13 Temmuz 2014 Pazar

Yorum: John Green - Kâğıttan Kentler

Tür: Çağdaş/Modern, Genç-Yetişkin, Gizem
Goodreads Puanı: 4,09 (213.378 oy)
Orijinal Adı: Paper Towns
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Çeviri: Banu Talu
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 320
Kendini ararken kaybolmanın ve yeni bir başlangıçla hayat ile aşkı keşfetmenin hikâyesi...

Quentin Jacobsen tüm hayatını, maceraperestliğin kitabını yazmış Margo Roth Spiegelman'ı uzaktan severek geçirmiştir. Bu yüzden Margo tıpkı bir ninja gibi giyinmiş halde penceresine tırmanıp zekice planladığı intikam savaşına onu davet edince Quentin, Margo'nun peşine düşer.

Genç kızla sabaha kadar ortalığı karıştırdıktan sonra okula giden Quentin, her zaman bilinmezlerle dolu olan Margo'nun artık tam bir gizeme dönüştüğünü keşfedecektir. Fakat kısa süre sonra ipuçları olduğunu ve bunların kendisi için bırakıldığını fark eder. Birbirinden bağımsızmış gibi görünen ipuçlarının peşinde inatla ilerlemesine rağmen Quentin, Margo'ya ne kadar yaklaşırsa, tanıdığını sandığı kızdan o kadar uzaklaştığını görecektir...

"Hem kahkaha attıracak kadar komik hem de gerçekten dokunaklı."
-Kliatt

"Green'in kalemi hayret verici... Bir şeyin nasıl hissettirdiğini, göründüğünü, etkilediğini sayfa sayfa belgeliyor. Büyüleyici, zekice kurgulanmış ve fazlasıyla duygusal."
-School Library Journal
Kâğıttan Kentler, kitaplığımda okunmayı bekleyen son John Green kitabıydı. SaklamaKabı'ndan Eren, -içinde Kâğıttan Kentler'in de bulunduğu- okuduğu son kitaplara şurada vlog yapmıştı. Biraz da onun yorumlarından aldığım gazla kitaba başladım ve iki günde bitirdim. Okuduğum diğer John Green'ler gibi bu da beni biraz çarptı. Fakat okudukça alışıyorum sanki, yazarın kitaplarını okuduktan sonra kendimi içinde bulduğum bu düşünce selinden daha çabuk çıkmayı öğrendim ;) Yazarın daha önce iki kitabını okumuştum; Aynı Yıldızın Altında için buraya, Alasaka'nın Peşinde içinse buraya tıklayarak yorumlara ulaşabilirsiniz.

Kâğıttan Kentler, hem konusu hem de karakterleri bakımından Alaska'nın Peşinde'ye çok benziyor. Olaylar, her iki kitapta da erkek ana karakterin gözünden anlatılıyor; bu erkek karakterlerin sevdiği ve yücelttiği birer kadın karakter mevcut; erkek karakterin arkadaşları eğlenceli ve bu kadın karakter için bir şey yapıyorlar; her iki kitapta da kadın karakteri çevreleyen bir gizem var. Bu benzerliklere rağmen Kâğıttan Kentler'in, Alaska'nın Peşinde'den çok daha iyi bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ama favori JG kitabım hâlâ Aynı Yıldızın Altında :)

Kâğıttan Kentler'in, Alaska'nın Peşinde'den daha iyi bir kitap olduğunu düşünme nedenlerimden ilki, Kâğıttan Kentler'in kadın ana karakteri Margo'nun, Alaska'dan daha mantıklı kararlar verebilen ve daha güçlü bir karakter olduğunu düşünmem. Alaska'nın geçmişini öğrenince neden böyle davrandığını anlamıştım fakat yine de o hâle gelmemeyi de seçebilirdi diye düşünüyorum. Margo ise kitabın yaklaşık son 100 sayfasına kadar bana saç baş yoldurtan bir karakterdi. Ama daha sonra sevmediğim Margo'nun, Quentin'in kafasında yarattığı Margo olduğunu anladım ve Margo, favori karakterlerimden biri oldu.

Bir diğer neden Kâğıttan Kentler'deki gizemin, Alaska'nın Peşinde'ye kıyasla daha ustaca kullanılmış olması. Alaska'nın Peşinde'deki gizem daha çarpıcı olsa da kitabın son sayfalarına doğru sönerek önemini yitiren türdendi. Ama  Kâğıttan Kentler'deki ise heyecanını son sayfalara kadar koruyor.

