30 Haziran 2014 Pazartesi

Bu ay ne(ler) okudum (Haziran/2014)


Benim için tatil, haziranın ikinci haftası başlamıştı. İlk günlerde tatil sersemliğinden ne yapacağımı bilemez durumdaydım ve hemen kendimi kitaplara verdim. Kitaplar beni çarpmış olacak ki, son haftalarda sıkılmaktan başka bir şey yapamaz oldum. Canım kitap okumak dahi istemedi. Bendeki bu isteksizliğe rağmen, haziran ayını iyi bir şekilde kapattığımı düşünüyorum. Katıldığım Okuma Şenliği sayesinde eski hâlime dönersem, daha da iyi olacak ^_^


Sınavlarım biter bitmez, yarım bıraktığım Doctor Who: Shada'yı elime almıştım. Beklediğimden çok daha başarılı bir kitaptı. Canlı betimlemeleri ve aksiyon dolu kurgusuyla, resmen Doctor Who izliyormuş gibi hissetmiştim. Kitabı o kadar çok sevdim ki, dizisinden daha iyi olduğunu bile düşünüyorum. DW izleyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap, kesinlikle ;)

Ağaçtaki, beni en çok etkileyen kitaplardan biriydi. Kitabın, tüyleri diken diken eden bir kurgusu; yazarın, kurguyu bütün çarpıcılığıyla anlatan bir üslubu var. Özellikle psikolojiyle ilgileniyorsanız, hem aradığınızı bulacak hem de edebi bir kitap okumuş olacaksınız. Kitabı, herkese şiddetle tavsiye ediyorum.

Game of Thrones bitince ben de elimdeki George R. R. Martin kitaplarına el atmak istedim. Kitaplarda gerçekleşen olaylar hakkında diziden az biraz spoiler yesem de aldırmadım. Kargaların Ziyafeti'ni, serinin okuduğum son kitabını çok iyi hatırlamadığım için diziyi baz alarak okudum ve kitap beni pek tatmin etmedi. Serinin diğer kitaplarına göre çok sönüktü. Yine de birkaç karaktere neler olacağını çok merak ettiğim için seriye devam etmeyi düşünüyorum.

Alaska'nın Peşinde, severek okuduğum bir diğer John Green kitabıydı. Sevmediğim kısımları olsa da kitap, düşündürdükleriyle bunu telafi ediyor. Akıcı ve şaşırtıcı kurgusu, kitabı birkaç günde okumanızı kolaylaştırıyor. Kısacası, John Green'in üslubunu seviyorsanız kitaba bir göz atmalısınız.

Haziran ayında sizler hangi kitabı/kitapları okudunuz?


post signature

23 Haziran 2014 Pazartesi

Yorum: True Blood - 7. Sezon 1. Bölüm


True Blood'ın 7. sezonuyla ekranlara veda edeceği duyurulmuştu. Başta dizinin bitmesine itiraz etsem de bu kararın aslında uygun olduğunu düşündüm. Charlaine Harris'in, Güneyli Vampir serisini yazmayı bitirmesiyle dizinin ömrünün de fazla olmayacağı aklıma gelmişti. Zaten bir yerden sonra dizinin senaryosu kitap serisinden bayağı bir koptu ve dizide kitaptan bağımsız olarak daha ne işlenebilir ki diye düşünmeye başladım. Bu sezonda serinin son kitabına uygun bir bitiriş ile seriyi sonlandırabilirler, belki. Umarım dizinin sonu, kitap serisiyle aynı olmaz...

True Blood'da geçtiğimiz sezon finali ortalık bayağı karışmıştı. Sam, 'her insana bir vampir' diyerek insanları korumaya çalışmıştı ve partimsi bir organizasyon düzenleyerek insanlara bu durumun faydalarını gösteriyordu. Ama hasta vampirler düzenlenen organizasyonu basıp karmaşaya neden olmuştu. Dizinin ilk bölümü, kısa bir özetten sonra, vampirlerin neden olduğu yıkımı ve ölümü göstererek kaldığı yerden devam ediyor.



Devamı spoiler içerir.



Bölüm, partiye saldıran vampirlerin üzerine kuruluydu. Partidekilerin bazıları, kaçırılan insanları geri almaya çalıştı. Bazıları da sadece yaraların sardı. Saldırı, beklenildiği üzere büyük bir şok dalgası yarattı Ama asıl şok Tara'nın ölümüydü. Bunu hiç beklemiyordum. Dizinin son sezonu olacağı için senaristlerin Tara'yı öldürdüklerini düşünüyorum. Zaten Tara'nın ölümü dışında bu bölüm için kayda değer pek bir şey de yoktu.

Sookie, dizide bana hep olmamış gibi gelirdi. Fazla yapay, fazla abartılıydı hep. Ama bu bölümde performansını beğendiğimi söylemeliyim. Anna Paquin çok iyi bir oyuncu ama sadece ve sadece bu bölümde Sookie karakterine yakıştığını gördüm.

Bölümün bombası, dizinin final sezonunun ilk bölümünde Eric'in yer almamasıydı, bana göre. Sevgili senaristler, Eric nerede??? Evet, bir Eric fanı olarak yeni sezonda kendisini bol bol görmek niyetindeydim. Malum, geçen sezonda Eric'i alevler içinde gördükten sonra neler olacağını merakla beklemiştim. Eric bu, bundan da kurtulur ama nasıl kurtulduğunu görmek isterdim. Maalesef Eric'i bu sezonda sadece özet kısmında kısacık bir an görebildik. Bütün bölümü bir saniye de olsa Eric'i görmek için izlemiştim ve büyük hayal kırıklığına uğradım.


Dizide dikkatle izlediğim kısımlar, Pam'in sahneleriydi. Diziye biraz renk katan, vampir olayından sonra dünyanın diğer ülkelerinde neler olduğunu gösteren de bu sahnelerdi. Bir de Pam'in Eric'i araması var, tabii. Eric'in nerede olduğunu ben de Pam kadar merak ediyorum. Özellikle Pam'in Eric'in nerede olduğuna dair aldığı bilgiye verdiği tepkiden sonra daha da merak ettim.

