekipmana sahip olmamamız, bu güç karşısında donup kalmaktan başka yapacak bir şey bırakmıyor bize.


Kurgulanan ütopik/distopik gelecek evrim üzerinden gitse de kurgunun arka planı felsefe, ekonomi ve siyaset gibi çeşitli alanlar bakımından da oldukça zengindi. Bu doluluğun, olay örgüsündeki kilit noktalar gibi kitabın belirli bir kısmına yığılmaması, kitabın tamamına yedirilmesi de kurgunun hoşuma giden özelliklerindendi.

Kitabın şaşırtıcılığı da yüksekti. Her bölümde bolca olmasını beklemediğim olay vardı; kitabın o şok edici sonuna ise değinmiyorum bile. Aslında yazar bizi, yavaş yavaş o kaçınılmaz sona alıştırıyordu; fakat bu bir dereceye kadar tahmin edilebilen sonda bile ufak bir sürpriz bulunuyordu.

Kitabın basımını, daha doğrusu İthaki'nin bilimkurgu klasikleri dizisinin basımlarını beğendiğimi her yerde söylüyorum; burada da söyleyeyim: Çocukluğun Sonu'nun basımı bir harika! O şık minimalist kapağı ve iç tasarımıyla Çocukluğun Sonu'nun, hatta dizideki tüm kitapların basımı şahane!

Kurgusundan anlatımına kadar Çocukluğun Sonu'nun zamanının çok ötesinde bir eser olduğu, su götürmez bir gerçek. Bilim kurgu seven sevmeyen, herkesin en az bir kere bu kitabı okumasını öneririm. Ama mümkünse, böyle bir eser birkaç defa okunmalı. Çünkü her okuyuşta, insanın evrendeki yerini sorgulayışının farklı bir yönünün görüleceğini ve bilinmeyene duyulan korkunun daha iyi hissedileceğini düşünüyorum.



"Beklenmedik her şey korkutur insanları. Yeni bir durum analiz edilene kadar en güvenli seçenek kötüye yormaktır."





post signature

26 Mayıs 2016 Perşembe

Tanıtım: Scott Lynch - Hırsızlar Cumhuriyeti (Gentleman Bastard, #3)

Goodreads Puanı: 4,22 (39.345 oy)
Orijinal Adı: The Republic of Thieves
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Cihan Karamancı
Liste Fiyatı: t 32,00
Sayfa Sayısı: 688
"Zaten devlet dediğin, izinle yapılan soygundan başka nedir ki?"

Hırsızların en yeteneklisi, dolandırıcıların en eli çabuğu Locke ve yol arkadaşı Jean, hayatlarının en büyük soygununu yapacakları liman şehri Tal Verrar'dan canlarını zor kurtarmıştır. Artık akıllarında tek bir şeyle yola çıkarlar: Locke'un vücudunda gezinen ölümcül zehre çare bulmak. Umutlarının tükenmeye başladığı sırada pek de haz etmedikleri Bağlıbüyücülerden bir teklif gelir.

Büyücüler şehri Karthain'de yapılacak seçimlere hile karıştırmaları istenen Centilmen Piçler'in karşısında ise aynı amacı güden, Lamora'yla düzenbazlık ve üçkâğıtçılıkta baş edebilecek yegâne kişi vardır; Locke'un yıllar önce ilk görüşte kalbini kaptırdığı, aklından bir an olsun çıkaramadığı Sabetha...

İki sahtekâr sayesinde hiç olmadığı kadar dürüstlükten uzaklaşacak olan seçimler… Bağlıbüyücülerin yaptığı planlar içindeki planlar... Sabetha'ya karşı koyamayacak kadar ona tutkun bir Locke... Scott Lynch, Hırsızlar Cumhuriyeti'yle okurlarını büyülemeye devam ediyor.

