31 Aralık 2016 Cumartesi

2016 Yılının En İyileri!


2016'nın son gününden merhaba! Herkesin yeni yılını şimdiden kutluyorum; umarım 2017, dileklerimizin gerçekleştiği bir yıl olur ^_^ Bugünü, artık bir klasik haline gelen yılın en iyileri yazıma ayırdım. 2016'da okuduğum en iyi kitapları, izlediğim en iyi dizi ve filmleri listeledim.

Okuduğum En İyi 5 Kitap

Bu sene istediğim kadar çok kitap okuyamadım. Fakat okuduklarımın kaliteli kitaplar olması, bunu az da olsa telafi ediyor :) Ayrıca, bu sene uzun zamandır yapmak istediğim bir şeyi gerçekleştirdim; çizgi romanlara ağırlık verdim. Okuduğum bazı çizgi romanlar, kitaplar gibi o kadar iyiydi ki beni bayağı zorladı; listeye hangi kitapları koyacağıma bir türlü karar veremedim. Ama sonunda, içlerinden 5 tanesini seçtim :)



Bu yıl bitirdiğim en iyi kitap, şüphesiz Rehber'di. Ayrıntılı kurgusu, renkli karakterleri ve mizahi üslubuyla kitap, bu yılın en iyileri listeme girmekle kalmadı; favorilerimden biri de oldu. Bu yüzden, bu şaheseri tereddüt etmeden ilk sıraya koydum.



Okuduğum en iyi bilimkurgular içinde de yer alan Çocukluğun Sonu'nu ikinci sıraya koydum. Kurgu beni o kadar sarsmıştı ki, kitabı bitirdikten günler sonra etkisinden ancak çıkabilmiştim. Bilim kurgu seven, sevmeyen herkese bu kitabı şiddetle tavsiye ediyorum ;)



Bu sene okuduğum en iyi kitaplardan biri de Yıkıma Giden Adam'dı. Yaratıcı kurgusundaki bazı ayrıntılara günümüzde de rastlamamız, kitabın zamanının ötesinde bir eser olduğunu kanıtlar nitelikte. Hayal gücümü zorlayan, ender kitaplardan biri olduğu için bu kitabı en iyiler listeme almayı uygun gördüm.



The Expanse serisi, okuduğum en iyi serilerden biri. Bu seriyi temsilen de serinin ilk kitabı Leviathan Uyanıyor'u listeme aldım. Serinin her kitabı, dolu dolu 500 küsur sayfadan oluşuyor. Kurgusu basit fakat özgünlüğü, bu kurgunun ayrıntılarında... Temposu düşmeyen, sürükleyici bir olay örgüsü var. Yazarların üslubunu da beğenince kitap ve seri, favorilerim arasına girdi.



House of M için mükemmel demiştim; gerçekten de öyle... Çizgi romanın bir tane bile kusurunu bulamadım; kurgusu sürükleyici, çizimleri ayrıntılı ve basımı enfes. Vurguların hepsinin korunduğu bir çizgi romana daha rastlamadığım için House of M, en iyiler listeme girdi.


İzlediğim En İyi 5 Dizi

Bu sene otuza yakın yeni dizi izlemiştim, bunların yarısından fazlasını severek izlediğimi ve takip ettiğimi de göz önüne alırsak; içlerinden 5 taneyi seçmekte ne kadar zorlandığımı siz düşünün :D Seçim yapmak zor olduğu için, seçtiklerimi bir de favori sırasına koymak istemedim. O yüzden dizileri izleme sırama göre listeledim.



The X-Files yaşıtım sayılabilecek bir dizi. Fakat bu demek değil ki, diziyi bu yıl keşfettiğime memnunum. Aksine, keşke diziyi daha önce izleseymişim diyorum. Diziye yapılan göndermeler olsun, Mulder-Scully ikilisi olsun, The X-Files ile alakalı birçok şey görmüştüm ve duymuştum. Ama diziyi açıp bakmamıştım. Neyse ki, bu sene diziye başlamak gibi bir karar almışım. Dizide işlenen bazı teoriler ve düşünceler artık gizemini yitirse de, dönemin bu konulara bakış açısını çok güzel yansıttığından diziyi keyifle izledim. Mulder-Scully kimyası ise, diziyi izlemek için ayrı bir nedendi. Dizileri izleme sırama göre listelemeseydim bile, The X-Files'ı mutlaka ilk sıraya yerleştirirdim ;)



Preacher drama, kara mizah, doğaüstü gibi birçok farklı türü bünyesinde barındıran ve çizgi romandan uyarlanan bir yapım. Senaryosunu sürükleyici buldum ben, karakterleri de ilginç. Dizinin değişik bir havası var; ait olduğu türlerden çok ayrı, çok farklı bir şey... Çizgi romanını okumadım fakat en kısa zamanda başlamak istiyorum.



Bu diziye nasıl daha önce denk gelmediğimi hiçbir zaman anlayamayacağım sanırım... Kendine has acayiplikleri olan karakterlerin ve uygun dozda komedinin olduğu bir dizi, New Girl. Ama ben dizinin en çok samimi atmosferini seviyorum. Dizi daha ilk dakikada beni o sıcak ortama çekmeyi, ekipten biriymişim gibi hissettirmeyi başarıyor. Gerçi, bu sezon pek de beklediğim gibi değil; olaylar umduğum yönde gelişmediği için aynı tadı alamıyorum diziden. Ama bakalım, yeni bölümler neler getirecek...



HIMYM izlediğim zamanlarda, dizinin Friends çakması olduğunu o kadar çok duymuştum ki... Fakat dizinin yayımlandığı dönemde henüz bir çocuk olduğumu göz önüne alarak, yapılan göndermelerin çoğunu anlamayacağımı ve kendimi o arkadaş grubunun bir parçası olarak hissetmeyeceğimi sanmıştım. Bu yüzden Friends'i izlemeyi düşünmemiştim. HIMYM'ın o saçma finalinden sonra ise Friends'e bakmayı aklıma koymuştum. Dizinin yarısını bir haftada silip süpürdükten sonra aklıma, diziyi hemen bitirmemek için kalanını birkaç aya yaymak geldi ve şimdi, buradayım! Haftada birkaç bölüm izlemeye çalışarak, diziye veda edeceğim zamanı geciktiriyorum. Friends hakkında henüz söylenmemiş ne söyleyebilirim, bilmiyorum... O yüzden, diziyi tavsiye etmekle yetiniyorum :)



Vahşi batı yönü öne çıkarıldığı için olsa gerek Westworld, tanıtım fragmanıyla ilgimi hiç çekmemişti. Fakat izleyici sayısının deli gibi artması sonucu, diziye bir şans vermeye karar verdim; iyi ki de vermişim.  Efsane oyuncu kadrosuyla, beyin yakan senaryosuyla, sürekli artan temposuyla ve yaptığı ters köşeleriyle bu yıl izlediğim en iyi dizilerden biri oldu.