Bölümü genel olarak değerlendirirsem, son sezona yakışır bir açılış bölümü değildi bence. Bölümün, 6. sezon sonunda aklımda kalan soru işaretlerini tamamen gidermesini beklemiyorum ama en azından minik de olsa bir ışık tutmasını beklemiştim. Senaristler bol karmaşalı, bol sorulu bir açılış yapmak istemiş olacak ki böyle bir bölüm çıktı karşımıza; Eric'in yokluğu da cabası. Jessica'nın affedilmesi gibi küçük sorunların çözüldüğü ekranlara yansıtıldı ama daha büyük ölçekli olanlar dizinin son sezonuna yayılmış gibi görünüyor. Aslında ben, diziyi nasıl bitireceklerini çok merak ediyorum.

post signature

21 Haziran 2014 Cumartesi

Etkinlik: Okuma Şenliği - Yaz 2014


Pinuccia'nın artık gelenekselleşmiş Okuma Şenliği, bu yaz da devam ediyor :) En son katıldığım şenlik, okul zamanına denk geldiği için etkinliğe sadece ismen katılmış gibiydim. Hedeflerimin çoğuna ulaşamamıştım. Ama bu seferki şenlik hem daha çok kategoriye sahip hem de oldukça eğlenceli gözüküyor ^_^

Şu sıralar sıkılmaktan başka bir şey yapamıyorum, sürekli değişen havalar da bana hiç yardımcı olmuyor. Umarım şenlik sayesinde eski hâlime geri dönüp bol bol kitap okuyabilirim :)

Yaz 2014 Okuma Şenliği hakkında bilgi almak ve şenliğe katılmak isterseniz Pinuccia'nın Kitapları'nı ziyaret edebilirsiniz. Şenlikte yer alan kategorileri ve okuyacağım kitapları yazının devamında belirtiyorum, bakalım bu sefer kendimi aşabilecek miyim ^_^

1. Kategori (10 puan): İsminde yaz mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların yazın geçtiği bir kitap. 
Gece Okulu - C. J. Daugherty | 448 sayfa | Dex Yayınları. Kitaba şöyle bir göz atıp olayların yaz aylarında geçtiğini kontrol ettim.

2. Kategori (10 puan): Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Güzel Şeytan - Kelly Keaton | 242 sayfa | Dex Yayınları. Yazarın daha önce Karanlığın Kızı kitabını okumuş ve çok sevmiştim. YORUMLANDI.

3. Kategori (10 puan): Bir şiir kitabı.


4. Kategori (10 puan): Adında bir sayı geçen bir kitap.
19. Departman - Will Hill | 504 sayfa | Dex Yayınları.

5. Kategori (10 puan): Bir kişisel gelişim kitabı.
Zürafanın Kurt ile Dansı - Serena Rust | 136 sayfa | Eme Yayıncılık.

6. Kategori (10 puan): Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.


7. Kategori (10 puan): Fransız edebiyatından bir kitap.
Zulu - Caryl Férey | 384 sayfa | İthaki Yayınları.

8. Kategori (10 puan): Bir savaş kitabı.


9. Kategori (10 puan): Yabancı bir yazardan bir öykü kitabı.
Sürgün ve Krallık - Albert Camus | 147 sayfa | Can Yayınları. YORUMLANDI.

10. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
Yandaş - Veronica Roth | 520 sayfa | Artemis Yayınları. En çok zorlandığım bu kategori oldu sanırım. Elimde bu türlere ait o kadar çok kitap var ki...

11. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
1984 - George Orwell | 352 sayfa | Can Yayınları. Stalin romanda hicvedilenin kendi iktidarı olduğunu düşündüğü için kitap, 1950'de Josef Stalin tarafından SSCB'de yasaklanmış.

12. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.


13. Kategori (10 puan): Aynı zamanda çevirmenlik de yapan bir yazar tarafından yazılmış bir kitap.


14. Kategori (10 puan): Kütüphaneden veya bir tanıdığınızdan ödünç aldığınız veya sahaftan aldığınız bir kitap.
Açlık - Michael Grant | 630 sayfa | Artemis Yayınları. Kitap konusunda senin-benim ayrımının olmadığını düşünsem de kitabı kardeşimden ödünç aldım :)

15. Kategori (10 puan):Bir masal kitabı.


16. Kategori (10 puan): Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap.
Kağıttan Kentler - John Green | 320 sayfa | Pegasus Yayınları. Kitap, 2009 Edgar En İyi Genç Yetişkin Roman Ödülü'nü almış. YORUMLANDI.

17. Kategori (10 puan): Bir biyografi/otobiyografi kitabı.


18. Kategori (10 puan): Bir tiyatro oyunu.


19. Kategori (10 puan): Halen yazmaya, üretmeye devam eden bir edebiyatçıdan (yazar, şair, araştırmacı...) bir kitap.
Kargaların Ziyafeti Kısım I-II - George R. R. Martin | 504 sayfa/504 sayfa | Epsilon Yayınları. Bildiğim kadarıyla Martin, Buz ve Ateşin Şarkısı'nın altıncı kitabını yazıyor. YORUMLANDI.

20. Kategori (10 puan): Polisiye/gerilim/korku vb. türde bir kitap.


21. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı.
Karanlık Sular - Fiona Paul | 432 sayfa | Dex Yayınları.

22. Kategori (10 puan): İlk kitabı 2010 yılında veya daha sonrası yıllarda çıkmış bir yazardan bir kitap.
Cam Şato - Sarah J. Maas | 452 sayfa | Dex Yayınları. Yazarın ilk kitabı 2012 yılında çıkmış.

23. Kategori (10 puan): Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap.
Noel Babadan Mektuplar - J. R. R. Tolkien | 112 sayfa | Okuyan Us Yayınları. Kitap, Tolkien'ın çocuklarına her Noel, Noel Baba'dan geliyormuş gibi yazdığı mektuplardan oluşuyor. Aslında, bu kitabın sayılacağından tam olarak emin değilim, umarım sayılır :)

24. Kategori (10 puan): Daha önce okuyup da tekrar okurum dediğiniz bir kitap.
Dünyanın Merkezine Yolculuk - Jules Verne | 144 sayfa | Taksim & Taksim Yayınları. Bana okumayı ve fantastik türü sevdiren bu kitaptı. Kitabı ne zaman okuduğumu tam olarak hatırlamıyorum, ilkokulun son yılları olması lazım. Bunca zaman sonra kitabı tekrar okumak muhteşem olacak :) YORUMLANDI.

25. Kategori (10 puan): Yabancı dilde bir kitap.
Fangirl - Rainbow Rowell | 448 sayfa | St. Martin's Press | E-book.

26. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 15 puan, toplamda 45 puan): 3 kitaplık bir seri veya aynı seriden 3 kitap.
İhanet Altını - Philip Reeve | 368 sayfa | ON8 Kitap.
Cehennem Makineleri - Philip Reeve | 400 sayfa | ON8 Kitap.
Karanlık Düzlük - Philip Reeve | 612 sayfa | ON8 Kitap.
Kitaplar serinin sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü kitabı.