"Canlı, orijinal ve çekici. Muhteşem bir şekilde yazılmış."
-George R.R. Martin

"Fazla söze gerek yok, bu kitaba bayıldım."
-Patrick Rothfuss

"Son derece zarif."
-The Times
Geliyor gönlümün efendisi!!! Şu haberi aldığımdan beri yerimde duramıyorum, sevinçten aklımı kaçıracağım. Az kaldı kavuşmamıza, çok az kaldı ;)

Centilmen Piç serisinin 3. kitabı Hırsızlar Cumhuriyeti, 3 Haziran'da raflardaki yerini alacak. Kitap şu anda D&R'da ön siparişte gözüküyor. Kitap için bir hafta kadar beklemem gerekecek ama olsun; sonraki hafta finallerim başlayacak, ona da olsun. Şu kitabı elime geçirip sayfalarda kaybolmak için sabırsızlanıyorum ^_^

post signature

17 Mayıs 2016 Salı

Yorum: Ned Vizzini - Komik Bir Hikâye

Tür: Çağdaş/Modern, Genç-Yetişkin, Mizah
Goodreads Puanı: 4,14 (137.732 oy)
Orijinal Adı: It's Kind of a Funny Story
Yayınevi: Go Kitap
Çeviri: Ebru Sürmeli
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 448
New York şehri sakinlerinden on beş yaşındaki Craig Gilner hayatta başarılı olmaya kararlıdır. Bunun için de önce doğru liseye, sonra doğru üniversiteye, sonra da doğru işe girmelidir. Ama olaylar hiç de umduğu gibi gelişmez ve Manhattan'ın en zorlu liselerinden birine kabul edilmesiyle birlikte hayatı çekilmez bir hal alır. Depresyona giren Craig yemek yiyemez, uyuyamaz ve bir gece kendini öldürmeye karar verir.

İntihar kararıyla birlikte acil servisin yolunu tutan Craig kendi isteğiyle psikiyatri kliniğine yatar ve seks bağımlısı travesti, makasla yüzünü kesen genç kız, yerçekiminden korkan çocuk gibi birbirinden ilginç karakterlerden oluşan hastaların arasına karışır. Craig burada, onu yiyip bitiren endişelerinin kaynağıyla yüzleşme fırsatı yakalayacaktır.

"Olağanüstü bir kitap: Komik, dokunaklı ve yatıştırıcı."
-New York Book Magazine

"Depresyon hakkında olup da insanı depresyona sokmayan bir kitap."
-Teen Vogue
Komik Bir Hikâye, kapağıyla dikkatimi çeken kitaplardan biriydi. Fakat konusunu okuduktan sonra kitabın o kadar da ilgi çekici olmadığına karar vermiştim; ta ki yazarın hayatını araştırıncaya kadar. Yazarın yaşadıklarını ve ölümünü okuyunca Komik Bir Hikâye'yi doğrudan sepete attım ve kitabı en kısa sürede okuyup bitirdim.

Kitabın konusu başlarda ilgimi çekmemişti. Özellikle John Green furyasından sonra gençlerin sorunlarının konu alındığı, eğlenceli bir dille yazılan kitapların çevrilmesi ve basılmasında gözle görülür bir artış olmuştu. Ben de Komik Bir Hikâye'nin, bu kitaplardan herhangi bir farkı olmadığını sanmıştım. Neyse ki kitabın kapağını çok beğenmiştim de kitapla ilgili ufak çaplı bir araştırma yapmaya karar vermiştim. Öğrendiklerim ise beni bu kitabı alıp okumaya itti. Yazarın da kitabın ana karakteri Craig gibi genç yaşta depresyonla boğuştuğunu ve bu yüzden kısa bir süreliğine hastaneye yattığını öğrendim. Bu boğuşmanın yazarın hayatı boyunca sürdüğünü ve intihara kadar gittiğini de öğrendim ki benim kitabı almama neden olan bilgi de bu oldu. Yazarın yıllarca depresyonla boğuştuktan ve hatta bununla ilgili bir kitap yazdıktan sonra intihar ettiğini öğrenmek, beni çok etkiledi. Kitabı okuduğum süre boyunca Vizzini, aklımdan bir an olsun çıkmadı.