İzlediğim En İyi 5 Film

İzlediğim filmleri not etmediğim için listemi oluştururken genelde, aklıma gelen filmlerden seçim yapıyorum; bu sefer de aynısını yaptım ;) 2017'de filmler için de bir uygulama bulup kullanmayı planlıyorum ama bakalım, umarım bulabilirim ^_^



Deadpool, süper kahraman filmleriyle benzer bir kurguya sahip olsa da bunu işleyişiyle diğerlerinden ayrılan bir yapım. Filmin olumsuz bir yanını görmekte zorlanıyorum çünkü filmin oyunculuğu, senaryosu, efektleri, aksiyonu, kısacası her şeyi on numara! Ryan Reynolds ve kendisinin karaktere cuk diye oturması ise Deadpool'u izlemek için ayrı bir neden.



Fight The Future'ı, en az dizisi kadar beğenmiştim. Senaryosu gizemli ve sürükleyici, oyunculuğu başarılıydı. Ama filmin en çok Mulder-Scully ilişkisini işleyişini sevmiştim. Diziyi izleyenler, bu filmi de mutlaka izlemeli; zira film, olayları birbirine bağlayarak kurgunun eksik kısımlarını çok güzel tamamlıyor.



Crimson Peak'i sırf Tom Hiddleston için izlemek istemiştim. Filmi izledikten sonra Hiddleston'ın oyunculuğunun, filmin başarısının nedenlerinden sadece biri olduğunu anladım. Sürekli yükselen tansiyonuyla izleyiciyi kendisine çeken senaryosu ve bu senaryonun hissettirdiği gerilimle, bu yıl izlediğim en iyi filmlerden biriydi.



Rehber'i okurken filmine denk gelmiştim. Başrolde sevimli hobbitçiğim, biricik Watsoncığım Martin Freeman'ı görünce de kitabı bitirir bitirmez filmini izlemeyi kafaya koymuştum. Nitekim öyle de yaptım; son bölümü de bitirdikten sonra filmini izledim. The Hitchhiker's Guide to the Galaxy bence en başarılı uyarlamalardan biri... Douglas Adams'ın mizahi üslubunu beyaz ekrana yansıtmayı başarmakla kalmıyor, muhteşem oyuncu kadrosuyla bunu bir üst noktaya da taşıyor. Kitabı okuduysanız, filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim ^_^



Romantik komedi neredeyse hiç izlemem, severek izlediklerimin sayısı ise bir elin parmaklarını geçmez. Ama Love, Rosie'yi büyük beğeniyle izledim. Senaryosu klasik aşk hikayelerinden farklıydı, oyuncu performansları ise müthişti. Lily Collins'in oyunculuğunu genelde beğenmezdim fakat bu filmde, beklentimin çok üstünde bir performansla karşıma çıktı. Sam Claflin ise her zamanki gibi mükemmeldi. Bu yüzden Love, Rosie favori romantik komedilerimden ve bu yıl izlediğim en iyi filmlerden biri oldu.


post signature

4 Aralık 2016 Pazar

Yorum: Mark Millar & Steve McNiven - İç Savaş (Civil War, #1-7)

Tür: Çizgi Roman
Goodreads Puanı: 4,05 (24.700 oy)
Orijinal Adı: Civil War
Yayınevi: Marmara Çizgi
Çeviri: İlke Keskin
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 208
SEN KİMİN TARAFINDASIN?

Marvel evreni değişiyor... Yaşanan bir trajedinin ardından Amerikan Hükümeti, her kostümlü kahramanın maskelerini çıkararak kendilerini devlete tanıtmalarını şart koşan bir 'Süper Kahraman Kayıt Yasası' sunar. Ulusun şampiyonlarının her birinin, hayatlarını sonsuza dek değiştirecek bireysel kararlar almaları gerekmektedir. Bunu yaparken de çevrelerinde güvenebilecekleri hiç kimse bulunmamaktadır...

Kendilerinden başka!
İç Savaş'ı filmi çıkmadan önce okumayı planlamıştım, aslında. Fakat Gerekli Şeyler'in Avengers okuma sırasını gördüm ve o listeyi takip etmek istedim. Bu yüzden, kitap fuarından İç Savaş da dahil olmak üzere listedeki ilk 8 çizgi romanı aldım. Bunları okumak için kendi kendime Avengers Maratonu başlattım ve şimdi, İç Savaş ile maratonu tamamlamış bulunuyorum :)

Yorumda spoiler vermediğimi, ama fotoğraflarda spoiler olabileceğini belirtip yorumuma geçiyorum ^_^


İç Savaş'ın konusunu zaten filmden ve tanıtımlardan aşağı yukarı biliyordum. Gerçi, filmde bazı yerler çıkarılıp yerine alakası bile olmayan ögeler eklenmişti ve sonunda film, çizgi romandan çok farklı noktaları vurgular hale gelmişti. Bu farklılıktan dolayı, filmi izlemeden önce hakkında biraz araştırma yapmıştım. Ama şimdi kurgunun ayrıntılarını öğrenmek, tarafların tam olarak neyi desteklediğini görmek olayları daha net görmemi sağladı. Olayların gidişatı nedeniyle, seçtiğim taraf konusunda tereddüte düşsem de okudukça, hangi tarafı seçmek istediğim kesinleşti. Yazarın seçtiğim tarafı sorgulatması, kurgunun en büyük artılarından biri bence. Bu arada, yukarıdaki fotoğrafta tarafımı ufak bir dokunuşla belli ettim ^_^

Yine de, kurguda bir şeylerin eksik olduğunu hissettiğimi söylemeliyim. İlk sayfalardan beri, çizimlerde elle tutulur düzeyde bir gerilim var. Gerçekleşen her olay, tansiyonu biraz daha arttırıyor; kahramanların hepsi diken üstünde, olayların nereye varacağını merak ediyor. Olay örgüsündeki bu artan heyecan yüzünden olsa gerek, çizgi romanın sonu beni pek tatmin etmedi. O kadar karşıtlıktan, sürekli yükselen aksiyondan sonra böylesine sönük bir son yazılmasını anlayamıyorum. Cap'in o son sayfalardaki düşüncesini desteklesem de Mark Millar, Cap'in bu hareketine alternatif olabilecek daha mantıklı bir eylem yazabilirdi gibi geliyor bana.


