23 Eylül 2015 Çarşamba

Dizi Notları | 5



Okullar kapandıktan birkaç hafta sonra çoğu dizi sezon finalini yapıp araya girmişti. Ben de minik bir izleyecek dizi bulamama dönemi geçirdim. Ama yazın bitişiyle diziler yeni sezonlarına başlıyor. Hatta çoğu kanal, sonbahar dönemine bomba gibi yapımlarla geri dönüyor. Ben de bu yeni dizilerden birkaçına göz attım ve hoşuma gidenleri, Dizi Notları'nın beşinci yazısında işlemek istedim ^_^


Sense8, bu yeni dizilerden değil. Fakat kendisine Dizi Notları'nda yer vermezsem, birçok kişinin muhteşem bir diziyi kaçıracağını düşündüğümden Sense8'i de bu yazıya dahil ettim.

Dizi, dünyanın farklı şehirlerinde yaşayan 8 farklı kişinin hayatını anlatıyor. Fakat bu kişiler zihinsel ve duygusal olarak, bir şekilde birbiriyle bağlantılı. Yani birinin hissettiğini, o anda diğerleri de hissedebiliyor; birinin diğerlerinde olmayan bir becerisi varsa, diğerleri de onu kullanabiliyor. Bağlantıları ise ilk bölümde gerçekleşen bir olayla başlıyor ve bu olaydan sonra bu 8 kişi farklı hissetmeye başlıyorlar. Günlük hayatlarında karşılarına çıkan zorlukları birbirlerinden aldıkları yardımla aşıp hayatta kalma savaşı veriyorlar. Savaştıkları şeyler aile sorunları, para kazanıp evi geçindirmek gibi normal zorluklar olsa da bölümler ilerledikçe bu kişilerin bağlantılarını bilen ve bunu kullanmak isteyen kişi ve kişilerle de olaya dahil oluyor. Bu kişilerin hayatları da bir yerden sonra ortak bir noktada buluşuyor ki bu ortak nokta bu 8 kişinin sahip olduğu kümesel bağlantıyı ele geçirmeye veya ona zarar vermeye çalışanlara karşı durmalarından oluşuyor.

Sense8'i çıktıktan birkaç hafta sonra dizi sitelerinde görmüştüm. Dikkatimi çekse de nedense izlemek istememiştim pek. Bana gelen yorum ve tavsiyeler sonucunda diziye bir şans verdim ve bilin bakalım ne oldu... Dizinin ilk sezonunu 2 gün içinde bitirdim, hem de dizi hemen bitmesin diye bölümlerin arasını uzatmıştım. Dizi, inanılmaz akıcı. İlk bölümü bitirdikten sonra devamını bir çırpıda izlemek istemiştim. Bütün bu bağlantı olayının nasıl olduğu gösterilmişti ama tam olarak açıklanmamıştı. Her bölümde azar azar bilgi verilip olayın yavaşça toparlanması, izlediğim her bölümle birlikte merakımın daha da artmasına neden oldu. Şu anda dizinin ilk sezonu bitti; fakat bu bağlantıyla ilgili doyurucu cevapların verilmediğini düşünüyorum. Dizinin şuradaki wiki sayfasında, dizide verilmeyen veya bölümlerde üstü kapalı bahsedilen bilgiler de bulunuyor. Tavsiyem, ilk sezonu bitirdikten sonra bunlara da bakmanız. Aklınızdaki soru işaretlerinin bir kısmının giderilmesine yardımcı olacaktır. Benim gibi geri kalan cevaplanmamış sorularınız varsa, onların 2. sezona kadar beklemesi gerekecek :)

Senaryo kadar oyuncular da başarılı. Dizide tanıdığımız kadar tanımadığımız, en azından benim daha önce izlemediğim, birçok oyuncu da yer alıyor. Ayrıca dizinin dünyanın 9 farklı şehrinde çekildiğini de söylemem gerek. Yeşil ekran önünde değil de karakterlerin ait olduğu şehirlerde çekim yapılmasının, oyuncuları olumlu yönde etkilediğini ve kurguya gerçeklik kattığını düşünüyorum. Dizinin yaratıcılarının Wachowski Kardeşler olduğunu biliyor muydunuz, peki?

Diziyi tavsiye etmeden önce biraz cinsellik içerdiğini de belirtmeliyim. Diziyi izleyen birçok kişi cinsellik içeren sahnelerin çokluğundan ve farklılığından rahatsız olduğunu söylemişti; ama bence birkaç extreme sayılabilecek olayın dışında rahatsızlık verecek sahneler yoktu. Bu sahnelere takılmadan izlerseniz, diziden keyif alacağınızı düşünüyorum.


Lucifer'ı daha yayınlanmadan Amerika'da annelerin dahil olduğu bir grubun tepkisini toplayan ve kaldırılması için kampanyalar başlatılan dizi olarak tanımıştım. Biraz araştırınca dizinin Neil Gaiman'ın Sandman çizgi roman serisindeki Lucifer karakterinin hayatını anlattığını öğrendim.

