30 Temmuz 2013 Salı

Yorum: N. K. Jemisin - Yüz Bin Krallık (The Inheritance Trilogy, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Epik Fantezi, Fantastik
Goodreads Puanı: 3.78 (9,792 oy)
Orijinal Adı: The Hundred Thousand Kingdoms
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Kader Çekerek
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 388
Tanrılar ve faniler, güç ve aşk, ölüm ve intikam.

Yeine, Kuzey Tepeleri'ndeki vahşi Darr halkının reisi. Annesi, hanedanın merkezi Göksaray'a çağırıldıktan sonra gizemli bir şekilde öldü. Yeine'in matemi sürerken tüm evreni yöneten büyükbabası Kral Dekarta, Yeine'i vârisi ilan etti. Ama Yüz Bin Krallık'ın hükümdarı olabilmek hiç de kolay değil. Yeine kendini Tanrılar ve büyülerle dolu zorlu bir mücadelenin içinde buldu.

Yeine'in tek istediği annesini kimin öldürdüğünü bulmak ve intikamını almak. Bunun için de Göksel Üçlü'nün neden savaştığını çözmesi gerekiyor. Karanlık Tanrı Nahadoth, Aydınlık Tanrı Itempas ve Alacakaranlık Tanrısı Enefa ona bu savaşta hem yardımcı hem de rakip olacak, Yeine Tanrılara bile güvenmemeyi öğrenecek ve aşk, onu hiç beklemediği bir anda kıskıvrak yakalayacak.

Fantastik edebiyata yepyeni bir soluk getiren Miras Üçlemesi'nin ilk kitabı Yüz Bin Krallık; N.K. Jemisin'e, 2011 Locus ve 2010 Romantic Times ödüllerini; Hugo ve Nebula adaylıklarını kazandırmış şaşırtıcı bir ilk roman.

"Eğer cinayet, ihanet ve sırlarla dolu, çözülmesi zor hikâyeleri seviyorsanız, bu romanı kaçırmayın."
New York Times

"Sizi hayrete düşürecek eğlenceli, ürkütücü, sürükleyici olaylar ve sürpriz sonlar..."
Publishers Weekly
Miras Üçlemesi'nin ilk kitabı Yüz Bin Krallık, konusundan çok büyüleyici kapağıyla ilgimi çekmişti. Kitap, bazı yönleriyle beni şaşırtsa da genel olarak kapak görselini ve arka kapak yazısını yansıtır nitelikte.

Neden bilmiyorum ama ben, kapaktaki yüzün bir erkek karaktere ait olduğunu düşünmüştüm. Yine aynı şekilde, ana karakter Yeine'i de erkek olarak kabul etmiştim. Yanıldığımı anlamam fazla uzun sürmedi, anladığım zaman ise gerçekten çok şaşırdım ve bu şaşkınlığı kitap boyunca üzerimden atamadım.

Kurgu ve yazarın yarattığı dünya oldukça etkileyici; her bir detay, kurgulanan dünya üzerinde uzun süre düşünüldüğünü gösteriyor. Fakat kitabın başlarında bu durum biraz boğucu gelebiliyor. Kitabın ilk sayfalarında yazarın kurguladığı dünyayı anlamaya çalışırken dikkatimi kitaba veremedim, bu yüzden başlarda kafam biraz karıştı. Ama okudukça taşlar yerine oturuyor. Kitabın sonunda bulunan, bazı terimlerin açıklandığı kısım da buna yardımcı olabilir. Kitabı elime ilk aldığımda şöyle bir karıştırmadığım için açıklamalar kısmını kitabı bitirince fark ettim. Bunu daha önce fark etseydim ve kitap boyunca bu bölümü kullansaydım, kitap benim için daha anlaşılır olabilirdi.

Kitap, yazarın kurguladığı dünyaya çok fazla takılmazsanız oldukça akıcı ilerliyor. Siz de karakterlerle birlikte heyecanlanıyor, seviniyor, hüzünleniyorsunuz. Yazarın, karakterlerin duygularını okuyucuya yansıtması başarılı. En çok etkilendiklerimden biri, Sieh'in Yeine'e karşı hissettikleriydi. Bu duygular öyle çocuksu, saf ve masum ki, hayran kalmamak elde değil.

Yazarın kullandığı anlatım tarzı özgün ve sıradışı. Son 50 sayfaya kadar Yeine'in olayları, neden böyle kendi kendine konuşur gibi anlattığını anlayamamıştım. Ama anladıktan sonra yazarın, bu ince düşünülmüş yazım tarzını takdir ettim.

Kitabın yurt dışı kapağı hayranlık uyandırıcı olsa da fazla karanlık buldum ben. Dex'in hazırladığı kapağı daha çok sevdim.

Yüz Bin Krallık beni biraz şaşırtsa da beklentilerimi karşılayan bir kitap oldu. Epik fantezi türünün en iyi örneklerinden biri olan bu kitabın ilk sayfaları biraz karışık gelebilir, fakat okudukça bu yeni dünyayı benimsiyorsunuz. Öyle ki kitabı bitirdiğinizde bu dünyanın içinden çıkmak istemeyebilirsiniz.



"Sana öyle ihtiyacım var ki," diye fısıldadı. "Benliğimin o kısmını paylaşmayalı o kadar çok oldu ki Yeine. Açlık içindeyim, hep açlık. Bununla kendimi tüketiyorum. Ama Itempas bana ihanet etti, sen de Enefa değilsin ve ben... ben... korkuyorum."





post signature

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Tanıtım: Tahereh Mafi - Beni Bırakma (Shatter Me, #2)


Goodreads Puanı: 4.36 (11,412 oy)
Orijinal Adı: Unravel Me
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Deniz Başkaya
Liste Fiyatı: t 22,00
Sayfa Sayısı: 424
Tik tak tik tak
Savaş.
Başlamak.
Üzere.

Juliette, sonunda Omega Noktası'na ulaştı. Onu seven ve özel yetenekleri olan insanların yasadığı, yeraltı direnişinin merkezine.

Yeniden Kuruluş'tan ve silah olarak kullanılmanın verdiği acıdan kaçmayı başarmıştı. Artık Adam'ı sevmekte özgürdü. Ama ölümcül dokunuştan asla kurtulamayacaktı; düşündüğünden de çok onu isteyen Warner'dan da.

Bana Dokunma ile başlayan nefes kesici serinin bu bölümünde, Juliette yaşamını değiştirecek kararı vermek zorunda. Asıl istediği ile olması gereken arasında bir seçim yapmalı ve sonucun tüm yaşamını değiştireceğini unutmamalı.

Kalbi ve Adam'ın yaşamı arasında korkunç bir seçim Juliette'i bekliyor.

post signature

28 Temmuz 2013 Pazar

Yorum: Maria V. Snyder - Zehir Ustası (Study, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Fantastik, Genç-Yetişkin, Macera
Goodreads Puanı: 4.20 (48,207 oy)
Orijinal Adı: Poison Study
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Deniz Başkaya
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 378
Hızlı bir ölüm mü isterdin, yoksa yavaş yavaş öldüren bir zehir mi içerdin?