İç Savaş'ın çizimlerini çok beğendim. Bunca kahraman ve yere ek olarak, kurguda bolca aksiyon da vardı. Steve McNiven kahramanların ve yerin ayrıntılarını yakalamakla kalmamış, aynı zamanda bunca hareketi ve dövüşü çizimleriyle canlandırmayı başarmış. Olayların atmosferine uygun tonlamalarla, renklendirmeyi de aynı şekilde başarılı buldum.

Marmara Çizgi, konuşma balonlarında orijinal yazı tipini kullanmış. Kutuların üst köşesinde, olayların nerede geçtiğini belirten kelimelerin fontu ise orijinalinden daha ince. Bunun dışında, kullanılan font orijinaliyle aynı gibi görünüyor.


Vurguların çoğunun korunduğunu görmek beni mutlu etti. İç Savaş'ın orijinal dildeki basımına biraz göz attım da, atlanan vurguların düşündüğüm kadar etkisinin olmadığını gördüm. Bir de, bazı vurguların değiştirildiğini fark ettim. Vurguların yerleri ve vurgulanan kelimeler, çeviriye uygun olarak yeniden düzenlenmişti. Vurguya verdikleri bunca önemden dolayı, Marmara Çizgi'nin bu konuda iyi bir iş çıkardığını söyleyebilirim.

İç Savaş'ın çevirisini de başarılı buldum. Her ne kadar çizimdeki, arka planlardaki yazıların bazıları çevrilmeden öylece bırakılsa da; argo kelimelerin, deyişlerin, ifadelerin anlam açısından doğru bir biçimde çevrilmesi bunu telafi etti. Aynı şekilde, yazıların balon içi yerleştirmelerini de beğendim; balonlarda gereksiz boşluklara denk gelmedim. Sadece, birkaç ünlem cümlesinin daha iyi konumlandırılabileceğini düşünüyorum.


Sonu pek olmamış, dedirtmesi dışında İç Savaş'ın kurgusu gayet iyi; farklı düşüncelere sahip iki taraf ile bu tarafların karşıtlığının neden olduğu o yoğun gerilim ve aksiyon hali başarıyla işlenmiş. Çizimler ise içinde bulunulan ana uygun renklendirme ve tonlamalarla İç Savaş'ı incelemesi zevkli bir eser haline getirmiş. Marvel evreniyle ilgiliyseniz İç Savaş'ı mutlaka okumalısınız. Son olarak, filmi aklınızdan tamamen çıkardıktan sonra çizgi romana başlamanızı tavsiye ederim ^_^




post signature

27 Kasım 2016 Pazar

Ne(ler) Yapıyorum | 12


Uzun bir aranın ardından merhaba! Şu sıralar ne blogda ne de blogun Instagram hesabında pek aktif değilim. Nedeni ise paylaşacak bir kitap yorumumun olmayışı... Çünkü kitap okumak yerine birkaç ay önce başladığım Slytherin atkısıyla uğraşıyorum.

Geçen haftalarda yaptığım D&R alışverişinden şurada bahsetmiştim. Yaşadığım sıkıntılar da kalan kitap okuma hevesimi söndürünce, kendimi atkı projeme verdim. Dikkatimi örgüye vermem gerektiğinden, örerken yapabileceğim aktiviteler sınırlı; kitap okumak veya başka bir DIY projesiyle uğraşmak gibi dikkat ve el kullanımı gerektiren başka bir uğraşla meşgul olamıyorum. Müzik dinlemek ve başka hiçbir şey yapmadan örgü örmek de bir yerden sonra sıkılmamı engelleyemediğinden çareyi, dizi izlemekte buldum. Bu yüzden son birkaç haftadır yarım bıraktığım dizileri izliyordum.

Ne yalan söyleyeyim, kitap okumak yerine dizi izleyip örgü örmek bayağı iyi geldi bana. Dinlendim, kendime geldim. Ama bu hafta, kitap okuma hevesimin döndüğünü hissediyorum.

Atkıyı da yarılayınca böyle bir yazı hazırlamaya karar verdim. Bu arada, atkı için ya blogda ya da blogun Instagram hesabında kısa bir DIY yazısı yazmak istiyorum. Örgü üzerine değil de, daha çok neler yaptığımdan ve püf noktalarından bahsetmek gibi bir düşüncem var. Örgü sürecini Instagram hesabında hikayelerde paylaşıyordum; ama şimdi bunu biraz daha sıklaştırabilirim :)


Avengers Maratonumun son çizgi romanı İç Savaş kalmıştı. bugün ona başladım ^_^ Kitaplığımda okunmayı bekleyen kitaplara bir de geçenlerde yaptığım kitap alışverişi eklenince, artık kitap okumaya dönmem gerektiğini düşündüm. Şu sıkıntılı geçen D&R alışverişinin sinirini üstümden attım sayılır, okuma hevesim de geri döndüğü için artık örgü-dizi ikilisine kitaplar da eşlik edecek :)

Dizi demişken... Blogun sağ üst köşesindeki sosyal medya hesaplarına yeni bir uygulama eklemiştim. Booksenberg'den Yasemin sağ olsun, dizi takibi için TvShow Time uygulamasını kullanıyorum artık. Önceden excel dosyası oluşturup o şekilde bir düzenleme oluşturmayı denemiştim, ama bir yerden sonra diziler karışmıştı. Bu şekilde hem ben izlediğim dizileri bir düzene oturtmuş oluyorum, hem de siz blogun dizi konusunda nerede olduğunu görmüş oluyorsunuz.

Takip etmek isteyenler, hesabıma buradan ulaşabilir. Hangi dizileri ne zaman izlediğim, diziler hakkında yaptığım yorumlar gibi birçok bilgiye bu şekilde daha kolay ulaşabilirsiniz. Çünkü blogda dizilerle ilgili fazla yazı yazmıyorum. TvShow Time ile bu açığımı kapatabileceğimi düşünüyorum. İsterseniz uygulamayı kullanmayarak da beni takip edebilirsiniz. Sağ üst köşeden butona tıklayarak profilime gidebilirsiniz. Profilimi herkese açık olarak ayarladım; en son hangi dizileri izlediğimi, hangi dizileri takip ettiğimi, yaptığım yorumları vs. görebilirsiniz. Fakat uygulamayı kullanmanızı öneririm. Ben böyle, izlediğim dizileri takip etmek için kullanabileceğim bir şey arıyordum; daha önce birkaç siteyi denemiştim fakat yeterli gelmemişlerdi. TvShow Time'dan ise çok memnunum; o yüzden size de tavsiye ederim.