27. Kategori (Her bir kitap 10 puan, iki kitap da okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 50 puan): İsminde zıt anlamlı kelimeler olan iki kitap.


28. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 60 puan): Goodreads’in “Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap” listesinden 3 kitap.


29. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Çıplaklar - Iva Procházková | 328 sayfa | ON8 Kitap (Yabancı/Kadın) YORUMLANDI.
Fang Ailesi - Kevin Wilson | 304 sayfa | Domingo Yayınları (Yabancı/Erkek) YORUMLANDI.
Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali | 164 sayfa | Yapı Kredi Yayınları (Türk/Erkek) YORUMLANDI.
Yarın Yeniden - Sertap Yar | 176 sayfa | Sepya Yayınları (Türk/Kadın) YORUMLANDI.

30. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 50 puan, toplamda 80 puan): 17., 18. ve 19. yüzyılda yazılmış birer kitap.


Şu anda elimin altında okunmayı bekleyen kitaplardan oluşturduğum listem, şimdilik bu şekilde. Kitap aldıkça kategorilere uygun olanları da listeye eklemeyi düşünüyorum. Listeden okuduğum kitapları, yazdığım yorumlarına götüren bir linkle birlikte sürekli güncelleyeceğim.

post signature

15 Haziran 2014 Pazar

Yorum: Janne Teller - Ağaçtaki

Tür: Çağdaş/Modern, Felsefe, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 3,75 (6.487 oy)
Orijinal Adı: Intet
Yayınevi: ON8 Kitap
Çeviri: Abdulgani Çıtırıkkaya
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 184
Her gün yapmakta olduklarımız, üstünde fazla fazla kafa yormadan sürdürdüklerimiz, bir şey ya da biri olmak için... Her şey anlamsız diyen biri çıksa, ne kadar dayanabiliriz? Yayımlandığından bu yana tüm dünyada gençlerin büyük ilgisini toplayan ve çeşitli dillere çevrilen romanda Danimarkalı yazar Janne Teller, naiflikle gerçekliğin arasında, kan dondurucu bir nihilizmin sınırlarında geziyor!

""Kızmaya değer şeyler olacaksa, sevinmeye değer şeyler de olacaktır. Sevinmeye değer şeyler olacaksa, demek ki o şeylerin de bir anlamı olacaktır. Ama öyle şeyler yok bu dünyada!" Sesini bir ton daha yükseltip, "Birkaç yıl sonra hepiniz ölecek, unutulacak ve hiçbir şey olacaksınız; onun için, kendinizi buna bir an önce alıştırmaya bakın!" dedi.
İşte o an, Pierre Anthon’u o erik ağacından bir an önce indirmemiz gerektiğini anladık."
Ağaçtaki, fuar sonrası kitaplığıma eklenen kitaplardandı. Kitabı, ON8 standındaki görevli arkadaştan duymuştum ve kitap hakkında söylenenler merakımı uyandırmıştı. Aslında kitabı çok daha erken okumayı düşünüyordum ama finaller yüzünden ertelemek zorunda kaldım. Benim için tatil başladığında ise çok geçmeden kitabı elime aldım ve dün bitirdim ^_^

Kitap, konusundan karakterlere kadar, her yönüyle çarpıcı bir eser. İlk sayfalarda kitaba tüm dikkatimi veremediğim için biraz sıkılmış olabilirim ama sonraki her bir sayfa, çocukların yaptığı her eylem, her davranış, her düşünce yüzüme tokat gibi çarparak bunu fazlasıyla telafi etti.

Yazar, anlam ile hiçliği birbirine bağlayarak karakterler üzerinden bir tartışma ortamı yaratmış. Bir tarafta anlamsızlığı ve hiçliği savunan Pierre Anthon, diğer tarafta bu düşünceyi kabul etmek istemeyen bir grup çocuk var. Karakterler çocuk olsalar da yaptıkları eylemler kan donduran cinsten. Bir psikoloji öğrencisi olarak, bu çocukların yaptıkları şeyleri ve yaptıklarını haklı çıkarmak için başvurdukları nedenleri çok iyi anlıyorum. Çünkü yazar, tüm bunları grup psikolojisi ve ikna yöntemleri ile dolaylı olarak çok iyi açıklamış. Kitaptan çok etkilendiğimi düşünüyorum ama perdenin arkasını gördüğüm için olanlardan daha az etkilendiğimi de düşünüyorum. Çocukların neden böyle davrandığına bir anlam vermeseydim ve kullanılan yöntemi bilmeseydim, korkumdan kitabı kitaplığımın en arka tarafına tıkıştırmak isterdim diye düşünüyorum.

Bir yanım, çocukların bu kadar ileri gidemeyeceğini de söylüyor. Gerçi, çocuklar o yaşlarda oldukça acımasız olabiliyorlar ve tamamen farklı bir kişiliğe bürünebiliyorlar. Yine de yaptıkları birkaç eylem, özellikle kitabın sonunda yaşanan olay, çocukların bu tarz eylemlerde bulunamayacağını düşündürüyor. Fakat isteksizlik ve karşı çıkmalar zamanla umursamazlığa dönüşünce, bu çocuklardan o kadar da emin olamıyorum.

Kitap, "Hiçbir şey anlamlı değildir." cümlesi üzerine kurulu. Fakat, hiçbir şeyin anlamı yoksa bu cümleyi oluşturan kelimelerin de anlamı yok denilebilir. Başlarda, kitabın bir paradoks hakkında yazıldığını kabullenmek istemedim. Daha sonra kitabın, anlamsızlığı veya anlamlılığı kabul ettirmek için yazılmadığını anladım ki kitabın sonu bunu doğrular nitelikte. Kitabın, okuyucunun bu soruya vereceği kendi cevabına kendisinin ulaşmasını sağlamak için yazıldığını düşünüyorum.

