19 Temmuz 2014 Cumartesi

Yorum: Albert Camus - Sürgün ve Krallık

Tür: Felsefe, Öykü
Goodreads Puanı: 3,86 (4.654 oy)
Orijinal Adı: L'exil et le Royaume
Yayınevi: Can Yayınları
Çeviri: Tahsin Yücel
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 147
Albert Camus'nün genç yaşta ölümünden sonra Jean-Paul Sartre şunları yazmıştı: "Uzun süre düşünmeden seçimini yapmayan, bir kez seçince de buna bağlı kalan ender insanlardandı. Camus'nün insancılığında, ansızın bastıran ölüme karşı insanca bir davranış varsa; mutluluk yolunda giriştiği o gururlu, katıksız araştırma, insana bu denli aykırı gelen ölüme dayanıyor, ölümle besleniyorsa; Camus'nün yapıtını da, bu yapıttan ayrı düşünülemeyecek yaşamını da, varlığın her anını ölümün elinden kapan bir insanın katıksız, başarılı denemesi olarak görebiliriz."

Kırk dört yaşındayken Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Albert Camus, Sürgün ve Krallık'ta yer alan altı öyküde, acıma, güçsüzlük, iyilik, kötülük gibi insanın temel durumlarını, davranışlarını yönlendiren kurban ve cellat ikilemini ele alıyor.
Sürgün ve Krallık, iki yıldır kitaplığımda okunmayı bekleyen kitaplardandı. Kitabı daha önce başka bir Okuma Şenliği'nde okumayı planlamıştım ama okuyamamıştım. Fakat bu sefer kitabı, Yaz Okuma Şenliği'nde okumayı başardım.

Sürgün ve Krallık, okuduğum ilk Albert Camus kitabıydı. Beklentilerimin oldukça altında bir kitap okudum. Ama, Camus'nün kitaplarına başlamak için kötü bir seçim yaptığımı da düşünüyorum. Çünkü Sürgün ve Krallık, beni etkilemeyen normal kitaplardan biriydi.

Kitap, 6 öyküden oluşuyor: Aldatan Kadın, Dönme ya da Karışık Bir Kafa, Dilsizler, Konuk, Jonas ya da Resim Yapan Ressam, Büyüyen Taş. Öyküler çok yoğun geldi bana. Öykü dediğimiz yazı türü, yüzlerce sayfada vereceği duygu ve düşünceleri çok daha az sayfada verebilmek için yoğun olmalıdır, biliyorum ama bu kadar yoğunluğun da fazla olduğunu düşünüyorum. Belki de kitabı yayarak okusaydım, öyküler bana bu kadar yoğun gelmezdi diye de düşünmedim değil; ama kitabı neredeyse bir ayda bitirebildim, daha ne kadar yayabilirdim ki...

Kitaptaki her hikâyenin ayrı bir teması var ve bu temaların, öykülerin anlaşılabilirliğini belirleyen en önemli etmenlerden biri olduğunu düşünüyorum. Bazıları öylesine karışık geldi ki bana, ara verip birkaç gün sonra öyküye tekrar dönmek zorunda kaldım. Bu 6 öyküden en iyi Konuk'u anladım; hem kurgu daha basit hem de Camus'nün dili daha anlaşılırdı. Jonas ya da Resim Yapan Ressam da severek okuduğum bir diğer hikâyeydi. Diğerlerini okurken pek bir şey anlayamadım ve bu yüzden de oldukça sıkıldım.

Birçok öyküde kurgu karışıktı ve yazarın üslubu ağırdı; bu öyküleri sonuna kadar okumamı sağlayan unsur ise betimlemelerdi. Kitaba genel olarak baktığımda, Camus'nün betimlemelerinin çok canlı olduğunu görüyorum. Bunu özellikle ilk öykü olan Aldatan Kadın'da hissettim, öyküde anlatılmak istenen olayı tam olarak anlamasam da betimlemeleri sayesinde öyküyü okurken iyi vakit geçirdim.

Albert Camus'nün kitaplarıyla tanışmak istiyorsanız, Sürgün ve Krallık iyi bir seçim olmayabilir. Ama daha önce yazarın başka kitaplarını okuduysanız ve okumadığınız bir tek bu kitap kaldıysa, ancak o zaman Sürgün ve Krallık'ı tavsiye edebilirim.



Kalkmak istedim, düştüm, mutluydum, en sonunda öleceğim için umutsuzca mutluydum, ölüm de serindir ve gölgesinde hiçbir tanrı barınmaz.





post signature

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...