Ne(ler) Yapıyorum yazı dizisinin değişen içeriğinden de kısaca bahsedip yazıyı sonlandıracağım :) Bu yazı dizisi artık kendi çekimim olan fotoğrafları ekleyebileceğim, biraz daha serbest tarzda yazabileceğim, güncelleme niteliğindeki yazılardan oluşacak. Yazıların, blog havasını bu şekilde daha iyi taşıyacağını düşünüyorum ^_^


post signature

6 Kasım 2016 Pazar

Kitap Alışverişi | 10


Birkaç haftalık aranın ardından merhaba :) Yorum Cadısı'nın instagram hesabını takip ediyorsanız, D&R'dan yaptığım kitap alışverişiyle ilgili hikayelerde bir şeyler paylaştığımı görmüşsünüzdür. Alışverişin kalan kısmı sonunda dün elime ulaştı ve ben de hem aldıklarımı paylaşmak hem de yaşadığım bu alışveriş "macerasını" anlatmak için bir yazı hazırlamayı uygun gördüm.

Bu alışveriş aslında Sandman için planlanmıştı. 14 Ekim'de Sandman çıkacaktı; birkaç gün öncesinde de kitap, ön sipariş olarak satış sitelerinde belirmeye başladı.

İthaki kitaplarını, fiyatı daha uygun olduğundan her zaman İlknokta'dan alsam da, Sandman'in D&R'da %35 indirimli olduğunu görünce tercihimi D&R'dan yana kullanayım dedim; demez olaydım...

Ekimin onunda D&R'dan fotoğrafta görülen kitapların siparişini verdim. Sandman, dört gün sonra çıkacağından siparişim beklemeye alındı. Ayın on dördü geçip gitmesine, araya bir hafta daha girmesine rağmen nedense siparişimde hiçbir değişiklik yapılmadı. Kitaplar hala tedarik sürecinde gözüküyordu. D&R'a iki mail atmama rağmen geri dönüş alamadım. Ben de D&R'ı aradım ve bana Sandman'in tedariğinin henüz yapılmadığını, bu sürecin 30 güne kadar uzayabileceğini söylediler. 30 gün! Parçalı sevkiyat yapabileceklerini söyleyince, onay verdim.

24 Ekim'de, sipariş verdikten 2 hafta sonra, elime iki paket ulaştı. Paketin birinden Sandman çıktı, diğerinden ise 2 adet tükenmez kalem. Başta kalemlere bir anlam veremedim, özür niteliğinde yolladıklarını düşündüm. Paketin üstündeki faturaya bakınca siparişimin kalan 4 kitabı yerine 2 kalem yollandığını gördüm. Eh haydi, kitaplar karışır anlarım da elim kadar pakete 4 kitabın sığacağını nasıl düşünmüşler? Hiç mi kontrol edilmiyor bu paketler? Ne biçim bir düzen kurulmuş orada öyle...

D&R'ı arayıp durumu izah ettim ve bana verilen kodla kalemleri ertesi gün geri yolladım. Ertesi gün yollayabildim çünkü, pazartesi günü kapıma istediğim kargo salı günü gelebildi. Neyse, o paket de gittikten sonra kitaplarımın gelmesi için bekledim. Bütün hafta D&R'dan ses çıkmayınca, ekim ayının son günü yine ben aradım kendilerini. Paketin varıp varmadığını tespit etmek için gönderi numarası almam gerekti, bir de onun için kargoyu aradım. Sonunda paketin oraya 26 Ekim'de, yani paketi verdiğim günden bir gün sonra vardığını öğrendim.

Kitapların orada beklediği bu süre boyunca tabii ki D&R hiçbir girişimde bulunmamıştı. Ben de kitaplar oraya varınca gereğinin yapılacağını düşünecek kadar garip biriyim işte (!) Neyse, ardından bir 10 dakika kadar müşteri hizmetlerinin bağlanmasını bekledim. Bağlanınca durumu açıklayıp kargonun gönderi numarasını verdim. Fakat bu sefer de bana "iyileştirme çalışması" yapıldığını ve gün içinde kendilerini tekrar aramamı söylediler. 2 dakika sonra tekrar aradım ve bu kısacık süre içinde iyileştirme çalışması bitmiş olacaktı ki karışıklığın çözümü için harekete geçebildiler. 15-20 dakika kadar görevlinin, siparişimi tekrar oluşturmasını bekledim. Benden kitapların adı alındı ve bu haftanın sonuna kadar geleceği söylendi.

Sonunda kitaplarım dün, 5 Ekim'de yani siparişi verdikten 26 gün sonra elime ulaştı. Sandman'in 14 Ekim'de çıkacağını göz önünde bulundurursak 22 gün ediyor. 3 hafta boyunca benim zorlamam, benim peşinde koşmamla siparişime ancak kavuşabildim. Bu sürede yaptığım aramalarla hattımdan harcadığım liraları saymıyorum bile... D&R'ın müşteri hizmetlerine bağlanmak için beklediğim süre boyunca kaybettiğim liralarla bir kitap daha alabilirdim.

Siparişimin bana varma süreci böyleydi. Eleştirmem gereken bir de paket içeriği var ki...

Sandman'in paketi kusursuzdu, kitabın etrafı büyük baloncuklu plastikle sarılmıştı ve kitap hiç zarar görmemişti. Ama diğer 4 kitabın olduğu paket o kadar da iyi değildi. Abaddon Geçidi'nin bir köşesi kapağında iz çıkacak kadar kıvrılmıştı. Paket içindeki boş kısma konan, içi hava dolu plastik ise bu sefer o kadar da hava dolu değildi. Kitapların kutu içinde oraya buraya çarpması engellenmiş değildi, yani. Bir de ayraç eksikliği var. İthaki'nin bilimkurgu klasiklerinin kendi ayraçları olduğunu biliyorum, onlar bile yoktu pakette. Ama sanırım bu noktada, doğru kitaplar pakete konduğu için bile kendimi şanslı saymalıyım.

Bir de benim istediğim dışında oluşturulan e-fatura var. Sipariş verirken fatura tercihiyle ilgili bir kısım var. Ben orayı e-fatura istemediğim, paket üstünde gelen kağıt fatura istediğim şekilde ayarlasam dahi bana e-fatura yollandı. Bütün bu yaşadıklarımın üstüne, bu fatura olayına o kadar da şaşırmamam gerekiyor aslında...

