31 Ağustos 2013 Cumartesi

Yorum: Neil Gaiman - Yokyer | Yazar Ayları


Tür: Bilim Kurgu, Fantastik, Macera
Goodreads Puanı: 4,15 (137.976 oy)
Orijinal Adı: Neverwhere
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Evrim Öncül
Basım Yılı: 2010
Sayfa Sayısı: 372
Genç ve iyi kalpli Richard Mayhew'un sıradan hayatı, bir kaldırımda karşısına çıkan yaralı genç kızın hayatını kurtarmasıyla sonsuza dek değişir. Bu iyilik Richard'ı var olduğunu hayal bile etmediği bir dünyayla -şehrin altındaki terk edilmiş Metro istasyonları ve kanalizasyonlarda gelişmiş karanlık bir yaşamla- tanıştırır. O, yarıklardan düşen insanların yaşadığı Aşağıtaraf'ın bir parçasıdır artık... ve eğer bildiği dünyaya dönmek istiyorsa, gölgelerin ve karanlığın, canavarların ve azizlerin, katillerin ve meleklerin şehrinde yaşamayı öğrenmek zorundadır...

Gaiman, basitçe söylemek gerekirse, hikâyelerin hazine evi gibi ve biz de ona sahip olduğumuz için şanslıyız...
Stephen King

Bu kitabın bitmesini hiç istemedim... Avcı, Islington, Door... bu karakterler artık hayatımın bir parçası... Yokyer beni çok mutlu etti.
Tori Amos

Gaiman bir usta... Alanındaki hiç kimse bundan daha iyi olamaz...
Peter Straub
Pinuccia'nın düzenlediği Yazar Ayları etkinliğinde ağustos ayı yazarı Neil Gaiman seçilmişti. Ben de elimde Yokyer varken kitabı bu etkinlik kapsamında okumak istedim. Etkinliğe katılan bloglara ve incelemelerine göz atmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Yokyer, Neil Gaiman'ın okuduğum üçüncü kitabıydı. Yazarın kitaplarını okudukça, dünyasını keşfettikçe diğer kitaplarına olan merakım ve beklentilerim katlanarak artıyor. Yokyer'e başladığımda da beklentilerim yüksekti ve ilk sayfalarda kitabın beklentilerimi karşılayamayacağından korkmuştum. Fakat kitaba alıştıktan sonra, Neil Gaiman'ın hayal gücünde kaybolmamak elde değil!

Başlarda kitaba ısınamadığımı itiraf etmeliyim. Hatta karakterleri birbirine karıştırdığım, olayları anlamadığım zamanlar oldu. Fakat daha sonra anladım ki Yokyer, sürükleyici fakat bir oturuşta okunması gereken kitaplardan değil; kitabı yavaş yavaş, her bir kelimeyi sindirerek, o kurgunun arkasındaki hayal gücünü hissederek okumak gerekiyor. Bu şekilde okunduğu zaman kurgunun sürprizlerle dolu, büyüleyici ve sıradışı olduğu anlaşılıyor.

Kitabın karakterleri de kurgusu kadar etkileyici. Ana veya yan, bütün karakterler kusurları, hataları ve yetenekleriyle kitaba ayrı bir tat katıyor. Okurken her biri o kadar canlı geliyor ki bir an durup gerçekten var olup olmadıklarını düşünmeye başlayabilirsiniz. Aslında onları böylesine canlı tutan şey Neil Gaiman'ın yeteneğinden başka bir şey değil.

Neil Gaiman'ın karanlık ve eğlenceli üslubu, daha önce okuduğum hiçbir yazarınkine benzemiyor. Günlük hayatta farkına bile varmadığımız şeyleri kendi farklı bakış açısıyla yakalıyor ve bunları kitaplarına yerleştiriyor. Hayal gücünün ise sınırı yok... Ve Yokyer, tüm bunları barındıran bir Neil Gaiman kitabı.

Kitap her şeyiyle o kadar mükemmel ki! Henüz Neil Gaiman'ın üslubuyla tanışmadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz demektir, en kısa zamanda yazarın o uçsuz bucaksız hayal dünyasına dalın derim.



Kız odanın karşısındaki küçük ateşlere baktı. Sonra bakışlarını Richard'a çevirdi. Tekrar gülümsedi ve, "Kedi sever misin?" dedi. "Evet," dedi Richard. "Kedileri çok severim." Anaesthesia rahatlamış göründü. "But mu?" diye sordu. "Yoksa göğüs mü?"





post signature

30 Ağustos 2013 Cuma

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!


post signature

29 Ağustos 2013 Perşembe

Yorum: Percy Jackson: Sea of Monsters (2013)


Tür: Fantastik, Macera
IMDb Puanı: 6,5 (10.433 oy)
Türkçe Adı: Percy Jackson: Canavarlar Denizi
Yönetmen: Thor Freudenthal
Oyuncular: Logan Lerman, Alexandra Daddario, Brandon T. Jackson...
Vizyon Tarihi: 16 Ağustos 2013
Süre: 106 dk
Olympos'un Deniz tanrısı Poseidon'un oğlu Percy Jackson'ın maceraları, Thor Freudenthal'ın yönettiği ikinci filmle devam ediyor. İlk filmde güçlerini keşfeden ve annesini kurtarmak için arkadaşlarıyla birlikte uzun bir yolculuğa çıkan Percy Jackson, bu kez mitolojik bir efsane olan Altın Post'u bulmaya çalışacaktır. Görevi başarıyla tamamlarsa, ihanet uğramış kamplarını ve Olympos'u kurtaracaktır. Bir kez daha arkadaşlarıyla birlikte, bu kez 'Canavarlar Denizi'ne doğru yelken açan Percy Jackson, Titan saldırıları ve mistik varlıklarla dolu bu yolculukta, hem kuzeni Luke'u durdurmalı hem de uyanmakta olan eski bir şeytanı durdurmak zorundadır.
Kardeşimle, filme vizyona girdiği gün gitmek istemiştik aslında; ama sürekli araya bir şeyler girdi. Sonunda geçen hafta sonu filme gitmeyi başardık. Kucağımızda patlamış mısırımız, elimizde ice-tea'miz, gözümüzde 3D gözlüğümüzle koltuklarımıza kurulduk ve heyecanla filmi izlemeye başladık.

Canavarlar Denizi'nde, Şimşek Hırsızı'na kıyasla, kitaba daha çok bağlı kalınmıştı. Annabeth'ın saç renginin sarı olarak değiştirilmesi, bazı repliklerin ve sahnelerin kitaptan alınması, filmin sonu ve daha hatırlayamadığım birçok ayrıntı filmin kitaba -ilk filme göre- bağlı kaldığını gösteriyor. Özellikle Kahin ve Kahin'in evi, tam olarak hayal ettiğim gibiydi :) Gri Kız Kardeşler'in sahnesinin bir kısmı, film vizyona girmeden internette yayınlanmıştı fakat filmde izlerken -3D nimeti midir nedir- daha çok heyecan yaptım.