Kitaptaki olayların büyük bir çoğunluğunun kendi yaşadıklarından oluştuğunu yani gerçek olduğunu, yazarın kendisi söylemişti. Söylememiş olsaydı bile, kurgunun gerçekçi yönünün ağır olduğu hissediliyor. Bu gerçekçi yaklaşıma ek olarak bir de yazarın özgün üslubu var ki bu özelliği, Komik Bir Hikâye'yi ait olduğu türdeki diğer kitaplardan ayırıyor. Vizzini'nin üslubu bana çok farklı geldi; neden böyle geldiğini bilmiyorum... Belki de yazarın, kendi yaşadıklarını baz almasından dolayı her bir cümleyi hissederek yazmasındandır veya benim, Komik Bir Hikâye'yi okurken yazarın bundan sonra yaşayacağı bunalımları ve intiharını düşünüp hissettiğim duygu yoğunluğunu farkında olmadan arttırmamdandır; bilmiyorum ve açıkçası nedenini pek de umursamıyorum. Vizzini'nin mizah kırıntıları barındıran bu gerçekçi üslubunu çok sevdim ben.


Kitapta sevmediğim birkaç nokta da vardı. Bunlardan biri, arka kapak yazısından kaynaklanıyor. Şöyle ki, asıl aksiyon Craig hastaneye yattıktan sonra başlıyor. Bundan önce olan, anlatılan her şey bir nevi giriş niteliğinde; Craig'in hastaneye yatma nedenini ve bunun arka planını açıklayan bölümler. Bu bölümlerin bu kadar uzun olacağını beklemiyordum ben çünkü kitabın arka kapak yazısında, Craig'in intihar etmeye karar verişine kadar olan kısımlar özet şeklinde veriliyor. Ben de bunların kitapta o kadar da çok yer kaplamayacağını, bir nevi giriş niteliğinde olacağını düşünerek okumaya başlamıştım; bunlar, asıl meselelere dahil olsalardı böyle kısaca geçiştirilemezlerdi diye düşünmüştüm. Her ne kadar Craig'in aldığı tanı ve terapistiyle yaptığı görüşmeler gibi konuları okuduğum bölüm ve özel ilgim gereği dikkatle okusam da benim gibi olmayan, Craig'in depresyonunun nedenini anlamaya çalışmakla ilgilenmeyen okurlar da var. Bu yüzden psikolojiyle ilgilenmeyenlerin, bu kısımları biraz sıkıcı bulacağını düşünüyorum.

Sevmediğim, daha doğrusu garipsediğim bir diğer unsur cinselliğin oldukça vurgulanmasıydı. Gerçi bu, kültür farkıyla kolaylıkla açıklanabilir. Yine de, cinselliğin bahsinin bu kadar çok geçmesi şaşırttı beni. Ama bir yerden sonra alıştım; gelişim dönemlerini ve o dönemlerde öne çıkan gelişmeleri dikkate alınca, bu durum bana normal gelmeye başladı. Bir yerden sonra bu cinsellik içeren düşünce ve muhabbetleri, "Sonuçta o da 15 yaşındaki bir ergen," diyerek okuyup geçtim.

Kitapta sevmediğim birkaç nokta olsa da, Vizzini'nin gerçekçi üslubu ve akıcı anlatımıyla Komik Bir Hikâye'yi severek okudum. Kurgunun dayanağının gerçek olması ve Vizzini'nin yaşadıkları ise Komik Bir Hikâye'ye daha farklı bir açıdan bakmamı sağladı. Kitabı, genç-yetişkin türü seven ve kafa dağıtmak için okumak isteyenlere tavsiye ederim :)



"Yani, bir şeyi eline yüzüne bulaştırdığında bir dahaki sefere ne yapmaman gerektiğini öğrenirsin... İnsanlar sana iltifat ettiklerinde başın dertte demektir. Senden aynı başarıyı sürdürmeni beklerler."





post signature

12 Mayıs 2016 Perşembe

Yorum: Pierce Brown - Altın Oğul (Red Rising Trilogy, #2)

Tür: Bilim Kurgu, Distopya, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 4,48 (40.580 oy)
Orijinal Adı: Golden Son
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Selim Yeniçeri
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 488
ALTIN YÜZLERDEN OLUŞAN BİR DENİZDE SÜRÜKLENİYORUM.
BURADA SADECE GÜÇLÜ OLAN HAYATTA KALABİLİR.
SADECE AKILLI OLAN YÖNETEBİLİR.
HÂLÂ OYUN OYNUYORUM AMA BU, OYUNLARIN EN ÖLÜMCÜLÜ.
BEN YÜZYILLARDIR KÖLELEŞTİRİLEN HALKIMIN KILICIYIM.
BAĞIŞLAMAYACAĞI.
VE UNUTMAYACAĞIM.