Yelena idam edilmek üzereyken sıradışı bir teklif alır: Ixia'nın yeni komutanı Ambrose'un çeşnicisi olmayı kabul ederse, hapisten kurtulup sarayda yaşayacak ve en güzel yemekleri yiyecektir. Ama komutanın başmuhafızı Valek, Yelena'ya kaçmaması için Kelebek Tozu adında bir zehir içirir. Böylece Yelena, Valek'ten her gün panzehir almak zorunda kalacak aksi takdirde ölecektir.

Yelena zehir konusunda eğitimler alır ve giderek uzmanlaşır; sarayda dostlar edinmeye bile başlamştır. Fakat bu kez de yetimhanedeki korkunç geçmişi Yelena'nın peşini bırakmaz. Çok geçmeden, yeni askeri yönetime istan eden suikastçılar ve görüldüğü yerde vurulması emredilen büyücüler de, Yelena'nın düşmanları arasına katılır.

Zehir Ustası, Maria Snyder'ın sürükleyici, özgün ve ayrıntılarıyla büyüleyen fantastik üçlemesinin ilk kitabı.

"Her gün ölümün kıyısında yaşayan bir kadına ilgi çekici bir bakış. Yazarın öykü anlatma yeteneği kariyerinin fantastik roman janrına büyük katkılar sağlayacağının göstergesi."
Library Journal

"Okuduktan sonra okuyucularına hayal kurduran ender kitaplardan biri."
Publishers Weekly
Dex Şöleni kapsamında okuduğum bir diğer kitap. Fuardan aldığım Dex'leri yavaş yavaş bitiriyorum, Zehir Ustası da bunlardan biri. Kitap fuarında indirimde olduğunu görünce çok sevinmiştim zira kitabı çıktığı andan itibaren okumak istiyordum. Gerek kapağı gerekse kurgusuyla bayılarak okuyacağım bir kitap olacağının sinyallerini veriyordu zaten, beklentilerimi fazlasıyla karşılayan bir kitap oldu :)

Kitaptaki heyecan daha ilk sayfalarda kendini gösteriyor. Heyecandan kastım, öyle vurdulu kırdılı eylemler değil; daha çok, karakterlerin kendilerini sürekli diken üstünde hissetmesi ve tetikte bulunması... Yazar, Valek'in paranoyaklık derecesindeki davranışlarını ve Yelena'nın ürkekliğini üstünden atıp kendine güvenen birine dönüşmesini çok iyi kaleme almış. Yelena'nın geçirdiği değişim, olayları da etkiliyor; olay örgüsü geliştikçe kitaptaki heyecan yerini aksiyona bırakıyor. Ölüm karakterlerin -özellikle Yelena'nın- karşısına her an her yerden çıkabilir. İşte, kitabın büyüsü de burada! O heyecanı ve gerilimi karakterlerle birlikte siz de hissediyorsunuz.

Fakat kitabın başından sonuna, değişmeyen tek bir şeyi var: sürükleyiciliği. Kitap sizi ilk bölümden etkisi altına alıyor ve siz kitabı bitirene kadar bundan kurtulamıyorsunuz, kurtulmak da istemiyorsunuz.

Yazarın karakterlerin kişiliklerini oluşturması kadar kelime seçimleri, ayrıntılı anlatımı ve betimlemeleri de başarılı. Yelena'nın kaldığı hapishane hücresi başta olmak üzere yazar birçok yeri, karakteri ve durumu detaylıca yazmış. Bu ayrıntılar okuyucuyu sıkmak yerine okuyucunun kitabı daha iyi anlamasını sağlıyor.

Dex'in hazırlamış olduğu Zehir Ustası kapağını, kitabın yurt dışı kapağından daha çok beğendim. Zaten kitap, ilk önce kapağıyla ilgimi çekmişti.

Kitapta beğenmediğim tek kısım sonuydu. Her şeyin tatlıya bağlandığı bu mutlu son fazlasıyla sönüktü, kitabın sonu biraz aceleye getirilmiş gibi geldi bana. O kadar şey yaşandıktan sonra en azından birkaç önemli kayıp verilebilirdi. Yelena'nın büyü gücünün ikinci kitapta açıklanarak kitapların bu şekilde birbirine bağlanacağını düşünüyorum. Yine de, bu kısmın kitabın sonunda aydınlığa kavuşturulacağını düşünmedim değil.

Kapağıyla, kurgusuyla, karakterleriyle, kısacası her şeyiyle harika ötesi bir kitaptı. Zehir Ustası, karakterleriyle birlikte favorilerim arasındaki yerini aldı ;)



"Yelena, beni çileden çıkardığın oldu. Başıma dert açtın ve seni tanıdığımdan bu yana iki kez canını almayı düşündüm." Valek'in kulağımın dibinde hissettiğim sıcak nefesi içimi ürpertiyordu. "Fakat derimin altına girdin ve kanıma karışıp kalbimi ele geçirdin." Tek söyleyebildiğim "Bir insandan değil, zehirden bahsediyormuş gibisin," dedim. İtirafı beni hem şaşırtmış hem de heyecanlandırmıştı. Valek "Kesinlikle," diye yanıt verdi."Beni zehirledin."





post signature

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Yorum: Jennifer L. Armentrout - Melez (Covenant, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Fantastik, Genç-Yetişkin, Mitoloji, Paranormal
Goodreads Puanı: 4.24 (18,877 oy)
Orijinal Adı: Half-Blood
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Bilge N. Zileli Alkım
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 331
Hematoi ırkı, tanrılarla yaratıkların soyu. İki Hematoi çocuğu Safkan sayılıyor ve tanrısal güçlere sahip oluyor. Hematoilerle ölümlülerin çocukları olan Melezlerde ise bu güçler yok. Bu melezlerin sadece iki seçeneği var: eğitimli birer Avcı olup iblis avlayabilir ya da Safkanların evlerinde kölelik yapabilirler.

Bir Melez olan Alexandria, yaşamını tuvalet temizleyerek geçirmek yerine tehlikeye atmaya razı ama bunu da yüzüne gözüne bulaştırabilir. Avcılık öğrencilerinin uyması gereken belli kurallar var. Alexin bu kuralların hepsiyle başı dertte ama en fazla birinci kural onun için büyük sorun:

Safkanlarla Melezler arasında ilişki yasak.

Ne yazık ki Alex, Safkan Aiden'a çok fena âşık. Ancak bu aşk onun tek büyük sorunu değil; daha büyük bir sorun, okuldan mezun olana kadar hayatta kalmak ve bir Avcı olmak. Görevinde başarısızlığa uğrarsa ölümden ya da kölelikten de kötü bir son onu bekliyor: bir iblise dönüşmek ve Aiden'ın avı olmak.

Daha korkunç bir şey düşünülebilir mi?

