26 Temmuz 2016 Salı

Dizi Notları | 7



En son hazırladığım Dizi Notları'nın üzerinden 9 ay gibi uzun bir süre geçmiş... O zamandan beri izlediğim dizi sayısını da göz önüne alırsak, bahsetmek istediğim bir ton dizinin olması hiç de şaşırtıcı gelmeyecektir size :D Bu sene bayağı güzel yapımlarla tanıştım ve çoğunun sezonlarını bir oturuşta bitirdim. Her birini uzun uzun anlatmak istediğim için dizileri daha fazla biriktirmemeye karar verdim. Üzerimdeki şu üşengeçliği biraz olsun atıp kolları sıvadım ve ilk iş olarak dizileri, izlediğim sıraya göre düzenledim. Hepsini bir yazıda toplamak hem benim için yorucu hem de sizin için okuması sıkıcı olacağından iki yazı hazırlamayı planladım. Bu yazıda ise bunların ilk dördünden bahsedeceğim ^_^


Banshee'yi nereden görüp izlemeye başladığımı hatırlamıyorum zira dizinin ilk bölümünü birkaç yıl önce izlemiş ve dizi ilgimi çekmediğinden devam etmemiştim. Bu yıl bir arkadaşımın tavsiyesiyle diziye başlama kararı aldım ve dizinin ilk sezonunu 2 günde, ikinci sezonunu da o hafta içinde bitirdim. Şu anda ise 3. sezonun ortalarındayım; diziyi hemen bitirmemek için yavaşlama kararı aldım.

Dizi, hapisten yeni çıkan profesyonel bir hırsızın eski meselelerini halletmek için Banshee'ye gelmesiyle başlıyor. Kendisiyle aynı gün kasabaya gelen yeni şerif öldürülünce onun kimliğini alıp kasabada kalma kararı veriyor. Çünkü bu sayede yeni bir başlangıç yapabilme ihtimali olduğunu görüyor. Eh, tabii bir de uğruna yıllarca hapis yattığı sevgilisinin o kasabada kendine bir hayat kurmuş olması nedeni de var... Böylece yalan bir hayatı yaşamaya başlayan Şerif Hood'un geçmişinin onu yakalamasını, kasabanın sırlarını ve çok daha fazlasını izleme imkanımız oluyor.

Dizi daha çok Fargo ve True Blood havasında gibi... Fargo'nun o her an patlayacakmış gibi hissettiren esrarengizliği ile True Blood'ın kasaba ve insan ilişkilerini içeren bir yapım, Banshee. Dizinin yapımcılarından birinin True Blood'ın yaratıcısı Alan Ball'un olması, Banshee'deki True Blood tadını az da olsa açıklıyor bence.

Çıplaklık, şiddet ve kan içeren sahneler dizide fazlasıyla yer edinmiş durumda. Bu yüzden dizinin yayınlandığı ülkelerde dizi için 13 ile 18 arasında değişen yaş sınırının olduğunu da belirteyim. Fakat bu sahnelerdeki duygu yoğunluğu diziye resmen can veriyor; aksiyonu daha bir tatlı kılıyor ve gerilimi daha çok hissettiriyor.

Dizinin oyuncularının çoğunu daha önce hiçbir yapımda izlememiştim. Özellikle ana karakter Hood'u canlandıran Antony Starr'ı nasıl oldu da daha önce izlemedim, bilmiyorum. Kendisi, duygularını jest ve mimikleriyle müthiş bir şekilde yansıtıyor ekrana. Diziye renk katan, dizideki en kafa karakterlerden biri olan Job rolündeki Hoon Lee'nin performansı da çok iyi...

