2 Ağustos 2015 Pazar

Ne(ler) Yapıyorum | 8


Cehennem sıcağının hüküm sürdüğü bir İzmir'den herkese merhaba!!! Havalar o kadar bayıcı, o kadar sıcak ki kutuplara taşınmayı düşünür oldum. Ben zaten sıcağı sevmeyen bir insanım, şu ağustos sıcakları geçene kadar evden dışarı bir adım dahi atmayı istemiyorum ama işte...

Şu sıcakların geçmesini beklerken neler yaptığıma gelelim... Uzun, hem de çok uzun bir zamandır blogla ilgilenmediğimin farkındayım. Tam yazı hazırlayacağım, sürekli bir şeyler girdi araya: hasta oldum, Türk dizilerine kapıldım, laptopum bozuldu, vs. Bu engeller ise en başta kitap okuma düzenimi bozdu, tabii.


En son Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'i okuyup yorumlamıştım. Kitabın etkisinden kolay kolay çıkamadığım için bir 5-6 gün kendime izin vermiştim, kitap okumayacaktım. Ama daha sonra tekrar kitap okumaya başlayamadım bir türlü. Ancak geçen hafta, daha sonra okumak üzere yarım bıraktığım Jack Kerouac'in Yolda'sına başlamıştım. Kitabın konusuna uygun olsun diye de kitabı hep yolculuk ettiğim sıralarda okumaya çalıştım. Nitekim kitap birkaç gün önce, eve dönüş yolculuğumda bitti. Kitabın bana hissettirdikleri hakkında o kadar çok konuşmak ve yazmak istiyorum ki... Kitabın yorumunu acele etmeden, yavaş yavaş yazacağım. Düşüncelerim üstünde biraz düşünmem lazım, yoksa karman çorman bir duygu seli çıkacak ortaya ^_^

Yorum Cadısı'nın yeni yaş çekilişinin başlamasına birkaç gün kala gribe yakalandım. Evet, yazın ortasında grip olabiliyorum ben :D Geçen sene de benzer bir deneyim yaşamıştım, zaten. 1 hafta boyunca gözlerimi açmak ve nefes alıp vermek dışında bir şey yapmak istemedim. Bu yüzden de kitaplara ara verip dizilere sardım, yine. Altyazı okuyacak dikkati de toparlayamadığımdan Türk dizilerine bakayım dedim, demez olaydım. O günden beri ilgimi az da olsa çeken her Türk dizisine şöyle bir göz attım, birkaç bölümünü izledim. Hastayken içimdeki Türk kızı ortaya çıktı resmen; ıhlamurlar eşliğinde Türk dizilerini götürdüm durdum :D Bu eylem, iyileşince de devam etti; ıhlamurun yerini çiğdem aldı. Ben Türk dizisi sevmem, çok yapaylar filan derdim; ama o iyileşme sürecinde bir şeyler oldu bana, hala da olmaya devam ediyor.


Zaten çok fazla yerli oyuncu bilmem, bildiklerim ise çok sevdiklerimdir. Ben de yerli dizi seçimi yaparken bu kriteri göz önüne aldım. Mesela Özge Özpirinçci'yi çok beğenen biri olarak, şu an yeni sezonunun başlamasını beklediğim Aşk Yeniden adlı dizisini izledim hastayken. Bu sıralar ise her cuma ekran başına kilitlenip Kiralık Aşk'ı izliyoruz kardeşimle :D Başroldeki kız nasıl sevimli, nasıl doğal... Diziyi asıl izleme sebebim Elçin Sangu'yken, yavaş yavaş Barış Arduç'la arasındaki kimya da işin içine giriyor. Eh, tabii bir de diğer karakterlerin aralarındaki uyum ile dozunda duygularla desteklenen senaryo da var. Kısacası, ben bu diziyi final yapana kadar takip ederim gibi görünüyor. Arada böyle içinizdeki Türk kızını/erkeğini serbest bırakmanızı tavsiye ederim, değişiklik oluyor ^_^


Yabancı dizilerden ise Dominion'ı takip ediyorum, düzenli olarak. Tam sıkılmaya başlıyorum, bir yerlerden bir sürpriz çıkarıp beni kendine bağlıyor dizi. Diziyi ilk bölümlerdeki kadar şevkle izleyemesem de, diziyi izlemek için yeterli motivasyonum var şimdilik. Hannibal'ın iptal kararını öğrendikten sonra diziyi o eski hevesle izleyemiyorum artık. Birkaç yeni yabancı diziye başlasam da hiçbiri bende devam etmemi gerektirecek etkiyi bırakamadı.


Film olarak en son Jurassic World'ü izledim ve bayıldım :) Yorumunu girmek istiyorum ama muhtemelen yorum yazmadan önce en az bir kez daha izlerim filmi. Onun dışında izlediğim başka filmler vardı ama hatırlayamadım şimdi.

Önümüzdeki günlerde blogla ilgileneceğimi yazmak istedim ama geçtiğimiz hafta staja başladığım için yaklaşık bir 3-4 hafta beni buralarda göremeyebilirsiniz. Ben ise o sıralarda boş bulduğum her vakitte kitap okuyup sonradan gireceğim yorumları için notlar almakla meşgul olacağım. Arada sırada Yorum Cadısı'nın instagram hesabından fotoğraflar paylaşarak blogla bağımı koparmamayı planlıyorum.

post signature

8 yorum:

  1. Yazının başındaki caps'i görür görmez sesli güldüm zaten:D Hasta olmamama rağmen (bu arada, geçmiş olsun) bu sıcaklar yüzünden ben de bu haldeyim mesela. İnstagram hesabını da yeni keşfettim. Gerçekten çok iyiymiş. River Song'un günlüğü ve Çapulcu Haritası'nı çok beğendim özellikle:) Fırsatım olursa ben de aynılarından yapmaya çalışacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler :) Yap yap, merakla bekliyorum çalışmalarını ^.^

      Sil
  2. Sense8'e başla <3 Ya da The Strain <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. The Strain'e başlamıştım, birkaç bölüm de izlemiştim hatta ama daha sonraları sarmadı diye yarım bıraktım. Sense8 tanıdık geldi, bir yerde denk gelmiş olabilirim. Buna bir bakayım ben, en kısa zamanda ;)

      Sil
  3. Efsane,Deha,Şampiyon. Bu üçlüyü okuman gerekiyor. Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler kitabından sonra ilaç gibi gelen bir seri. Şuan Tanrının formümünü okuyorum eğer güzelse bunlar gibi tavsiyede bulunabilirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tavsiyelerin için teşekkürler :) Efsane serisini çıktığı zamandan beri almak istiyorum ama serinin diğer kitaplarında ilk kitabın heyecanı, tadı olmadığını duymuştum birçok kişiden. O yüzden biraz çekiniyorum gibi...

      Sil
  4. Biraz azalıyor ama hep kafanda kitabı kapattığında şimdi ne olacak diye düşünüyorsun. Yada istersen en iyisi sen Kan Şarkısını yada Shantram mı oku. Shantram okuyabileceğin en iyi kitap listesine gireceğine eminim. Kan Şarkısı Fantastikte ise harika.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kan Şarkısı'nı okumuştum ve bayılmıştım :D Shantram'ı da bir araştırayım ;)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...