Fakat filmde, kitapla örtüşmeyen bazı kısımlar da yok değildi. Tyson'ın Percy'le tanışması ve kampa varış şekli kitaptakinden çok farklıydı. Kitapta Kronos'un dirilmesiyle ilgili bir sahne de yoktu, hatırladığım kadarıyla, serinin diğer kitaplarında geçen bu olay Canavarlar Denizi filmine taşınmıştı. Filmdeki bu kısım, kitapla örtüşmese de izlerken büyük keyif aldığım sahnelerden biriydi.

Kendimizi filme kaptırmamızı ve filmi büyük bir keyifle izlememizi sağlayan en önemli etken, filmin üç boyutlu olmasıydı. Filmi sinemada izlemek istememin tek nedeni de buydu aslında. Film 3D olmasaydı alırdım dvdsini, filmi evimin rahatlığında izlerdim. Ama 3D, tecrübe edilmesi gereken ayrı bir tad katıyor filme.

Canavarlar Denizi, ilk filme kıyasla daha başarılı bir yapım. Kitapla örtüşmeyen bazı kısımları bulunsa da filmin genel olarak kitaba bağlı kaldığını görüyoruz. Filmde bolca bulunan aksiyon sahnelerini 3D izlemek ise ayrı bir keyifti. Canavarlar Denizi'ni okumuş bir izleyici olarak filme gittim ve filmin, benim gibi kitabını okumuş olan izleyicileri tatmin edeceğini düşünüyorum.


post signature

27 Ağustos 2013 Salı

Yorum: Cassandra Clare - Kayıp Ruhlar Şehri (The Mortal Instruments, #5)


Tür: Aşk, Fantastik, Genç-Yetişkin, Paranormal
Goodreads Puanı: 4,32 (88.553 oy)
Orijinal Adı: City of Lost Souls
Yayınevi: Artemis Yayınları
Çeviri: Uğur Mehter
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 614
New York Times çoksatarı "Ölümcül Oyuncaklar" serisi devam ediyor.

Tabii Jace, Clary ve Simon'ın başındaki tehlikeler de...
Jace'le Clary yeniden karşılaştığında, Clary korkunç gerçekle yüzleşti. İblis Lilith'in büyüsü altındaki Jace, kötülüğün hizmetkarı olmuştu.
Gölge Avcıları şimdi ne yapacaktı?
Kaybedilen geri istenebilir miydi?
Aşk için ödenecek bedel, ne olabilirdi?
Günah ve kurtuluş işbirliği yaptığında, kime güvenmek gerekirdi?
Yazarın Cehennem Makineleri Serisini daha çok sevsem de Ölümcül Oyuncaklar Serisini de böyle bir başka seviyorum. Clare'in bir röportajında seriyi üç kitapta bitirmeyi planladığını ama sonra yayınevinin de isteğiyle serinin uzatıldığını okuduğumu hatırlıyorum. Bu bilgiyi öğrenince ister istemez, sonraki kitapları bu gözle okumaya başladım. Bu yüzden de bazı zamanlarda kitabı sevip sevmediğimi bile bilmiyordum. İşte, ben seriye karşı böyle duygular beslediğim için kitabı okuyup okumamak arasında kaldım uzun bir süre. Sonunda baktım böyle olmayacak, Kayıp Ruhlar Şehri'ni de ekledim okunacaklar arasına.

Kitap, serinin dördüncü kitabı Düşmüş Melekler Şehri'nden çok daha iyi. Düşmüş Melekler Şehri demişken... Bu serinin kitaplarının yayınlanma tarihleri arasında o kadar büyük bir zaman aralığı var ki serinin bir önceki kitabında neler olduğunu unutuyorum bazen. Kayıp Ruhlar Şehri'ni okurken de aynı şey başıma geldi, geçen kitaptaki olayları hatırlayamadım. Bu tarz serilerde okunacak kitaba başlamadan önce, bir önceki kitaba şöyle bir göz atmakta yarar var.

Düşmüş Melekler Şehri'ne az biraz baktıktan, serinin önceki kitabında neler olduğunu hatırladıktan sonra Kayıp Ruhlar Şehri'nde kendimi kaybettim. Yazarın anlatımı akıcı, betimlemeleri ise oldukça canlı. Okuyucunun kendini kitaba kaptırmaması işten bile değil.

Kitapta yan karakterlere fazlasıyla yer verilmişti. Bu durum, yan karakterlerin düşünce ve dünyalarını anlamamızı sağlıyor. Yan karakterlerin silik kalmaması, ana karakterler kadar öne çıkması kitabın başarısını körükleyen etmenlerden biri.

Kitabın sonu, klasik Clare sonuydu: yazarı sevip bağrıma basmak ile yazarın üstüne benzin döküp yakmak arasında gidip geliyorum. Tam her şey rayına oturdu derken bir sorun çıkarıyor ve beni deli ediyor. Ama yine de kadının yazdığı bu çarpıcı sonları seviyorum.

Koskoca bir paragrafı da Kardeş Zachariah'ya ayırmak, onun hakkında zihin gücümüzü zorlayacak spekülasyonlar yazmak isterdim. Ama ben ne yaptım... Mekanik Prens'in etkisinden çıkamamışken gittim Shadowhunters Wikia'dan hem Cehennem Makineleri Serisi hem de Ölümcül Oyuncaklar Serisi hakkında spoiler üstüne spoiler yedim. Pişman mıyım, bunu Mekanik Prenses'i okurken anlayacağım sanırım. Ama bu spoilerlar sayesinde Kardeş Zachariah'nın kim olduğunu bilerek Kayıp Ruhlar Şehri'ni okudum. Spoilersız okumuş olsaydım eminim ki Kardeş Zachariah'nın kim olduğunu merak etmekten kafayı yerdim, ama kitabı farklı bir heyecanla okurdum. Şimdilik, spoiler yediğim için pişman değil gibiyim. Ama bunun acısının Mekanik Prenses'te çıkacağını hissediyorum.

Kayıp Ruhlar Şehri sürprizlerle dolu bir kitaptı; güçlü betimlemeleri, akıcı dili ve son sayfalara doğru yükselen temposuyla severek okuduğum kitapların arasındaki yerini aldı. Serinin devam kitabını merakla bekliyorum.