"İlk kitaptan çok üstün bir devam kitabı; öncülünü akla gelebilecek her bağlamda bir adım öteye taşıyor... Bilimkurgu hayranları için yılın en iyi kitabı olmaya aday."
-Tor. com

"Pierce Brown'ın evreninde ilkellik ile yüksek teknoloji yan yana geliyor; aldatmaca ve kahramanlıkların dozu artıyor, macera da asla hız kesmiyor. Darrow ise daha ağır fiziksel ve duygusal çatışmalara giriyor."
-Amazon. com, Seira Wilson
Altın Oğul'u ilkbaharın başı gibi alıp hemen okumaya başlamıştım. Biraz kitaptan biraz da derslerden kaynaklanan sorunlardan dolayı kitabı okumaya ara versem de kitabı, geçen haftalarda bitirmeyi başardım.

Kitabın kurgusu, Kızıl Yükseliş'teki orijinalliğini korumayı sürdürüyor. Şuradaki Kızıl Yükseliş yorumumda kurgunun, Açlık Oyunları başta olmak üzere birçok kitapla benzerlikler taşıdığını ama bunların orijinalliği bozmadığını yazmıştım. Serinin ikinci kitabı Altın Oğul'da gelişen olaylarla birlikte bu benzerliklerin de ortadan kalktığını rahatlıkla söyleyebilirim :)

Kitabın sürükleyiciliğinin Kızıl Yükseliş'e kıyasla fazlasıyla yüksek olduğunu düşünüyorum. Kurgulanan dünyanın ve karakterlerin oturması sürükleyiciliği arttıran etmenlerden biriydi. Ama asıl neden, olay örgüsünde bolca savaş ve entrikaya yer verilmesiydi. Savaşın yoğunlukta olduğu bu kurgu, kitabın ortalarında kafamın karışmasına neden olmuştu.Olan bitene yetişmekte zorlandığım için ben de kitaba ara verip okuduklarımı düşünmüş, neler olduğunu iyice kavramaya çalışmıştım. Ama genel olarak değerlendirdiğimde, aksiyon dolu bu olay örgüsünü severek okudum.

Altın Oğul'un merak unsurunu da ilk kitaba kıyasla yüksek buldum. Öyle ki, bir yerden sonra dayanamayıp kitabın son bölümlerine bakmış olabilirim ^_^ Fakat şöyle bir şey oldu... Ben, bir 5 bölüm kadar öncesine bakmıştım. Son bölümü okuyunca anladım ki benim merakıma yenilip göz attığım o olaylar, son bölümdekilere kıyasla hiçbir şeymiş! O nasıl bir plot twistti, nasıl bir sondu öyle! Son olayların şok ediciliği, bir de benim neler olacağını bildiğimi sanıp sayfaları rahat rahat çevirmemin üstüne eklenince ortaya nasıl bir manzara çıktığını siz tahmin edin :D


Altın Oğul'u da Kızıl Yükseliş gibi ciltli almıştım; size tavsiyem de ciltli almanız yönünde olacak :D Kitabı elinize alınca hissettiğiniz o doluluk hissi, kitabın sırtındaki o hafif kavis, kitabın deri cildi, kapaktaki kabartmalı ve yanar dönerli yazılar... Bence tüm bunlar, böyle muhteşem bir içerikle de birleşince kitaba verdiğim paraya değiyor :)