IMDb puanı 8,4 olan Banshee'de ara ara flashbacklerle soru işaretleri gideriliyor. Şerif Hood'un kimliğini alan ana karakterin adının dizi final yapsa da açıklanmamış olması, senaristlerin bazı soru işaretlerini o şekilde bırakmakta kararlı olduğunu gösteriyor. Gerilim, aksiyon ve gizem türündeki dizileri seviyorsanız Banshee'ye bir şans vermenizi öneririm ;)


Stitchers'ı, konusunu yakın zamanda denk geldiğim bir başka diziyle karıştırdığım için başlamayı reddettiğim dizi olarak sınıflandırıyorum :D Posterinin de katkısıyla ben Stitchers'ı, balerinlerin hayatını vs. anlatan bir başka yapımla karıştırdığım için diziyi uzun bir süre incelemedim bile. Bir arkadaşımın dizi hakkındaki düşüncelerini öğrenince dizileri karıştırdığımı anladım ve diziye bir şans vermek istedim. Dizinin konusunu ve türünü görünce ise heyecandan yerimde duramadım :D

Stitchers açılışı, ana karakterlerden biri olan Kirsten'ın gizli bir devlet ajanı olarak göreve alınmasıyla başlıyor. İleri teknolojideki aletler yardımıyla ölen kişilerin hafızalarına girerek davaları araştıran bu ekipte Kirsten'ın görevi, ölenlerin anılarına girip onların kimi öldürdüğünü bulmak. Kendisi, bir yandan cinayet davalarını çözmeye yardımcı olurken, diğer yandan onu büyüten aile dostunun ölümünü aydınlatmaya çalışıyor.

Dizinin dayanak noktası olan ilmeklemek/stitching, yani ölen birinin anılarına girme fikrini yaratıcı bulmuştum. Ama dizide bunun çok da iyi işlenmediğini düşünüyorum. Kirsten'ın bunu yapabilmesinin nedeni olarak kurgusal bir hastalığın gösterilmesini zayıf bir neden olarak görüyorum. Kirsten, bu hastalık sonucu zamanı algılayamıyor ve herhangi bir duyguyu hissedemiyor. Bu sayede ilmeklenirken benliğini koruyabiliyor, hisleri vs. ölen kişininkiyle karışmıyor sanırım. Bu konuda net bir açıklama görmediğim için tahmin yürütüyorum. Bu düzenek kendi içinde mantıklı fakat bu durum, buna benzer gerçek bir hastalığa dayandırılsaydı diziyi daha ciddiye alabilirdim veya hastalığın kurgusal olduğu bir şekilde belirtilseydi daha iyi olabilirdi. Kirsten'ın durumunu merak edip hastalığı araştırmak istemiş ve hakkında hiçbir şey bulamamıştım. Saatler süren araştırmalarım sonucu dizinin wiki sayfasına bakmak aklıma gelmişti ve gereken açıklamayı orada görmüştüm. Siz de benim gibi beynin işleyişi ve hastalıklarına ilgi duyuyorsanız, Stitchers'ı izlerken bunu en aza indirgemenizi öneririm zira dizide bahsedilen hastalık, gerçek değil!

Dizinin oyuncularını kurgudan bir tık daha iyi buldum. Kirsten'ı canlandıran oyuncu Emma Ishta, rolünü o kadar iyi oynuyor ki ilk sezondaki Kirsten'a gıcık olmamak elde değil. Hastalığı nedeniyle duyguları anlayamayan ve zaman kavramı için matematiksel taktiklere başvuran Kirsten'ın robotik tavırlarını çok iyi yansıtıyor. Cameron'ı oynayan Kyle Harris'i ise alıp bağrınıza basmak istiyorsunuz; kendisi o derece şapşal ve cana yakın ^_^ Bu arada, Kyle Harris'i birine benzetiyorum ben ama kime benzettiğimi hâlâ çıkaramadım. Fikri olan varsa yorumda belirtebilir mi, lütfen? ^_^

Dizideki bazı oyuncuları başka yapımlardan tanıyor olmam, diziye daha kolay ısınmamı sağladı. Örneğin Kirsten'ın ev arkadaşını oynayan oyuncuyu Warehouse 13'ten biliyordum. Orada da kendisini severek izlerdim, Stitchers'da da severek izliyorum :)

İlk bölümlerde kurgusu için izlediğim Stitchers'ı daha sonra insan ilişkileri için izledim ben. Çünkü bir yerden sonra şu ilmekleme olayı bayağılaştı ve Kirsten'ın geçmişiyle ilgili sırlar da ilk bölümlerdeki kadar dikkatimi çekmemeye başladı. Özellikle 2. sezondan sonra bazı olaylar sonucu Kirsten'ın çevresindekilerle iletişimi dikkatimi çekti ve ben de ilmekleme teknolojisi yerine buna odaklanmayı tercih ettim.