Sonuç olarak, hayatımın en kötü kitap alışverişini gerçekleştirmiş oldum. Şu 3 hafta boyunca sinirden ve sıkıntıdan kitap okuyamadım, Sandman'i okuma hevesim de kaçtı. D&R'ın ilgisizlik üzerine kurulu müşteri politikasıyla nasıl bu kadar çok müşterileri olabiliyor, hayret ediyorum. Öyle çok büyük kampanyalar, indirimler olmadıkça D&R'dan alışveriş yapmayı düşünmüyorum. Hatta o zaman bile, D&R'dan alışveriş yapmadan önce site tercihim üzerine düşünmek için kendime zaman tanıyacağım ki, ben düşünürken kampanyanın süresi dolsun ve bu alışverişin benzerini bir daha yaşamayayım. Sitesinden ve mağazasından da, şu olayın sinirini üstümden atana kadar uzak durmayı düşünüyorum.


post signature

19 Ekim 2016 Çarşamba

Yorum: Brian Michael Bendis & Olivier Coipel - House of M (House of M, #1-8)

Tür: Çizgi Roman
Goodreads Puanı: 3,96 (14.490 oy)
Orijinal Adı: House of M
Yayınevi: Marmara Çizgi
Çeviri: İlke Keskin
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 208
Avengers ve X-Men, gerçekliği değiştirebilen mutant güçleri Marvel Evreni'nin dokusunu zedeleyen Scarlet Witch'in kaderinin ne olacağına karar vermek üzere bir araya gelirler. Kahramanlar eski takım arkadaşlarının hayatı üzerine tartışırlarken, bir beyaz ışık dalgası hepsini içine alır. Bir an içinde bütün Marvel Evreni sonsuza dek değişir!

House of M eskisinden çok farklı bir dünyadır. Magneto'nun demir eli ve çocukları Quicksilver ile Scarlet Witch'in yönetimindeki mutantlar artık insanoğluna hükmetmektedirler. Mutant hakimiyetine karşı direnmek amacıyla farklı yerlere dağılmış sadece birkaç kahraman grubu bulunmaktadır. Dünyanın olması gerektiği halini hatırlayan tek kişi Wolverine'dir ve kahramanların House of M'i nasıl alaşağı edecekleri de büyük bir soru işaretidir.

Eisner Ödüllü yazar Brian Michael Bendis (Ultimaqte Spider-Man, New Avengers), çizer Oliver Coipel'le (Avengers) takım oluyor ve 2005 yılının satış rekorları kıran Marvel Comics serisini sunuyor! Astonishing X-Men'in ve Avengers'ın son derece öfkeli kahramanlarını içeren bu toplama, her Marvel hayranının kesinlikle okuması gereken bir hikaye!

"House of M müthiş!"
-Cinescape. com
House of M, Avenger Maratonu kapsamında okuduğum çizgi romanlardan biriydi. Olay sırasına dikkat ederek okuduğumdan, House of M'i okumayı The New Avengers serisinin arasına sıkıştırmıştım. Çünkü çizgi roman, serinin ilk birkaç sayısından sonra olanları anlatıyor. İncelemesini ise elimdeki TNA çizgi romanlarını bitirip yorumladıktan sonra yazmayı daha uygun buldum.

Yoruma geçmeden önce, yazıda çizgi romanla ilgili spoiler bulunmadığını fakat fotoğrafların spoiler niteliği taşıdığını belirtmek istiyorum :)


House of M'in kurgusunu, listedeki diğer çizgi romanlara kıyasla daha çok beğendim. Okuduğum diğer Avengers çizgi romanlarında olayların akıcılığı okumamı kolaylaştırsa da, House of M'in kurgusu bundan çok daha fazlası...

Bir kere, House of M'in açılışı kurgu bakımından daha çarpıcı; süper kahramanlar, gerçeklikle bağını koparma noktasına gelen Scarlet Witch'in geleceğine karar vermek zorunda. Kahramanların Wanda'nın hayatı üzerine konuşup bir karara varmaya çalışmaları, okuru da bu etik tartışmanın içine çekiyor. Okur doğru kararın ne olduğunu düşünürken bir başka vurucu olay gelişiyor. Kısacası, kurgunun aksiyonu bol ve şaşırtıcılığı yüksek; özellikle de son sayfaları... O son bölüm sizi şoka sokarken, devamını da bir an önce istemenize neden oluyor.


David Finch'in çizimleri favorim olsa da Olivier Coipel'inkileri de sevdim. Kendisi, detayları yakalayıp çizimlerine aktarmayı başarıyor. Renklendirme de hoşuma gitti. Temaya uygun tonlamalarla, olaylar arası ufak farklılıklar sağlanmıştı. Ayrıca House of M'de de, TNA'da gördüğümüz, bulanıklaştırma tekniği vardı. Fakat sadece hızı değil, görüş bulanıklığı gibi başka unsurları aktarmak için de bu teknik kullanılmıştı.


İki sayfayı da kaplayan çizimlerin bazılarında, sayfa aralarında çizim kaybı olmadığını fark ettim. Şöyle ki, sayfalar ciltlendiğinde iki sayfalık çizimlerin ortalarındaki birkaç milimlik kısımlar çoğu zaman sayfa arasında kalıyor ve görünmüyor. İşte, House of M'deki bazı iki sayfalık çizimlerde bunun olmadığı dikkatimi çekti. Çizimler, iki sayfanın birleştiği yerde tekrar edilmiş. Çizgi roman düzleştirilip dikiş arasına bakıldığında, iki tarafta da yan sayfanın çiziminin bir kısmının olduğu görülüyor. Çizgi roman okurken en büyük sıkıntımdan biri de, bu sayfa dikişlerinde kaybolan kısımları görememekti. Araya sıkışmış çizimleri görebilmek için genelde, çizgi romanı bükebildiğim kadar büküyorum. Ama bu durumda da dikişler zarar görüyor, sayfalar sırttan ayrılacakmış gibi duruyor. O yüzden, Marmara Çizgi'nin uyguladığı bu yöntemi takdir ediyorum. Gerçi bu sefer de, buna alışkın olmadığımdan sayfa aralarını açıp ne kadarlık kısmın yan sayfada olduğuna bakıyorum; kendini tekrar eden kısımları görünceye kadar sayfayı büküp bunların oluşturduğu genel çizimi inceliyorum. Üst üste gelmeyi kaçırmış, çakışamamış bu iki sayfalık çizimlerin ortaya çıkardığı görüntü beni eğlendiriyor filan :D Çizgi roman basan tüm yayınevleri bu taktiği kullanırsa, biz de buna alışmış oluruz ve benim yaptığım gibi, taktiğin amacına uygun olmayan hareketler sergileyerek çizgi romanımızı mahvetmeyiz ^_^