Ağaçtaki, bir anlam arayışından çok daha fazlasını bulabileceğiniz bir kitap. Anlamsızlık üzerine yapılan tartışmada kendi cevabınızı bulmanıza yardım ederken, yok olmamak için anlama tutunmak isteyenlerin neye dönüşeceğini de çarpıcı bir dille anlatıyor. Bu anlam savaşında yer almak için ise, Ağaçtaki'ni okumanız gerekiyor ;)



"Kötü bir koku, güzel bir koku kadar iyidir." Atacak eriği kalmamıştı, onun yerine, söylediği sözlere eşlik etmesi için eliyle oturduğu dala vuruyordu. "Kokan şey çürümüşlüktür. Ancak, ne zaman bir şey çürümeye başlar, o zaman yeni bir şeye dönüşmeye başlamış demektir. Oluşan yeni şey de güzel kokar. Onun içindir ki, bir şeyin iyi ya da kötü kokması fark etmez; bu yaşam döngüsünün sonsuz dansının bir parçasıdır."





post signature

14 Haziran 2014 Cumartesi

Yorum: Not Another Happy Ending (2013)

Tür: Komedi, Romantik
IMDb Puanı: 6,2 (449 oy)
Türkçe Adı: -
Yönetmen: John McKay
Oyuncular: Karen Gillan, Stanley Weber, Iain De Caestecker, Freya Mavor, Henry Ian Cusick...
Vizyon Tarihi: 11 Ekim 2013 (Birleşik Krallık)
Süre: 102 dk.
When a struggling publisher discovers his only successful author is blocked he knows he has to unblock her or he's finished. With her newfound success, she’s become too damn happy and she can't write when she’s happy. The only trouble is, the worse he makes her feel, the more he realises he is in love with her...
Not Another Happy Ending'i Karen Gillan sayesinde duymuştum. Kendisinin Doctor Who'dan ayrıldıktan sonra neler başaracağını merak ettiğim için yer aldığı en az bir projeyi izlemek istemiştim. Filmi biraz daha araştırınca oyuncu kadrosunun Agents of S.H.I.E.L.D.'ın Fitz'i Iain De Caestecker, Lost'un Desmond'ı Henry Ian Cusick gibi severek izlediğim oyunculardan oluştuğunu gördüm. Film, ülkemizde vizyona girmediği için filmi bulmam biraz zor oldu. Ama sonunda 2 hafta önce filmi bulmayı, izlemeyi başardım.

Filmin konusunu, İngilizce bilmeyenler veya bilip de yazıyı okumaya üşenenler için kısaca anlatayım :) Baştan uyarayım, filmin konusu ucundan kıyısından, azıcık spoilerımsı bilgiler içerebilir. Jane Lockhart, çocukluk anılarını baz alarak duygu dolu bir roman yazar. Başvurduğu her yayınevi tarafından reddedilen Jane, sonunda Tom Duval'ın batmak üzere olan yayınevine gider. Tom, Jane'in kitabını basmayı kabul eder ve bir süre, birlikte kitap üstünde çalışarak çok iyi vakit geçirirler. Ama Jane, basılan kitabının kopyası eline geçince yazdığı çoğu şeyin Tom tarafından değiştirildiğini görür. Tom'la iki kitap için anlaşma yaptığından dolayı da yayınevinden ayrılamaz. Bu yüzden bir kitap daha yazıp Tom'la yollarını ayırma kararı alırlar. Bu arada Jane'in kitabı İskoçya'da çok beğenilir ve ödül alır. Bu da Jane için ünlü olmak demektir. Bu ünün getirilerinden biri de bir senaryo yazarı olan Willie'dir. Willie ile bir ilişkiye başlayan Jane, yeni kitabını yazmaya başlar. Fakat kitabın son bölümünü bir türlü yazamaz. Tom ise Jane'in hayatına Willie girdiği ve mutlu olduğu için Jane'in tıkandığını düşünür. Jane'in kitabını tamamlaması için de Jane'i tekrar kötü hissettirmeye çalışır. Ama bunu yaptıkça Jane'e aşık olmaya başlar.

Not Another Happy Ending, aslında kitaptan uyarlanan bir film. Kitabını okumadığım için yorumumda kitap-film karşılaştırması yapmayacağım. Ayrıca chick-lit türünde kitapları pek okumadığım için, bunu da okumayı düşünmüyorum. Yine de, filmin kitaptan uyarlama olduğunu ve filmi çok beğenip kitabını da okumayı düşünenleri bilgilendirmek istedim.

Film, baştan sona romantik-komedi kokuyordu ve şu yaşıma kadar izlediğim romantik-komedi filmlerini toplasam bir elin parmaklarını geçmez. İzlediklerimin de yarısından sonra sıkılmaya başlıyorum ve oyuncuların aşkı için yaptıkları şeylerle dalga geçmeye başlıyorum. Ama Not Another Happy Ending'te böyle bir şey yaşamadım. Aksine, filme bayıldım!

Filmi bayılarak izlememin en büyük nedenlerinden biri, Karen Gillan; daha doğrusu oyuncular ;) Karen, girdiği her role nasıl da sevimlilik katıyor, anlayamıyorum. Kendisini Amy Pond dışında bir rolde görünce biraz garipsemiş olsam da Jane Lockhart'ı başarıyla canlandırdığını düşünüyorum. Diğer başrol oyuncusu Stanley Weber'ı ilk defa izledim, kendisini daha önce başka bir yerde görmemiştim. Iain De Caestecker ve Henry Ian Cusick de filmi izleme nedenlerimdendi. İkisi de oldukça başarılıydı. Ama en çok Iain De Caestecker'ın güldüren sahnelerini sevdim.

Oyuncuların çoğu İskoç olunca ve film İskoçya'da çekilince, tam 102 dakika boyunca İskoç aksanına maruz kalıyorsunuz. Bu da filmi izlemek için ayrı bir neden, tabii :) Stanley Weber'ın konuşması biraz garip gelmişti. Daha sonra kendisinin aslında Fransız olduğunu öğrendim ve rolün üstesinden gayet iyi geldiğini düşündüm.

Senaryo çok karışık değil; bu da İngilizcesi iyi olmayanlar için büyük artı. Fakat İngilizcesi iyi olanlar, konuşmaları ve yapılan şakaları anlayarak filmden daha çok zevk alacaktır. Ayrıca senaryo, benim gibi romantik-komedi tercih etmeyenleri de memnun edecek seviyede başarılı. Sürpriz unsuru da iyi kullanılmış. Özellikle filmin sonuna doğru gerçekleşen bir olay yüreğinizi ağzınıza getiriyor.

Not Another Happy Ending, kahkahalarınıza Karen Gillan gibi yetenekli oyuncuların eşlik ettiği bir romantik-komedi filmi. Hem İskoç aksanı olsun hem romantik olsun hem de senaryosu sıkmasın diyorsanız, fragmana bir göz atın. Hatta imkanınız varsa filmi bulup izleyin, pişman olmayacaksınız ^_^


post signature

13 Haziran 2014 Cuma

Yorum: John Green - Alaska'nın Peşinde

Tür: Aşk, Çağdaş/Modern, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 4,22 (332.817 oy)
Orijinal Adı: Looking for Alaska
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Çiçek Eriş
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 320
İlk içki, ilk şaka, ilk dost, ilk aşk, son sözler...