Stitchers'ın kurgusu başlangıçta çok etkileyici ve yaratıcı gelebilir ki öyle de... Fakat birkaç bölüm izledikten sonra dizinin tek niteliğinin bu olduğunu ve bunun üzerine fazla bir şey koyulmadığını görebilirsiniz. Oyuncuların performansı yeterli olsa da Kirsten'ın dışında başka bir karakter gelişimini göremediğim için Stitchers'ı çerez diziler kategorisine koyuyorum ben. Dizi, sürükleyici mi sürükleyici; bir bölüm izlemek için başına geçtiğimde kendimi sezonu bitirmiş olarak bulabiliyorum. Ama bu, dizinin senaryo açısından gelişime ihtiyacı olduğunu değiştirmez. Bu yüzden Stitchers'ı kafa dağıtmak istiyorsanız izlemenizi öneririm. Bir de beklentinizi benim gibi yüksek tutmazsanız, diziden daha çok keyif alabilirsiniz :)


Breaking Bad'le çok geç tanışanlardan biriyim ben. Dizinin bitimiyle birlikte, Breaking Bad'in gelmiş geçmiş en iyi dizi olduğunu açıklayan yazıların ortalıkta dolaştığı zamanlarda diziye başlamıştım. Herkesin diziyi öven yorumlarını gördükçe beklentimi stratosfere kadar çıkardığım için ilk bölümlerde umduğumu pek bulamamıştım.Ardından herkesin dizide ne bulduğunu bir türlü anlayamadığım için de birkaç bölüm sonra diziyi yarım bırakmıştım. Haziranın başında, diziye bir şans daha vermeye karar verdim ve ben daha ne olduğunu anlamadan, bir hafta içinde ilk 4 sezonu bitirdim.

Diziyi duymayan, bilmeyen kalmamıştır herhalde. Yine de konusundan bahsedeyim ben. Yerel bir lisede kimya öğretmeni olan Walter'ın kanser olduğunu öğrenmesiyle başlıyor dizi. Kanserin tedavi edilemeyecek safhada olması nedeniyle de ailesinin gelecekte para sıkıntısı çekmemesi için, kısa yoldan para kazanma yolları aramaya başlıyor. En iyi olduğu konu kimya olduğu için de metamfetamin üretip satarak para kazanabileceğini düşünüyor ve bu yolda adımlar atıyor. Eski öğrencisi Jesse ile birlikte bu uyuşturucuyu üretme ve satma maceraları anlatılıyor.

Dizinin konusu öyle çok ahım şahım değil; fakat her şey o kadar güzel işleniyor, oyuncular karakterlere o kadar güzel hayat veriyor ki... Bunları ilk bölümlerde göremediğim için diziyi yarım bırakmıştım sanırım ki, ilk bölümlerde altyapı yeni yeni oturmaya başladığından dizinin mükemmelliğini daha ilk dakikada görmek pek mümkün olmuyor. Biraz aksiyon ve ufak gizemlerle ilk bölümlerde seyirci, diziye çekilmeye çalışılıyor. Sonraları ise oyuncuların performansını başarılı bulmaya başlıyorsunuz. Nitekim birkaç bölüm sonra size neyin çarptığını anlamadan ilk sezonu bitirmiş oluyorsunuz :D

