13 Mayıs 2013 Pazartesi

Yorum: Ilsa J. Bick - Gölgeler (Ashes Trilogy, #2)


Kitabın Adı: Gölgeler
Yazarı: Ilsa J. Bick
Yayınevi: Dex Yayınları
Orijinal Adı: Shadows
Çeviri: Barış Emre Alkım
Basım Yılı: Aralık 2012, 1. Baskı
Sayfa Sayısı: 504

   Serinin ilk kitabı Küller, okuduğum ilk Dex kitaplarından biriydi. Hem kapağı hem de kurgusuyla ilgimi çekmişti, kitabı keyifle okumuştum. Gölgeler için de aynı şey geçerli, kitabın hissettirdiği duyguların yoğunluğu ve kitaptaki bazı sürpriz gelişmeler sayesinde Gölgeler'i daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.
Devamı spoiler içerir.
   Gölgeler, Küller'in kaldığı yerden devam ediyor. Alex, Jess ve Nathan'ın birazcık zorlamasıyla kasabadan ayrılmıştı. Jess'in tarif ettiği patikayı izleyince bir grup Değişmiş'in, kitaptaki bir diğer deyişle Chuckylerin, yanına varmıştı. Kitap boyunca Alex'in, Değişmişler'le seyahat etmesini ve hayatta kalmaya çalışmasını okuyoruz. Chris ise yaralandığı için bir süre dinlenmek zorunda kalıyor fakat sonrasında gelişen olaylar nedeniyle Rule'dan kaçıyor. Yanına Lena ve Doktor Kincaid'i alan Chris, eskiden Rule'dan ayrılan çocukların yaşadığı en yakın yerleşim merkezi olan Oren'e doğru yola çıkıyor. Bir pusuda yaralandıktan sonra Bağışlanmışları, yani değişmemiş gençleri, üzerlerinde deney yapabilmek için arayan ordunun eline düşen Peter, burada hayatta kalmaya çalışıyor. Küller'de, Alex'in yardım çağırmak için ayrılmasından sonra kendisinden bir daha haber alamadığımız Tom'un ağzından anlatılan birçok bölüm mevcut. Bir süre bir ailenin yanında kalan Tom, gelişen bazı olaylar sebebiyle yollara düşmek zorunda kalıyor ve Alex'i aramaya başlıyor.
   Küller'i okuyalı neredeyse bir yıl olduğu için başlarda, karakterleri ve yarım kalan olayları hatırlamakta çok zorlandım. Bir süre daha okumaya devam ettiğim halde bazı olayları hatırlayamadığımı fark edince çareyi Küller'in son 15-20 sayfasını okumakta buldum.
   Kitapta bazı cümleler, özellikle Alex'in bölümündekiler, beni biraz rahatsız etti. Gelecek zamanın hikayesi şeklinde kurulan cümleleri -"...yapacaktı." ya da "...öğrenecekti." şeklinde- garipsedim.
   Yukarıdakiler dışında başka bir olumsuzluk göremedim. Birçok karakterin yollara düşmesinin monotonluk ve durgunluk yaratacağını düşünmüştüm fakat tam tersi oldu. Gölgeler, Küller'e oranla daha fazla aksiyon dolu olay içeriyor. Olaylar birçok kişinin ağzından anlatılıyor ve bu bölümler en heyecanlı yerlerde kesildiği için bir bölümün heyecanı bitince diğerininki başlıyor; tempo hiç düşmüyor.
   Gölgeler'de baskın olan bir diğer unsur, duygulardaki yoğunluktu. Kitap, Küller'e kıyasla daha çok vahşet, kan ve ölüm içeriyor. Bunu, kitabın zombilerle dolu olmasına bağlayabiliriz sanırım.
   Yazar, zombilerin vahşetini hiç çekinmeden yazmış. Bu kısımları okurken tüylerim ürperse de kendimi okumaktan alıkoyamadım; hatta tam aksine bu kısımlar, okumaktan en çok zevk aldığım kısımlardı. Bunun nedeni yazarın, bu kısımları yazarken kullandığı çarpıcı üslubu olsa gerek.
   Sonuç olarak, kitap son derece sürükleyici ve akıcıydı. Orijinal bir kurgu ve yazarın çarpıcı diliyle Gölgeler, tadından yenmeyen bir roman. Serinin ilk kitabı Küller'i okuyanların, Gölgeler'i kaçırmayacağını düşünüyorum. İçinde bolca macera ve gizem bulunduran kıyamet sonrası temalı kitapları sevenler de Küller Üçlemesine bir göz atmalı ;)

Kitaptan küçük bir alıntı:
Avucunu göğsüne bastırdı, kalbinin güçlü atışlarını hissetti. Ne zaman Alex'i düşünse duyduğu acı, canını yakıyordu. Kederden öte, hüzünden keskin bir acıydı bu. Özlemdi. İhtiyaçtı. Bir şeylerin bitmediği hissiydi ve asla da bitmemesini umuyordu. Alex'i kaybettiğine inanmayı reddediyordu.
-Sayfa 23



ARKA KAPAK



post signature

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...