"Hiç aşık oldunuz mu? Sessiz Kardeş olmadan önce? Uğruna ölmek isteyeceğiniz kimseniz var mıydı?" Uzun bir sessizlik oldu. İki kişi, dedi Zachariah Kardeş. Bazı anıları silmeye zamanın gücü yetmez, Clarissa. Bana inanmazsan arkadaşın Magnus Bane'e sorabilirsin. Sonsuzluk kayıpları unutturmaz, hatta katlanılmaz kılar.





post signature

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Yorum: Brave (2012)


Tür: Animasyon, Komedi, Macera
IMDb Puanı: 7,2 (138.636 oy)
Türkçe Adı: Cesur
Yönetmen: Mark Andrews, Brenda Chapman
Oyuncular: Kelly Macdonald, Billy Connolly, Emma Thompson...
Vizyon Tarihi: 7 Eylül 2012
Süre: 93 dk
Merida, Kral Fergus ve Kraliçe Elinor’un okçuluk konusunda oldukça yetenekli ama bir kadar da deli fişek kızlarıdır. Kaderinin kendi elinde olduğuna inan Merida, ülkede yüzyıllardan beri gelen bir geleneğe karşı çıkar. Lord MacGuffin, Lord Macintosh ve Lord Dingwall bu yetenekli, kızıl saçlı kızdan hiç hoşlanmazlar ve Merida’nın kararları krallık içerisindeki düzeni bozar. Bilge Kadın’a başvurduğunda ise uğursuz bir dileğin onu beklediğini öğrenir. Merida ardı sıra gelen tehlikeli güçlerin farkına varır ve daha fazla gecikmeden korkunç laneti ortadan kaldırmaya çalışırken bir ayndan da gerçek cesaret ile yüzleşir...
İnanılmaz Aile, Ratatouille gibi başarılı animasyonlarda imzası olan Mark Andrews ve Aslan Kral'ı da yöneten Brenda Chapman'ın ortak yönetmenliğinde çekilen film, tam bir Pixar klasiği olmaya aday. Film Disney Digital 3D™ teknolojisiyle gösterime girecek.
Bazı filmleri sürekli aklımın bir köşesine not edip en kısa zamanda izleyeceğimi söyler dururum, Brave de bu filmlerden biriydi. Film vizyona gireli neredeyse bir yıl olacak ve ben daha yeni izliyorum. Kitap Dostları'nın facebook sayfasında Pixar filmlerini izleyeceğimiz bir etkinlik başlatmıştık. O etkinlik ve Emin'in teşviki olmasaydı eminim, filmi izlemeyi birkaç ay daha ertelerdim.

Filmin senaryosu oldukça tanıdık: evlilik ile ortaya çıkan, anne-kız arasındaki iletişimsizlik ve kötü bir olayın anne-kızı bir araya getirmesi sonucu aralarındaki iletişimsizliği çözmeleri. Senaryo her ne kadar bilindik olsa da birbirinden renkli karakterler filmin konusunu sıradanlıktan çıkarıyor.

Favori karakterlerim Üçüzler olsa da bütün karakterleri sevdim. Her birinin kendine özgü, sevilesi özellikleri var; Merida'nın kızıl saçları ve başına buyruk tavırları, Kral Fergus ve lordların ağız dalaşları ve kavgaya olan düşkünlükleri, Kraliçe Elinor'un tüm bu karmaşa arasında kalması ve etrafa çeki düzen verme çabaları...

Karakterleri seslendiren oyuncuların İskoç aksanlarını da unutmamak gerek. Filmleri mümkün olduğunca altyazılı izlemeyi tercih ediyorum ama filmi seslendiren oyuncuların İskoç olduğunu öğrenince Brave'e altyazı konusunda fazlasıyla özen gösterdim.

Brave, senaryo yönünden zayıf fakat animasyon yönünden oldukça başarılı bir yapım. Animasyon tutkunlarının kaçırmaması gerektiğini düşünüyorum :)


post signature

25 Ağustos 2013 Pazar

Yorum: Rebecca Dessertine & David Reed - Oğullar Savaşı (Supernatural, #6)


Tür: Fantastik, Paranormal
Goodreads Puanı: 3.94 (560 oy)
Orijinal Adı: War of the Sons
Yayınevi: Artemis Yayınları
Çeviri: Zeynep Heyzen Ateş
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 340
Sam ve Dean'in annesi, esrarengiz ve şeytani bir güç tarafından tam yirmi yedi yıl önce öldürülmüştü. O günden sonra Sam ve Dean'in babası, Amerika'nın arka sokaklarında, karanlık köşelerde yaşayan doğaüstü yaratıklar hakkındaki her şeyi iki kardeşe öğretecekti. Bu yaratıkların nasıl yok edileceğini de...

Lucifer'ın peşine düşen iki kardeş, Güney Dakota'daki ufak bir kasabada, kendine Don diyen bir melekle karşılaşıyor. Bu meleğin onlara ilginç bir teklifi var...

Meleğin teklifini kabul eden iki kardeş, evlerinden çok uzaklara, Şeytan'ın herkesten gizlediği bir sırrı öğrenmeye gönderiliyor.

Popüler televizyon dizisindeki karakterlerin önceden yayınlanmamış maceralarını konu alan yepyeni bir Supernatural kitabı.
Supernatural'ı yıllardır takip eder, izlerim. İzlediğim ilk yabancı dizilerden biri olduğu için bendeki yeri ayrıdır. Dizinin bir aralar saçmalamaya başladığı zamanlar olmuştu, o zamanlarda bile bağrıma basıp izlemiştim, o derece severim ben bu diziyi. İşte bu yüzden, dizinin kitaplarının çıktığını duyunca ilk kitabı almadan önce biraz tereddüt etmiştim. Diziyle aynı tadı veremeyeceğini düşünmüştüm. Fakat dizinin şimdiye kadar okuduğum bütün kitapları Supernatural tadında, buna Oğullar Savaşı da dahil.

Kitabın ilk sayfalarında romanın Supernatural'ın hangi bölümünden sonra yaşanan olayları ele aldığını belirten bir yazı bulunuyor. Serinin diğer kitaplarında böyle bir yazı gözüme çarpmamıştı. Oğullar Savaşı'nda böyle bir bilgilendirmeye yer verilmesi, dizinin takipçileri için büyük artı.

Kitap, konusunun farklılığı itibariyle hem diziden hem de seriden ayrılıyor. Zaman yolculuğu Supernatural'da bir ya da iki kez gördüğümüz, sık işlenmeyen bir konu. Oğullar Savaşı'nda yer alan bu tema, senaryodakiler kadar başarılı. Bu başarıda, kitabın yazarlarından birinin Supernatural'ın yapımcısının asistanı olmasının da payı var, tabii.

Karakterler, konu ve kurgu Supernatural'ı aratmıyor. Fakat kitabın diziyle örtüşmeyen bazı kısımları da yok değil. Bu tutarsızlıklar, dizi ile film arasındaki bağlantıyı incelttiğinden dizinin takipçileri için kafa karıştırıcı olabilir. Kitabın yazarları ile dizinin senaristleri arasında bağlantılar olduğu halde böyle tutarsızlıkların yaşanması beni şaşırttı. Umarım serinin sonraki kitaplarında bu tarz olumsuzluklarla karşılaşmayız.