Melez, Yunan Mitolojisine bambaşka bir bakış açısı kazandırıp dünyada büyük yankı uyandıran Melez Sözleşmeleri serisinin ilk kitabıdır.
Melez, uzun zamandır okumak istediğim Melez Sözleşmeleri serisinin ilk kitabı. Yazarın kaleme aldığı bir diğer seri olan Lux serisinin ilk kitabı Obsidiyen'i okumuş, beğenmiştim. Jennifer L. Armentrout'un diğer kitaplarını merak edince kitap fuarından Melez'i de almıştım. Kitap bende tam bir şok etkisi yaratsa da severek okuduğum kitapların arasındaki yerini aldı.

Kitap hakkında bildiğim tek şey arka kapak yazısıydı. Arkadaşlarım da kitabı tavsiye edince kitap yorumlarını okumadan başladım kitaba. Yorumlardan en az birkaçını okumuş olsaydım, kitabın başlarında bu kadar şok olmazdım, sanırım. Melez, Richelle Mead'in yazdığı Vampir Akademisi'ne benziyor. Dhampirlerin yerini melezler, moroilerin yerini safkanlar, strigoilerin yerini ise iblisler almış durumda. Rose-Dimka ikilisi Alex-Aiden ikilisiyle, olaya daha sonra dahil olan Seth ise VA'daki Adrian'la örtüşüyor. Aiden'ın Alex'i okuldan atılmaktan kurtarması ve yaşıtlarının becerilerine yetişebilmesi için kızı eğitmeye gönüllü olması da akla, VA'daki Dimka'nın Rose için yaptıklarını getiriyor. Üstün ırkın element kullanımı, keskin sınıf ayrımı, yatılı okul, eğitimler, antrenmanlar... Hatta Melez'de, Vampir Akademisi'nde yer alanlara çok benzer birçok diyalogu bulmanız bile mümkün. Normalde yazarın özgün olması benim için en belirleyici özelliktir. Bazı serileri sırf bu yüzden okumayı bıraktığımı hatırlıyorum. Fakat nedense Melez'de tekrarlanan bu durum beni rahatsız etmedi, aksine kitabı zevkle okudum. Sadece, bu sürpriz kurgu beni çok şaşırttı.

Kitap oldukça akıcı, dili de sade; bir oturuşta okunabilen kitaplardan Melez. Karakterler arasında geçen komik diyaloglar ve hiç düşmeyen aksiyon/merak unsurları da kitabın bir çırpıda okunmasını kolaylaştırıyor.

Kitabın kapak görseline değinmeden geçemeyeceğim. Yalnızca Melez'in değil, serideki bütün kitapların kapakları ilgi çekici ve hayranlık uyandırıcı. Yayınevini, serinin orijinal kapaklarını kullanmayı tercih ettikleri için tebrik ediyorum.

Melez, yükselen temposu ve eğlenceli diyaloglarıyla okuması zevkli bir kitaptı. Kitabın Vampir Akademisi'ne benzeyen kurgusu beni sıkmadı. Vampir Akademisi'ni sevenlerin Melez'i de severek okuyacaklarını düşünüyorum ;)



"Dikkat et, çocuk. Güzelavrat otuna dokunuyorsun." Durdu, bulunduğumuz yere geri döndü. "Çok tehlikelidir... tıpkı tanrıların arasında yürüyenlerin öpücüğü gibi. Sarhoş edici, tatlı ve ölümcül... onunla nasıl başa çıkacağını bilmelisin. Sadece birazı sana iyi gelir. Çok fazlası... seni sen yapanı alır götürür."





post signature

26 Temmuz 2013 Cuma

Yorum: Rick Yancey - Yaratık Avcısı (The Monstrumologist, #1) | Dex Şöleni


Tür: Fantastik, Korku, Macera, Paranormal
Goodreads Puanı: 3.92 (5,822 oy)
Orijinal Adı: The Monstrumologist
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Belgin Selen Haktanır Us
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 389
İşte bunlar sakladığım sırlar. İşte bu asla ihanet etmediğim güven. Ama o artık yok, doksan sene önce öldü, bana güvenen o kişi, tüm bu sırları uğruna sakladığım kişi. Beni kurtaran kişi… ve beni lanetleyen kişi.

Will Henry'nin günlüğü böyle başlıyor. Will, alışılmadık bir uzmanlığa sahip bir doktorun evlatlığı ve asistanı: yaratık avcılığı.

Will, doktorla birlikte geçirdiği kısa süre içerisinde doktordan gelen gece yarısı çağrılarına ve bu tehlikeli işe alışmıştır. Ancak bir gün birisi bir kız cesedi ve kızı yiyen bir yaratık haberiyle geldiğinde Will'in yaşamı alt üst olur. Doktor, yavru bir Anthropophagus bulmuştur -göğsünde bulunan ağzıyla beslenen, kafası olmayan bir yaratık.

Üstelik bu, sayıları gittikçe artan türün habercisidir.

Şimdi Will ve doktor, çok geç olmadan dünyayı bu hızlı üreyen yaratıktan kurtarmak durumundadır.

Yepyeni, gotik bir seri! H.P. Lovecraft'ın ruhuyla çağdaş yazarların sürükleyici anlatım becerilerini bir araya getiren Rick Yancey, tüyler ürpertici bir hikâye anlatıyor.
Yaratık Avcısı, fuar indirimiyle aldığım Dex'lerden biriydi. Kitap hakkında çok fazla bilgim yoktu. Bazı bloggerların kitap ile ilgili olumlu yorumlarını okuyunca beklentilerimi yüksek tuttum ben de. Sanırım bu yüzden kitaptan umduğumu pek bulamadım.

Kitabın alışılmışın dışında bir giriş bölümü var. Kitabın yazarı, tanıdığı bir huzurevi müdüründen aldığı telefon üzerine müdürü ziyarete gidiyor. Burada müdür yazara, yakın zamanda vefat etmiş bir huzurevi sakininin günlüklerini veriyor ve bunların yazarın ilgisini çekebileceğini de ekliyor. Yazar, günlüğü okumaya başlıyor ve günlükte yazılanlarla Yaratık Avcısı kitabını oluşturuyor.

Günlük, 1800'lü yılların sonlarıyla başlıyor. Günlüğün yazarı Will Henry adında, o zamanlar on iki yaşında bir çocuk. Anne ve babasını yangında kaybedince, Will'in babasının yanında çalıştığı Doktor Pellinore Waltrop çocuğu yanına almış ve asistanı olarak görevlendirmiş. Fakat Doktor Waltrop bildiğiniz tıp doktorlarından değil; o bir yaratıkbilimci, diğer bir deyişle yaratık avcısı. İnsanların varlıklarından dahi haberlerinin olmadığı çeşitli yaratıkları inceleyen, üzerinde otopsi yapan Doktor Waltrop gerekirse onları avlıyor. Bu tuhaf meslek doktora, hakkında çok az şey bildiği babasından kalmış. Babası, mesleği dışında aile servetini de oğluna bırakmış. Waltroplar, kasabanın köklü ve zengin ailelerinden biri olduğu için kasabalılar da bu ailenin yaptıkları gizemli işlere fazla takılmamayı öğrenmişler.