Dizi, cehennemdeki hayatından sıkılan Lucifer'ın Los Angeles'ta bir bar açıp burada yaşamaya başlamasını konu ediniyor. Bir gün, değer verdiği birinin cinayetine tanık oluyor. Katili bulmaya çalışırken de FBI ajanı ile karşı karşıya gelince, bundan kurtulmak için FBI'a yardım edip katili bulacağını düşünüyor. Fakat bu arada Amenadiel isimli bir melek de Lucifer'ı ait olduğu yere, cehenneme döndürmeye çalışıyor. 

Dizinin ilk bölümünde anlatılanlar, bundan ibaret. Serinin devamında muhtemelen Lucifer, FBI ile birlikte davalara bakıp çözecek ve ilk bölümde yer alan bazı gizemli olayları aydınlatmaya çalışacak diye düşünüyorum.

Sandman'de Lucifer'ın olduğu kısımları veya Lucifer'ın kendi çizgi romanını okumadım. Fakat diziyi izlerken Lucifer'ın kendine has tavırlarında ve davranışlarında Gaiman'ın mizahını görür gibi oldum. Merak edip biraz araştırma yaptım. Diziyi çizgi romanı ile karşılaştıracak olursam, sanırım dizide sadece şeytanın cehennemi terk edip L.A.'da bar açma fikrini ve birkaç karakter ile Lucifer'ın bazı karakteristik özelliklerini kullandıklarını söyleyebilirim. Bunun etrafında gelişen çoğu şey senaristlerin yazdığı, çizgi romanda yer almayan olaylardan oluşacaktır diye düşünüyorum. Ayrıca, Lucifer'ın çizgi romandaki "ışık getiren" ismine yakışan sarışın, beyaz tenli ve yakışıklı bir genç adam görünümünün dizide kullanılmadığını da belirteyim. Dizide Lucifer'ı Tom Ellis canlandırıyor; kendisi sarışın olmasa da farklı bir karizması var; Lucifer'ı oldurmayı başarmış bence.

Dizinin pilot bölümünün nete, dizinin başlamasına daha çok varken düştüğünü belki duymuşsunuzdur. Dizi daha başlamadan çok tepki çektiği için, Fox'un bunu izleyicilerin nabzını ölçmek amaçlı bilerek nete düşürdüğünü düşüneneler var. Neden düştüğü bilinmez ama ben ne bunu ne de tepkileri önemsiyorum. Dizinin oldukça başarılı bir yapım olduğu gerçeğini geçtim, Neil Gaiman'ın kaleminden çıkan bir karakter bu. Sırf bu yüzden diziye devam etme kararı alırım :) Neil Gaiman demişken... Kendisi, kişisel tumblr hesabından bu tepkilere çok güzel bir yanıt vermişti; bakmak isteyenleri buraya alayım ;)

Kısacası Lucifer bol aksiyon ve mizah içeren, Neil Gaiman'ın çizgi romanından uyarlanan bir dizi. IMDb'de 8,7 puan aldığına göre, gösterilen tepkilere rağmen izleyicilerin beğenisini kazandığını söyleyebilirim. 


Minority Report, 2002'de Spielberg'ün yönetmenliğini yaptığı aynı isimli filmden uyarlanan bir yapım. Diziye başlamadan önce filmini izlemenizi tavsiye ederim, zira dizi filmde yaşanan olaylardan 10 yıl sonrasını anlatıyor.

Filmi izlemeyenler için, spoilersız mini bir özet geçeyim. Gelecekte PreCrime dedikleri -Türkçe'ye Suç Öncesi diye çevrilmişti sanırım- bir dönem bulunuyor. Kurulan sistem sayesinde cinayetler önceden belirlenip önleniyor ve suçlular gelecekte teşebbüs edecekleri cinayetlerden dolayı tutuklanıyor. Sistem, kahin olarak adlandırılan 3 kişi üzerine kurulu. Onların gördükleri sahneler kaydedilip tekrar tekrar oynatılarak cinayet anına dair ip uçları yakalanıyor, katil ile kurban belirleniyor. Film, bu cinayetlerin önceden görülüp önlendiği dönemi anlatırken dizi ise bundan 10 yıl sonrasını konu ediniyor. Dizinin konusu, filmi izlemeyenler için spoiler barındırdığından dizi ile ilgili ayrıntılı bir özet geçemeyeceğim. Her iki yapımda da ana karakterlerin kahinlerden birini ve bir ajanı barındırdığını, olayların bunlar etrafında döndüğünü söyleyebilirim. 

Diziyi, filmden önce izlemiştim ben. Bu yüzden filmini izlerken neler olacağını aşağı yukarı biliyordum. Filmi izledikten sonra dizide, filme dair birkaç göndermenin yapıldığını fark ettim. Aynı kurguyu paylaşan böyle yapımların arasında kopukluk olmaması, dizi için bir artı, benim gözümde. Sanırım Spielberg de dizinin yapımcıları arasında yer alıyor. Kendisiyle kaç bölüm için anlaşıldığını bulamasam da ismini bu ekibin arasında görmek güzel ;) Aynı şekilde, filmde oynamış birkaç oyuncuyu dizide görmek de güzeldi.