House of M'i favorilerim arasına sokan özelliği ise vurgularının unutulmamasıydı. Şu ana kadar okuduğum her çizgi romanda, nedense vurgular ya tamamen atlanmıştı ya da sadece cümle şeklinde olanlar korunmuştu. Ama House of M'de neredeyse her vurgunun korunduğunu gördüm. Evet, üşenmedim ve hepsini tek tek inceledim. İncelerken de inanılmaz keyif aldım çünkü atlanmadığını gördüğüm her vurgu, resmen beni kendimden geçirdi :) Hatta bazı vurguların çeviriye uygun olarak düzenlendiğini bile gördüm ki bu benim için, elimde dondurmayla tek boynuzlu ata binerek gökkuşağının üstünden kaymakla eşdeğer imkânsızlıkta ve güzellikte bir şey :D

Yazı tipi seçimini başarılı buldum. Marmara Çizgi, orijinaline çok yakın bir font kullanmıştı çizgi romanda; hatta aynı olduklarını bile düşünüyorum. Yazı tipini en ince ayrıntısına kadar incelemedim, fakat bazı ayırt edici özelliklerinin birbirine uyduğunu söyleyebilirim. Aynı yazı tipi olmasa bile orijinaline bu kadar benzeyenini bulup kullanmaları, baskıya gösterilen özeni kanıtlar nitelikte. Üstelik bu, çizgi romandaki bütün fontlar için geçerli.


Aynı şekilde, yazıların balon içi yerleştirmeleri de başarılıydı. Taşma veya balonlarda fazla boşluklara denk gelmedim. Bu konu, yazı tipi ve boyutuyla olduğu kadar çeviriyle de alakalı bir durum, aslında. O yüzden, çeviriyi de beğendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Ama çevirinin ayrıntısına inmek gerekirse... Bazı ünlemlerin aynı bırakıldığını, bazılarının ise dilimizdeki karşılıklarıyla değiştirildiğini fark ettim ki benim beklediğim de buydu. Konuşmalar gibi çizgi romanda bulunan diğer ögelerin, örneğin yukarıdaki fotoğrafta görülen gazetenin, çevirisi de başarılıydı.


House of M, mükemmelliği yeniden tanımlayacak nitelikte bir çizgi roman; kurgusu sürükleyici, çizimi başarılı ve basımı muhteşem! Vurgulara verilen önemden dolayı House of M'i ayrı bir yere koysam da bu çizgi romana tam puan vermemin asıl nedeni, hakkında söyleyecek olumsuz hiçbir düşüncemin olmaması. House of M, her açıdan beklentimin çok üstünde bir eser. Bu çizgi romanı, Marvel evreniyle ilgilenen herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum :)




post signature

30 Eylül 2016 Cuma

Bu ay ne(ler) okudum (Eylül/2016)


Bu sene okul hazırlığı yapmamak, tatilin daha uzun olması gerektiğiyle ilgili bir şeyler söylememek garip geliyor. Yıllardır eylül demek okul demekti, benim için. Şimdi ise, tüm bu koşuşturmacaların içine girmediğim ilk sonbaharımı yaşayacağım. Yine de, yapmam gereken başka şeyler olduğundan bu eylülün nasıl geçtiğini anladığımı pek söyleyemem :D

Okuma performansımın gittikçe düştüğünü görmek beni üzüyor. Eylülde, geçen aya kıyasla bayağı az kitap okudum. Diziler yeni sezonlarına başlayacağı için, önümüzdeki haftalarda performansımın daha da düşeceğini düşünüyorum. Ama GR hedefime ulaşmak için artık kendimi toparlamam lazım; haftada en az 3-4 kitap okumak istiyorum. Yarından itibaren eyleme geçiyorum, haydi bakalım ^_^


Gelelim bu ay okuduklarıma... İkisi çizgi roman olmak üzere toplam 3 kitap okumuşum.

Senden Önce Ben'in filmini izleyip çok sevmiştim. Bir arkadaşımın hediye etmesiyle kitap elime geçmiş oldu. Kitabı severek okusam da sonu, beni çileden çıkardı. Basım hataları ve kurgudan kaynaklı bazı ufak pürüzler olsa da kitabı, bu türü sevenlere tavsiye edebilirim.

The New Avengers: Kolektif ve House of M, kendi kendime başlattığım Avengers Maratonu kapsamında okuduğum çizgi romanlardı. Serideki her çizgi romanın ayrı ayrı yorumunu yapmak yerine, TNA'nın seri olarak incelemesini yazdım. House of M ise şimdiye kadar okuduğum en iyi çizgi romandı; hem içeriğine bayıldım hem de basımını çok beğendim. Favorilerimden biri oldu, kesinlikle!

Eylül ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

16 Eylül 2016 Cuma

Yorum: Brian Michael Bendis & David Finch - The New Avengers: Firar (New Avengers, #1)

Tür: Çizgi Roman
Goodreads Puanı: 4,02 (8.030 oy)
Orijinal Adı: The New Avengers: Breakout
Yayınevi: Gerekli Şeyler
Çeviri: Burç Üner
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 152
AVENGERS DAĞILMIŞTIR,
ZAMAN YENİ AVENGERS ZAMANIDIR.

Takımın en eski üyelerinden birinin saldırısı sonucu dağılan Avengers'ın yokluğunda karanlık planlar yürürlüğe konmuştur. Maksimum güvenlikli hapishane Raft'tan, Electro'nun güvenlik sistemini bozması sonucu yüzlerce süper güçlü suçlu New York'ta terör estirmek için serbest kalmıştır. Bu ortamda bir grup kahraman beklenmedik şekilde şehri kurtarmak için birlikte çalışmak zorunda kalır. Savaşın heyecanı içinde Avengers'ın boşluğunu dolduracak yeni bir takım oluşur: NEW AVENGERS.

Avengers Disassembled adlı macera ile dağılan ve Gizli Savaş ile tekrar bir araya geleceğinin sinyalini veren Avengers, şaşırtıcı karakterlerle yeniden toplanıyor. Wolverine, Captain America, Iron Man, Örümcek Adam, Spider Woman, Luke Cage ve Sentry klasik Avengers'ı 21. yüzyıla taşıyor.
The New Avengers serisi de fuardan aldığım çizgi romanlardandı. Ben aslında İç Savaş'ı okumak istiyordum. Ama çizgi romanı daha iyi anlayabilmek için öncesinde olanları da bilmem gerektiğini düşünmüştüm. O yüzden Gerekli Şeyler'in yayınladığı okuma sırasını inceleyip İç Savaş'a kadar olanları almıştım. TNA'ın ilk 4 çizgi romanı ise İç Savaş'tan önce olanları anlattığı için alınacaklar listemdeydi.