Bir gece doktorun kapısı mezar soyguncusu Erasmus Gray tarafından çalınıyor. Yaşlı adamın taşıdığı çuvalda iki ceset bulunuyor; bunlardan biri genç bir kıza ait, diğeri ise bir Anthropophagus'a. Anthropophaguslar, kafası olmayan, keskin üç bin dişli ağızları karınlarında, siyah gözleri ise omuzlarında bulunan, 2-2.5 metrelik soluk renkli yaratıklar. Anthropophagusları bu kadar tehlikeli yapan şey yukarıdaki özelliklerinden ziyade insan etiyle beslenmeleri. Bu yaratıkların ana vatanı Afrika kıtası ve Amerika'ya nasıl geldikleri ise tam bir muamma. Doktor Waltrop'un çuvalın içinden çıkan Anthropophagus cesedini görünce neden heyecanlandığını anlayabilirsiniz sanırım. Yaratığın ayrıntılı otopsisini yapan doktor, işi bitince yaşlı mezar soyguncusu ve Will Henry'le birlikte cesetlerin çıkarıldığı mezarı görmek üzere mezarlığa gidiyor. Kitaptaki aksiyon da bu kısımdan sonra başlıyor.

Kitaba büyük bir coşkuyla başlamıştım, birçok okuyucunun bir solukta okuduğu kitabı okuyacağım için heyecanlıydım. Bu yüzden, kitaba başladıktan sonra uzunca bir süre kitapta bulunan, birçok kişinin gördüğü ama benim göremediğim şeyin ne olduğunu aradım. Bu nedenle okurken, kitabın ilk sayfalarından pek tat alamadım. Daha sonra bu düşünceyi bir kenara bıraktım ve beklentilerimi normal düzeye indirdim. Bu sayede kitabı keyifle okudum.

Kitap, ince ayrıntılarla derinlik kazanıyor. Yaratıkların özelliklerindeki detaylar, midenizin ne kadar sağlam olduğuna bağlı olarak merak uyandırıcı ile iğrenç arasında değişebiliyor; ben bu detayları hayranlıkla okudum. Yazarın hayal gücüne ise söyleyecek söz bulamıyorum.

Kitapta birkaç basım/yazım hataları mevcuttu ama rahatsız edecek düzeyde değildi. Kitabın kapağı ise ilgi çekici ve ben kapağı gayet başarılı buldum.

Kitap genel olarak akıcıydı, sıkıldığım çok az yer oldu. Yaratık Avcısı polisiye, aksiyon, macera ve gerilimin fantastikle buluşmasının güzel bir örneği. Kitabı bitirdiğimde neredeyse bütün sorularıma doyurucu cevaplar almama rağmen serinin devamını merakla bekliyorum.



Kaptan gemiden kurtulmuştu, ama kendisini bir akıl hastanesinde bulmuştu. Hem de tüm çocukların doğru olduğunu bildiği bir şey yüzünden: Yatağımızın altında gerçekten de her an bize saldırmaya hazır yaratıklar vardır.





post signature

23 Temmuz 2013 Salı

Kitap Dostları, Kitap Tur #6 | Anansi Çocukları - Neil Gaiman | Alıntılar + Çekiliş


VI. turumuzun ikinci gününden herkese merhaba!
Anansi Çocukları'nı incelediğimiz turumuz hız kesmeden devam ediyor. Turun ilk gününü kaçıranlar için tur takvimini aşağıda paylaşıyorum. Yazının devamında Anansi Çocukları'ndan alıntıları ve tur kapsamında düzenlediğimiz çekilişi bulacaksınız. 
Keyifli okumalar, çekiliş için de herkese bol şans! ^_^


Tur Takvimi

22 Temmuz Pazartesi

SaklamaKabı: Kitap Yorumu
Yorum Cadısı: Kitap Yorumu
Mai Kalem: Ön Okuma
Yorum Durağım: Neil Gaiman Kitapları

23 Temmuz Salı

Yorum Durağım: Kitap Yorumu
Sihirbazın Güncesi: Karakterlerle Söyleşi
Tuğçe'nin Kitaplığı: Yazar Tanıtımı
Yorum Cadısı: Alıntılar

24 Temmuz Çarşamba

Mai Kalem: Kitap Yorumu
Sihirbazın Güncesi: Kitap Yorumu
Tuğçe'nin Kitaplığı: Kitap Yorumu
SaklamaKabı: Yurt Dışı Kapakları



Alintilar

Şarkılar kalıcıdır. Şarkılar süreklidir. Bir şarkı doğru söylendiğinde, imparatorları maskara eder, hanedanları devirir. Şarkıların anlattıkları olaylar ve insanlar, toprağa, düşe ve yokluğa karıştıktan çok sonra bile yaşamaya devam ederler. Şarkıların gücü budur.


Şişko Charlie çocukken Bayan Dunwiddy'yi ekvator Afrika'sında, iki ayağı üzerine daha yeni doğrulmuş insansı yaratıklara, kalın camlı gözlüklerinin üzerinden ayıplayarak bakarken tahayyül ederdi. Evrim sürecini henüz tamamlamış, tedirgin bir Homo habilis'e "Ön bahçemden uzak dur, yoksa kulağına kemeri yersin," derdi kadın.


Şişko Charlie birkaç tanrı adı hatırlamaya çalıştı. "Zeus?" diye sordu. Bayan Higgler, çaydanlığın suyun kaynamasını zapt etmeye çalışması gibi bir ses çıkardı. Şişko Charlie, Zeus'un yanlış cevap olduğuna kanaat getirdi. "Eros?" Kadın, patlama gibi başlayıp kıkırdamayla biten bir ses daha çıkardı. "Babanın, tüylü bir alt bezi dışında çırılçıplak, elinde kocaman bir yay ve ok tutan halini gözümün önüne getirdim de..." Biraz daha kıkırdadı. Sonra biraz kahve içti. "Tanrıyken," dedi, "o zamanlar ona Anansi derlerdi."


Öyküler örümcekler gibidir, uzun bacakları vardır ve öyküler aynı zamanda örümcek ağı gibidir; insan onlara yakalanır ama sabah çiğinde bir yaprağın altında, zarifçe birbirlerine nasıl bağlandıklarını görmek de çok güzeldir.


"Ben dünyanın gelmiş geçmiş en güçlü, en kuvvetli, en muhteşem adamıyım," demiş Anansi zift adama. "Aslan'dan daha yırtıcı, Çita'dan daha hızlı, Fil'den daha güçlü, Kaplan'dan daha korkuncum."


Örümcek, şimdiye kadar, tanrıların farklı olduğuna inanmıştı hep: Tanrıların vicdanları olmazdı, vicdana ihtiyaçları da yoktu. Bir tanrının üzerinde yaşadığı dünyayla ilişkisi, oynadığı bilgisayar oyununun tüm yapısını ve oyunu kandırabilecek tüm hileleri bilen bir oyuncunun, o oyunla kurduğu bağ kadar duygusal olabilirdi en fazla.