Oğullar Savaşı Dean'in esprileriyle renklenen, aksiyon ve macera dolu, eğlenceli bir kitap. Betimlemeleri, kurgusu ve akıcı diliyle Supernatural izliyormuşsunuz gibi bir hava yaratıyor. Kitap ile dizi arasındaki tutarsızlıklar olmasaydı kitap benden tam puan alacaktı.



Dean oflayarak mönüyü kapadı. "Dinle küçükhanım, şimdiye kadar iyi idare ettiğini biliyorum ama şunu bil, sana da babana da güvenmiyorum. Hiçbir kadın, gözünü kırpmadan bir erkeğin suratına silah doğrultamaz. Geçmişinizi bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum. Ama deneyimlerime göre, silah çeken güzel kadınlar, insanın başını belaya sokmaktan başka bir işe yaramaz. Bu yüzden senden uzak duracağım. Buraya parşömeni almaya geldik. Sonra eve döneceğiz. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz içinmiş gibi davranabiliriz ama önemli olan, zamanı geldiğinde herkesin kendi üzerine düşeni yapması." Julia ne irkildi ne kızardı. "Demek güzel olduğumu düşünüyorsun?"





post signature

D&R'ın 9.90 TL Kampanyası


D&R'ın 9.90 TL'lik kampanyasını duymayan yoktur herhalde. Doğan Kitap'tan İthaki'ye, Yabancı Yayınları'ndan Altın Kitaplar'a birçok yayınevinin güncel ve çok satan kitapları 9.90 TL. Ben de dün sinemaya gitmişken D&R'a da uğrayayım dedim. Kampanya dahilindeki kitapların tükendiğini düşünmüştüm, tükenmediğini görünce çocuklar gibi sevindim :) O heyecandan fotoğraf çekmeyi de unutmuşum tabii. Benim gittiğim D&R, İzmir Optimum Outlet'teydi ve kampanyaya bir stand ayrılmıştı. Buraya tıklayarak kampanyada hangi kitapların olduğunu görebilirsiniz.


Gelelim benim aldıklarıma... Dün, Tatlı Bela dışındaki kitapları aldım. Tatlı Bela'yı birkaç hafta önce kardeşime aldırmıştım. Kitap elime geçer geçmez okudum ve yorumladım. Yorumuma göz atmak isterseniz şuraya tıklayabilirsiniz. Nemesis'i, Kitap Oburları'nın turu sayesinde tanımıştım. Kitabı o zamandan beri merak ediyordum. Kampanyada olduğunu görünce kitabı almış bulundum. Kampanyadan asıl almak istediğim kitap Neil Gaiman ve Michael Reaves'ın yazdığı Ara Dünya'ydı. Buz Prenses ise uzun zamandır listemde bulunan ama bir türlü alamadığım bir kitaptı. Kitabın kampanyada olduğunu görünce hemen aldım. Agatha Christie'nin Frankfurt Yolcusu'nu da kampanya dahilinde olduğunu görünce almadan edemedim.

Kampanyadan sizler hangi kitapları aldınız/almayı düşünüyorsunuz?

post signature

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Yorum: Jamie McGuire - Tatlı Bela (Beautiful, #1)


Tür: Aşk, Çağdaş/Modern, Yeni Yetişkin
Goodreads Puanı: 4.24 (149,192 oy)
Orijinal Adı: Beautiful Disaster
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Çeviri: Bora Evren
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 430
Aşıksan başın belada!

Abby Abernathy karanlık geçmişiyle arasına mesafe koymuş olan, alkol kullanmayan, küfür bile etmeyen kendi halinde bir kız, fakat yaşamını dövüşerek kazanan ve vücudu dövmelerle kaplı yakışıklı Travis Maddox onun hayatını değiştireceğe benziyor.

İyi kız ve kötü çocuk...
Bu birliktelik bir aşkın mı habercisi yoksa bir felaketin mi?

Tatlı Bela sadece bir "bestseller" değil, uluslararası bir fenomen. Yayımlandığı günden beri tüm dünyada büyük yankı uyandıran bu kitabı okumayan kalmayacak.
Tatlı Bela, ilk çıktığı zamanlarda ilgimi çekmişti. Fakat ben, aşk dolu kitapları okumayı pek tercih etmediğimden kitabı yakın zamanda okumak gibi bir düşüncem yoktu. Kitabın D&R'da 9.90 tl gibi uygun bir fiyatla satıldığını duyunca bari kitabı alayım da elimin altında bulunsun diye düşünmüştüm. Daha sonra, KitapAyracı'nın davetiyle Tatlı Bela Okuma Günü'ne katılmayı planladım. Gruptaki kitap çılgınlarına yetişebilmek için kitabı en kısa zamanda edindim ve ertesi günü okumaya başladım. Fakat kitabın akıcılığına rağmen yine de hızlarına yetişemedim :D

Kitap, beklediğimden biraz farklı çıktı. Birçok yorumda, kitap için erotik türünde denmişti. Fakat kitabın, erotikten ziyade romantik olduğunu kitabı okuyunca anladım. Hem de öyle bayıcı bir aşk hikayesi de yok kitapta. Kitabın bazı yerlerinde sıkıldığım oldu, bazı karakterleri saç baş yolasım geldi ama genel olarak bakıldığında, okuyucuyu bunaltmayan bir aşk hikayesi hakim.

Kitapta tekrar tekrar okumaktan sıkılmayacağım birçok kısım var: Abby ve America arasındaki dostluk, America-Shepley ikilisinin davranışları, Travis'in ailesi ve Travis... Travis'in kitabın kötü çocuğu, Abby'nin de bu kötü çocuğa tutulan naif kız olacağını sanmıştım fakat ikilinin rolleri sıklıkla değişiyor ve Travis'i aşkından dolayı delilik sınırına yaklaşırken, Abby'yi ise Travis'i peşinden koşturturken görüyoruz.

Parker dışında bütün karakterleri sevdim ben. Abby'nin tavırlarını sinir bozucu bulsam da geçmişini öğrendikten sonra kıza birazcık hak verdim. Fakat Abby'nin kitabın sonlarına doğru Travis'ten uzak durma çabalarının gereksiz olduğunu düşünüyorum.

Kitabın karakter betimlemeleri yok denecek kadar az. Birçok karakterin dış görünüşlerinden bahsedilmediği için karakterleri aklımda canlandırmakta zorlandım. Başlarda, bazı karakterlerin cinsiyetlerini bile anlayamamıştım. Finch'in cinsiyeti ise benim için hâlâ gizemini koruyor.

Kitabın iç ve dış tasarımından da birazcık bahsedeyim; ön ve arka kapakları ve bu kapakların iç kısımlarının tasarımını çok sevdim. Kitabın içeriğinde ise bazı yazım hataları mevcuttu fakat çok dikkatli okumadığınız sürece bu hatalar gözünüze çarpmıyor.