Kitabın basımının güzelliğine ilaveten, Altın Oğul'daki birkaç ekten de bahsedeyim. İthaf sayfasından hemen sonra, kast sisteminin kısaca açıklandığı ve tasarımı göze hoş gelen sayfalar var; her bir sınıfın renkleri, amblemleri ve bu sınıflara ait olan meslek grupları belirtilmiş. Hemen ardından da haneler ve bu hanelere ait olan kişiler listelenmiş. Bu bilgilerin verilmesi, kurguyu oturtmayı daha da kolaylaştırıyor. Şahsen ben, sınıflarla ve yeni karakterlerle karşılaştıkça bu kısımları açıp baktım. Ayrıca bu eklerin kitabın başında yer alması hoşuma gitti. Bunlar kitabın sonuna konsaydı; muhtemelen, kitabı bitirdikten sonra bu kısımları görecektim ve benim pek bir işime yaramayacaktı.

Sürükleyici bir kurguya ve şok edici bir sona sahip Altın Oğul'u heyecanla okudum. Kızıl Yükseliş'i okuduysanız, Altın Oğul'u da bir an önce almanızı tavsiye ederim. Fakat Morning Star çevrilmeden Altın Oğul'a başlamayın, derim zira böyle bir sonla serinin son kitabını beklemek işkenceden farksız olacaktır.



Bir yalanı yakalanana kadar herkes dürüsttür.





post signature

4 Mayıs 2016 Çarşamba

DIY: Star Wars BB-8 Droid Figürü


Yeni bir DIY projesiyle herkese merhaba ^_^ Malum, bugün 4 Mayıs ve tüm dünyada Star Wars günü olarak kutlanıyor. Ben de bu günün anlam ve önemine ithafen, yapımını yakın zamanda bitirdiğim BB-8 droid figürünün yapım aşamalarını fotoğraflarla paylaşmak istedim. Figürün yapımına aralık ayında başlamıştım; uzun bir ara verdikten sonra geçen hafta sonu yarım kalan bu işi bitirmek için kolları sıvadım. Nitekim figürün verniğini dün attım ve yapıştırmayla birlikte bugün tamamladım :)

Malzemeler:
  • Polimer kil
  • Çeşitli kesme, oyma aletleri
  • Oklava veya oklava yerine geçebilecek bir alet
  • Tel
  • Fırça
  • Akrilik boya
  • Vernik
  • Yapıştırıcı
Figürün yapımı için gördüğünüz gibi çok az malzemeye ihtiyaç var. Yapılışına geçmeden önce malzemeleri nasıl edinebileceğinizle ilgili ve polimer kil kullanma hakkında birkaç tavsiye vereyim. Polimer kil ve aletlerini internetten çok uygun fiyatlara alabilirsiniz. İnternetten almak istemeyenler ise polimer kil dışındaki bu malzemeleri kırtasiyelerde kolaylıkla bulabilir. Ben İzmir'de oturuyorum ve polimer kil ile kesme aletini Alsancak'ta Talatpaşa Bulvarı üzerindeki bir kırtasiyeden almıştım. Polimer kil satan çok az yer olduğu için tavsiyem, internetten almanız yönünde olacak. İnternette hem daha uygun bir fiyata almış olacaksınız hem de kil için marka ve renk seçeneğiniz daha çok olacaktır.

Polimer kilin kullanıma hazır hale getirilmesi için bir süre yoğurulması gerekiyor. Ben, bu proje için uzun süredir elimde olan killeri kullanmıştım; bu yüzden de killeri saatlerce yoğurdum ki şekil verebileceğim yumuşaklıkta olsun. Kırtasiyelerdeki killerin çoğu, beklenenden daha eski olabiliyor; bu da yoğurma süresini uzatabiliyor. Bu nedenle de polimer kili internetten, olumlu yorumlar almış sitelerden almanızı tavsiye ederim. Polimer kilin fırına herhangi bir zararı olmadığı söylense de imkanınız varsa kili, yemek pişirmediğiniz bir fırında pişirin derim. Benim gibi, evde iki fırınınız yoksa kili mecburen yemek pişirdiğiniz fırında pişireceksiniz demektir. İsterseniz, alüminyum folyodan iki büyük kap yapıp kili onun içine koyabilir ve öyle pişirebilirsiniz. Böylece hem kil hem de pişen kilin temas ettiği hava fırınınıza değmemiş olur. Kaplarla uğraşmak istemezseniz de kili bir yağlı kağıt üzerine koyup fırınlayın. Ardında da fırını uzun bir süre havalandırın.


