23 Temmuz 2013 Salı

Kitap Dostları, Kitap Tur #6 | Anansi Çocukları - Neil Gaiman | Alıntılar + Çekiliş


VI. turumuzun ikinci gününden herkese merhaba!
Anansi Çocukları'nı incelediğimiz turumuz hız kesmeden devam ediyor. Turun ilk gününü kaçıranlar için tur takvimini aşağıda paylaşıyorum. Yazının devamında Anansi Çocukları'ndan alıntıları ve tur kapsamında düzenlediğimiz çekilişi bulacaksınız. 
Keyifli okumalar, çekiliş için de herkese bol şans! ^_^


Tur Takvimi

22 Temmuz Pazartesi

SaklamaKabı: Kitap Yorumu
Yorum Cadısı: Kitap Yorumu
Mai Kalem: Ön Okuma
Yorum Durağım: Neil Gaiman Kitapları

23 Temmuz Salı

Yorum Durağım: Kitap Yorumu
Sihirbazın Güncesi: Karakterlerle Söyleşi
Tuğçe'nin Kitaplığı: Yazar Tanıtımı
Yorum Cadısı: Alıntılar

24 Temmuz Çarşamba

Mai Kalem: Kitap Yorumu
Sihirbazın Güncesi: Kitap Yorumu
Tuğçe'nin Kitaplığı: Kitap Yorumu
SaklamaKabı: Yurt Dışı Kapakları



Alintilar

Şarkılar kalıcıdır. Şarkılar süreklidir. Bir şarkı doğru söylendiğinde, imparatorları maskara eder, hanedanları devirir. Şarkıların anlattıkları olaylar ve insanlar, toprağa, düşe ve yokluğa karıştıktan çok sonra bile yaşamaya devam ederler. Şarkıların gücü budur.


Şişko Charlie çocukken Bayan Dunwiddy'yi ekvator Afrika'sında, iki ayağı üzerine daha yeni doğrulmuş insansı yaratıklara, kalın camlı gözlüklerinin üzerinden ayıplayarak bakarken tahayyül ederdi. Evrim sürecini henüz tamamlamış, tedirgin bir Homo habilis'e "Ön bahçemden uzak dur, yoksa kulağına kemeri yersin," derdi kadın.


Şişko Charlie birkaç tanrı adı hatırlamaya çalıştı. "Zeus?" diye sordu. Bayan Higgler, çaydanlığın suyun kaynamasını zapt etmeye çalışması gibi bir ses çıkardı. Şişko Charlie, Zeus'un yanlış cevap olduğuna kanaat getirdi. "Eros?" Kadın, patlama gibi başlayıp kıkırdamayla biten bir ses daha çıkardı. "Babanın, tüylü bir alt bezi dışında çırılçıplak, elinde kocaman bir yay ve ok tutan halini gözümün önüne getirdim de..." Biraz daha kıkırdadı. Sonra biraz kahve içti. "Tanrıyken," dedi, "o zamanlar ona Anansi derlerdi."


Öyküler örümcekler gibidir, uzun bacakları vardır ve öyküler aynı zamanda örümcek ağı gibidir; insan onlara yakalanır ama sabah çiğinde bir yaprağın altında, zarifçe birbirlerine nasıl bağlandıklarını görmek de çok güzeldir.


"Ben dünyanın gelmiş geçmiş en güçlü, en kuvvetli, en muhteşem adamıyım," demiş Anansi zift adama. "Aslan'dan daha yırtıcı, Çita'dan daha hızlı, Fil'den daha güçlü, Kaplan'dan daha korkuncum."


Örümcek, şimdiye kadar, tanrıların farklı olduğuna inanmıştı hep: Tanrıların vicdanları olmazdı, vicdana ihtiyaçları da yoktu. Bir tanrının üzerinde yaşadığı dünyayla ilişkisi, oynadığı bilgisayar oyununun tüm yapısını ve oyunu kandırabilecek tüm hileleri bilen bir oyuncunun, o oyunla kurduğu bağ kadar duygusal olabilirdi en fazla.


"Hayatın anlamı, avının ağzında bıraktığı tat, dişlerinin arasında öğüttüğün et, düşmanının kalanını da leş yiyiciler bitirsin diye güneş altında bıraktığın cesedidir. Hayat budur. Ben Kaplan'ım ve Anansi'den çok daha güçlü, çok daha büyük, çok daha tehlikeli, kuvvetli, acımasız ve bilgiliyim..."


Eski öykülerde, Anansi de, tıpkı sizin benim gibi kendi evinde yaşar. Tabii açgözlüdür, şehvet düşkünüdür, hilecidir ve yalan söyler. Ama iyi kalplidir, şanslıdır ve hatta bazen, dürüsttür de. Bazen iyidir, bazen de kötü. Ama hiçbir zaman şeytansı bir kötücüllüğü yoktur.


Çoğu zaman Anansi'den yana olursunuz, çünkü  bütün öyküler Anansi'ye aittir. Öyküleri ona Mawu vermiştir. Çok eskilerde, dünyanın şafak vaktinde, Mawu, öyküleri Kaplan'dan alıp Anansi'ye vermiştir ve o gün bugündür öyküleri ince ince Anansi örer.


Var olan ve var olacak her kişinin bir şarkısı vardır. Birinin yazdığı bir şarkı değildir bu. Kendine ait bir melodisi vardır. Çok az insan kendi şarkısını söyler. Birçoğumuz, seslerimizin şarkımızın hakkını veremeyeceğini, ya da şarkımızın sözlerinin çok aptalca, ya da çok dürüst, ya da çok garip olduğunu düşünürüz. Dolayısıyla insanlar şarkılarını söylemek yerine, onu yaşarlar.


"Kuşlar," dedi Örümcek, "son dinozorlardır. Onlar kanatlı kan emicilerdir. Savunmasız sürüngenleri ve kabuklu yemişleri ve balıkları ve diğer kuşları yerler. Yavru solucanları götürürler. Masum gibi görünürler, ama kuşlar son derece habis yaratıklardır."


Madenin içinin bu kadar sessiz olması hayret verici, diye düşündü Şişko Charlie. Bulundukları yerin kendine has bir sessizliği vardı sanki. Farklı sessizlik biçimleri olup olmadığını merak etti. Mesela mezar sessizliği, uzayın sessizliğinden daha mı farklıydı acaba?


Şişko Charlie babasının mezarına baktı. "Orada mısın?" dedi yüksek sesle. "Eğer oradaysan, dışarı çık. Seninle konuşmam lazım." Çiçekli mezar taşına yaklaştı ve başını öne eğerek baktı. Tam olarak ne olmasını beklediğini o da bilmiyordu -topraktan bir elin çıkıp bacağını kavramasını filan, belki de- ama bir o kadar emindi ki bir şey olacağından."


"...Bazı insanlar, ilk aletin bir silah olduğunu düşünür, ama tam tersine, insanlar önce aletleri düşündüler. Kol değneği hep sopadan önce geldi. Çünkü artık insanlar Anansi öyküleri anlatıyorlar ve kendilerini nasıl öptürebileceklerini, daha akıllı ve daha komik olarak bir şeyi nasıl elde edebileceklerini düşünmek zorundalar. İşte insanların kendi dünyalarını yaratmaya başlaması da böyle oldu."


Öyküler de ağlar gibidir, her bir iplik diğerine bağlanır ve siz öyküleri takip ede ede merkeze ulaşırsınız. Çünkü merkez sondur.



ÇEKILIS


post signature

2 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...