Diziyi böylesine şevkle izlememin birden çok nedeni var. Bunlardan biri, Walter'a hayat veren Bryan Cranston'ın gerçekçi performansı. Walter White karakteri, kendisinin üzerine cuk diye oturmuş bir kıyafet sanki... Karakteriyle o kadar bütünleşmiş gözüküyor ki Walter için bir başka oyuncuyu düşünemiyorum bile ben. Bir diğeri, Walter'ın karakter gelişiminin mükemmel bir biçimde işlenmesi. Vergisini ödeyen, kurallara uyan normal bir aile babası rolünden şimdiye kadarki en saf methi üreten uyuşturucu şebekesinin başındaki adama dönüşmesini şahsen ben büyülenerek izledim. Öleceğini öğrendikten sonra başlayan bu değişim, her bölümde karşılaştığı zorlukların üstesinden gelmek için yaptığı zor tercihlerle pekişiyor ve sonunda ortaya bambaşka bir Walter White çıkıyor. Walter'ın diğerleriyle ilişkisi ve bu ilişkilerin geçirdiği değişim de, Walter'ın değişimi gibi diziyi izleme nedenlerimden biri. Özellikle eşiyle ilişkisi ve ilişkilerindeki dinamiklerin değişmesiyle eşinin karakterinde meydana gelen değişiklikler, izlenmeye değer...

Jesse'yi oynayan Aaron Paul da, Bryan Cranston kadar yetenekli; Jesse'yi oynamayıp resmen yaşıyor. Walter-Jesse ilişkisi ise belki de izlediğim en güçlü ilişkilerden biri. İlişkilerinin inişiyle çıkışıyla, yani her şeyiyle ekrana yansıtılması, bu ikilinin akıllara böylesine derin kazınmasını sağlıyor. Walter'ın karakter gelişimi dışında, diziyi bir çırpıda izleten diğer önemli unsur işte bu Walter-Jesse ilişkisi...

Sadece Walter ve Jesse'yi canlandıran oyuncuların değil, dizideki her bir oyuncunun performansı fazlasıyla başarılı. Her biri rolüne öyle iyi bürünüyor ki, 50 dakika boyunca kendinizi Albuquerque'de yaşanan olaylara gerçekten şahit oluyormuşsunuz gibi hissettirebiliyor.

Müthiş oyunculuk performansı, incelikle dokunan senaryosu ve dram ile aksiyonun ustalıkla dengelendiği bir yapım Breaking Bad. Dizinin finalinin de dizi kadar dillere destan olduğu söyleniyor. Diziye veda etmeye hazır olmadığım için ben, son sezonu işkence yavaşlığında izliyorum. Breaking Bad'i bir şekilde duymuşsunuzdur ama henüz izlemediyseniz, diziye bir an önce bakmanızı tavsiye ederim ;)


Battlestar Galactica da çok önce başlayıp saçma sapan bir nedenden dolayı yarım bıraktığım dizilerden biri :D Battlestar Galactica hakkında o kadar çok şey duymuştum ki merak edip diziyi izlemeye başlamıştım. Ama sonra, bir şeyleri kaçırdığımı fark etmiştim ve diziyi öylece bırakmıştım. Geçen aylarda internette Battlestar Galactica'nın muhabbetini yapmıştık, nerede ve kiminle yaptığımı hatırlamıyorum ama :D O konuşmadan sonra diziyi biraz daha araştırmıştım ve güzel bir izleme sırası belirlemiştim. Sonrasında ise yapmam gereken tek şey mısırları ve içecekleri hazırlayıp arkama yaslanmak ve dizinin keyfini çıkarmaktı ^_^

Dizinin konusunun basitçe insanlar ve robotlar arasındaki savaşı anlattığı söylenebilir. İnsanların yarattığı Cylonlar, insanlara baş kaldırıp insanlarla aynı hakları talep ederler. Yıllar süren savaş sonucunda ateşkes sağlanır ve Cylonlara uzakta başka bir gezegen verilir. Bu iki gezegen arasında bir üs belirlenir ve her yıl oraya iki taraftan da temsilci gönderileceği konusunda anlaşılır. İnsanlar temsilcilerini gönderirken Cylonlar göndermez ve bu uzun bir süre böyle devam eder. Derken Cylonlar sessizliği bozar ve saldırı düzenlemeye başlarlar.