Gelelim figürün yapılışına... Öncelikle, figürü hangi boyutta yapmak istediğinize karar vermelisiniz. Ben, pişirmesi çok zahmetli olduğundan elimdeki polimer kili bitirmek ve seramik hamuruna geçmek istiyordum. Bu yüzden de elimde ne kadar artık kil varsa hepsini toplayıp figürün bazını yaptım. Yani benim yaptığım figür, bayağı büyük oldu. Alttaki kürenin çapı 5 cm, üstteki yarıkürenin çapı ise 3 cm civarında.

Fotoğraftaki alacalı killer, figürün bazını yani temelini oluşturuyor. Baz kullanma nedenlerimden biri, dediğim gibi elimdeki polimer killeri bitirmekti. Bir diğeri de pişmesinin daha kolay olmasıydı. Bütün figürü beyaz kilden oluşturup pişirmeye çalışmak hem zor hem de tehlikeli. Bu boyutlarda ve kalınlıkta bir kil parçasının pişmesi çok uzun sürecekti. Ayrıca beyaz kil, uzun süre fırında pişmekten yanabilirdi. Bu yüzden önce bazı oluşturup pişirdim.

Bunlara küre ve yarıküre şekli verdim. Pişirmeden önce, kürenin üstünü ve yarıkürenin altını bir telle deldim. Bu tel, droidin kafasını alttaki küre üzerinde tutmaya yarayacak. Bir nevi destek sistemi oluşturdum yani. Ayrıca, figürün daha rahat durması için pişirmeden önce kürenin altını biraz düzleştirdim ve kafanın küre üzerinde durmasını kolaylaştırmak için de üst kısmı düzleştirdim.

Ardından bazları fırında pişirdim. Pişirme derecesi ve süresi polimer kilin üstünde yazıyor. Ben, pişirme süresini biraz daha uzun tuttum çünkü kil istediğim sertlikte değildi. Üzerini nasılsa beyaz kille kaplayacağımdan, uzun süre pişirmeden kaynaklı renk değiştirme beni rahatsız etmedi.


Killer piştikten sonra soğumaları için bekledim ve sonra iki parçayı da beyaz polimer kille kapladım. Kaplamak için önce beyaz kili oklava ile 3-4 mm kalınlığında açtım. Ardından bu bazları kille kapladım. Gövdeyi kaplamak biraz zor olabilir, kırışıklıkları ve kesikleri parmakla birbirine yedirmek, bu çizgileri yumuşatmak gerekiyor. Kapladıktan sonra ise daha önce deldiğim yeri bulup beyaz kil için de aynı işlemi tekrarladım.


Droidin kafasını da beyaz kille kapladım. Ardından beyaz kille, kafanın gövdeyle birleştiği yerdeki eğimli kısmı yaptım ki bunu aşağıdaki fotoğrafta görebilirsiniz.


Bu eğimli kısımla kafa arasında hafif derinlikte bir girinti yaptım. Kesici aletin düz kısmını kilin üzerinde yuvarlayarak, kafanın altındaki kısmın eğimini biraz daha belirginleştirdim. Gövdede yaptığım gibi droidin kafasındaki deliği buldum ve beyaz kili deldim.


Kafada gözün olması gereken yerleri fırçanın ucuyla işaretledim ve fotoğraftaki gibi iki derin iz oluşturdum.


Bu çukurları siyah polimer kille doldurdum. Büyük gözün etrafına siyah kilden kestiğim bir parça şerit doladım. Gövdedeki yuvarlak kısımları belirginleştirmek için de gövdede yuvarlak bir aletle fotoğraftaki gibi daireler oluşturdum.


Pişirmeden önce kafanın üstünde, antenler için iki delik açtım. Kafayı ve gövdeyi birbirinden ayırıp telleri içinde bırakarak -gövdede bir tane, kafada antenlerin olduğu yerde birer tane ve kafanın alt kısmında gövdeyle birleşeceği yerde başka bir tane- killeri pişirdim.