Şuradaki Yürüyen Ölüler yorumumda yaptığım gibi, TNA için de tek sayı görünümlü seri incelemesi yapmayı uygun buldum. Elimde serinin 4 sayısı olduğundan, diğer 3 çizgi romanı da okuduktan sonra Firar'ın yorumunu yazmak istedim. Kolektif'i dün bitirince kolları sıvadım ve inceleme için hazırlıklara başladım ^_^

Klasik uyarımı yapayım :D Yorumda spoiler vermedim fakat paylaştığım fotoğraflarda spoiler olabilir.


Firar, yeniden kurulan Avengers'ın oluşum sürecini işleyen bir çizgi roman. Nitekim serinin devamında, bu yeni üyelerden oluşan Avengers'ın maceraları yazılıp çiziliyor. Firar'ın kurgusunu ise beğendim; Avengers'ın bir araya gelişi, olay örgüsüne ustaca yedirilmişti. Çizgi romanda Gizli Savaş'tan bahsedilerek, olaylar arasında bağlantı kurulduğunu görmek de sevindirdi beni.

TNA'nın diğer sayılarının kurguları da güzeldi; Sentry dışındakilerin olay örgüsünü beğendim. Sentry'nin kurgusunu ise yavan buldum; hatta bu yüzden kitaba tam puan vermedim. Sentry'nin basımına bayılsam da olayların işlenişi basit gelmişti.

Kurgu bakımından favorim ise Kolektif oldu. Bunda, Kolektif'in House of M sonrası olanları anlatmasının payı büyük; zira House of M'deki o cliffhangerdan sonra, Kolektif'in sayfalarını büyük bir merakla çevirmiştim. Serinin sonraki sayılarının da benzer düzeydeki sürükleyicilikle ilerleyeceğini umuyorum.

House of M demişken... Serinin üçüncü sayısı Sırlar & Yalanlar'da bundan bahsedildiğini hatırlıyor gibiyim. Ama Gerekli Şeyler'in sıralamasında kendisi, Sırlar & Yalanlar'dan sonra geliyor. Bu konuda ufak bir kafa karışıklığım var; bilgisi olan, yazının altına yorum yazarak beni aydınlatabilir mi? Çizgi romanı okurken buna çok takılmamıştım ama, şimdi dönüp bakınca okuma sırasında bir hata olabileceğini düşünüyorum.


Serinin çizimlerini ağırlıklı olarak David Finch gerçekleştirmiş; Sentry ve Kolektif'in çizimleri ise ona ait değil. Alıştığımdan mıdır nedir, gözüm hep Finch'in çizimlerini arıyor; kendisinin kalemini daha çok beğeniyorum ben. Ama Kolektif'in çizim ve renklendirmesini de başarılı bulduğumu eklemeliyim.

İlk Firar'da gördüğüm ve TNA'nın sonraki sayılarında da karşılaştığım, çizimle ilgili hoşuma giden bir ayrıntı var... Hız, sarsıntı gibi harekete bağlı bazı değişkenleri sayfada göstermek için çizerler bulanıklaştırma tekniğini uygulamış. Yukarıdaki fotoğrafta bunun bir örneği var. Başta bu durum biraz göz yorsa da insan hemen alışıyor. Çizim ve renklerden daha fazlasını kullanarak böyle bir şey oluşturmak gerçekten de yaratıcı.

İnceleme için TNA'nın İngilizce basımlarına bir göz atmıştım da... Vurguların azlığı dikkatimi çekmişti. Bu yüzden bu sefer, bizdeki vurgu eksikliğine o kadar da takılmıyorum. Cümle biçiminde olan vurguların Gerekli Şeyler tarafından korunduğunu görmek yetti bana.


Fontlar ise ayrı bir konu... TNA'nın sayıları arasındaki konuşma fontlarının farklılığı göze çarpıyor. İlk sayı olan Firar'da kullanılan yazı tipini beğendiğimi söyleyemem; z harfi garip bir biçimde kalın gözüküyor. Aynı şekilde Firar'da, şapkalı a harflerinin de basılmadığını fark ettim. Neyse ki bu font, serinin sonraki sayılarında tercih edilmemişti. Seride hepsi büyük harfli yazı tipinin kullanılmasına ise alıştığımı söyleyebilirim; hatta, bu fontun seriye yakıştığını düşünüyorum :) Aynı şekilde, yer ve zaman belirtmede kullanılan yazı tiplerini de beğendim; tercih edilen fontlar, orijinaline yakın ve göz yormuyor.

Yazıların balon içi yerleştirmeleri de başarılı... Çeviriden dolayı bazı cümleler konuşma balonlarının içine ucu ucuna sığsa da, bunların olması normal. TNA'da ise bazı sayfalarda yazı tipinin küçültülmesiyle, bu sorunun önüne geçilmişti. Üstelik fontlar arası büyüklük farkı, sayfaların içine düşmedikçe öyle çok da belli olmuyor.

Çeviriden de kısaca bahsedeyim. Genel olarak, serinin çevirisini beğendim. Gerçi, Sentry'de bazı arka plan yazılarının çevrilmemesi gözüme batsa da serinin diğer sayılarında bununla pek karşılaşmadım.


The New Avengers, çizgi romana yeni başlayacaklar için muhteşem bir tercih! Olay örgüsünde kayıp yaşamamak için Avengers Dağıldı ve Gizli Savaş'ın okunması gerekiyor ama tek gereken de bunlar. İsteyen, önceki çizgi romanlara bakabilir fakat Avengers üyeleri değiştiği için klasik Avengers'ı ve eski maceraları illa da bilmek gerekmiyor. Sadece, sayılar arasına giren bazı çizgi romanlara dikkat edilmeli. Bunları yaptıktan sonra, kurgusu sürükleyici ve çizimleri müthiş bu serinin sayfaları arasında kaybolmak o kadar da zor olmayacaktır.




post signature

6 Eylül 2016 Salı

Yorum: Jojo Moyes - Senden Önce Ben (Me Before You, #1)

Tür: Aşk, Çağdaş/Modern, Yetişkin
Goodreads Puanı: 4,29 (540.890 oy)
Orijinal Adı: Me Before You
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Ayşe Görür
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 480
BİRBİRLERİNE AŞKTAN BAŞKA VERECEK HİÇBİR ŞEYLERİ YOKTU...

Yaşamın ince detayları Lou'dan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gidip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu...

Geçirdiği motorsiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu düşünüyor.

Peki, asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lou'nun rengârenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur?

Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün...