"Hayatın anlamı, avının ağzında bıraktığı tat, dişlerinin arasında öğüttüğün et, düşmanının kalanını da leş yiyiciler bitirsin diye güneş altında bıraktığın cesedidir. Hayat budur. Ben Kaplan'ım ve Anansi'den çok daha güçlü, çok daha büyük, çok daha tehlikeli, kuvvetli, acımasız ve bilgiliyim..."


Eski öykülerde, Anansi de, tıpkı sizin benim gibi kendi evinde yaşar. Tabii açgözlüdür, şehvet düşkünüdür, hilecidir ve yalan söyler. Ama iyi kalplidir, şanslıdır ve hatta bazen, dürüsttür de. Bazen iyidir, bazen de kötü. Ama hiçbir zaman şeytansı bir kötücüllüğü yoktur.


Çoğu zaman Anansi'den yana olursunuz, çünkü  bütün öyküler Anansi'ye aittir. Öyküleri ona Mawu vermiştir. Çok eskilerde, dünyanın şafak vaktinde, Mawu, öyküleri Kaplan'dan alıp Anansi'ye vermiştir ve o gün bugündür öyküleri ince ince Anansi örer.


Var olan ve var olacak her kişinin bir şarkısı vardır. Birinin yazdığı bir şarkı değildir bu. Kendine ait bir melodisi vardır. Çok az insan kendi şarkısını söyler. Birçoğumuz, seslerimizin şarkımızın hakkını veremeyeceğini, ya da şarkımızın sözlerinin çok aptalca, ya da çok dürüst, ya da çok garip olduğunu düşünürüz. Dolayısıyla insanlar şarkılarını söylemek yerine, onu yaşarlar.


"Kuşlar," dedi Örümcek, "son dinozorlardır. Onlar kanatlı kan emicilerdir. Savunmasız sürüngenleri ve kabuklu yemişleri ve balıkları ve diğer kuşları yerler. Yavru solucanları götürürler. Masum gibi görünürler, ama kuşlar son derece habis yaratıklardır."


Madenin içinin bu kadar sessiz olması hayret verici, diye düşündü Şişko Charlie. Bulundukları yerin kendine has bir sessizliği vardı sanki. Farklı sessizlik biçimleri olup olmadığını merak etti. Mesela mezar sessizliği, uzayın sessizliğinden daha mı farklıydı acaba?


Şişko Charlie babasının mezarına baktı. "Orada mısın?" dedi yüksek sesle. "Eğer oradaysan, dışarı çık. Seninle konuşmam lazım." Çiçekli mezar taşına yaklaştı ve başını öne eğerek baktı. Tam olarak ne olmasını beklediğini o da bilmiyordu -topraktan bir elin çıkıp bacağını kavramasını filan, belki de- ama bir o kadar emindi ki bir şey olacağından."


"...Bazı insanlar, ilk aletin bir silah olduğunu düşünür, ama tam tersine, insanlar önce aletleri düşündüler. Kol değneği hep sopadan önce geldi. Çünkü artık insanlar Anansi öyküleri anlatıyorlar ve kendilerini nasıl öptürebileceklerini, daha akıllı ve daha komik olarak bir şeyi nasıl elde edebileceklerini düşünmek zorundalar. İşte insanların kendi dünyalarını yaratmaya başlaması da böyle oldu."


Öyküler de ağlar gibidir, her bir iplik diğerine bağlanır ve siz öyküleri takip ede ede merkeze ulaşırsınız. Çünkü merkez sondur.



ÇEKILIS


post signature

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Kitap Dostları, Kitap Tur #6 | Anansi Çocukları - Neil Gaiman | Kitap Yorumu


Herkese merhaba!
Kitap Dostları'nın 6. turunda Neil Gaiman'ın dilimize son çevrilen eseri, Anansi Çocukları'nı inceledik. Ayrıca bu turda Tuğçe'nin Kitaplığı ve Mai Kalem'i konuk ediyoruz. 3 gün sürecek olan turumuzun sonunda çekilişle 2 kişiye Anansi Çocukları'nı hediye edeceğiz. Çekilişe tura katılan blogların ekstra postlarından katılabilirsiniz. Tur takvimimiz aşağıda yer alıyor.
Keyifli turlar!


Tur Takvimi

22 Temmuz Pazartesi

SaklamaKabı: Kitap Yorumu
Yorum Cadısı: Kitap Yorumu
Mai Kalem: Ön Okuma
Yorum Durağım: Neil Gaiman Kitapları

23 Temmuz Salı

Yorum Durağım: Kitap Yorumu
Sihirbazın Güncesi: Karakterlerle Söyleşi
Tuğçe'nin Kitaplığı: Yazar Tanıtımı
Yorum Cadısı: Alıntılar

24 Temmuz Çarşamba

Mai Kalem: Kitap Yorumu
Sihirbazın Güncesi: Kitap Yorumu
Tuğçe'nin Kitaplığı: Kitap Yorumu
SaklamaKabı: Yurt Dışı Kapakları



kitabin künyesi


Tür: Fantastik, Macera, Mitoloji, Mizah
Goodreads Puanı: 3.96 (87,315 oy)
Orijinal Adı: Anansi Boys
Yayınevi: İthaki Yayınları
Çeviri: Murat Özbank
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 384
Karanlık, korkutucu ve büyülü dünyalara eğlence, mizah ve samimiyetle bambaşka bir tat kazandıran Neil Gaiman, bu kez okurunu, yeryüzü üzerinde söylenegelen tüm öykülerin sahibi örümcek-tanrı Anansi'nin ve çocuklarının macerasına kulak vermeye çağırıyor.

Her şey Şişko Charlie'nin, ölen babasının aslında bir tanrı olduğunu öğrenmesiyle başlar. Bu yetmezmiş gibi Şişko Charlie, Örümcek adında gizemli bir kardeşi olduğunu da öğrenir. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır; insanlar için de, tanrılar için de...


Yorumum

Sessiz, utangaç ve iyi kalpli Şişko Charlie Nancy'yle tanışın! Aslında tam olarak şişman olduğu söylenemez. Babasının ona taktığı bu isim üstüne yapışıp kaldığından ki babasının taktığı isimlerin son kullanma tarihi olmazdı, Şişko Charlie de artık ismini düzeltmekten vazgeçmişti.

Şişko Charlie, Güney Londra'da kendi halinde yaşayan bir muhasebeci. Nişanlısı Rosie'yle birlikte evlilik hazırlıklarını yaparken laf Şişko Charlie'nin ailesine gelince Rosie, Şişko Charlie ve babasının barışması için düğünden daha güzel bir fırsat olamayacağını düşünür. Nişanlısının da baskısıyla Şişko Charlie, babasının nerede olduğunu öğrenmek için Florida'daki eski komşularından Bayan Higgler'ı arar. Babasının ölüm haberini alan Şişko Charlie, cenaze töreni için Florida'ya gider. Babasının öldüğüne inanamayıp bunun babasının bir şakası olduğunu düşünse de cenazeye katılınca babasının gerçekten öldüğüne inanır. Şişko Charlie'ye şişko ismini takan, bulduğu her fırsatta onunla dalga geçen adamın, babasının öldüğüne inanması, babasına karşı olan olumsuz hislerini söndüremez tabii. Şişko Charlie'nin, Bay Nancy hakkında böyle ileri geri konuşmasına daha fazla katlanamayan Bayan Higgler da ağzındaki baklayı çıkarır.