Miles Halter, ünlülerin son sözlerine bayılan, sıradan bir gençtir. Evindeki güvenli hayata katlanamadığından François Rabelais'nin ölmeden hemen önce "Büyük Belki" olarak betimlediği bilinmezin ne olduğunu bulabilmek için yatılı okula yazılır. Onu Culver Creek Lisesi'nde, aralarında Alaska Young da olmak üzere pek çok şey beklemektedir. Zeki, komik, son derece seksi ama bir o kadar perişan halde olan Alaska, Miles'ı kendi labirentine sürükleyecek ve "Büyük Belki" arayışında ona yol gösterecektir.

Michael L. Printz Ödülü'ne layık görülen Alaska'nın Peşinde, bir hayatın başka bir hayat üstünde ne kadar kalıcı izler bırakabildiğini muhteşem bir dille anlatıyor. Pek çok ödül sahibi John Green'in bestseller olan bu kitabı, çağdaş kurgu kitaplar arasında çığır açan yepyeni bir ses.

"Bu harika öyküyü okuyan kızlar hüzünlenecek, erkekler Alaska'nın vanilya ve sigara kokusunda aşkı, tutkuyu ve özlemi bulacak."
-Kirkus

"Holden Caulfield'ın ruhu hayat bulmuş."
-Kliatt
Alaska'nın Peşinde'yi John Green seti olarak fuardan almıştım. Aynı Yıldızın Altında'yı okuduktan sonra John Green'in bütün kitaplarını okumam gerektiğini anlamıştım. Birkaç gün önce ani bir istekle Alaska'nın Peşinde'yi okumaya başladım ve bugün kitabı bitirdim.

Yoruma geçmeden önce, Aynı Yıldızın Altında yorumum için buraya tıklayabilirsiniz. ^_^

Alaska'nın Peşinde dışında sadece bir adet John Green kitabı okumuş biri olarak, daha şimdiden bu adamı hiçbir zaman anlayamayacağımı düşünüyorum. Kitabın, Aynı Yıldızın Altında gibi olacağını düşünmüştüm. Aslında bir yerden sonra kurgunun belirli noktalarının benzer olduğunu görebiliyorsunuz. Kitap, tıpkı Aynı Yıldızın Altında gibi gençleri konu alan bir roman. Olay örgüsünün ilerleyişi de oldukça birbirine benziyor fakat hissettirdikleri, Aynı Yıldızın Altında'dan çok farklı.

Bir yazarın gerçeklikle bağdaşan kurgusal bir kitabı kolaylıkla yazabileceğini düşünüyorum. Ama aynı türde yazdığı ikinci kitabının ilk kitabından, üçüncü kitabının da ilk iki kitabından bir farkı olmalı ki kitapları okunsun. İşte, John Green bunu başaran ender yazarlardan. Kitaplarında benzer konuları işlemesine karşın farklı duyguları hissettirmesinin en büyük nedeni ise karakter yaratma becerisi. Yazar, kitaplarındaki karakterlerin birer birey olduğunu okuyucuya gösterebiliyor. Her birinin fiziksel ya da duygusal betimlemelerinden bahsetmiyorum, John Green'in o karakterlerin içine birer ruh koymasından bahsediyorum. Bunu da karakterlerin eylemlerini ama en çok da düşüncelerini o karaktere göre kendinden bir şey katarak yazıyor ve katacağı şeyi de tam dozunda ayarlıyor.

Aynı Yıldızın Altında'yı okuduktan sonra kendime bakmış, yaptıklarımı sorgulamıştım. Alaska'nın Peşinde'yi bitirdikten sonra ise kendime bakmaktan ziyade ölüm hakkında düşündüm. Kitabın büyük bir kısmını yaşam-ölüm ikilisi üzerine yapılan konuşmalar kaplıyor; kimi konuşma dolaylı yoldan bu ikiliye çıksa da kimisi doğrudan ölüm veya yaşamı sorgulayacağınız cümleler barındırıyor. Fakat en çok, ölüm gibi birçok duygunun pat diye okuyucunun yüzüne vurulmadan, farklı kelimeler veya metaforlarla aktarılmasını sevdim. Tabii bir yerden sonra ölüm kavramı sayfaların içine işliyor ama o zaman bile yazar, okuyucuya -ve karakterlere- çözmesi gereken bir gizem bırakıyor.

Kitabın bölüm adları geri sayımlardan oluşuyor. Bu geri sayımların nereye çıktığını tahmin etmeye çalıştım, ama pek başarılı değildim sanırım. Çünkü öğrendiğim zaman büyük bir şok yaşadım. Aynı Yıldızın Altında'yı okurken spoiler yediğim için olayların nasıl gelişeceğini biliyordum, Alaska'nın Peşinde'de de böyle bir kırılma noktasının olacağını düşünmüştüm, ama bu kadar beklenmedik olacağı aklıma gelmemişti. John Green, bu ani ve şaşırtıcı  plot twistleri yerinde kullanarak ortaya oldukça akıcı bir kurgu çıkarmış.

Kitabın sevmediğim tek yanı, cinselliğin çok fazla vurgulanmasıydı. Daha doğrusu, ana karakterlerden Miles'ın bir süre sonra Alaska'yı istediğini üstüne basa basa sürekli olarak ifade etmesi, bana biraz fazla geldi. Ama John Green'in bunu bilerek, karakterin bir özelliği olarak yaptığını düşündüğüm için buna fazla takılmıyorum.

Alaska'nın Peşinde, okuyucuyu derinlemesine düşündüren bir John Green kitabı. Ölüm, yaşam, aşk, son sözler ve daha birçok konu üzerine düşündürerek acılar labirentinden nasıl çıkacağınızı gösteriyor. Kendi labirentinizden nasıl çıkacağınızı anlamanız için ise Alaska'nın Peşinde'yi okumanız gerekiyor.



"Bütün hayatını labirentte mahsur kalıp bir gün oradan nasıl çıkacağını, bunun ne kadar müthiş olacağını düşünerek geçirirsin ve geleceği hayal etmek devam etmeni ama bunu hiç yapmamanı sağlar. Geleceği yalnızca o andan kaçmak için kullanırsın."





post signature

12 Haziran 2014 Perşembe

Yorum: Gareth Roberts - Doctor Who: Shada

Tür: Bilim Kurgu, Macera, Mizah
Goodreads Puanı: 4,24 (1.667 oy)
Orijinal Adı: Doctor Who: Shada
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Ülker Uyanık
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 440
Kendine has üslubuyla tanıdığımız usta bilimkurgu yazarı Douglas Adams, efsanevi Doctor Who dizisi için yazılmış ancak televizyonda yayınlanma fırsatını yakalayamamış bir senaryoyla karşımızda. Doctor Who takipçilerinin yakından tanıdığı yazar Gareth Roberts’ın ustaca romanlaştırdığı bu eserde, okurları sürükleyici bir macera bekliyor.

