21 Eylül 2015 Pazartesi

Yorum: Leigh Bardugo - Çöküş ve Yükseliş (The Grisha, #3)

Tür: Aşk, Fantastik, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 4,21 (26.365 oy)
Orijinal Adı: Ruin and Rising
Yayınevi: Martı Yayınları
Çeviri: Ömer Mülazım
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 432
Hepimiz ölürüz ama herkes bir amaç uğruna ölmez

Güneşin Elçisi Alina, Karanlıklar Efendisi'yle yaptığı son savaştan mağlubiyetle ayrıldıktan sonra yeraltındaki tünellere, Beyaz Katedral'e sığınır. Oldukça zayıf düşmüştür ve güneş ışığı olmadığı için gücünü de çağıramamaktadır. Tek çare, eski haline kavuşana kadar Apparat'ın dediklerini yapmaktır. Malyen ve Grishaların gizli bir planla Apparat'ı kontrol altına alması, Güneşin Elçisi adına mücadeleyi daha da zora sokar.

Alina'nın şimdi, Karanlıklar Efendisi'ni alt etmesi için gereken tek gücün anahtarı olan ateşkuşunu bulması gerekmektedir. Peki onu bulup üç büyüteci bir araya getirdiğinde, Karanlıklar Efendisi'yle yüzleşerek Karanlıklar Diyarı'nı yok edecek kadar kuvvetli olabilecek midir?
Çöküş ve Yükseliş'i, Kuşatma ve Fırtına'yı bitirdikten hemen sonra okumaya başlamıştım. Hatta kitabı bitirdiğim sırada dışarıdaydım, Çöküş ve Yükseliş ise evdeydi. Eve nasıl geldim, ne ara kitabı elime aldım da bitirdim; bilmiyorum. Meraktan gözüm hiçbir şey görmemişti, sanırım :D Keşke kitabın  sonu için de aynı memnuniyeti hissedebilseydim.

Çöküş ve Yükseliş yorumuma geçmeden önce, serinin diğer kitaplarının yorumlarına göz atmak isterseniz Gölge ve Kemik yorumum için buraya; Kuşatma ve Fırtına içinse şuraya tıklamanız yeterli ^_^ Ayrıca, yorumumda hem önceki kitaplar hem de bu kitap ile ilgili çok az bir miktar spoiler olacağını da belirtmeliyim.

Çöküş ve Yükseliş'in geneline bakacak olursam gözüme çarpan ilk şey, kitabın heyecan çizelgesinin Kuşatma ve Fırtına'nınkiyle ters orantıda olduğu. Kuşatma ve Fırtına'nın başlarında sıkıntıdan patlarken sonlara doğru heyecanın artmasıyla yerimde duramamıştım. Çöküş ve Yükseliş, bu heyecanı kaldığı yerden devam ettiriyor, hatta dozu daha da arttırıyor. Aralarda minik sürprizlerle okuyucuyu şaşırtıyor. Ama kitabın sonlarına doğru kurgu yavan, anlatım boş gelmeye başlıyor. Kitabın son kısımlarında Kuşatma ve Fırtına'nın ilk bölümlerindeki gibi hissettim. Bardugo, serinin sonunu aklına son anda gelmiş gibi yazmış ama tüm bunları çok önceden planlamış gibi kurgulamaya çalışmış. Ters köşe yapıp okuyucuya şaşkınlık nidaları attırmak istemiş, ama olmamış ya...

Bilhassa şu son büyüteç meselesinde, Bardugo bizi şaşırtıp aslında kurgunun çok daha derin olduğunu göstermek istemiş. Ama bunu pek yapamamış... Ben mi kaçırdım acaba diye önceki kitapları da bir karıştırdım ama yok... Böyle önceden planlanmış, ters köşe yapan kaliteli kurgularda seriye dağıtılmış üç-beş ip ucuna rastlanır genelde. Bunlar bırakılır ki o sürpriz finalin son anda kurgulanmadığı, ince ince işlendiği mesajı verilsin. Buna ek olarak, tüm bu ip uçlarını ters köşe anından sonraya kadar fark etmemiş olmak da ayrı bir heyecan verir okuyucuya. Bu iki nedenden dolayı bizi o şaşırtıcı sona götüren ekmek kırıntılarının, kurgunun kalitesini gösterdiğini düşünüyorum. Bu kırıntılardan hiçbirisini Grisha üçlemesinde bulamayınca, ben de yazarın kurguya hakimiyetini sorgulamaya başladım ve yazarın kurguya düşündüğüm kadar çok hakim olmadığına karar verdim. Bardugo, yazacağı sonun şaşırtıcılığının yüksek olmasını istemiş ve başarmış olabilir. Ama benim için bu, yeterli değil! Ben, önceki kitaplardan bu sonu destekleyecek izler isterim; birkaç bölüm öncesinde üstü kapalı ifade edilen şeyler, bunun yerini tutmaz.