"...ama onun hakkında bir insandan bahsediyormuşuz gibi yargıya varamazsın. Unutma, Şişko Charlie, baban bir tanrıydı."


Bu durumda, yarı-tanrı sayılan Şişko Charlie neden babası gibi mucizeler yaratamadığını sorduğunda ise daha bu şoku atlatamamışken ikinci bir şok dalgasına maruz kalır.

"Bütün o şeyler kardeşine geçti."

Babası bir tanrı, tamam!
Kendisi bir yarı-tanrı, bu da tamam!
Babasının bütün iyi özelliklerini kendinde toplayan bir kardeşi var, eh bu da tamam!

Her şey daha da karmaşık olamaz diye düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü bir örümcekle karşı karşıya gelen Şişko Charlie'nin dudaklarından -alkolün de etkisiyle- geri almayı delicesine isteyeceği sözcükler dökülüyor.

"Eğer kardeşimi görürsen... söyle ona bana bir uğrasın."

Şişko Charlie'nin tamamen zıttı olan kardeşi Örümcek, ertesi sabah kapıya dayanıyor ve Şişko Charlie'nin kendini bulma, ailesini tanıma macerası da bu kısımdan sonra başlıyor.

Neil Gaiman'ın esprili üslubuyla harmanlanmış karanlık kurgusu tarif edilemeyecek kadar iyi. Kitabın başındaki olayların hüzünlü bir yanı var fakat okudukça bu olayların eğlenceli olduğunu da keşfediyorsunuz. Charlie için üzülüyorken farklı bir açıdan bakınca, başına gelenleri komik bulmaya başlayabilirsiniz.

Kitabın olay örgüsü şaşırtıcı ve sürprizlerle dolu. Sonraki sayfalarda, sonraki bölümlerde neler olacağını merak etmekten kendinizi alamıyorsunuz. Buna bir de Gaiman'ın büyüleyici hayal gücü eşlik edince ortaya elinizden bırakamayacağınız bir roman çıkıyor.

Anansi Çocukları, başarısını kurgusu ve olay örgüsü kadar renkli karakterlerine de borçlu. Özgüven yoksunluğu çeken, utangaç Şişko Charlie'nin kendini keşfetmesini ve neleri yapabileceğinin farkına varmasını okumak keyifliydi. Aynı şekilde Örümcek'in o hovarda ve umursamaz tavırlarından sıyrılıp sorumluluk sahibi birine dönüşmesini okumak da ayrı bir zevkti. Bay Nancy, Charlie'nin nişanlısı Rosie, Rosie'nin annesi Bayan Noah, Daisy, Charlie'nin deyimiyle menopoz yaşını geçmiş yaşlı kadınlar çetesi üyelerinden Bayan Higgler, Bayan Dunwiddy, Bayan Bustamonte ve Bayan Noles, Grahame Coats, Maeve Livingstone ve tanrılar... Hepsi de kendine özgü özellikleriyle kitaba ayrı bir tat katıyor.


Anansi Çocukları'nı kaleme alan usta yazar Neil Gaiman'ı da unutmamak gerek, tabii. Neil Gaiman'ın eşsiz bir yazar olduğunu bilmek için bütün kitaplarını okumak gerekmiyor. Anansi Çocukları'nın ithaf sayfasını okumak, bunu anlamak için yeterli...

Kitap hakkında söyleyeceğim daha bir ton şey var ama yazıyı fazla uzatmak istemiyorum, zira içimde kelimelere dökemediğim kocaman bir Anansi Çocukları/Neil Gaiman aşkı mevcut. Kitabı neden okumanız gerektiğine gelince... Kitabı açtığınızda Neil Gaiman'ın o büyüleciyi, komik ve biraz da karanlık havasını solumak, kendinizi kitabın içinde kaybetmek isteyeceksiniz. Neil Gaiman hayranlarının kitabı gözleri kapalı alacağına eminim, henüz Neil Gaiman'ın hiçbir kitabını okumayanlar ise daha fazla vakit kaybetmeden sınırsız hayal gücüne sahip bu adamla tanışmalı. ^_^





Katkılarından dolayı İthaki Yayınları'na teşekkür ederiz!

post signature

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Yorum: Tahereh Mafi - Bana Dokunma (Shatter Me, #1) | Dex Şöleni


Tür: Aşk, Bilim Kurgu, Distopya, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 4.05 (39,042 oy)
Orijinal Adı: Shatter Me
Yayınevi: Dex Yayınları
Çeviri: Bilge N. Zileli Alkım
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 326
Juliette tam 264 gündür kimseye dokunmadı.

En son birine dokunması bir kazaydı. Ama Yeniden Kuruluş onu cinayetten içeri tıktı. Juliette'in dokunuşunun neden bu kadar ölümcül olduğunu kimse bilmiyor. Kimseye bir zarar vermediği sürece bu durum kimsenin de umurunda değil çünkü dünya zaten perişan durumda. Her gün yeni bir hastalık ortaya çıkıyor, gıda sıkıntısı had safhada, gökyüzünde tek bir kuş kalmadı ve bulutlar garip bir renkte.

Yeniden Kuruluş, yeni düzenin tek çare olduğunu iddia ettiği için Juliette'i bir hücreye kapattı. Hayatta kalan bir avuç insan ise savaş naraları atıyor. İşte bu yüzden Yeniden Kuruluş fikir değiştirmek üzere. Juliette onlar için mükemmel bir silah olabilir. Juliette, yeni düzenin tek silahı olabilir.

Juliette karar aşamasında. Ya bir silah olacak. Ya da bir asi.

Tahereh Mafi, Bana Dokunma'da yürek burkan bir romantizmle distopya türünü bir araya getiriyor. Juliette'in iç dünyasını yenilikçi bir üslupla metnine yansıtan yazar, okurları Juliette'in zihninin içine davet ediyor.
Bana DokunmaDex Şöleni kapsamında okuyup incelediğim bir diğer kitap; kitap fuarından aldığım Dex'lerden biri. Kitap, kapağı ve konusundan ziyade alışılmışın dışında yazım stiliyle ilgimi çekmişti. Zaten, kitap hakkında arka kapak yazısı ve farklı yazılış tarzı dışında hiçbir bilgim yoktu. Bu yüzden beklentilerimi düşük tuttum. Umduğumdan daha iyi bir kitapla karşılaşmış olsam da bazı olumsuzluklarının olduğunu düşünüyorum.