Doktor’un eski dostu, Zaman Lordu Profesör Chronotis emeklilik hayatını Cambridge Üniversitesi'nde sürdürmektedir – yanında birkaç zararsız eşya da getirmiştir. Fakat bunların arasında, Gallifrey'in Muhterem ve Kadim Yasaları da vardır. Üstüne üstlük bu kitabı, dünyadan haberi olmayan yüksek lisans öğrencisi Chris Parsons'a pervasızca ödünç vermiştir. Muhterem ve Kadim Yasalar evrendeki en tehlikeli eserlerden biridir ve yanlış ellere geçmesi felaketle sonuçlanabilir. Sinsi Skagra'nın kitabı elde etmesi ise, olabilecek en kötü şeydir. Skagra, evrene hükmetme eğilimli iflah olmaz bir sadist ve egoisttir. Üstelik Cambridge'e doğru yola çıkmıştır: Hedefi de kitap ve Doktor'dur...
Doctor Who: Shada, çıktığı günden itibaren alınacaklar listemin üst sıralarındaydı. Fuar zamanında kitabı, kitaplığıma eklemeyi başardım. Kitabı, yaz tatilinde okumayı düşünsem de daha fazla dayanamayıp finallere birkaç hafta kala okumaya başladım. Final haftasında kitaba ara vermek zor oldu ama finallerim biter bitmez kitaba devam ettim ve birkaç gün önce kitabı -istemeyerek de olsa- bitirdim.

Kitapta geçen olaylar, 4. Doktor zamanına denk geliyor. Doktor'un yol arkadaşı da Romana adında bir Zaman Leydisi. Doctor Who'da Doktor'u hep insanlarla yolculuk ederken izlediğim için, kitabın başlarında Doktor'un yanında Doktor kadar zeki ve TARDIS'i anlayan birinin bulunduğunu görmek beni biraz şaşırttı. Ama bu, Doktor'un yaptıklarını açıklayıp hava atmasına engel değil :) 4. Doktor, kitaba çok iyi yansıtılmıştı; hatta çoğu zaman klasik seriyi izliyormuş gibi hissettim. 4. Doktor'un bütün o çılgın davranışlarını, alaycı gülümsemesini ve koşuşturmalarını rahatlıkla gözümün önünde canlandırdım. Aynı şekilde yerlerin, olayların betimlemeleri de başarılıydı.

Doctor Who'yu 10. Doktor'la sevmiş biri olarak, kitaba başlamadan önce biraz çekinmiştim. DW izleyen herkesin kendi mükemmel Doktor'u olduğunu biliyorum. Bu yüzden 4. Doktor'un hayalimdeki ya da tanıdığım Doktor'la uyuşmayan tarafını görünce kitaptan soğumaktan biraz da olsa korkmuştum. Ama tam aksine Doctor Who: Shada, bütün Doktor'ların aynı adam olduğunu gösterdi. Kitabı okurken aklıma bir kez bile 10. Doktor gelmedi ama 4. Doktor'un eylemlerinde ve tavırlarında 10. Doktor'un da izlerini gördüm. Çünkü aralarındaki bütün o küçük farklılıklara rağmen onun hep aynı adam olduğunu, benim ve herkesin Doktor'u olduğunu anladım.

Kitabın kurgusu o kadar iyi ki, Doctor Who: Shada'yı okurken Doktor'un maceralarından birini izliyormuş gibi hissettim. Bölümlerin bitirilişlerinden olayların dramatik girişlerine kadar kurgu resmen Doctor Who'nun bölüm senaryosu havasındaydı. Fakat aynı zamanda bir romanın özelliklerine de sahipti ki kitabı böylesine sevmemin nedenlerinden biri de bu. Kitap, Douglas Adams'ın senaryosu baz alınarak Doctor Who'nun senaristlerinden Gareth Roberts tarafından yazılmış. Kitabın yazarlarına bakarak bile Doctor Who: Shada'nın kötü bir kitap olmayacağını anlayabilirsiniz.

Bütün Doctor Who bölümlerini bir perdede izliyorsanız, Doctor Who: Shada size bu bölümlerin perde arkasını da gösteriyor. Dizide Zaman Lordlarının engin bilgilerinin ve gelişmiş teknolojilerinin ürünleri görülüyor, Doktor'un bu ürünleri çalıştırmasını ve ürünlerin ne işe yaradığını okuyoruz. Ama kitapta, bunun yanı sıra bolca açıklama da mevcut. Doktor veya Romana veya bir başkası, ellerindeki ürünleri çalıştırırken ve kurcalarken neler yaptıklarını bilimsel terimler kullanarak açıklıyor. Göreceli boyutsal dengeleyicinin veya kavramsal bir geometre rölesinin ne olduğunu anlamasak da karakterlerin eylemlerini destekleyecek açıklamaların bulunması, kurguya gerçekçilik katıyor. Böylece okuyucunun kendisini TARDIS'in içinde, Romana'nın hemen yanında dururken veya Doktor'a yardım ederken bulması da mümkün.

Kitap birçok yönden DW bölümlerini andırıyor, buna akıcılığı da dahil. Finaller yüzünden kitaba ara vermek durumunda kalmıştım. Bu, o kadar zor bir eylem ki... Kaç kere bir bölüm daha okuduktan sonra ara vermeyi düşündüğümü sayamadım. Tam ara verecekken bir şekilde kitap, beni kendisine bağlıyor. Aksiyonun yüksek, şaşırtıcı olayların yerinde olması da cabası... Bu yüzden Doctor Who: Shada'ya başlayacaksanız, kendinizi bu dünyadan soyutlayıp Doctor Who'lu ruh halinize bürünmeniz hem kendiniz hem de çevreniz için daha iyi olacaktır. Eğer bir DW fanıysanız, kendinizi tamamen kitaba verdiğiniz takdirde kitaptan, diziyi izlerken aldığınız zevkin çok daha fazlasını alacaksınız.

Doctor Who: Shada yüksek aksiyonu, şaşırtıcı kurgusu ve başarılı anlatımıyla gerçekçi bir Doctor Who macerası sunuyor. Kitabın, Doctor Who izleyenleri hayal kırıklığına uğratmayacağını düşünüyorum.