"Arkadaşların elden ele dolaştıracağı bir kitap olacak."
-The Independent

"Gözyaşları içinde koca bir kutu şekerleme yediğinizi hayal edin."
-The Oprah Magazine

"Bu hikâyeyi kitap bittikten çok uzun bir süre sonra bile hatırlayacak, her daim yanınızda taşımak isteyeceksiniz."
-Romantic Book Lover
Romantizm ağırlıklı kitaplar okuyan biri değilim, aslında... Okuduğum çoğu aşk konulu kitap ya karakterlerinin davranışlarıyla ya da konusuyla beni sinir etmeyi başarıyor. Senden Önce Ben'de de bu durumu yaşamam, beni şaşırtmamalı... Kitabı severek okudum. Fakat teşekkür yazısını da okuyup kitabı kapattıktan sonra bir kez daha anladım ki, bu tür kitaplar bana göre değil...

Kurgunun çok da özel bir yanı yok; birbirlerinin hayatına anlam katan iki kişi arasındaki bağı işleyen bir olay örgüsü var. Kurgunun sevdiğim özelliği, Lou ve Will ikilisinden ziyade diğer karakterlerin gerçekçiliğiydi; Lou ve Will'in aile üyeleri, iyi-kötü her yönüyle işlenmişti. Özellikle de Lou'nun ailesinin verdiği tepkiler ve düşünme biçimlerini çok gerçekçi buldum. Daha çok, aile üyelerinin ilişki dinamikleri gözüme çarpmıştı; bunları incelemekten keyif aldım.

Anlatım, birden fazla kişinin bakış açısından oluşuyordu; asıl anlatıcı Lou olsa da Will'in annesi, Nathan, Treena gibi yan karakterlerin ağzından anlatılan birkaç bölüm de vardı. Lou'nunki dışındaki anlatımları garip buldum ben, neden bilmiyorum... Diğerleri olaylara daha yalın ve olduğu gibi baktığı için olabilir. Lou'da ise biraz Pollyannacılık var; bu, Lou'nun renkli kişiliğiyle birleşince diğer karakterlerin anlatımlarını daha boş ve eksik bulmam normal sanırım :)


Kitabın yazım hatalarıyla dolu olması canımı çok sıkmıştı. Öyle ki, yazım hataları yüzünden anlatıcının değiştiğini bile fark edemediğim zamanlar oldu. Kitap inanılmaz akıcı olsa da, bu durumun akıcılığı bayağı bir zedelediğini söyleyebilirim.

Kitabı okumadan önce filmini izlemiştim ben ve filme bayılmıştım. Bunda, oyuncularının payı vardı. Kitabını, filmini sevdiğim için okumak istemiştim. Filmle arasında bazı ufak farklılıkların olduğunu görmek sevindirdi beni; böylece, bildiğim bir kurguyu tekrardan okumak zorunda kalmadım. Kitap, filmden çok daha fazlasını içerse de filmi daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.

Gelelim, herkesin bu kadar yaygara kopardığı o sona...Kitabın/filmin sonunu duymayan kalmamıştır diye düşünüyorum, ama ben yine de spoiler vermemeye çalışarak hislerimi, düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım. Baştan söyleyeyim, kitabın sonunu hiç ama hiç beğenmedim ve beğenmeme nedenlerim de bir hayli fazla... Öncelikle, Will'in intiharı düşünmesini ve bu tercihin arkasındaki nedenleri anladığımı belirtmek istiyorum. Onun yerinde olsaydım ben de aynı şeyleri yapar mıydım, bilmiyorum... Fakat şahsen, benim aklıma bu sonu değiştirebilecek birkaç sağlam fikir geliyor.

Yazının devamı spoiler dolu olduğundan, kitabı okumadıysanız son paragrafa atlamanızı tavsiye ederim. Yok, ben merak ederim diyorsanız; buyurun :D


Will'in intihar düşüncesinin ardında birden fazla etmen olduğu için fikrini değiştirmek zor olacaktır, bunu biliyorum. Ama dikkatinizi çekerim, imkansız değil... Will, kaza geçirmeden önce de her istediğini almaya alışmış biriydi. Kazadan sonra değişmeyen tek özelliği de sanırım, bu. Nitekim, kazadan sonra geçirdiği zamanın çoğunda intiharın tek çözüm olduğuna inanarak hareket etmiş ve bunu elde edene kadar da her şeyi denemiş. Lou'nun babası diyor ya, "Böyle adamların fikrini değiştiremezsin," diye... Bu düşünce bir yere kadar doğru olabilir; ama burada birinin hayatından bahsediyoruz ki, Will'in bu kararı verirken zihnen ne derece sağlıklı olduğu da muamma. Hayatını baştan aşağı değiştirecek böyle bir deneyim yaşayan herhangi bir bireyin, yıllar sonra bile olaydan kaynaklanan bazı problemlerle boğuşması normal. Kitap boyunca Will'in sağlıklı bir zihne sahip olduğu gösterilse de, Will'in bu konu üzerine bir profesyonelle konuştuğundan bahsedilmediğini hatırlıyorum. Ayrıca, kendisine "fikrini değiştirmesi için" verilen 6 ay boyunca başka tercihlerin varlığından bahsedilmemesi; Will'in bu düşünceyle bir başına bırakılması da bu sonu kaçınılmaz olarak gösteriyor. Yazar burada, Lou'yu o kişi olarak olay örgüsüne dahil ediyor; Lou'nun hayat enerjisine, renkli kişiliğine rağmen bu sonu Will'in kararlılığı olarak yorumlatıyor. Olması gereken bu olabilir; Will böyle bir karar veremez, demiyorum ben. Will'in kendi hayatını sonlandırma kararını verirken her şeyi enine boyuna düşünmediğine, ihtiyacı olan manevi desteğin kendisine verilmediğine inanıyorum. Bu sonun, umudun yokluğunu pekiştirdiğine de inanıyorum. Bu nedenlerden dolayı, bu sonu beğenmedim; yetmedi bana. Bir de, kitabı bitirdikten sonra serinin devam kitabında Lou'nun neler yaşayacağını öğrenmiştim. Bütün bu olanlardan sonra Lou'ya böyle bir son yazılıyorsa, daha ne diyebilirim ki... Serinin devam kitaplarını da bu yüzden okumayı düşünmüyorum; maddi kaygılardan dolayı yazılmışlar gibi geliyor bana ve bazı şeylerin tadında bırakılması gerektiğini düşünüyorum.

Senden Önce Ben'in kurgusu gerçekçi, anlatımı akıcı... Kitabı, yazım hatalarına rağmen severek okudum. Filmi izlemeden önce kitabını okusaydım, kitabı daha fazla heyecanla okuyabilirdim sanırım. Fakat ne olursa olsun, nasıl okursam okuyayım o sonu kabul etmiyorum, etmeyeceğim!



"Bu dünyaya bir kere geliyoruz. Onu dolu dolu yaşamak senin görevin."





post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...