Kitap hakkındaki ilk izlenimlerim gayet olumluydu. Kurgusunun özgün, betimlemelerinin ayrıntılı ve derin olduğunu düşünüyordum. Hatta bu kitabı neden daha önce okumadığım için kendi kendime hayıflandığım bile oldu, ta ki son 50 sayfaya kadar... Bu kısımdan sonra kitap, bambaşka bir havaya büründü. Kurguyu, bu bölümden sonra gerçekten tanıdım ve bu X-Men havasındaki olaylar beni hayal kırıklığına uğrattı. Bununla, kitabın özgünlüğünü yitirdiğini düşünüyorum.

Kitap boyunca gerçekleşmeyen aksiyon kitabın son sayfalarında tavan yaptı. Keşke yazar, olaylardaki aksiyon dağılımını daha iyi ayarlayabilseydi. Son 50 sayfaya kadar özgün fakat aksiyondan yoksun gelişen kurgu yerine kitap, başladığı gibi biraz durgun ve ana karakterin iç yaşamına dönük devam etseydi ya da son 50 sayfada olan olaylar gibi kitabın başında da bu kadar çok coşku ve aksiyon bulunsaydı benden tam puan alacaktı.

Yazar, ana karakter olan Juliette'in içinden düşündüğü ve gerçek olan ama düşünmek istemediği cümlelerin üstünü çizerek alışık olmadığımız bir yazı stiliyle okuyucunun karşısına çıkmış. Bu ilginç yazım tarzını çok beğendim. Fakat kitapta yazıyla ilgili garipsediğim bir durum vardı: birçok yerde kelime tekrarları yapılmıştı. Bunun, basım hatasından mı yoksa Juliette'in uzun süre tek başına bir hastanede kalmasına bağlı gelişen OCD'den mi kaynaklandığını anlayamadım.

Yazarın sıradışı yazım tarzı kadar betimleme yeteneği ve kelime seçimleri de başarılıydı. Detaylı ve ince düşünülmüş betimlemeleri okurken sıkılmadım, aksine, tekrar tekrar okudum.

Eksikliklerinin olduğunu düşünsem de kitap, gayet iyiydi. Sanırım kitaba bayılmama sebebim son 50 sayfaydı. Aşk üçgeni ve bolca romantizm içeren distopik genç-yetişkin kitaplarını seviyorsanız Bana Dokunma'ya bir şans verin derim ;)



Güneş kibirli bir şeydi, bizi bezdirirken dünyayı ardında bırakıp giderdi. Ay ise sadık bir arkadaştı. Hiç gitmezdi. Daima oradaydı, bizi izlerdi, sadıktı, bizi aydınlık ve karanlık anlarımızda tanır, tıpkı bizim gibi sonsuza dek değişirdi. Her gün kendisinin farklı bir versiyonu olurdu. Bazen zayıf ve solgun bazen de güçlü ve ışık saçan bir ay olurdu. Ay, insan olmak ne demek, bilirdi.





post signature

18 Temmuz 2013 Perşembe

Yorum Cadısı 1 Yaşında! | Çekiliş Sonucu


Yorum Cadısı'nın 1. yılına özel düzenlenen çekiliş sonuçlandı. Katılımları kontrol ettiğimde ne yazık ki bazı kişilerin sahte hesaplarla çekilişe katıldığını gördüm. Bazı kişiler ise yaptığı paylaşımları kaldırmış veya blogu ve facebook/twitter sayfalarını beğenmekten/takip etmekten vazgeçmiş. Bu kişilerin katılımları iptal edildikten sonra kazanan, rafflecopter uygulaması tarafından random.org kullanılarak belirlendi.


Kazanan kişi Doğan Kaytan, tebrikler! 48 saat içinde yorumcadisi@hotmail.com adresine veya Yorum Cadısı'nın facebook adresine mesaj yoluyla iletişim bilgilerini göndermesini rica ediyorum. 

Katılan herkese çok teşekkürler :)

post signature

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Yorum: Veronica Roth - Uyumsuz (Divergent, #1)


Tür: Bilim Kurgu, Distopya, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 4.39 (340,373 oy)
Orijinal Adı: Divergent
Yayınevi: Artemis Yayınları
Çeviri: Uğur Mehter
Basım Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 512
Beatrice Prior'ın Chicago'sunda toplum, her biri belli bir erdemi yaşatmaya adanmış beş topluluğa bölünmüş durumda. Dürüstlük, Fedakarlık, Cesurluk, Dostluk ve Bilgelik. Her yıl, belli bir günde bütün on altı yaşındakiler, hayatlarının geri kalanında birlikte yaşayacakları grubu seçmek zorunda. Beatrice, hem ailesiyle kalmak, hem de kendi benliğini bulmak istiyor ama ikisini birden seçemez. Bu nedenle kendisi dahil, herkesi şaşırtan bir seçim yapıyor.

Genç yazar Veronica Roth heyecanlı seçimler, kalp kıran ihanetler, kan donduran sonuçlar ve beklenmedik aşklarla dolu karanlık bir geleceği anlatan gerilim serisinin ilk kitabıyla edebiyat sahnesine çıkıyor!
Uyumsuz, çıktığı günden itibaren okumak istediğim kitapların başındaydı. Kitaplığımda okunacak birçok kitabım olduğundan Uyumsuz'u edinmek için elimdeki kitapların bir kısmını bitirmeyi bekledim. Kitabı alınca da okumak için bir süre beklemek zorunda kaldım. Kitaba başlayıp bir çırpıda bitirince ise kendi kendime, kitaba başlamayı neden bu kadar çok ertelediğimi sordum durdum zira Uyumsuz, okuduğum en iyi ve en özgün distopyalardan biriydi.

Veronica Roth'un yarattığı dünya, bazı yönleriyle Açlık Oyunları'nı andırıyor. Her ikisinde de toplum, belirli kurallar baz alınarak farklı topluluklara bölünmüş durumda ve bu toplulukların başında baskıcı bir yönetici bulunuyor. Bir genç kız olan ana karakter ise bu yönetime karşı geliyor. İki serinin benzerlikleri bunlarla sınırlı. Uyumsuz, birkaç yönüyle akla Açlık Oyunları'nı getirse de aslında özgün bir kurguya sahip. Yazar, kurguladığı dünyayı ayrıntılarla ve gerçekçi betimlemelerle şekillendirmiş.

Karakterler de kurgulanan dünya gibi ayrıntılı bir biçimde işlenmiş. Tris, kendinden emin ve cesur kişiliğiyle favori bayan karakterlerim arasında yer aldı. Cesurluk yerleşkesindeki eğitmenlerden biri olan Dört'ün gerçek kimliğini keşfetmek ayrı bir keyifti ;) Ama kitapta en çok takdir ettiğim durum yazarın, Tris'i iki erkek arasında bırakmayıp Tris'in güçlü kişiliğini devam ettirmesi oldu. Tris ile Dört'ün aralarındaki duygusal bağın birden oluşmaması, bu yakınlaşmanın bütün kitaba yayılması da başka bir artı.