Chris, Skagra'nın her an öldürülmelerini emredebileceğinin farkında olduğu için tedirgindi. Silahları yoktu, planları yoktu. Ama nasıl olduysa Doktor'un çocukça çıkışları ibreyi kendi lehlerine çevirmişti. Skagra açıkça oyuna gelmiş, dezavantajlı duruma düşmüştü. Chris, her şey gülünç bir şekilde kendisine karşıyken Doktor'un tüm ihtişamıyla bu korkunç ortama yakıştığını düşündü. Tıpkı bazı insanların barın arkasına, bazı insanların büyük ofislerdeki büyük masaların arkasına ya da bazılarının London Palladium'da kılıç yutmaya yakıştığı gibi. Burası Doktor'un 'en iyi' olduğu yerdi.





post signature

8 Haziran 2014 Pazar

Yorum: George Orwell - Hayvan Çiftliği

Tür: Bilim Kurgu, Distopya, Klasik
Goodreads Puanı: 3,78 (1.260.513 oy)
Orijinal Adı: Animal Farm: A Fairy Story
Yayınevi: Can Yayınları
Çeviri: Celâl Üster
Basım Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 152
İngiliz yazar George Orwell, ülkemizde daha çok Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı kitabıyla tanınır. Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş bir diğer çok ünlü eseridir. 1940'lardaki "reel sos­yalizm"in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında yergi türünün başyapıtlarından biri olarak kabul edilir.

Hayvan Çiftliği'nin başkişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirir. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar, kısa sürede önder bir takım oluşturur; ama devrimi de yine onlar yolundan saptırır. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıktır. Diğer kahramanlar gerçek kişileri çağrıştırmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir.

Altbaşlığı Bir Peri Masalı olan Hayvan Çiftliği, bir masal anlatımıyla yazılmıştır; ama küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değil, çarpıcı bir politik taşlamadır.
Hayvan Çiftliği, fuardan aldığım kitaplardan biriydi. Yaz tatilini bu kitapla açmayı planlamıştım ama kitabı yolda okumak daha kolay geldi. Kitabı bitirdikten hemen sonra finallerim başladığı için de kitabın yorumu tatile kalmış oldu.

Kitap için birçok yerde sosyalizm eleştirisi dendiğini ve Stalin yönetimini çok iyi yansıttığını söyleyen yazılar görmüştüm. Açıkcası, sosyalizm ve Stalin hakkında iyi ya da kötü ağır eleştiriler yapabileceğim çok da derin bilgilere sahip değilim. Bu yüzden kitabı sosyalizmi değil de günümüz ve günümüzde yaşananları göz önünde tutarak okudum. Aslında kitabın güzelliği de burada... Kitap için her ne kadar Stalin yönetimini eleştirmek için yazıldığı söylense de kitapta günümüzden birçok kesite rastlamanız mümkün.

Kitabın başarılı bulduğum yanlarından biri karakterlerin gerçekliğiydi. Çoğu zaman karakterlerin birer hayvan olduğunu unuttum; düşünme biçimleri, tavırları ve eylemleriyle hayvandan çok insan gibiydiler. Bildiğiniz gibi, kitaptaki her hayvan, halkın belirli bir kesimini veya belirli bir kişiyi temsil ediyordu. Bu temsiller de aynı şekilde başarılıydı. Ama asıl dikkatimi çeken şey, nasıl temsil edildikleri değil; temsil edilenler. Orwell'ın hayvan, daha doğrusu insan tasvirleri o kadar başarılı ki kitabı okudukça Napoleon, Squealer, Boxer, köpekler veya koyunlar gibilerinin aslında etrafımızda olduğunu fark ettim. İnsanların sadece görmemize izin verdiklerini görebiliyoruz. Ama Hayvan Çiftliği'ndekiler daha fazlasını görmemize izin veriyor ve gösterdikleri, yüzüme tokat gibi çarptı. Hayvanların nasıl böyle yapabildiğini veya gözlerinin önündeki gerçeği nasıl da göremediğini okuyunca çoğu zaman acı acı güldüm. Fakat işin ilginç yanı, bunları biz de yaşıyoruz. Yapılanlar, yapılması amaçlananlar ve geçirilen dönüşümleri çok da iyi biliyoruz aslında. Hayvan Çiftliği, bize pek de yabancı olmayan bir topluluğu çarpıcı bir şekilde anlatıyor.

Dediğim gibi, kitap Stalin'i eleştirmek için yazılsa da günümüzde gerçekleşen olaylarla arasında rahatlıkla bağ kurulabilir. Bu da kitabın zamansal bir aidiyeti olmadığını gösteriyor. Bundan 10-20 yıl sonra da okusam, kitapta o zaman gerçekleşen olaylardan örneklere rastlayacağım, muhtemelen. İşte, Hayvan Çiftliği bu yüzden herkesin her zaman okuyabileceği eserlerden biri.

Kitabın dili ağır değil; hatta öyle basit ki kitap, birkaç günde rahatlıkla bitirilebilir. Kurgu oldukça akıcı. Bu yüzden kitabı okurken üzerinde çok fazla düşünemiyorsunuz, okuyup geçiyorsunuz. Kitabın özü, kitap bittikten çok sonra anlaşılıyor. Hayvan Çiftliği'ni bitirdikten sonra yeni bir kitaba başlamak için kendinize birkaç gün verip kitaptan ne anladığınızı düşünürseniz kitabı çok daha iyi anlayacağınızı, özünü kavrayacağınızı düşünüyorum.

Kitabın basım kalitesi çok iyiydi. Zaten çoğu klasik eserde Can Yayınları gibi çizgisi belli olan yayınevlerini tercih ediyorum. Can Yayınları, kitaba çevirmen Celâl Üster'in önsöz niteliğinde bir yazısını da eklemiş. Kitabı daha iyi anlamak için bu kısmın okunması taraftarıyım. Ayrıca kitapta bolca çizim de vardı. Çizimlerin bulunması ve kapakta canlı renklerin kullanılması, Hayvan Çiftliği'nin çocuk kitabı gibi algılanmasını kolaylaştırıyor olabilir. Ama kitap her yaştan okuyucuya hitap ediyor.

Hayvan Çiftliği, ustaca yazılmış kurgusuyla beni en çok etkileyen kitaplardan biri oldu. Orwell'ın çarpıcı üslubu ve kitabın kaliteli basımı da Hayvan Çiftliği'nin favorilerim arasındaki yerini yükselten özelliklerinden. Tek bir olumsuzluğunu, eksikliğini bulamadığım bu harika eseri herkese tavsiye ediyorum.