Killeri pişirdikten sonra bu projeye uzun bir süre ara vermiştim. Ardından gerekli malzemeleri edinip kaldığım yerden devam ettim. Pişen kilin renginin değişmiş olduğunu, istediğim beyaz tonunda olmadığını fark ettim ve ilk iş olarak iki parçayı da beyaz akrilik boya ile boyadım. Ardından, internetten droidin gövdesindeki desenleri araştırdım. Şuradaki daire şablonu kafama yattı ve o desenleri gövde üzerine uçlu kalemle çizdim.


Ardından, çizdiklerimi baz alarak boyamaya başladım. Önce turuncu kısımları boyadım, sonra da gri kısımlara geçtim. En sonunda ise siyah kısımları boyadım. Beyaz, turuncu ve gri kısımları fırça yardımıyla boyadım. Boyayı suyla inceltmedim ben. Bu yüzden de bazı yerlerde fırça izleri kaldı. İnceltseydim, fırça izleri daha az olurdu ama bu sefer de birden fazla kat sürmem gerekirdi. Biraz su ile boyayı inceltmenizi tavsiye ederim; ama çok fazla su kullanmayın ki boyayı birkaç kat sürmek zorunda kalmayın. Siyah kısımları ise iğne yardımıyla boyadım. Böyle ayrıntılı boyamalarda fırçaların pek de yardımı dokunmuyor. Bu yüzden tavsiyem, benim yaptığım gibi iğne yardımıyla boyamanız veya bulabilirseniz tırnak süsleme fırçalarını alıp kullanmanız. Ben, iğne yardımıyla yuvarlakların etrafını siyah boya ile çerçeveledim ve yuvarlaklar arasındaki çizgileri doldurdum. Son olarak da turuncu yuvarlakların içe dönük dişleri üzerine civata gibi görünsün diye minik siyah noktalar koydum ve figürün çeşitli yerlerindeki ışık, buton vs. olan diğer farklı renkteki ayrıntıları tamamladım. Droidin antenleri için de biri kısa biri uzun olmak üzere 2 tel buldum ve onları da boyadım. Boyalar kuruduktan sonra kafa, gövde ve telleri ayrı ayrı vernikledim. Vernik olarak Cernit'in polimer kil verniğini kullandım ben. Vernik kuruduktan sonra ise kafa ile gövdeyi tel yardımıyla birbiri üzerine oturttum ve birbirine yapıştırdım. Kafasına antenleri yerleştirdim ve onları da yapıştırdım.


Ben, bütün bu desenleri, ayrıntıları vs. akrilik boya ile yaptım. İsterseniz siz, turuncu ve gri polimer kil alıp her şeyi kilden de yapabilirsiniz; seçim sizin. Ama bu işte yeniyseniz, polimer kili o minik garip şekillerde kesmek ve üzerine yerleştirip pişmesini kontrol etmek daha zor ve zahmetli olacaktır. Bu yüzden, kilin üzerine ayrıntılar için boya kullanmanızı tavsiye ederim.

Gördüğünüz gibi benim droidim, BB-8'in birebir kopyası değil; ayrıntılarda bazı eksiklikleri ve çeşitli yerlerinde boya taşmaları var. Sizinki de böyle olursa ki olacaktır, batırdığınızı düşünmeyin sakın. Bütün hataları ve kusurlarına rağmen onu siz yaptınız, siz şekillendirdiniz; yaptığınız şeyin dünyada bir eşi benzeri daha yok. Bu açıdan bakın ve eserinizi baş köşeye koyun ;)

Sıradaki DIY projesini Harry Potter asaları ile ilgili yapmayı düşünüyorum; üstelik yazıda, bildiğim bütün asa yapma metotlarını göstermek gibi bir niyetim var :) Sonraki yazı ne zamana gelir, bilmiyorum çünkü şu sıralar gerçekten yoğunum. Ama elimden geldiğince erken bir zamanda yapıp hazırlamaya çalışacağım ^_^

post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...