31 Ağustos 2014 Pazar

Bu ay ne(ler) okudum (Ağustos/2014)


Bu ay kitap okumamda bir düşüş gerçekleşse de, ağustosu gayet iyi kotardığımı düşünüyorum. Çünkü ağustosun ortalarında korktuğum oldu; birkaç yıl önce ilk kez deneyimlediğim dizi izleme manyaklığıma geri dönüş yaptım. Günün dörtte birini uyku, yemek gibi çeşitli ihtiyaçlara ayırıp kalan zamanımın hepsini dizi izleyerek geçirdiğim dönemler geri geldi... Eh, doğal olarak kitap okumayı şimdilik boş verip bütün gün dizi izliyorum :)


1984, bu ay bitirdiğim ilk kitaptı. Başarıyla kurgulanan dünyası, hissettirdiği yüksek gerilimi ve aksiyonuyla başucu kitaplarımdan biri oldu. Kitaba başlamadan önce çok büyük beklentilerim olduğunu ve bütün beklentilerimin de karşılandığını belirtmeliyim. Bu kitabı tartışmasız, herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.

Yandaş ise bu ayın son kitabıydı. Kitaba başlamadan önce o kadar uğraştığım halde spoiler yemiştim. Ama daha sonra yediğimin spoiler olmadığını, yalan bir bilgi olduğunu öğrenince kitabın kalan kısmını keyifle okudum. Yine de, kitapta bir şeylerin eksik olduğunu düşündüğüm için kitap benden tam puan alamadı.

Ağustos ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

7 Ağustos 2014 Perşembe

Ne(ler) Yapıyorum | 4


Kendimi çok fazla şeye kaptırdığım zaman başıma gelen şeylerden biri de zaman kavramını kaybetmek... Yazdığım son kitap yorumunun üstünden bir hafta geçmesine rağmen bana haftalar geçmiş gibi geliyor. Bunun tek nedeni şu sıralar çok fazla dizi izlemem ve kendimi bu dizilere çok fazla kaptırmam. Öyle ki, bir diziye yetiştikten sonra aynı yukarıdaki görseldeki kız gibi kalakalıyorum. Bu durumdan kurtulmak için de bir başka diziye başlıyorum. Kendimi biraz olsun toparlamak için bu yedi günde neler yaptığımı açıklayan bir yazı hazırlamak istedim. Ayrıca bu yazı, önümüzdeki günlerde gelecek yorumlar ve tanıtımlar için minik bir ön gösterim niteliğinde olacak :)


Kitap okuma konusunda biraz yavaşladım, geçen ayki performansın çok altındayım ama bir şekilde idare ediyorum ;) En son 1984'ü bitirdim, yorumunu da yazmaya başladım. Şimdi ise Yandaş'ı okuyorum. Kitabın sonu hakkında spoiler yediğim için pek heyecanlı olmasam da olayların nasıl o hale geldiğini merak ediyorum ve sanırım kitabı okuma nedenim de bu.


Temmuz ayı boyunca izleyecek dizi bulamadığım için bolca kitap okumuştum. Şimdi ise dizi izlemekten kitap okuyamıyorum. Çoğu yabancı dizinin konusuna bakmışlığım, dizilere şöyle bir göz atmışlığım vardır. Ama nasıl olur da Suits'e hiç bakmadım, aklım almıyor. Suits, geçen aydan itibaren birkaç defa gözüme çarptı; ama daha önce nasıl böyle bir diziyle karşılaşmadığımı anlayamıyorum. Yaklaşık bir hafta önce dizinin ilk bölümlerini izledim ve birkaç günde diziye yetiştim. Tam Suits'e tanıtım yazısı hazırlamayı düşünürken ise dün karşıma Dominion çıktı, ona da yetişmeyi başardım. Dominion'ı ise bayağıdır görüyordum ama konusu ilgimi çekmediği için bakmak istememiştim. Arada böyle izleyecek dizi bulamamak gerekiyor ki, severek izleyeceğim yeni diziler keşfedebileyim. Her ikisine de birer tanıtım yazısı hazırlamak istiyorum. Hazırlayamasam da buradan Suits'i, White Collar tarzı dizileri sevenlere; Dominion'ı da dini ögelerle harmanlanmış kıyamet sonrası/fantastik türlerindeki dizileri sevenlere tavsiye ediyorum.

Bir de, Fargo var... Temmuzun son günlerinde Fargo'nun birkaç bölümünü izleyip bırakmıştım. Dizi hakkında çok bir şey bilmiyordum, Martin Freeman'ı farklı bir aksanla izlemek istediğim için diziye başlamıştım. İlerleyen günlerde yeni diziler bulmak yerine Fargo gibi yarım bıraktıklarıma dönmeyi düşünüyorum. Aynı zamanda her hafta yeni bölümleri gelen dizilere de devam etmek istiyorum.


Bu hafta içinde çok fazla film izlemedim. Geçen hafta World War Z'yi izlemiştim. İzlediğim en iyi zombi filmiydi. Filmi keşke daha önce izleseydim diyorum, çünkü filmin tanıtımını çok önceleri görmüştüm ama nedense filmi beğenmeyeceğimi düşünmüştüm. The Fountain ise tavsiye üzerine izlediğim filmlerden. İzleyecek bilim kurgu filmi ararken The Fountain'a denk geldim. Filmin bilim kurguyu baz almadığını, bu türün gereçlerini kullanarak izleyiciye anlatmak istediklerini anlatmaya çalıştığını düşünüyorum. Filmi bilim kurgu olarak görmediğiniz takdirde, kafanız daha az karışacaktır. World War Z'nin yorumunu yazabilirim ama The Fountain'ın yazamayacağımı düşünüyorum. Film o kadar derin, o kadar yoğun ki... Filmi düşünürken bile düşüncelerime hakim olamıyorum, yorumunu nasıl yazabilirim ki? The Fountain'ı birkaç kere daha izlemek istiyorum ama izlemeye de korkuyorum. Böyle garip, güzel, olağanüstü bir filmdi The Fountain... Her iki filmi de şiddetle tavsiye ediyorum :)

post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...