Yukarıdakilere ek olarak, kitabı böylesine bir çırpıda okutan etmenlerden birisi de kitabın sürükleyiciliğiydi. Yazar, merak unsurunu çok iyi kullanmış; okudukça sonraki sayfalarda ne olacağını merak etmekten alamadım kendimi. Kitapta şimdiki zaman kipi kullanılsa da, kitabın sürükleyiciliğinden olsa gerek, bunu kitabı okurken fark etmedim.

Kitabın kapağı ilgi çekici ve etkileyici. Kitabı bitirdikten sonra, Uyumsuz'u daha iyi özetleyecek bir kapağın bulunamayacağını anladım. Artemis Yayınları, kitabın orijinal kapağını kullanarak doğru bir tercih yapmış.

Uyumsuz, içinden çıkmak istemeyeceğiniz bir dünyanın kapılarını aralıyor. Romantizmin yerini aksiyonun aldığı bu distopik genç-yetişkin kitabına bayıldım! Distopya severlerin bu kitabı kaçırmaması gerektiğini düşünüyorum ^_^



Gözlerimi kırpıştırdığımda, beni yemekhaneye taşırken seyrettiğim başının tepesini hatırlıyorum. Koşarken attığı adımların yarattığı sarsılma hissini hatırlıyorum. İriyarı, sıcak ve sakar bir çocuk. Hayır, bir zamanlar öyleydi. Ölüm bu işte -şimdiki zamandan geçmiş zamana geçmeye ölüm deniyor.





post signature

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Yorum: Ally Condie - Eşleşme (Matched, #1)


Tür: Aşk, Bilim Kurgu, Distopya, Genç-Yetişkin
Goodreads Puanı: 3.76 (184,937 oy)
Orijinal Adı: Matched
Yayınevi: Delidolu Yayınları
Çeviri: Emine Ayhan
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 352
Toplumda, kimi seveceğine, nerede çalışacağına, ne zaman öleceğine görevliler karar verir.

Cassia, onların seçimlerine daima güvenmişti. Uzun bir hayata, harika bir işe, ideal bir eşe sahip olmak için neredeyse hiçbir bedel ödemek gerekmiyordu. Toplum, tüm bu seçimleri insanlar adına yapıyordu. Peki ya hayatlarımız gerçekten bize ait değilse? İşte, Eşleşme, tam da bu soru üzerine odaklanıyor. O güne kadar yapay bir cam fanusun içinde yaşadığını fark eden Cassia, direnerek ve ancak kendi seçimleri ile özgürlüğün geleceğini fark ediyor. Eşleşme, bir uyanış romanı; bilinen yegane hayat ile daha önce hiç kimsenin gitmeye cesaret edemediği bir yol arasında, yani mükemmeliyet ile tutku arasında.
Eşleşme, Türkçe edisyonu yayımlanmadan önce etkileyici kapağıyla ilgimi çekmişti. Kitaplığımda okunmayı bekleyen kitapların çokluğundan dolayı Eşleşme'yi ilk çıktığında alamamıştım. Kitap fuarındaki fırsatlardan yararlanıp kitabı geç de olsa edinmeyi başardım :)

Ally Condie'nin dünyasında Toplum, insanların neyi ne kadar yiyeceklerine, nerede ne zaman çalışacaklarına, kiminle evleneceklerine, ne zaman öleceklerine karar vererek onlara mükemmel bir yaşam sunuyor. Cassia da bu hayata sahip vatandaşlardan biri. Her genç gibi o da 17 yaşına gelince, gençlerin gelecekteki eşlerinin kim olduğunu öğrendiği eşleşme törenine katılıyor. Eşleştiği kişi aynı sokakta oturduğu, yakın arkadaşlarından biri olan Xander çıkıyor. Cassia, evine geldiğinde eşleştiği kişinin bilgilerinin bulunduğu çipi takıp çipte Xander'ın yerine Ky'ı görmeseydi Toplum'dan şüphe etmeyecekti. Görevlilerden biri Cassia'yı, bu durumun Toplum'dan kaynaklanmayan küçük bir hata olduğu konusunda uyarsa da, Cassia'nın zihnindeki o mükemmel Toplum imajı çatırdamaya başlıyor. Çipteki bilgilerin değiştirilmesi gibi bir hata zararsız olsa da Cassia, Toplum'un başka ne gibi hatalar yaptığını düşünüyor. Cassia gibi, milyonlarca insanın hayatına şekil veren, onlara yaşayabilecekleri mükemmel hayatı sunan Toplum, yoksa sanıldığı kadar kusursuz değil mi?

Başlarda Cassia'yı, Bildirge Üçlemesi'ndeki Anna'ya benzetmiştim; ikisi de hükümetlerine/toplumlarına güven duyan ve kendilerinden istenileni sorgulamadan yerine getiren birer genç kızdı. Fakat Anna, aslında her şeyin toz pembe olmadığını anladığı zaman bile içinde bir yerde eski itaatkar hâlini barındırmaya devam etmişti. Cassia ise bu kısımda Anna'dan ayrılıyor. Toplum'un o kadar da mükemmel olmadığını anlıyor ve başına gelen olaylar Cassia'yı Toplum'a karşı durmaya itiyor.

Yazarın kurguladığı dünya, ayrıntılarıyla işlenmiş. Fakat bu dünyanın arka planı zayıf kalmış. Toplum'un nasıl kurulduğuna ve dünyanın bu hale nasıl geldiğine değinilmemiş. Bu kısımların, serinin diğer kısımlarına bırakıldığını düşünüyorum.

Eşleşme, aksiyon dolu bir kitaptan ziyade sindirerek okunması gereken, duygu yüklü bir kitap. Kitabın dili basit ve sade; fakat betimlemeleri oldukça güçlü, Toplum'un hakim olduğu gelecek kolaylıkla zihinde canlandırılabiliyor. Karakterlerin duyguları ve bu duyguların okuyucuya yansıtılması da betimlemeler kadar güçlü ve başarılı.

Kitabın anlatımında, pek tercih edilmeyen şimdiki zaman kipi kullanılmıştı. Başlarda bunu biraz garipsesem de okudukça alıştım.

Kitabın kapağı ilgi çekici ve kitabı yansıtır nitelikte. Toplum'un belirlediği kurallarla etrafı çevrilen ve özgür iradenin olmadığı bir fanusun içinde yaşayan Cassia'yı çok güzel yansıtmış. Delidolu Yayınları'nın orijinal kapak kullanarak iyi bir seçim yaptığını düşünüyorum ;)

Eşleşme, duygusal yönü ağır basan bir distopya. Bir çırpıda okunabilecek bir kitap değil; kitaptaki bütün duyguların tadına vararak, yavaş yavaş okumalı. Bu yüzden herkesin sıkılmadan okuyacağını sanmıyorum.



Doğruyu söylemek; bu, tutturulması zor bir denge: Ne kadarını paylaşıp ne kadarını kendine saklayacağına, hangi gerçeklerin karşındakini yıkmayıp sadece inciteceğine ve hangisinin iyileşmeyecek kadar derin bir yara açacağına karar vermek zor..





post signature

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...