Abby'nin beni çileden çıkaran davranışları olmasaydı kitaba aşık olabilirdim. Yine de, Tatlı Bela akıcı dili ve duygu dolu kurgusuyla severek okuduğum kitaplar arasındaki yerini aldı. Kitabın karakter betimlemeleri güçlendirilirse ortaya tadından yenmeyecek bir kitap çıkabilir.



"Berbat bir halde olduğumuzu biliyorum tamam mı? Ben dürtüsel davranıyorum ve çok fevriyim ve senin için daha önce kimse için hissetmediğim şeyleri hissediyorum. Sen bir an benden nefret ediyormuş gibi davranıyorsun, bir sonraki an beni istiyorsun. Ben hiçbir şeyi doğru yapamıyorum ve seni hak etmiyorum... ama seni köpek gibi seviyorum Abby. Seni daha önce kimseyi ya da hiçbir şeyi sevmediğim gibi seviyorum. Sen yanımdayken içki ya da para ya da dövüş ya da tek gecelik ilişkilerin bir değeri kalmıyor... tek ihtiyacım olan sensin. Tek düşündüğüm sensin. Tek hayal ettiğim sensin. Tek istediğim sensin."





post signature

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Yorum: Cassandra Clare - Mekanik Prens (The Infernal Devices, #2)


Tür: Fantastik, Genç-Yetişkin, Paranormal
Goodreads Puanı: 4.48 (94,441 oy)
Orijinal Adı: Clockwork Prince
Yayınevi: Artemis Yayınları
Çeviri: Selim Yeniçeri
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 600
Tessa'nın aşkı Gölge Avcıları'nı kurtarabilecek miydi? Yoksa onları sonsuza dek yok mu edecekti?

Londra Enstitüsü'ndeki dengeler hiç bu kadar hassas olmamıştı. Konsey, Charlotte'ın gücünü elinden almak ve bu gücü, ahlak değerlerinden yoksun, gözünü iktidar hırsı bürümüş Benedict Lightwood'a vermek istiyordu.
Will, Jem ve Tessa, Enstitü'yü ve Charlotte'ı kurtarma umuduyla Mortmain'in geçmişiyle ilgili sırları araştırmaya karar verdi. Ancak tek keşfettikleri düşmanın amacı değildi. Aynı zamanda Tessa'yla ilgili huzursuz edici Gölge Avcısı bağlantısını da öğrendiler. Zaten Will ve Jem'in ilgisi arasında kalan Tessa, kendisinin bizzat bir "canavar"a dönüşmesine Gölge Avcıları'nın yardım ettiğini öğrenince başka bir seçimle daha yüz yüze gelecekti.
Kitabın kapak olayı yüzünden Mekanik Prens'i edinmeme kararı almış olsam da merakıma yenilip kitabı almıştım. Kitabı bir süre kitaplığımda beklettikten sonra, yakın zamanda Mekanik Prenses'in çıkacağını duyunca kitabı okumaya karar verdim. Yazarın en sevdiğim serisi Cehennem Makineleri Serisi olduğundan kitabı bir çırpıda bitirmemek için elimden geleni yaptım. Yazarın en iyi kitabının hangisi olduğuna karar vermek için Cassandra Clare'in bu seriyi bitirmesini beklemem gerekse de Mekanik Prens benim gözümde -Will'e olanlara rağmen- Clare'in yazdığı en iyi kitap olma yolunda ilerliyor.

Mekanik Melek'le kıyaslandığında, kitabın aksiyon açısından durgun olduğu göze çarpıyor. Aksiyonun yerini karakter analizleri alsa da bu, her karakter için geçerli değil. Kitap daha çok, Will'in geçmişi ve Mortmain'in planları üzerine kurulu fakat Jem-Tessa ikilisi arasında gelişen duygular da kitaba yön veren olaylardan.

Will'in geçmişi hakkındaki sorular fazlasıyla cevaplanıyor. Pyxis'i açtıktan sonra başına gelenleri ve ailesinin yanından ayrılıp Enstitü'ye gelmesinin nedenini Mekanik Prens'te öğreniyoruz. Cevaplara eşlik eden sürpriz olaylar ise aksiyon eksikliği çeken kitabın temposunu yükseltiyor.

Normalde, aşk üçgenleri ve bir buna bir şuna yanaşan kadın karakterleri içeren kitaplardan hiç haz etmem. Ama Mekanik Prens'teki Will-Tessa-Jem üçgeni beni o kadar da rahatsız etmedi. Jem ve Tessa'nın arasında geçenlerin kitaba ve seriye ayrı bir heyecan kattığını düşünüyorum; Tessa'nın Will ile birlikte olmasını istesem de bu kısımları severek okudum.

Kitabın en can alıcı yeri sonuydu. Cassandra Clare, kitabı öyle bir yerde bitirmiş ki serinin sonraki kitabını merak etmeden duramıyorsunuz. Mekanik Prenses'i merakla beklemek için bir diğer neden ise Tessa konusunun ucu açık bırakılmış olması... Mekanik Prens'te, Tessa'nın ne olduğuna dair birkaç bilgi yer alsa da tam olarak doğru olduklarından emin olamadığım için Tessa ve ailesi hakkındaki soru işaretlerinin Mekanik Prenses ile giderileceğini umuyorum.

Kitabın kapağına da değinmek istiyorum. Aslında değinmekten ziyade bu konunun üstüne basacağım sanırım. Okuyucuların Artemis'e karşı tavır takınmalarının nedenlerinden biri Mekanik Prens kriziydi. Kitap, beklenen tarihten aylar sonra satışa çıkmıştı. Okuyucular en azından orijinal kapak kullanılacak diye avunurken, Jem'le uzaktan yakından alakası olmayan birinin yer aldığı bu kapak kullanıldı. Serinin ilk ve son kitaplarının kapaklarının orijinal olduğu düşünülürse, Mekanik Prens için orijinal kapak kullanılmamasının mantığını anlayamıyorum ve orijinal kapağa bayılan biri olarak Artemis'in hazırladığı bu kapağı hiç mi hiç sevmiyorum.

Serinin ilk kitabı gibi Mekanik Prens de okuyucuyu içine çeken sürükleyici bir anlatıma ve renkli karakterlere sahip, -kapağı dışında- mükemmel ötesi bir kitaptı. İçerik, kapağın vasatlığını unutturacak kadar kusursuz. Kitabı sırf kapağı yüzünden almamazlık yapmayın, aksi takdirde serinin hatta yazarın en iyi kitabını kaçırmış olacaksınız.