Dizilerin son zamanlarda konu sıkıntısı çektiğini, bu yüzden de zamanında ilgi çeken birçok filmin diziye uyarlandığı görüyoruz. Minority Report da bunlardan biri. Diziyi öyle çok başarılı bulmasam da şimdilik iyi bir başlangıç yaptığını düşünüyorum. Bir filmin bir de dizinin oyuncu kadrosuna bakıyorum da... Umarım ilerleyen bölümlerde diziye filmde yer almış oyunculardan veya başka kaliteli oyunculardan katılanlar olur. Dizinin şu anda tek eksiği buymuş gibi geliyor bana.


Limitless da Minority Report gibi aynı isimli filmin, dizi uyarlaması. Yine, dizinin film ile aynı kurguyu paylaştığını ve diziye başlamadan önce filmi izlemenizin daha iyi olacağını belirtmeliyim. Ama filmi önceden izlemediyseniz de çok bir şey kaçıracağınızı düşünmüyorum. Çünkü filmdeki kurgunun benzerini, farklı karakterlerle pilot bölümünde bulabilirsiniz ve bölümün sonunda filme dair ufak açıklamaları yakalayabilirsiniz.

Dizi, başka ana karakterlerle filmin bıraktığı yerden ama birkaç yıl sonrasından devam ediyor. İki yapım da NZT denilen, insanın beyninin kullanımını maksimuma çıkaran bir tür uyuşturucuyu farklı ana karakterlerin tüketmesini ve sonrasında yaşadıklarını anlatıyor. Dizi, filmin devamı niteliğinde olduğundan bunda da filme yapılan minik göndermelerle karşılaşmak mümkün.

Dizide gözüme çarpan ilk şey, efsane bir oyuncu kadrosunun olduğu. Farklı yapımlardan tanıdığımız birçok oyuncuyu Limitless'ta görmek mümkün. Shameless'ın Mike'ı, Dexter'ın Debra'sı, Fringe'in Nina Sharp'ı CSI: NY'un Sheldon'ı ve daha bir çoğu Limitless'ın oyuncu kadrosunda yer alıyor. Dizinin pilot bölümünde filmin başrol oyuncusu Bradley Cooper'a yer verilmesi de dizinin hoşuma giden özelliklerinden. Biraz araştırınca Bradley Cooper'ın dizide birden fazla bölümde yer alacağını ve aynı zamanda dizinin birkaç bölümünün yapımcılığını üstleneceğini gördüm.

Film ve dizinin ana karakterleri, başlangıçta benzer birçok özelliğe sahip gibi görünseler de ayrıntıda aslında farklılık gösteriyorlar. Ana karakterlerin özellikleri, hapı keşfetmesi ve sonrasında yaşadıkları neredeyse birebir aynı. Hatta pilot bölüm ile filmde olay örgüsüne başlangıç şekilleri bile aynı ki pilot bölümde bir yere kadar aynı şeyler yaşanıyor gibi görünüyor. Neyse ki bir yerden sonra olaya filmde yer almamış farklı değişkenler giriyor ve dizideki olay örgüsünde farklılıklar başlıyor. Böyle olmasaydı, birbirini tekrar eden yapımları izlemek zorunda kalacaktık ve bu, dizi için hiç de iyi bir başlangıç olmayacaktı. Neyse ki, bölümün sonuna doğru olayların farklılaşacağının sinyalleri verildi. Dizinin ilerleyen bölümlerinde bu ayrıntıların öne çıkarılıp dizinin filmin ikizi gibi görünmesine neden olan benzerliklerinden arındırılacağını düşünüyorum. Bu yüzden eğer filmi izlediyseniz, benim gibi sıkılmamaya çalışıp biraz sabredin. Böyle muhteşem bir oyuncu kadrosu ile önceki film versiyonuyla böylesine işbirliği içinde bir dizi bulmak, biraz zor.

Şu bilgiyi de düzeltip Dizi Notları'nı burada bitireyim: Limitless'da kullanılan, beynimizin sadece %10-20 gibi bir kısmını kullandığımız bilgisi aslında yanlış. Beynimizin hepsini; her lobunu, bölümünü kullanıyoruz. Kurgu doğru bir ilke üzerine oturtulsaydı, benim için daha gerçekçi olacaktı. Yine de, kurgu bunlar deyip geçiyorum ^_^

post signature

2 yorum:

  1. Sense8'in bende aşığımı oldum. Özellikle de o bir beraber şarkı söyledikleri sahne vardı ki hala açıp açıp izliyorum. O andan sonra diziye aşık oldum zaten. Bu arada haber vereyim Limitless'ın reytingleri kötü başladı. Sanırım minority report da çok iç açıcı değilmiş. :(
    Sense8'de herkes favorim sanrıım ya. Favori karakterim şu diyecektim sonra diğerlerine haksızlık yaparım diye düşündüm ama Kala ve Wolfgang sahnlerinden çok ayrı zevk aldığımı söylemem gerekir. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Minority Report ve Limitless için ben de öyle duydum :/ Benim de Sense8'de favorim Riley diyorum, hop aklıma Sun geliyor, Wolfgang de iyi aslında derken herkes favorim oluveriyor :D

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...