Bütün hayvanlar eşittir. Ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.





post signature

6 Haziran 2014 Cuma

Yorum: J.R.R. Tolkien - Tehlikeli Diyardan Öyküler

Tür: Fantastik, Öykü
Goodreads Puanı: 4,03 (1.590 oy)
Orijinal Adı: Tales from the Perilous Realm
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Niran Elçi
Basım Yılı: 2008
Sayfa Sayısı: 223
"Peri Diyarı tehlikeli bir yerdir ve ihtiyatsız ayaklar için pek çok çukur, fazla cüretli olanlar için pek çok zindan barındırır... Peri masallarının dünyası engin, derin ve yüksektir, ve birçok şeyle doludur: Orada her tür hayvan ve kuş; kıyısız denizler, sayısız yıldız; kendisi bir büyü olan güzellik, ve her daim mevcut bir tehlike; kılıç kadar keskin coşku ve hüzün vardır. O diyara girmiş bir insan orayı gördüğü için kendini talihli sayabilir, ama Peri Diyarı`nın zenginliği ve tuhaflığı gezginin dilini bağlar, anlatamaz. Ve orada bulunduğu sürece, çok fazla soru sorması tehlikelidir, çünkü kapılar yüzüne kapanabilir ve anahtarlar kaybolabilir."
Tehlikeli Diyardan Öyküler'i eksik Tolkien kitaplarını tamamlamak için altı ay önce almıştım. Beş ay gibi uzun bir süre kitaplığımda beklettikten sonra okumaya başladım. Kitabı bitireli yaklaşık bir ay oldu, finaller ve raporlar yüzünden kitabın yorumu bu zamana kaldı.

Kitap perilerden ejderhalara kadar birçok fantastik varlığa ev sahipliği yapan 4 kısa hikâyeden oluşuyor: Ham'li Çiftçi Giles, Tom Bombadil'in Maceraları, Yaprak Çizen Niggle ve Büyük Wootton Demircisi. Tom Bombadil'in Maceraları dışındakiler düz yazı şeklinde, Tom Bombadil'in Maceraları ise şiir biçiminde yazılmış.

Hikâyelere genel olarak bakıldığında, masal tadında oldukları fakat kurgu açısından masaldan farklılaştıkları söylenebilir. Her bir masalın nasıl biteceği az çok tahmin edilebilir ama bu kitaptaki hikâyeler farklı ve şaşırtıcı olay örgülerine sahip. Bu sayede daha akıcı ve sürükleyiciler.

İçlerinden favorim diyebileceğim bir hikâye yok, aslında. Her biri kendine has özelliklere sahip büyüleyici hikâyeler. Kitabı okuyalı çok olduğu için öykülerin hepsi de aklımda kalmadı, maalesef.. Ham'li Çiftçi Giles ve Büyük Wootton Demircisi, ayrıntılarıyla aklımda kalanlardan. Diğer ikisini de hatırlıyorum fakat hatırladığım hikâyelere kıyasla anımsanma açısından biraz sönük kaldıklarını söyleyebilirim.

Yaprak Çizen Niggle, aksiyonu zayıf fakat sürpriz unsuru yüksek bir hikâye. Aynı zamanda duygusal yönü de ağır. Hikâyeyi ayrıntılarıyla hatırlayamasam da okurken hissettiklerimi çok iyi hatırlıyorum. Kitaptaki hikayelere kıyasla oldukça kısa bir öykü ama hissettirdikleri fazla olduğu için sonraki hikâyeye geçmem uzun sürdü.

Tom Bombadil'in Maceraları, konu bakımından Yüzüklerin Efendisi'ne en yakın olan öykü. Hikâyenin tek yüzükle doğrudan bir ilişkisi olmasa da anlatılanlar Orta Dünya'yı ilgilendiriyor. Buna rağmen, okurken en çok sıkıldığım hikâye buydu. Yazılış şeklinin manzum olması, satırlar arasındaki bağlantıları kurmayı güçleştiriyor. Bir de bu yazım biçimine alışkın olmadığım için alışana kadar geçen sürede satırları birkaç kez okudum. Tom Bombadil'in Maceraları'nı okurken sıkılmamak için sık sık ara verdim. Fakat yine de bunu engelleyemedim ve bir süre sonra olayları ayrıntısına kadar anlamadan geçtim.

Fantastik ögelerle dolu 4 hikâyeden oluşan bu kitap, artık başucu kitaplarımdan biri. Gece yatmadan önce masal niyetine veya gerçeklikten biraz olsun uzaklaşmak için tekrar tekrar okuyabilirim. Tolkien'ın üslubunu özleyenler için de Tehlikeli Diyardan Öyküler, kaçırılmaması gereken kitaplardan biri. Kitabın, Tolkien'ın üslubunu özleyenleri fazlasıyla memnun edeceğini düşünüyorum.



"Ölümlü topraklara elveda diyerek,
vazgeçeceğiz Orta Dünya'dan!
Elf yuvasında çınlayan berrak
en yüksek kulede çalıyor bir çan.

Burada yapraklar düşüyor, çimenler sarı,
güneş ve ay solup gidiyor sanki,
duyduk uzaktan gelen çağrıyı
o diyarlara götüren bizi.





post signature

4 Haziran 2014 Çarşamba

Ne(ler) Okuyorum | 3


Bugün itibariyle final haftasını kapatmış bulunuyorum. Artık gönül rahatlığıyla, yarım kalan kitabıma devam edebilirim :) Kendimi tekrar kitaba kaptırmam zor olmayacak, zira burada Doctor Who'dan bahsediyoruz :) Kitapta geçen Doctor, benim bildiğim Doctor olmasa da ileride tanıdığım adam hâline geleceğini biliyorum ve bu düşünceyle kitabı okuyorum. Ayrıca Doctor'ın geçmişini keşfetmek de oldukça eğlenceli ^_^

Bunu diyeceğim aklıma gelmezdi ama DW'nun kitabından -diziye kıyasla- daha çok tat aldım, sanırım. En kısa zamanda sahafları ziyaret edip bulabildiğim bütün DW kitaplarını almak, okumak istiyorum. Ve tabii kitabı bitirdikten sonra, kitapta işlenen olayın geçtiği bölümü bulup izlemeyi de düşünüyorum.

Tatile girdiğime göre geciken kitap yorumlarımı da en kısa zamanda bloga ekleyeceğim. Film yorumları ve dizi tanıtımları da, hazırlayacağım yazılar arasında. Kısacası blog, o eski ihtişamlı günlerine geri dönüyor ;)

Siz ne(ler) okuyorsunuz/okumayı düşünüyorsunuz?

post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...