"Sana hayatımı önerebilirim ama çok az zamanım kaldı. Sana kalbimi önerebilirim ama daha kaç kez atacağını bilmiyorum. Yine de seni o kadar seviyorum ki hayatımın geri kalanını -ne kadarsa- seninle birlikte geçirerek mutlu olmayı istemekle sergilediğim bencilliği umursamamanı umuyorum. Seninle evlenmek istiyorum Tessa. Bunu hayatımda hiçbir şeyi istemediğim kadar çok istiyorum."





post signature

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Yorum: Charlaine Harris - Peri Ölüsü (Sookie Stackhouse, #9)


Tür: Fantastik, Paranormal
Goodreads Puanı: 4.03 (111,255 oy)
Orijinal Adı: Dead and Gone
Yayınevi: Artemis Yayınları
Çeviri: Deniz Evliyagil
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 359
Tuhaf ve seksi garson kız Sookie Stackhouse'a kapılmamanın yolu yok. Bizi de al Sookie! Bizi de!

Louisiana, Bon Temps'da yaşayanlar, vampirlerle ilgili çok az şey biliyor. Kurtadamlarla ilgiliyse hiçbir şey. Tabii herkesin sevgilisi ve her şeyden haberdar -istemeden de olsa- Sookie Stackhouse dışında. Ta ki o güne kadar...
Çünkü, kurtadamlar ve şekil-değiştiriciler kendilerini ölümlü dünyaya ifşa etti.
Ve bunun hiç de hoş sonuçları olmadı. Sookie'nin yakından tanıdığı biri, feci şekilde can verdi. Ancak Sookie'nin katili bulmak konusundaki kararlılığı, karşılaştığı daha büyük bir sorun yüzünden yok olup gidecekti. Vampirlerden ve kurtadamlardan çok daha yaşlı, güçlü ve gizemli bir doğaüstü ırk, savaşa hazırlanıyordu.
Ve Sookie, bu savaşın ortasında, yemin bizzat kendisiydi.

"Şahane... Harris, doğaüstü dünyaları müthiş bir mizah anlayışıyla bizim dünyamızla birleştiriyor."
-Tulsa World

"Sevgili kahramanımız Sookie Stackhouse için işler kızışıyor. Yalnızca tek bir kazanan olacak."
-Booklist

"Alışılmış vampir hikayelerine sihirli ve gizemli bir soluk geldi."
-Houston Chronicle
Güneyli Vampir/Sookie Stackhouse Serisi, konusunu özgün bulduğum ender vampir serilerinden biri. Serinin her kitabını büyük bir zevkle okumuştum. Serinin dokuzuncu kitabı Peri Ölüsü'nün ise ilk sekiz kitaba kıyasla daha karamsar bir havası var. Kitabı severek okusam da kitaptan, serinin diğer kitaplarının verdiği tadı alamadım.

Yazar Charlaine Harris, seriyi geçtiğimiz aylarda sonlandırmıştı. Serinin son kitabını okumasam da nasıl bittiğini öğrenmiştim ve bu sonu büyük bir nefret+şaşkınlık karışımı bir duyguyla karşılamıştım. Serinin son kitabını okuyunca o sinirle kitabı yırtıp yakmamak için serinin diğer kitaplarında bu sürpriz sona dair minik ipuçları aramaya karar vermiştim ve buna Peri Ölüsü'yle başladım. Serinin nasıl sonlandığını göz önünde bulundurarak kitabı daha bir dikkatle okudum ve yazarın, Peri Ölüsü'nde Sookie'nin kimi seçeceğinin sinyallerini vermeye başladığını gördüm.

Peri Ölüsü, karakterlerin de değişebileceğini gösteriyor. Serinin ilk kitaplarında Sookie, biraz naif ve sevecen bir karakterken yeteneği yüzünden başına gelen olaylar onu gittikçe karamsar, aksi ve bencil birine dönüştürmüş. Özellikle bu kitapta Sookie'nin bu özellikleri çok belirgin. Kendi kendine yaptığı konuşmalardan artık kendini daha çok önemsediği, daha hırçın ve acımasız birine dönüştüğü anlaşılıyor. Bunu söyleyeceğim aklıma gelmezdi ama... Ben, eski Sookie'yi özledim!

Kitap, serinin diğer kitapları kadar olmasa da akıcı ve sürükleyici. Fakat bu sefer bazı yerler pek olmamış gibi geldi bana. Olaylar aksiyonlu olsa da birçok yerde Sookie'nin iç monologlarını okumaktan sıkıldım. Hatta bazı kısımlarda konuyla alakasız düşüncelerini dile getirdiğini gördüm. Bu gibi bölümlerin, kitabın bütünlüğünü bozduğu kanısındayım.

Serinin ABD kapaklarını biraz çizgi romanımsı bulmuştum, Artemis'in tasarladığı kapaklara ise bayılmıştım. Serinin kapakları belirli bir çizgide ilerliyordu ve ben, sekizinci kapağa kadar kullanılan beyaz ağırlıklı kapakları seviyordum, hâlâ da seviyorum. Sekizinci kapakla serinin kapaklarında siyah arka plan kullanılmaya başlandı. Bu durum, Peri Ölüsü'ne de yansıdı ve arka planı siyah olan sarılı-beyazlı bu kapak hazırlandı. Kapak, gerek koyuluğu gerekse resmiyle kitabı yansıtsa da ben, serinin beyaz kapaklarının kullanılmasından yanayım.

Sookie'nin karamsar ruh halini ve iç monologlarını okumaktan sıkılsam da genel olarak akıcı bir kitaptı. Çok az yerde güldüğümü hatırlıyorum ki bu, Sookie'nin Güneyli Vampir/Sookie Stackhouse Serisini fazlasıyla etkilediğini gösteriyor. Umarım serinin sonraki kitapları, Peri Ölüsü kadar kasvetli olmaz.



"Sen benimsin," dedi. Kaşlarımın çatıldığını görünce aceleyle düzeltti. "Sadece benim sevgilimsin. Quinn'in, Sam'in ya da Bill'in değil." Uzun bir sessizlik oldu. "Öyle değil mi?"





post signature

9 Ağustos 2013 Cuma

Ne(ler) Okuyorum | 2


Kapağı yüzünden satın almama kararı aldığım fakat daha sonra dayanamayıp -hep Will yüzünden!- almış bulunduğum ve şu sıralar içinde kaybolduğum Mekanik Prens'i okuyorum. Karakterleri -Will'i- öyle çok özlemişim ki... ^_^

Önümüzdeki günlerde aklım sürekli Cehennem Makineleri Serisinde olacağından, okuduğum kitapların yorumlarını yazıp yazıp sileceğim sanırım. Ama en kısa zamanda toparlanıp yeni kitaplara yelken açmak istiyorum; mesela The Bane Chronicles'a sarabilirim, orada mutlaka Will'in adı geçmiştir ;) Laf dönüp dolaşıp Will ve Cehennem Makineleri Serisine geliyor, bu yüzden daha fazla uzatmıyorum. Yazının devamına kitaptan birkaç alıntı ekliyorum ve kitabımı okumaya geri dönüyorum :)

Bu arada, bu yazı vesilesiyle bayramınızı da kutlamak istiyorum :) Herkese iyi bayramlar!