Bütün bu hislerimin bir diğer nedeni beklentimin farklı olması, olabilir diye düşünüyorum. Ben Kuşatma ve Fırtına'yı elime alana kadar blog aleminde bu seriyi takip eden neredeyse herkesin seriyi bitirdiğini görmüştüm ve serinin muhteşem bir şekilde bittiğini ifade eden yorumlarını okumuştum. Bu düşünceyle ve beklentiyle son iki kitaba başlamıştım. Kuşatma ve Fırtına, genel olarak umduğumdan bir tık aşağıda kalsa da, bu durumu kafaya pek takmamıştım. Ama serinin son kitabı Çöküş ve Yükseliş, özellikle de o son, hiç de beklediğim nitelikte değildi. Tatmin olmadığım bir finalle bu kitabın ve Grisha serinin sonlanması hiç beklemiyordum. Bu yüzden, bayağı hayal kırıklığına uğradım.

Bunlar dışında birçok karakterin harcandığını düşünüyorum, özellikle de Nikolai'nin... Nikolai bilinenden çok farklı bir geçmişe sahip, birçok okur tarafından da sevilen bir karakter. Karakterin geçmişine kabaca değinildiğini düşünüyorum. Nikolai için ayrıntıların yer alacağı birkaç bölümlük flashbackler kitapta yer alsaydı, daha güzel olabilirdi. Yazarın derinliğe sahip böyle bir karakter için neden böyle şeyler yazdığını bir türlü anlayamıyorum. Amacı olmayan bir hamleymiş gibi geliyor bana. Bir de tabii, Karanlıklar Efendisi var :) Geçmişinin çoğunun açıklanmaması, hayal kırıklığına uğradığım bir başka olay. Açıklananın ise bir kısmını ben anlamadığım, kurguda bir yere oturtamadığımdan dolayı benim için Karanlıklar Efendisi gizemini hala koruyor. Karşılaştığı sona ise değinmek bile istemiyorum hiç... Koskoca Karanlıklar Efendisi, bu; kaç yüzyıldır ilim ve irfanın doruklarında yaşayan bir güç timsali. Sen git böyle birini saçma kavramının yeniden yazılmasına neden olacak derecede saçmalıkla... Spoiler geliyor...öldür. Başta dirilecek filan sandım ama baktım tık yok yazardan, şaka yaptığını zannetmeye başladım. Sonra anladım ki, bu da Bardugo'nun saçmalamalarından biriymiş...

Kitabı çok eleştirdiğimi biliyorum, ama elimde değil... Gölge ve Kemik, benim severek okuduğum fantastik kitaplardan biriydi. Bardugo'nun kurguladığı dünya çok farklı ve ilginç gelmişti. Sevdiğim bir serinin bu şekilde ilerlemesini ve son bulmasını, beni hayal kırıklığına uğratmasını kaldıramıyorum. Kitabın sevdiğim yanları da var tabii... Örneğin, Alina üçüncü büyütece sahip olduktan sonra yaşananlar -Karanlıklar Efendisi'yle ilgili kısımlar hariç- oldukça iyi kurgulanmıştı. Aynı şekilde ilk sayfalardaki merak ve heyecanın da yeri ayrı. Kitabın son bölümünde olanlar ve hissettirdikleri,tatmin edici olmasa da veda havasını veriyordu.Genel olarak baktığımda Çöküş ve Yükseliş'i severek okuduğumu görebiliyorum; ama o büyüteç meselesi yüzünden kurgunun kalitesinden şüphe duymaya ve Alina yüzünden bütün seriden soğumaya başladım.