Dizi açılışı bu saldırılarla yapıyor, bundan önceki olayların anlatımı bölümlere dağılmış durumda. İnsanların Cylonlara karşı savunmaya geçişi gösterilirken bir yandan da geçmişle ilgili bilgiler veriliyor.

Dizinin izlenme sırasıyla ilgili farklı görüşler var. Ben, önce dizinin mini serisini izlemiş, ardından yeni nesil versiyonunun ilk sezonuna geçmiştim. Yani 70lerde yayınlanan eski yapımını izlemedim. Benim takip ettiğim izlenme sırasının bir benzerine buradan ulaşabilirsiniz :)

Dizi, gerek senaryo gerekse karakterler açısından çok zengin bir yapım. Bu zenginlik ilk bölümlerde kafa karıştırsa da, karakterler oturunca her şey netlik kazanıyor. Senaryonun altyapısı sağlam; önümüzde keşfedeceğimiz bir kurgusal tarih var ki bu, en ince ayrıntısına kadar ustaca planlanmış. Dizinin neden bu kadar çok ses getirdiğini, sadece kurguya bakarak da anlayabilirsiniz.

Kurgu ve senaryoya ek olarak oyuncuların performansını başarılı, kullanılan özel efektleri ise tatmin edici buldum ben. Zaten bu tarz yapımlarda görsellikten çok içeriğe, kurgulanan tarihe dikkat ederim. Bu yüzden, diziye bayıldığımı söyleyebilirim :)

Battlestar Galactica ile ilgili söylemek istediğim o kadar çok şey var ki... Ne kadar çok ayrıntıya insem de, diziden ne kadar çok bahsetsem de Battlestar Galactica'nın mükemmelliğini tam olarak aktaramıyorum. Çünkü BSG, betimleyemeyeceğim kadar olağanüstü bir yapım! Uzay operası sevenler, diziye mutlaka bakmalı. Bilim kurgu ve aksiyon sevenlere de izlemelerini tavsiye ederim ^_^

post signature

5 yorum:

  1. Breaking Bad'in güzel olduğuna inancım %99 ama bir türlü izleyemiyorum. Bazı dizilere efsane etiketi yapıştırılınca niyeyse izleyesim gelmiyor. Aynısı Game of Thronesta da oluyor. Bu da böyle bir garipliğim işte :D

    Stitchers da ilginçmiş. İzlemeye çalışacağım bir ara :>

    Ellerine sağlık part 2'yi merakla bekliyorum :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende de aynısı oluyor, herkesin dizi hakkında ne düşündüğünü göz ardı ederek izlemeye çalışıyorum ben ama çok zor oluyor ya :) Teşekkürler, bu hafta içinde yazıp yayınlarım onu da ;)

      Sil
    2. bir tek ben değilmişim o zaman:) çünkü Game of thrones bende bir türlü izleyemiyorum.Ve söylediğin gibi aynı gariplik bende de var:D

      Sil
  2. İnanır mısın hepsini okudum bitirince ben bile şaşırdım ne çok okumuşum ne çok yazmışsın diye :D
    Stitchers'ı ben de izlemiştim.Ama ilk 4 bölümü izleyip diziyi bırakmıştım.Dediğin gibi karakterler için izlenilebilecek bir dizi olduğunu düşünüyorum ben de.Sayende biraz önyargım kalktı ama.
    BB ve BSG ile ilgili yaptığın güzel yorumlarda "hmm o kadar erteliyorum ama yazın izlesem mi?" sorusunu oluşturdu aklımda.
    Part 2'yi bekliyorum şimdi başka ne diziler çıkıcak acaba :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 6 diziyi tek yazıda anlattığım olmuştu, oradan dersimi aldım ama :D Ben de kendimi kaybediyorum yazarken :D Mutlaka başla onlara, ikisi de müthiş ;) Gerçi BSG'da henüz ilk sezonu bile bitirmedim ben, ama öncesinde bayağı bir araştırma yaptım diziyi anlamak için zira seriye ilk başlama teşebbüsümde diziden hiçbir şey anlamamıştım :D İkincide de güzel diziler var, merak etme ^_^

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...