Sizler ne(ler) okuyorsunuz/okumayı düşünüyorsunuz?

post signature

6 Ağustos 2013 Salı

Yorum: Alper Canıgüz - Cehennem Çiçeği (Alper Kamu, #2)


Tür: Mizah, Polisiye, Türk Edebiyatı
Goodreads Puanı: 4.37 (142 oy)
Orijinal Adı: -
Yayınevi: April Yayınları
Çeviri: -
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 221
"Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür."

Dünyanın en küçük dedektifi geri döndü.
Alper Kamu 9 yıl sonra, hâlâ 5 yaşında.

Alper Canıgüz'ün eşsiz kahramanı Alper Kamu'yla birlikte her türlü şiddetin hüküm sürdüğü bir atmosferde, kırık hayatların, küllenmiş aşkların ve daha nice esrarın peşinde kara mizahla yüklü yeni bir yolculuğa çıkıyoruz.

Kahramanımız, bu kez bir çocuğun ölümü ve eski bir aşk hikayesinin ardındaki gerçekleri ortaya çıkarmak için uğraşırken, "İnsanlığa dair kavrayışımızı biraz daha ileri götürmeyecekse bir cinayeti çözmenin ne anlamı var ki?" diyen bir dedektife yakışacak şekilde, adalet kavramımızı sorguluyor.

Alper Kamu Cehennem Çiçeği; ilk üç romanıyla edebiyatımızda kendine özgü ayrıcalıklı bir yer edinen Alper Canıgüz'den kahkaha ve gözyaşının iç içe geçtiği büyülü bir serüven.
Birkaç yıl önce, serinin ilk kitabı Oğullar ve Rencide Ruhlar'a denk gelmiştim. Fakat genelde fantastik türünde kitaplar okuduğumdan ve Türk yazarların kitaplarını pek tercih etmediğimden kitabı almamıştım. Geçen aylarda April Yayınları, Alper Canıgüz'ün yeni çıkan kitabını göndermişti. Ben de bu sayede yazarla tanıştım ve kitabını çok sevdim.

Kitaba başlamadan önce, serinin ilk kitabını okumadığım için biraz tereddüt ettim. Fakat Cehennem Çiçeği'nin ilk kitapla arasında çok fazla bağlantı yoktu. Sanırım, ikisi de birbirinden bağımsız konuları ele alıyor. Ama iki kitabın bazı ortak karakterleri ve olayları mevcut. Bu durumlarda ise sayfanın altına dipnot eklenmiş oluyor ve sözü edilen karakterin veya olayın nereye ait olduğu açıklanıyor.

Kitabı severek okumamdaki en büyük etken, ana karakter Alper Kamu. Büyümüş de küçülmüş diye tabir edilen çocuklardan biri oluyor kendisi. Henüz 5 yaşında ama boyundan büyük laflar ediyor, içki ve sigara içiyor, küfür ediyor, polislerin çözemediği davalara el atıp olayları aydınlığa kavuşturuyor. Yazar Alper Canıgüz, böylesine sıra dışı ama aynı zamanda bizden biri olan karakteri yarattığı için kocaman bir alkışı hak ediyor.

Kitapta Alper Kamu gibi okuyucuyu gülümsetmeyi başaran diğer ögelerden biri, yazarın Türk insanı üzerine yaptığı müthiş tespitler: bir annenin oğlunun doğumu için kimin ne taktığının hesabını tutması, çocukların mahalleler arasında süren savaşları, bir oğlan çocuğunun annesi tarafından kızarana kadar çitilendiği banyolar, yeşil alanlarda yapılan mangallı piknikler ve daha niceleri... Ayrıca kitapta, ülkemizde yakın zamanda yaşanmış bazı olaylara ait dokundurmalar da var. Yazarın bu kısımları ele alış biçimi de bu kitabın sevdiğim bir diğer özelliğiydi.

Kitabın kapağından da bahsetmek istiyorum. Kitaba ilk dokunduğumda kapakta bir sorun olduğunu sanmıştım. Fakat daha sonra bu garip hissin kapaktan kaynaklandığını anladım. Kitabın ön ve arka kapağında kadifemsi bir dokuyla karşılaştım. Kapak için neden bu tarz bir kağıdın kullanıldığını bilmiyorum ama hem kapağı hem de kapağın verdiği o hissi sevdim ben ^_^

Alper Kamu, Alper Canıgüz'ün mizahi üslubuyla şekilleniyor; bu afacan karakter, polisiye ile birleşince ise ortaya hem güldüren hem de düşündüren bir kitap çıkıyor. Cehennem Çiçeği'ni, yabancı yazarların kitaplarından sıkılanlara ve Türk yazarların kitaplarını okumak isteyenlere tavsiye ediyorum :)



Gerçekleri ifşa etmenin, ta en başından beri korktuğum gibi, pek çok insanı büsbütün mutsuz kılacağının farkındaydım. Belki de bildiklerimi kendime saklamam, herkesin ve her şeyin benim müdahalemden bağımsız, kendi doğal akışıyla mahvolmasını beklemem daha doğruydu. Bir an önce bir karara varmalıydım. Kibirli bir alçak mı olacaktım, konformist bir alçak mı? Siz de düşünürseniz, seçme özgürlüğü zannettiğiniz şeyin ekseriyetle ölümlerden ölüm beğenmek olduğunu fark edeceksiniz.





post signature

4 Ağustos 2013 Pazar

Haber: 12. Doktor'u canlandıracak isim açıklandı!


BBC One'da yayınlanan Doctor Who Live: The Next Doctor adlı programda Matt Smith'in yerini alacak 12. Doktor açıklandı.


12. Doktor'u canlandıracak isim, Peter Capaldi. Doctor Who izleyicileri bu isme hiç de yabancı değil. Peter Capaldi, Doctor Who'nun The Fires Of Pompeii bölümünde Lucius Caecilius Iucundus karakterini canlandırmıştı.

Aslında 12. Doktor'un kimliğinin açıklanmasından önce Doctor Who ile ilgisi bulunan birçok kişi bazı ipuçları vermişlerdi. Bu kişilerden biri, bugünkü duyuru için 12. Doktor'un fotoğraflarını çeken John Rankin Waddell'di. Twitter hesabından 12. Doktor'un fotoğraflarını çektiğini söylerken yeni Doktor'dan "he" diye bahsederek cinsiyetinin erkek olduğunu bildirmişti. 

Doctor Who Live: The Next Doctor'ın sunucusu Zoe Ball da, 12. Doktor'un kim olduğunu açıklamadan hemen önce yeni Doktor'un yakın zamanda bir projede yer aldığından bahsetmişti.