Bir seriyi daha bitirdim. Ama keşke, daha iyi bir şekilde veda edebilseydim seriye. Üçüncü büyüteç olayını saçma bulsam da yaratıcı bir fikir olduğunu kabul etmeliyim. Tek eksiği, serinin ustaca planlandığını gösterebilecek, dört bir yana serpiştirilmiş minik ip uçlarıydı. Bardugo bu fikrin içini doldurup sunsaydı, diğer her şeyi boş verebilirdim. Çöküş ve Yükseliş, bir kitap olsa da serinin son kitabı olduğundan sadece kitapta olanları, yazanları baz alarak bu kitabı değerlendiremezdim. Serinin bütünlüğünü göz önüne alarak Çöküş ve Yükseliş'i inceledim. Biraz da bu yüzden kitabı fazla eleştirmiş olabilirim ama kitabı ve seriyi severek okudum ;)



Belki de aşk bir batıl inançtı, yalnızlık gerçeğini kendimizden uzak tutmak için ettiğimiz bir dua... En nihayetinde belki de aşk inanılmaz parlak ve asla ulaşamayacağınız bir şeye özlem duymaktı.





post signature

4 yorum:

  1. "Koskoca Karanlıklar Efendisi, bu; kaç yüzyıldır ilim ve irfanın doruklarında yaşayan bir güç timsali. Sen git böyle birini saçma kavramının yeniden yazılmasına neden olacak derecede saçmalıkla... Spoiler geliyor...öldür." kitaplarda en sevmediğim şeylerden biri kötü karaktere önce bir sürü güç vermek ardından da hak ettiğinden daha basit bir ölüm sunmak. koskoca karanlıklar efendisini tek bir bıçak darbesiyle öldür????? güzelim fantastil bir dünya yaratmışsın daha farklı bir ölüm yazamadın mı diye düşünmüyor değil insan....sırf şu final yüzünden seriyi seviyorum diyemiyorum :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de diyemiyorum! Hayır, ne bileyim bari ışıkla ölseydi... Kız, kesme hareketi mi ne yapıyordu, onu kullansaydı ya yazar. Işık gibi gücü temsil edecek büyülü bir şeyle madem öldürmüyorsun kılıçla öldür, okla öldür. Bıçak ne ya, bildiğimiz bıçak! Şaka gibi cidden :D

      Sil
    2. Aynen :D Hadi onu da geçtim Malyen bari ölü kalsaydı. Yazar sırf Alina/Malyen çifti olsun diye serinin potansiyelini harcadı. Kötüler öldü iyiler kazandı klasiği :<

      Sil
  2. Nikolai volcra'ya dönüştüğü an kitaptan soğudum. Başları eğlenceliydi, dediğiniz gibi. Ateşkuşu yolculuğu sıkıcıydı. Gerçi kitabın başından beri yaptıkları şey o zaten, ama, özellikle bir bölümünde çok sıkıldım. Büyüteç'in Malyen olması ise can sıkıcıydı. Hele Alina ve Malyen'in güçlerini kaybetmesi? Seriden soğumuştum. İşte o yüzden 2. kez okuyorum tüm seriyi. Finali fena değildi. Bıçak sayesinde son dakikalarda Alexander'la konuşma fırsatı bulmuştu. Bardugo'ya laf ettirmem, ama bazı yerleri cidden sıkıcı ve saçmaydı. Onun dışında (ve üzücü sonu dışında) SÜPER'di bence. Böyle olmak zorunda değildi. Malyen'i öldürmezdi, Alexander'ın kötü huylarından vazgeçmesini sağlardı. Nikolai kurtulurdu. Tamam, kabul ediyorum, kaç yıldır bir amaç uğruna beklemiş bir adam kolay kolay vazgeçmez fikrinden. Ayrıca Karanlıklar Efendisi'ni ışıkla öldüremezdi. En azından bıçak ve ışık arasında seçim yapamazdı. Gücü otkazat'syalara dağılmıştı. Silah seçeneğide yoktu. Ama Bardugo pekala bu imkanı sağlayailirdi. Bir kitapta da kötüler kazansa olmuyor...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...