10 Mayıs 2014 Cumartesi

Yorum: Philip Reeve - Yürüyen Kentler (The Hungry City Chronicles, #1)

Tür: Bilim Kurgu, Distopya, Genç-Yetişkin, Kıyamet Sonrası, Steampunk
Goodreads Puanı: 3,98 (7.387 oy)
Orijinal Adı: Mortal Engines
Yayınevi: ON8 Kitap
Çeviri: Müren Beykan, Fulya Yavuz
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 352
Uzak gelecekte, 60 Dakika Savaşları'nın sonrasında mahvolan dünyada, tekerlekler üstünde "yürüyen" Londra kenti, Kuzey Denizi'nin kurumuş yatağı boyunca, küçük kentleri kovalıyordu. Tarihçiler Loncası'nın çırağı Tom, kızına aşık olduğu baştarihçiyi suikastten korumaya çabalarken, kendini tuhaf Hester'la birlikte, acımasız bir varolma savaşının içinde buldu. Ödüllü İngiliz yazar Philip Reeve'in ünlü bilimkurgu dizisinin ilk kitabı.

"Tom, yarı baygın Hester'ı kolundan kavradı. Tezgezerli adamlardan biri, kaçmalarını engellemek için hamle yapmıştı ki, kırmızı paltolu kadın adamın önüne dikildi: "Onlar benim yolcularım. Fiyatta anlaşmaya çalışıyordum!"
"Onlar bizim kölelerimiz!" diye haykırdı Wreyland, kadını itekleyerek. "Tom Nitsworthy ve arkadaşı. Onları Dış-Topraklar'da buldum. Kural kuraldır. Mal bulanındır...""
Yürüyen Kentler, uzun zamandır okumak istediğim kitapların başında geliyordu. Sadece konusunu ilgi çekici bulduğum için değil, aynı zamanda Damla ve Eren bu seriyi o kadar çok övmüştü ki konusunu ilgi çekici bulmasam bile okurdum. Serinin ilk kitabının çıktığı zamanlarda bu kitap hakkında konuştuğumuzu hatırlıyorum. Elimde okunacak çok kitap olduğu için Yürüyen Kentler'i almayı sürekli ertelemiştim. Sonunda elimdekileri biraz olsun azaltınca kitabı almaya karar verdim ve fuarın ilk günlerinde soluğu ON8 standında aldım. Birkaç gün sonra da kitaba başladım.

Yürüyen Kentler'i distopya türünün diğer örneklerinden ayıran ögelerin başında yaratıcı kurgusu geliyor. Altlarındaki devasa silindirler yardımıyla sürekli hareket halinde olan, hayatta kalmak için diğer şehirleri yiyen şehirler... Kurgunun mihenk taşı denilebilecek bir kavram, yürüyen şehirler kavramı. Yaratıcı olduğu kadar merak uyandırıcı da zira seriyi, sırf bu kavram için okumak istemiştim. Bir şehrin yürümesi, kitapta geçen bütün o eylemleri yapabilmesi imkansız gibi gözükse de yazarın ikna ediciliğinin hayli yüksek olduğunu belirtmeliyim. Belirli noktalara değinip gerekli bilgileri veren yazar bunun gelecekte icat edilebilecek bir buluş olacağını kolaylıkla kabul ettirebiliyor. Yani, Yürüyen Kentler aslında herkese hitap ediyor.

Olaylar, şehirlerin adeta birer organizmaya dönüştürüldüğü ileri bir teknoloji çağında geçiyor. Teknoloji o kadar gelişmiş ki Londra gibi metropol bir şehir bile yürüyebiliyor. Fakat bu teknolojiye rağmen yaşama şartlarının iyileştiği söylenemez. İşte bu durum, kurguya ayrı bir hava katıyor. Kendinizi dünyanın eski haline dönmesi için neler yapılacağını, teknolojinin neden yardım edemediğini merak ederken bulabilirsiniz.

Olay örgüsündeki aksiyon daha ilk bölümlerde kendini gösteriyor. Ana karakterlerden Tom'un tanık olduğu olaydan sonra içine düştüğü macera ile başlayan tempo, hiç düşmüyor. Yer yer şaşırtıcı olaylarla desteklenmiş bu kitabı elinizden bırakmakta zorlanabilirsiniz. Şahsen ben, sunumlarımın olduğu haftaya denk geldiği için bayağı zorlandım :)

Karakterlerin geleceği beni oldukça şaşırttı. İlk bölümlerde karakterlerin neler yaşayacağını tahmin ettiğimi düşünüyordum. Ama kitabı bitirince, tahminlerimin  okuduklarımla uzaktan yakından alakası olmadığını gördüm. Tahmin edilebilir gelecekleri olan karakterler, kurguyu da sıkıcı hâle getirebiliyor. Bu açıdan Yürüyen Kentler, heyecan doluydu.

Kitabın yurt dışı kapaklarını sevdiğimi pek söyleyemeyeceğim. ON8'in hazırladığı kapaklar daha çok hoşuma gitti. Sadece Yürüyen Kentler'in değil, serideki bütün kitapların kapakları sevdim. Kapakların kitabın temasıyla örtüşmesi ve birbiriyle uyumu da, bizim kapakları yurt dışındakilere nazaran daha başarılı bulmamın nedenlerinden.

Kitaba genel olarak görülen geçmiş zaman kipi, yer yer de geniş zaman kipi hakim. Geniş zaman kipi, yan olayların anlatılması, arka planda nelerin döndüğünün gösterilmesi gibi nedenlerle kullanılmış. Başlarda kip geçişlerini biraz garipsediysem de olayların ayrımı için en uygun yolun bu olduğunu anladım ve bu geçişlere kısa sürede alıştım. Kipler dışında beni rahatsız eden hiçbir şeyle karşılaşmadım.

Yürüyen Kentler, daha önce okumadığıma pişman olduğum kitaplar kategorisinin ilk sıralarında yer alıyor. Yaratıcı kurgusu, sürprizlerle dolu olay örgüsü ve kaliteli basımıyla favorilerim arasında. Türü ne olursa olsun, kurmaca kitapları seviyorsanız Yürüyen Kentler'e bir şans verin derim ;)



"...Londra hareket etmeye asla son vermeyecek. Hareket yaşamdır. Son gezgin kenti yiyip, son sabit yerleşmeyi de silip süpürdükten sonra, kazmaya başlayacağız. Yeryüzü çekirdeğinin ısısıyla çalışan dev makineler inşa edecek ve gezegenimizi yörüngesinden çıkartacağız. Mars'ı, Venüs'ü, asteroitleri tüketeceğiz. Güneş'i de yiyip bitirecek, sonra da uzay boşluğunda yol alacağız. Kentimiz bundan bir milyon yıl sonra, yiyebileceği kasabaları değil, yepyeni dünyaları avlamak üzere yolculuk ediyor olacak!"





post signature

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...