Alaska'nın Peşinde'de cinselliğin fazla vurgulandığını düşünmüştüm. Kâğıttan Kentler'de de cinsellik bulunuyor ama çok abartılı değil. Hatta karakterler bu konuyu şakaya vurup gayet komik espriler yapıyorlar. Cinselliğin ele alınış şekli, Kâğıttan Kentler'i daha çok sevmemi sağladı.

Kitabın, Alaska'nın Peşinde'yle karşılaştırabileceğim daha birçok yönü var. Önde gelen, yukarıda yazdığım üç konuydu. Diğerlerinden de kısaca bahsetmek gerekirse; Kâğıttan Kentler'deki arkadaşlık ilişkilerinin daha sağlam olması, aşktan ziyade gizeme ağırlık verilmesi ve sonunun şaşırtıcı olması Kâğıttan Kentler'i, Aynı Yıldızın Altında'dan sonra favori John Green kitabım yapan nedenlerden.

Kâğıttan Kentler'in, John Green'in diğer kitaplarıyla benzerlikleri dışında kitabı sevmemi sağlayan kendisine ait özellikleri de var. Yazarın bu kitapta kullandığı bakış açısı, okuduğum diğer John Green kitaplarına kıyasla fazlasıyla iyimser geldi bana. Kurgunun arasına biraz olumsuz olaylar, negatif düşünceler serpiştirilmiş olsa da genel olarak bakıldığında hem karakterler hem de yazar olaylara fazlasıyla pozitif bakıyor. Kâğıttan Kentler'i diğer John Green kitaplarından ayıran en önemli özellik de bu, bence.

Kitabın sonu da, kitabı sevmemi sağlayan özgün yanlarından biri. Kâğıttan Kentler, ucu açık bırakılmış bir sona sahip. Aslında ucu açık bırakılan sonları pek sevmem. O kadar sayfa boyunca hakimiyet yazarın elindeyken, birden bire okuyucuya geçmesi fikrini biz okurlar için yapılmış bir jest olarak görsem de yazarın ne düşündüğünü, kitabını nasıl bitirmek istediğini merak ederim. Kâğıttan Kentler'de de durum aynıydı. John Green'in bu son hakkında ne düşündüğünü merak ettim. Eğer kitap çok dikkatli bir şekilde okunursa, Margo'nun psikolojik profilinin çıkarılabilme ve kitabın sonunun az çok tahmin edilebilme ihtimali var, aslında. Q'nun Margo'sunu değil de gerçek Margo'yu okuyabilseydik, kitabın sonunu rahatlıkla tahmin edebilirdik diye düşünüyorum.

Kitabın sevmediğim tek özelliği, akıcılığıyla ilgili. İlk sayfalar fena değildi, ortalara doğru oldukça sıkılmaya başladım. Hatta bir yerden sonra kitabı yarım bırakmayı bile düşünmüştüm. Son 80 sayfaya kadar kitaba en fazla 3 veririm diyordum. Ama sonra asıl eğlencenin başladığı, o muhteşem son sayfaları okumaya başladım. Abartmıyorum, sırf o son 80-100 sayfa için kitaba 5 puanı bastım. O son kısmı okuması o kadar zevkli, o kadar eğlenceliydi ki benim için. Ardından gelen o duygu yüklü son da kitaba verdiğim tam puanı pekiştirdi.

Kâğıttan Kentler, okuduğum en eğlenceli John Green kitabıydı. Akıcılığı daha iyi olsaydı, Aynı Yıldızın Altında'yı tahtından edebilecek mükemmellikte bir kitap olurdu. Henüz John Green'in üslubuyla tanışmadıysanız da en kısa sürede tanışın, derim.



"...Ama çatlakların açılmaya başladığı an ile parçalandığımız an arasında çok zaman var. Ve ancak o zaman birbirimizi görebiliriz çünkü kendi çatlaklarımızın arasından dışımızdakileri ve başkalarının çatlaklarının arasından da onların içini görüyoruz. Ne zaman birbirimizi yüz yüze gördük? Sen benim çatlaklarımın içini, ben de seninkilerin içini görene kadar değil. Ondan önce, sadece birbirimizin fikirlerine bakıyorduk, penceredeki jaluziye bakıp içeriyi hiç görmemek gibi. Ama kabuk bir kere çatladığında ışık içeri girebiliyor. Işık dışarı çıkabiliyor."





post signature

1 yorum:

  1. Kağıttan Kentler sevilmez mi ya <3 bebeğim *-* iyi ki yapmışım vlogu. Yorumdan sonra okmayı bekşetenler öne aldı, yarım bırakanlar tekrar başladı ve herkes çok sevdi. Zaten abi sevmesem açık açık söylerim gocunmam :3 Seveceğini biliyordum

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...