Açıkçası ben, yeni Doktor'u biraz yaşlı buldum. Matt Smith'le aynı yaşlarda bir aktörün olacağını düşünmüştüm. Yine de bu duruma ön yargılı yaklaşmamak lazım. Peter Capaldi'nin nasıl bir Doktor olacağını izleyip görmemiz gerekecek.

Siz, yeni Doktor hakkında ne düşünüyorsunuz?

post signature

Yorum: Devin O'Branagan - Cadı Avı (Witch Hunt, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Fantastik, Paranormal
Goodreads Puanı: 4.19 (112 oy)
Orijinal Adı: Witch Hunt
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Taylan Taftaf
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 388
Leigh, bir Hawthorne olan Craig ile evlendiğinde bu ailenin büyük bir sırrı olduğunu biliyordu; ancak kocasına güvendi ve hiç soru sormadı. Oğlu hayaller görmeye, kızı da tuhaf beceriler geliştirmeye başladığında bile.

Leigh'in kayınpederi ile kayınbiraderi trajik bir şekilde hayatlarını kaybedince tüm aile kendilerini Hawthorne malikanesinde… ve korkunç bir cadı avının ortasında bulur.

Hawthorne ailesinin tüm geçmişiyle yüzleşince Leigh'in tüm dünyası başına yıkılır. Üstelik şimdi, çıldırmış bir vaiz ve onun başlattığı cadı avı sebebiyle herkesin hayatı tehlikededir.

Aksiyon, aşk, büyü ve tarihle yoğurulmuş bu hikaye ile Devin O'Branagan, okuru zamanda yolculuğa çıkarıyor ve ünlü Salem cadı davalarına kadar götürüyor. Cadı Avı, her şeyin sonu gelmiş gibi görünen en zor zamanlarda bile bir çıkış yolunun mutlaka olması gerektiğini hatırlatıyor.
Fuardan aldığım Cadı Avı, Dex Şöleni kapsamında incelediğim son kitaptı. Kitaba büyük bir heyecanla başlamıştım. Bunun en büyük nedeni ise sanırım kitap hakkında olumlu-olumsuz neredeyse hiç yorum bulamamamdı. Ben de kitabın Goodreads puanını dikkate alarak kitabı okumaya başladım; fakat kitap, beklentilerimi karşılayamadı.

Cadı Avı'nın GR'deki bilgilerine bakarak kitabın bir genç-yetişkin romanı olacağını sanmıştım. Kitap, bütün bölümleriyle ele alındığında bir yetişkin romanı olduğu anlaşılıyor. Öyle +18'lik olaylar geçtiğinden de değil, sadece... Genç-yetişkin deyince ben, ana karakterin yirmisini geçmediğini ve kendi gençlik problemleriyle -ki bu kitapta cadı olması bunun yerini alıyor- uğraşacağını sanmıştım. Fakat tamamıyla farklı bir türle karşılaştım ve bu da beni çok şaşırttı.

Kitapta birçok karakter mevcut. Bu karakterler bir yerden sonra fazla gelmeye başlıyor ve okuyucunun kafasını karıştırıyor. Kitabın başında bir aile soy ağacı bulunması bu karışıklığı biraz olsun çözse de kitaba soy ağacında yer almayan başka karakterler de eklenince ortaya minik bir karakter karmaşası çıkıyor. Fakat kitabı okuma hızınız, bu karmaşayı azaltabilir. Kitabı bir oturuşta okumak yerine zamana yayarak okursanız, karakterler konusunda benim gibi kafanız çok karışmayacaktır. Ama bu zamanı da iyi ayarlamak gerekir zira araya fazla zaman girerse bu sefer de karakterleri ve olayları unutma/birbirine karıştırma riski doğar.

Kurgudaki detaylar ve kurgunun incelikle planlanması, kitabın okunmasındaki en büyük etmen. Geçmişte yaşanan olaylar gayet ayrıntılı ve kitaba ayrı bir hava katıyor; ayrıca, şimdiki zamanda meydana gelen olaylarla arasında kurulan bağlantılar da güçlü. Fakat geçmişte yaşanmış olaylar sık sık araya girmeseydi daha iyi olabilirdi.

Cadı Avı, özgün ve ayrıntılı bir kurguya sahip olsa da beklentilerimin altında bir kitaptı. Özel olarak cadılar ve cadı avları gibi konularla ilgilenmiyorsanız beklentinizi düşük tutun derim. Kitaba da bir yetişkin romanı gözüyle bakarsanız kitabı, benim sevdiğimden daha çok severek okuyabilirsiniz.



"Bu faciaların en büyüğünün başlangıcı," dedi Adrian, olgun ve bilge bir sesle. "Bugüne dek gerçekleşmiş bütün savaşlardan çok daha fazla insan ölecek. Korku, hurafe, açgözlülük ve nefret insanoğlunu esir alacak ve insan ruhunun en karanlık gecesi boğucu, leş gibi kokan bir örtü gibi üzerimize kapanacak. Hepimiz bundan nasibimizi alacağız."





post signature

2 Ağustos 2013 Cuma

Etkinlik: Okuma Şenliği - Yaz 2013


Pinuccia'nın başlattığı, yaz aylarını renklendirecek bir etkinlik: Okuma Şenliği. Aslında bu etkinliğe daha önce katılmak istemiştim fakat araya Dex Şöleni ve tur girince kaynamış oldu. Etkinliğin kurallarına Pinuccia'nın Kitapları'nı ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.  Bu etkinlik, üzerinizden yaz üşengeçliğini atmak için iyi bir bahane olabilir ;)

İşte kategoriler ve benim etkinlik kapsamında okuyacaklarım...

Okuduklarımı turuncuyla renklendirdiğim listem şimdilik bu şekilde. Yeni kitaplar ekledikçe ve okudukça bu yazıyı güncelleyeceğim.

Herkese iyi eğlenceler!

post signature

1 Ağustos 2013 Perşembe

Bu ay ne okuyacağım? (Ağustos/2013)


Birçok bloggerın katıldığı Dex Şöleni, gelen istekler üzerine bu ay da devam ediyor ;) Şölenin Ağustos ayı için geçen aydan kalan Cadı Avı'nı okumaya devam edeceğim. Geçen aydan kalan bir diğer kitap da Cehennem Çiçeği. Pinuccia'nın düzenlediği Yazar Ayları etkinliğinde bu ay Neil Gaiman kitapları okunacağını duyunca etkinliğe katılmak istedim. Yokyer, bu etkinlik kapsamında okuyacağım Neil Gaiman kitabı olacak. Diğer kitaplar, şu yazımda bahsettiğim okuoku alışverişimden. Bunlar da okununca yakın zamanda bir kitap alışverişi yapmayı planlıyorum, listemi hazırlamaya başladım bile ^_^

Ağustos ayında sizler hangi kitabı/kitapları okumayı düşünüyorsunuz?

post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...